Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Yol ve Yolculuklar

Hangisi daha uzundur? İnsanın doğumla ölüm arasında yürüdüğü ömür yolu mu, yoksa kendi ruhuna, kendi benliğine yaptığı yolculuk mu? Bana kalırsa asıl uzun olan ikincisidir… Çünkü insan dünyayı dolaşabilir, şehirler, ülkeler, kıtalar aşabilir; fakat çoğu zaman kendi içine bir adım bile atamaz. Ken

0 görüntülemeyeniduzen.com
Yol ve Yolculuklar
Paylaş:

Hangisi daha uzundur? İnsanın doğumla ölüm arasında yürüdüğü ömür yolu mu, yoksa kendi ruhuna, kendi benliğine yaptığı yolculuk mu? Bana kalırsa asıl uzun olan ikincisidir… Çünkü insan dünyayı dolaşabilir, şehirler, ülkeler, kıtalar aşabilir; fakat çoğu zaman kendi içine bir adım bile atamaz. Kendine doğru çıkılan yolculuk, haritasız bir denizde yol almaya benzer. Limanı belirsizdir, pusulası vicdandır ve fırtınaları insanın kendi içindedir Ne gariptir ki çoğu insan, bırakın bu yolculuğa çıkmayı, onun varlığının bile farkında değildir Hayat; okul, iş, evlilik, çocuklar, emeklilik ve ardından sessizce kapanan bir perde olarak görülür Toplumun çizdiği güzergâh takip edilir. Soruların yerini alışkanlıklar, merakın yerini gelenekler alır. İnsan çoğu zaman yaşadığı hayatın sahibi olmaktan çok, ona biçilen rolün oyuncusu olur Oysa Sokrates yüzyıllar önce, “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” derken tam da buna işaret ediyordu. İnsan yalnızca yaşamak için değil, yaşadığını anlamak için de vardır Bu hayat bize ne anlatmaya çalışıyor? Aynadaki surete bakıp kaç kişi gerçekten kendine şu soruyu soruyor: “Ben kimim ve olmak istediğim kişi miyim?” Çoğu insan bu yüzleşmeden korkuyor. Çünkü insanın kendisiyle karşılaşması, dünyanın geri kalanıyla karşılaşmasından çok daha zordur Nietzsche; insanın aşılması gereken bir varlık olduğunu söyler Belki de bu yüzden birçok kişi alışılmış kalıpların güvenli duvarları arasında yaşamayı tercih eder. Çünkü değişmek cesaret ister, sorgulamak bedel ister, kendi hakikatini aramak ise yalnız kalmayı göze almayı gerektirir Toplumun görünmez cetvelleri vardır Belli bir yaşta okumalı, belli bir yaşta işe girmeli, belli bir yaşta evlenmeli, belli bir yaşta çocuk sahibi olmalı vs… Ve eğer bu sıralamanın dışına çıkarsanız, sorular başlar: “Neden hâlâ okumuyorsun?” “Neden çocuk yapmadın?” Oysa insan hayatı bir fabrika bandı değildir. Her ruhun zamanı farklı akar. Kimi yirmisinde yolunu bulur, kimi ellisinde yeniden doğar Okumanın yaşı yoktur Yirmisinde okuyamayan kırkında okuyabilir Kırkında okuyamayan altmışında üniversite sıralarına oturabilir Bilginin takvimi yoktur Aşkın da yaşı yoktur Hatta evlenmek zorunlu bir kader değildir Belki de asıl mesele evlenmek değil, sevmenin ve paylaşmanın anlamını kavrayabilmektir İnsan ne istediğini bildiği sürece her yaş yeni bir başlangıcın kapısı olabilir Çünkü hayat, takvim yapraklarının değil, insanın içindeki ateşin ölçüsüyle ilerler Bugün dünyada bu kadar mutsuz insanın ve mutsuz çocuğun bulunmasının sebeplerinden biri de belki budur. İnsanlar kendilerini tanımadan, eksik yanlarını görmeden, iç yolculuklarını tamamlamadan yeni hayatlar kurmaya çalışıyorlar Oysa çocuk yetiştirmek, bu dünyanın en zor ve en kutsal yolculuklarından biridir Bir insana can olmak… Bir ruhun büyümesine eşlik etmek… Bir geleceği ellerinde taşımak… Bundan daha büyük bir sorumluluk var mıdır? Fakat insan kendi karanlığını tanımadan başka birinin ışığını nasıl koruyabilir? Kendi yaralarını görmeden başkasının yarasına nasıl merhem olabilir? Kendini tamamlayamamış bir insan, başka bir hayatın tamamlanmasına ne kadar yardımcı olabilir? Belki de bütün mesele burada düğümleniyor İnsan önce kendine doğru yürümeli Kendi sessizliğini dinlemeli Kendi korkularıyla konuşmalı Kendi hakikatinin kapısını çalmalı Çünkü dünyadaki en uzun yol, kilometrelerle ölçülen yollar değildir En uzun yol; İnsanın kendine varma yoludur Ve o yolculuk başladığında insan artık sadece yaşamaz Belki de hayatın bütün anlamı tam olarak burada gizlidir Kendi adıma, kırklı yaşların eşiğine göz kırpan biri olarak şunu söyleyebilirim ki; her yeni yaşımda kendimden başka bir parçayla tanışıyorum. Dün doğru bildiğimi bugün yeniden sorguluyor, dün görmediğim bir yanıma bugün ışık tutuyorum “Peki, ruhumu ve benliğimi tamamen tanıdım mı?” diye sorarsanız, buna gönül rahatlığıyla “evet” diyemem Çünkü insan ruhu bir defada keşfedilen bir kıta değildir. O, tanıdıkça derinleşen, derinleştikçe yeni kapılar açan, her mevsimde başka bir yüzünü gösteren sonsuz bir özdür. Yaşadığımız her deneyim, sevdiğimiz her insan, atlattığımız her fırtına ruhumuzun bilinmeyen bir köşesini biraz daha görünür kılar Belki de hayatın sırrı kendimizi tamamen bulmakta değil, kendimizi aramaktan hiç vazgeçmemektedir Çünkü insanın kendine yolculuğu varılacak bir menzil değil, ömür boyu sürecek bir keşiftir Ve belki de en büyük başarı; toplumun bizden beklediği kişi olmak değil, yıllar geçtikçe kendi hakikatimize biraz daha yaklaşabilmektir Ömür dediğimiz şey belki de kendimizi bulmak için bize verilmiş kısa bir zaman; ruh dediğimiz şey ise; o zamanın içine sığmayacak kadar derin bir sonsuzluktur Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın…

Diğer Haberler