Tenqri
Ana Sayfa
Sağlık

Yeni İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış: Gelecekte cerrah bulamayabiliriz; sağlıkta daha halkçı bir kaynak dağılımı ve gençlere ulaşmamız şart! | T24

Türkiye’nin önde gelen, dünyada da tanınan beyin cerrahlarından Prof. Dr. Talat Kırış, Demokratik Katılım Grubu’yla girdiği İstanbul Tabip Odası seçimlerini kazanmasının ardından açıklamalarda bulundu. Sağlık sistemindeki sorunları ve olası çözüm önerilerini sıralayan Kırış, mevcut sağlık sisteminin

0 görüntülemet24.com.tr
Yeni İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış: Gelecekte cerrah bulamayabiliriz; sağlıkta daha halkçı bir kaynak dağılımı ve gençlere ulaşmamız şart! | T24
Paylaş:

Türkiye’nin önde gelen, dünyada da tanınan beyin cerrahlarından Prof. Dr. Talat Kırış, Demokratik Katılım Grubu’yla girdiği İstanbul Tabip Odası seçimlerini kazanmasının ardından açıklamalarda bulundu. Sağlık sistemindeki sorunları ve olası çözüm önerilerini sıralayan Kırış, mevcut sağlık sisteminin hem hekimleri hem de hastaları memnun etmediğini vurguladı Kırış, kamu kaynaklarının giderek yüksek oranlarda özel sektöre aktarılmasına ve şehir hastanelerine yönelik eleştirilerde bulunurken, “Daha iyi bir sağlık sisteminin inşası milli gelirden sağlığa aktarılan payın artırılması ve bu kaynağın daha kamucu, halkçı bir anlayışla bölüştürülmesiyle mümkün” dedi Kamu hastanelerinde performansa dayalı sistemin hekimler üzerinde baskı yarattığını ifade eden Kırış, bu sistemin sonuçlarından birinin de ‘sağlıkta şiddet’ olduğunu ifade ederken, “Şiddeti doğuran ortam iyi analiz edilmeli, yalnızca cezayla şiddet bitmez” dedi. Kırış, artan beyin göçü hakkında da konuşurken, “Beyin, kalp, çocuk cerrahisi gibi riskli alanları kimse istemiyor. Risklerin tüm sorumluluğunu hekimin üzerine yıkmaya kalkarsanız, gelecekte bu ameliyatları yapacak kimseyi bulamayız” değerlendirmesini yaptı Kırış, İstanbul Tabip Odası olarak ‘hekim haklarının yanı sıra toplumsal olaylara karşı da ses yükseltmeye devam edeceklerini’ belirtirken, “Eğer bu siyaset olarak algılanıyorsa bu siyasete devam edeceğiz” ifadelerini kullandı Kırış, gençlere ulaşma konusunda zayıf kaldıklarını ve gençlerin Tabip Odası’na katılımı konusunda yoğun çalışma yürüteceklerini ifade etti. İki yıl boyunca Demokratik Katılım Grubu ile Tabip Odası yönetimini yürütecek olam Kırış, yol haritalarına dair, “’Eksikliklerimiz ne, neden gençlere yeterince ulaşamıyoruz, başka bir dil, başka bir yaklaşım mı geliştirmeliyiz?’ sorularının peşinde ilerleyeceğiz” dedi 19 Nisan 2026'da gerçekleşen İstanbul Tabip Odası (İTO) seçimlerinde Demokratik Katılım Grubu'nun adayı Prof. Dr. Talat Kırış; Türk Hekimleri Birliği Grubu'nun adayı Prof. Dr. Salih Aydın ve Değişim Grubu'ndan Dr. Nedim Uzun'a karşı 5 bin 99 oyla başkan seçildi İki yıl boyunca İTO Başkanı olarak görev yapacak olan beyin cerrahı Prof. Dr. Kırış, sağlık sistemindeki problemleri ve çözüm önerilerini ve Demokratik Katılım Grubu’nun yeni yönetiminin hedeflerini T24’e anlattı T24’ün yönelttiği sorular ve Kırış’ın yanıtları şöyle: Seçim kampanyanız sırasında sıklıkla ‘Türkiye'deki hekimler, sağlık çalışanları ve hastalar mutsuz’ dediniz. Bu mutsuzluğun temel nedeni sizce ne? Aslında temelleri Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından önce atılan, ancak bu dönemle birlikte hızlanarak bugünkü noktasına ulaşan Sağlıkta Dönüşüm Politikası; özünde kamu hizmeti olarak sunulması gereken sağlık hizmetinin özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi ve metalaştırılması süreci… Yıllar içinde pek çok özel hastanenin açılması ve kamunun bu kurumlarla anlaşmalar yapmasıyla birlikte, eskiden sağlık ocağı, devlet hastanesi ve üniversite hastanesi ekseninde yürüyen sisteme özel hastaneler de ortak edildi; bu durum kamu kaynaklarının giderek artan bir oranda özel sektöre aktarılmasına yol açtı Gelinen noktada hekimler bu hastanelere bir nevi mahkûm edildi, güvenceli çalışma ortamları ise yıprandı. Kamuda yürürlüğe giren performans sistemiyle birlikte, belirli bir geliri elde edebilmek için yoğun bir tempo ve özel hastanelerde de ciro baskısı altında çalışma zorunluluğu ortaya çıktı. Oysa ideal olan, sağlık hizmetinin gerekli standartlarda ve herkese ücretsiz olarak sunulabilmesi… Bugün gelinen aşamada kamuda muayene süreleri beş dakikaya kadar düştü, kamunun anlaşma yaptığı hastanelerde ise pek çok tıbbi işlem denetimsiz şekilde yürütülür hale geldi. Yenidoğan skandalı ile gün yüzüne çıkan bu durum, muhtemelen buzdağının sadece görünen kısmı Bu sistemin bir diğer sonucu da sağlıkta şiddetin artması. Mevcut tablodan memnun olmayan hastalar, yaşadıkları sıkıntıların sorumlusu olarak doktorları ve sağlık personelini görmeye başladı. Hemşirelerden ebelere, sağlık teknisyenlerine kadar tüm sağlık çalışanları ekonomik olarak zor koşullarda ve mutsuz bir şekilde çalışıyor. Özetle, son 25 yıllık süreçte her şeyin daha iyiye gitmesi beklenirken maalesef tablo daha da kötüleşti. Şehir içindeki hastanelerin kapatılarak kaynakların şehir hastanelerine aktarılması da bu olumsuz gidişatı derinleştiren bir diğer etken oldu ‘Tıp öğrencileri TUS değil Almanca çalışıyor’ açıklamanız aslında ciddi bir beyin göçüne işaret ediyor. Bu eğilimi tersine çevirmek için somut olarak ne yapılmalı? Tıp Fakültesi’nden yeni mezun olan genç bir arkadaşımız üzerinden örnek verecek olursak; kendisi staj sürecinden sonra Almanya’ya giderek ihtisasa başladı ancak orada da pek mutlu değil. İstanbul gibi bir şehirden Almanya’nın küçük şehirlerine gidildiğinde sosyal hayatın akşam beşe kadar sınırlı olması, uyum sağlamayı zorlaştırıyor. Buna rağmen gitme gerekçesi, geleceğine güvenle bakabilmesi… Çocuğunun eğitiminin ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz ve garantide olması, ihtisasını bitirdiğinde güvenli bir ortamda çalışacağını ve kendini geliştirme imkânlarının bulunacağını bilmesi, onu, onları bu tercihe yönlendiriyor Bu durumun tersine dönmesi ancak daha iyi bir sağlık sisteminin inşasıyla mümkündür. Bunun yolu ise milli gelirden sağlığa aktarılan payın artırılması ve bu kaynağın daha kamucu, halkçı bir anlayışla bölüştürülmesi… Mevcut sistem tamamen piyasa koşullarına göre yürümekte; bundan kurtulmamız şart. Ancak o zaman hekimler güvenli ortamlarda çalışabilir ve bugün emekliliğe yansımayan performans bazlı ödemeler yerine, gelecekte de haklarını koruyan ücretler alabilirler. Hastalara da çağdaş tıbbın gerektirdiği standartlarda bakılabilir Son dönemde çıkan yönetmeliklerle, bir yandan hekimin hakkı olan muayenehanelerin kapatılması isteniyor, bir yandan da özel hastanelerde şirket kurup hastaneye fatura kesme yerine, bordrolu çalışma modeli tartışılıyor. Bizler bordrolu çalışmayı savunageldik; fakat hekimlerin bu modelde hak ettikleri ücretleri alıp alamayacakları ya da özel hastanelerde ciddi bir gelir kaybı yaşayıp yaşamayacakları, sistemin nasıl uygulanacağı hâlâ büyük bir soru işareti. Bu konuyu görüşmek üzere 12 Mayıs’ta özel hekimlik komisyonu ve hukuk büromuzla özelde çalışan tüm hekimleri davet ettiğimiz bir toplantı yapacağız Özetle çözüm; sağlığa ayrılan bütçenin planlı bir şekilde yönetilmesi. Şu an bütçenin önemli bir kısmı şehir hastanelerine gidiyor ve bu durumun 25 yıl boyunca artarak süreceği öngörülüyor. Bu kaynak dağılımı değişmediği müddetçe ne hekime ne sağlık personeline ne de hastane yatırımlarına ayrılan pay yeterli olacak Şehir hastanelerine ayrılan bütçenin yüksekliğini eleştirdiniz ve Bakanlığın tutumu da birçok kişi tarafından eleştiriliyor. Bir tarafta da Bakanlık, Şehir Hastanesi yatırımlarına devam edeceğini ifade ediyor. Bu modelin sağlık sistemine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Şehir hastaneleri modeli, yanlışlığının bizzat idareciler tarafından da fark edilmesiyle birlikte durduruldu. Başlangıçta 34 adet planlanan bu hastanelerin ancak 17-18 tanesi yapılabildi; çünkü bu sistemin sürdürülemez bir ekonomik yük oluşturduğu anlaşıldı. Gelinen noktada devlet, hastanelerin bizzat kamu eliyle yapılması gerektiği noktasına geri dönmek zorunda kaldı. Bu modeldeki temel sorun, devletin bütçeden pay ayırmadan modern hastaneler inşa ettirme arzusuyla işi özel firmalara devretmesi. Bu süreçte hazine arazileri firmalara bedelsiz tahsis edildi, firmanın projeyi gerçekleştirmek için yurt dışından alacağı kredilere ise yine devlet kefil oldu. Sayıştay raporlarında gördük ki, olası hukuki ihtilaflarda, yatırımcıların talebi doğrultusunda Türk mahkemeleri yerine Londra mahkemelerinin yetkisi dahi kabul edilmiş Dünyada benzeri olmayan bir ölçekte inşa edilen bu devasa yapılar için devlet, firmalara yüzde 70 doluluk garantisi verdi ve kendi arazisi üzerine kurulu bu binalar için döviz cinsinden yüksek kiralar ödemeye başladı. Sağlık bütçesinin yaklaşık yüzde 10’unu yutan bu sistem, her yıl milyarlarca liranın aktarıldığı ekonomik bir kara deliğe dönüşmüştür. Gazeteci Çiğdem Toker'in de detaylarıyla kaleme aldığı bu süreç, sadece bütçeyi değil, şehrin yerleşik düzenini de olumsuz etkiledi. Zira devasa şehir hastanelerine hasta yönlendirebilmek amacıyla, merkezde bulunan ve halkın kolayca ulaşabildiği pek çok devlet hastanesi kapatıldı ya da atıl hale getirildi Günümüzde ise yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, şehirlerin en değerli noktalarında bulunan bu eski hastane arazilerinin satışa çıkarılması gündemde. Her ne kadar bu alanların atıl olduğu iddia edilse de CHP Milletvekili Kayıhan Pala, Meclis'te yaptığı konuşmada Bursa örneği üzerinden buraların hâlâ aktif olarak poliklinik hizmeti verdiğini belgeleriyle ortaya koydu. Sonuç olarak, merkezdeki devlet hastaneleri kapatılarak halk şehir dışındaki, ulaşımı zor ve alışveriş merkezi mantığıyla işletilen yapılara mahkûm edildi. Bu modelin mucidi olan İngiltere’nin dahi kısa zamanda verimsiz bulup vazgeçtiği bu sistemden Türkiye de sonunda dönmüş olsa da mevcut sözleşmeler nedeniyle bu ağır bedel 25 yıl boyunca ödenmeye devam edecek ‘Tabip Odası tüm hekimlere kapısını açmıştır’ diyorsunuz. Buna rağmen odanın kapsayıcılığına dair eleştiriler de sürüyor. Bu algıyı değiştirmek için ne yapacaksınız? Sahadan gelen eleştiriler arasında, bizim hekimlerin meselelerinden ziyade daha çok siyasetle uğraştığımız yönünde bir görüş var. Ancak bu, gerçekten doğru değil. Bir önceki yönetimin çalışma temposuna baktığımızda, hekimlerin sorunlarıyla ne kadar ciddi uğraşıldığını görüyoruz; protestolar yapıldı, raporlar yazıldı , davalar açıldı, hukuk büromuz hekimlere her türlü desteği verdi. Sanırım biz bu yapılanları hekim camiasına yeterince anlatamadık Tabip Odası 1 Mayıs’ta yürüdüğü zaman bu göze batıyor, ama diğer çalışmalar o kadar görünmüyor. Neticede bu bizim bir eksikliğimiz, demek ki kendimizi tam ifade edememişiz. Özellikle genç hekimlerle iletişim kurma konusunda zayıf kaldığımızı kabul etmek lazım. Kendi mezun olduğum zamanı, 40 yıl öncesini hatırlıyorum; tıbbiyeyi bitirdiğimizde İstanbul Tabip Odası’na üye olmaya koşa koşa giderdik. Bu bize gurur ve mutluluk veren bir şeydi Bu aidiyet duygusunu yeniden kazandırmamız gerekiyor. Bunun için hem akademik hem de sosyal anlamda daha fazla bağ kuracak, daha çok konuşacağız. Gençlere ulaşmak için günümüzün en etkili kanalı olan sosyal medyayı daha aktif kullanacağız. Kafamızda eğitimler, kurslar ve sosyal etkinlikler gibi pek çok proje var ama sadece kendi bildiğimizi yapmayacağız; onlara da "Sizin bizden talebiniz nedir, neler yapabiliriz?" diye soracağız. Onları davet edecek, sürece dahil edeceğiz Çok yeniyiz ama bu adımları hızla hayata geçireceğiz. Bunu yapmak zorundayız çünkü başka bir yol görünmüyor. Genç meslektaşlarımızın İstanbul Tabip Odası ile yakınlaşması şart. Eğer bugüne kadar o bağ kurulamadıysa bu kesinlikle onların suçu değil; ben bunu tamamen kendi eksikliğimiz olarak görüyorum Seçimden bir gün önce iktidara yakın olan gruplar ittifak yapma kararı almıştı, siz de bu grupların ittifakına tepki göstermiştiniz. Bu ittifak seçim süreci anlamında sizce ne anlatıyor, ittifakın seçim sürecini nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? İttifak yapılmasına bir tepki göstermedim; isteyen istediğiyle ittifak yapabilir, seçime dilediği şekilde girebilir. Benim tepkim aslında şunaydı; karşımızda Değişim Grubu ve Türk Hekimleri Birliği adında iki grup vardı. Uzun süre sosyal medyadan bizi eleştiren yayınlar yaptılar, her iki grup da çok güçlü olduğunu ve seçimi kazanacağını ayrı ayrı söyledi. İlginç olan şu ki; biz basın toplantısıyla hem programımızı hem adaylarımızı ilan ettik, merkez delegasyonu için ön seçim yaparak demokratik bir şekilde ortaya çıktık. Fakat karşımızdakilerde seçime iki gün kalana kadar başkan adayları dışında ortada hiçbir şey yoktu. Son anda birleştiler, buna da bir itirazım yok Asıl itiraz ettiğim nokta, iki ayrı liste gibi görünüp aslında aynı isimlerin sunulmasıydı. Bu seçimlerde pek rastlanan bir durum değil; sadece isimlerin yerleri değişmişti. Bir listede birinci sırada A varken diğerinde B vardı, ancak kadro tamamen aynıydı. Kendi tabanlarına da bunu anlatamadılar diye yorumluyorum. Ayrı liste çıkarmış gibi yapıp aslında aynı isimleri sunmalarına genel kurul öncesi "takiye" dedim, bu söze çok kızdılar; ben de genel kurulda “Hadi ‘takiyeyi’ geri alayım, ‘iki yüzlülük’ diyeyim ama ona da bozulursunuz bari ‘kendini olduğundan farklı göstermek’ diyeyim” dedim. Sonuçta açıkça çıkıp "Biz birleştik, tek liste giriyoruz" demeleri gerekirdi Bence bu durum iki yönden geri tepti. Birincisi, bize oy verenler bu tabloyu görünce konsolide oldu ve bizi desteklemek için daha kalabalık bir şekilde seçime geldi. İkincisi, kendi tabanları da bu yaklaşımdan hoşlanmadı Bir de çok tatsız bir olay daha yaşadık. Seçimden birkaç hafta önce üç grup bir araya gelip, masraf olmasın ve çevre kirliliği yaratmasın diye yollara pankart asmamak üzere centilmenlik anlaşması yaptık. Biz bu karara sadık kaldık ama bir de baktık ki Marmaray Kazlıçeşme istasyonundan seçim alanına kadar her yer onların pankartlarıyla dolu. Bu duruma da tepki gösterdik tabii Sonuçta çok ciddi bir oy farkıyla kazandık. Ben en başından beri söylüyordum; birleşmelerine rağmen ucu ucuna kazansaydık bunu bir başarısızlık olarak görecektim. Ama buradan bizim de almamız gereken bir ders var. Analizlerime göre bizi destekleyenler genelde benim neslim ve civarı; gençlere doğru gittikçe desteğin azaldığını görüyorum. Dolayısıyla mesele yine aynı yere, yani gençlerle bağ kurma ihtiyacına çıkıyor ‘Bizi siyasetle iç içeyiz diye eleştiriyorlar’ dediniz. Siz Tabip Odası’nın siyasetle ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz? Sağlıkta dönüşüm politikaları bizi bu noktaya getirdi diyoruz. Bu durumun kendisi zaten siyasi bir tercih; peki, siyasetin dışında ya da uzağında durarak bununla nasıl mücadele edebilirsiniz? Söylediğiniz her söz ister istemez siyasete dokunacak, bu yüzden biz de o alanın içinde olacağız. Ayrıca İstanbul Tabip Odası’nın köklü bir duruşu var. Savaşa karşı çıkar ve bunu açıkça söyler, depremlerle ilgili çalıştaylar yapıp hataları dile getirir, kadın cinayetlerine ve kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi’ni destekler, çocuk istismarına, çocukların çalıştırılmasına karşı sesini yükseltir, küresel ısınmada, iklim krizinde taraftır, Karadeniz’de yaylaların, Ege’de zeytinliklerin maden alanı yapılmasına karşı çıkar. Bunlar İstanbul Tabip Odası’nın en doğal tepkileri, doğrudan halk sağlığıyla ilgili meseleler, eğer bu siyaset olarak algılanıyorsa bu siyasete devam edeceğiz Osmanlı dönemine kadar giderseniz, hekimlerin bu toplumda her zaman ilerici bir güç olduğunu ve aydınlanmacı bir yapıda hareket ettiğini görürsünüz. Bu bir gelenek, bir çizgi; bu çizginin devam etmemesi zaten düşünülemez. Ben bu meseleyi iki boyutlu görüyorum: Hem toplumsal meselelerdeki o kararlı tavrımız devam edecek hem de sağlığın içindeki sıkıntılara karşı verdiğimiz mücadele sürecek. Bu mücadelenin içinde siyaset kaçınılmaz olarak var ama hekimlerin hakları, daha fazla hekime ulaşmak, daha fazla hekimi oda çalışmalarına katmak bizim birinci önceliğimiz Bunları birbirinden ayırmak gerçekten çok güç. Eğer "siyasetle uğraşıyorsunuz" gibi bir eleştiri geliyorsa ve özellikle genç nesille aramızda bir mesafe varsa, kendimizi ve yaptıklarımızı anlatırken farklı bir dil kurmamız gerekiyor demektir. Demek ki şu an kullandığımız dil onlara ulaşmıyor; yoksa bizim yaptığımız itirazları benimsemeyeceklerini sanmıyorum. Sadece kendimizi ifade etme biçimimizi gözden geçirmemiz lazım Rakiplerimiz sosyal medya üzerinden propaganda yaparken biz Demokratik Katılım Grubu olarak İstanbul’daki kamu ve özel hastanelerin neredeyse tamamını, aile sağlığı merkezlerini, hatta muayenehaneleri tek tek dolaştık. Buralardan doğrudan geri bildirim alma şansımız oldu ve bu geri bildirimleri iyi değerlendirmek lazım Gelen eleştirilerden çıkardığım sonuç şu: Bizim kendimizi daha farklı bir dille ifade etmemiz gerekiyor. Yoksa yapılan işlerde bir eksiklik olduğunu zannetmiyorum. Bizden önceki yönetimin çalışma raporunu başından sonuna kadar okudum; hekim hakları için gayet aktif ve mücadeleci bir dönem geçirildiğine kuşku yok. Elbette her zaman "bir şeyler eksik yapıldı" denebilir, hepimiz belki daha fazlasını yapabilirdik. Ama kimse "İstanbul Tabip Odası hekim hakları için mücadele etmedi" diyemez Demek ki temel sorun, kendimizi yeterince anlatamamış olmamız. Diğer söylemlerimiz daha çok ön plana çıkmış ve asıl mücadelemizi gölgede bırakmış. İşte bizim tam olarak bu durumu değiştirmemiz lazım Artan sağlıkta şiddet vakaları var. Sağlıkta şiddet vakaları karşısında mevcut yasal düzenlemeler sizce yeterli mi? İstanbul Tabip Odası olarak bu problem karşısında sizler nasıl duracaksınız? Bu mesele hem beni kişisel olarak yaralayan hem de üzerine çok kafa yorduğum bir konu. Türk Nöroşirürji Derneği Başkanlığım döneminde de bu konuda çalıştaylar yaptım, çözüm aradım. Şunu söylemem lazım; yasal düzenlemeler şu an yeterli değil ama meseleyi sadece "ceza vermek" üzerinden görürsek meseleye eksik bakmış oluruz. Elbette hekime, hemşireye ya da herhangi birine el kaldıran kişi ciddi bir ceza almalı, buna şüphe yok. Ancak asıl önemli olan, bu şiddeti doğuran ortamı iyi analiz etmek ve o ortamı iyileştirmek Sistemdeki her bozukluk maalesef hekime yansıyor. Hasta karşısında muhatap olarak hekimi görüyor. Hekim gergin; beş dakikada bir hasta bakmak zorunda, aldığı eğitime ve verdiği emeğe göre hak ettiği gelire sahip değil. Tüm bunlara rağmen elinden geleni yapıyor. Hasta da mutlu değil; beş dakikada derdini nasıl anlatsın? Poliklinikten çıkıyor, tetkik isteniyor, tahlil isteniyor; tekrar randevu almaya çalıştığında aynı hekimi bulamıyor. Tüm bunlar büyük bir gerginlik yaratıyor ve şiddete de yol açıyor. Bu ortamı düzeltmeden yalnızca ceza vererek şiddeti bitirmek çok zor Aslına bakarsanız şiddet sadece hastanelerde de değil, hayatın her yerine, ilkokullara kadar yayıldı. Küçücük çocukların karıştığı şiddet olaylarını görüyoruz. Ben dernek başkanıyken senaristleri ve yönetmenleri davet ettiğim bir toplantı yapmıştım. Onlara, "Dizilerde şiddeti, özellikle de sağlıkta şiddeti normal bir şeymiş gibi göstermeyin" dedim. Yoğun bakım camını kırmanın sanki yapılabilir bir şeymiş gibi sunulmaması lazım İnsanlar tıbbın her şeyi çözebileceğini sanıyor ama bu doğru değil. Biz hastalıkla mücadele ediyoruz, yaşamı uzatıyoruz ama başarılı olamadığımız durumlar da oluyor. Kimi zaman hastalığın doğal sonucu, kimi zaman komplikasyonlar neticesinde hastalarımızda istenmeyen durumlar olabiliyor. Bunun hekimin suçuymuş gibi algılanması çok yanlış, her hekim hastasının iyiliğini ister ve bunun için elinden geleni yapar. Sağlıkta şiddeti önlemenin en iyi yolu daha iyi bir sağlık sistemini topluma sunmak ve en genel haliyle ilkokuldan itibaren şiddetin ne denli kötü bir şey olduğunu tüm kanalları kullanarak topluma anlatmak Genç hekimlerin yurt dışına gitme nedenlerinden biri de tam olarak bu. Benim branşım olan beyin cerrahisi gibi, kalp cerrahisi veya çocuk cerrahisi gibi riskli alanları artık kimse seçmek istemiyor. Bu branşlar en riskli cerrahilerin olduğu grup. Eğer bu risklerin tüm sorumluluğunu hekimin üzerine yıkmaya kalkarsanız, gelecekte bu ameliyatları yapacak kimseyi bulamayız Bir beyin cerrahı olarak saha deneyiminiz, Tabip Odası başkanlığına nasıl bir bakış kazandıracak sizce? Cerrahlık gerçekten zor ve meşakkatli bir iş; her açıdan geniş bir bakış açısı istiyor. Hastayı ve hastalığı en ince ayrıntısına kadar analiz edip, hataya yer bırakmayacak en iyi tedavi yöntemini seçmeniz ve önceden çok iyi plan yapmanız gerekiyor. Ameliyat esnasında her an beklenmedik bir durumla karşılaşabiliyorsunuz; işte o anda çok hızlı ve en önemlisi doğru karar vermeniz şart. 40 yıl boyunca bu işi yapmak insana çok şey kazandırıyor Aslında hayata bakışım biraz denizciliğimle de şekilleniyor. Denizcilik de tıpkı cerrahlık gibidir; her şeyi önceden ince ince planlamayı, her türlü ihtimali düşünüp ona göre ilerlemeyi gerektirir. Aday olurken de kendime bu disiplinle öncelikler koydum, tabiri caizse bir yol haritası çıkarttım. Birinci hedefimiz, daha fazla hekime ulaşıp onlarla ortak bir akıl yaratmak olmalı diye düşündüm. "Bu hedefe en kısa ve en iyi yoldan nasıl ulaşırız?" sorusu üzerine sürekli kafa yoruyorum Odada aile hekimliği, iş yeri hekimliği, emekli hekimler ve özel çalışan hekimler, kadın hekimler gibi farklı alanlarda üretim yapan, fikir üreten komisyonlarımız var. Buralarda bir şeyler için kafa yoran değerli insanlarımız mevcut; ama bu katılımı mutlaka artırmalıyız. Daha fazla meslektaşımızla birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Cerrahlık deneyimim bana şunu öğretti: Yapacağım her ameliyatı önceden detaylıca planlarım, adeta bir simülasyonunu yaparım. "Başıma ne gelebilir, hangi komplikasyonla karşılaşabilirim ve o an ne yapmalıyım?" diye hepsini kurgularım. Burada da aslında benzer bir planla yola çıktık. Eksikliklerimiz ne, neden gençlere yeterince ulaşamıyoruz, başka bir dil, başka bir yaklaşım mı geliştirmeliyiz sorularının peşinde ilerleyeceğiz Kendi adıma elbette bir öğrenme sürecinden geçeceğim. Sonuçta bir beyin cerrahıyım; odaya uzak bir isim değilim ama mesaimin büyük çoğunluğu kendi branşımla haşır neşir olarak geçti. Öğrenmem gereken şeyler olduğunu biliyorum; çalışkan bir insanım, okuyorum, araştırıyorum ve sürekli meslektaşlarımla konuşuyorum. Zaten bu tek başına yapılacak bir iş değil. Çok çalışkan ve bilgili bir yönetim kurulumuz, arkadaşlarımız var. Önceki yönetimlerimizin deneyimlerinden de faydalanıyor, fikir alıyoruz. İnşallah bu iki seneyi güzel bir şekilde geçiririz. Dönemimiz bittiğinde, İstanbul Tabip Odası’na daha fazla üye kazandırmış ve üyelerin oda etkinliklerinde daha aktif yer aldığı bir miras bırakabilirsek ne mutlu bize Ama seçimler ardımızda kaldı; İstanbul Tabip Odası, üyesi olan bütün hekimlerin örgütüdür. Yeni yönetim olarak biz de hiçbir ayrım gözetmeden bütün meslektaşlarımıza açık olacağız, sağlık politikalarının iyileşmesi için hepsinin katkısına ihtiyacımız var Talat Kırış, 1961 yılında İstanbul'da Süleymaniye Doğumevi'nde dünyaya geldi. Sırasıyla Ataköy İlkokulu, İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi Öğrenciliği sırasında yurtiçi ve yurtdışında kaza cerrahisi ve beyin cerrahisi kliniklerinde staj yaptı. Prof. Dr. Türkan Saylan'la birlikte Van'da lepra hastalığı üzerine saha çalışmalarına katıldı. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı'nda ihtisasını tamamladı yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Arizona, Phoenix'te bulunan Barrow Nöroloji Enstitüsü'nde burslu olarak, kafa kaidesi tümörleri ve beyin damar hastalıkları üzerine üst ihtisas yaptı. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı'nda 1999 yılında doçent, 2006 yılında profesör oldu Türk Nöroşirurji Derneği Başkanlığı yaptı, Avrupa Nöroşirurji Dernekleri Birliği Araştırma Komitesi üyeliği görevinde bulundu. Akdeniz Beyin Cerrahları Derneği Eğitim Komitesi Başkanı olan Kırış, yılları arasında Dünya Nöroşirurji Dernekleri Federasyonu Beyin Damar Hastalıkları Komitesi Başkanlığı yaptı Prof. Dr. Talat Kırış, meslek yaşamını Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi Beyin Cerrahisi bölümlerinde sürdürüyor Kırış'ın editörleri arasında bulunduğu İngilizce iki kitabı, 100'den fazla kitap bölümü, ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri yayımlandı; çok sayıda ülkede beyin cerrahisinin çeşitli alanlarında eğitim kursları ve konferanslar verdi, yurtiçi ve yurtdışında eğitim amacıyla çok sayıda beyin cerrahının izlediği canlı ameliyatlar yaptı Tıbbiye öğrenciliği yıllarından itibaren 40 yılı aşan öğretim üyeliği ve hekimlik hayatını, 2021'de yayımlanan "Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları" adını verdiği kitabında anlattı. Kırış’ın hikâyelerini bir araya getirdiği “Uzak Deniz Küçük Yağmur” adlı kitabı 2023’te yayımlandı. TEDx ve farklı sosyal platformlarda konuşmaları yayımlanan Kırış, aynı zamanda kıdemli bir denizci olarak Güney Amerika'dan Antarktika'ya kadar uzanan yelkenli seyahatler gerçekleştirdi, Grönland'da kanoyla Kuzey Kutup dairesi geçişi yaptı Gençlik yıllarından itibaren yazın dünyasıyla ilgilendi, 1984 yılında Düşün dergisi masal yarışmasında mansiyon kazandı. Argos sanat dergisinde öykü ve denemeleri, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde yazıları yayımlandı. 2012 yılından Yacht Türkiye dergisinde yazmaya başladı Ağustos 2019'dan itibaren T24'te düzenli yazılar yazıyor Çerezler, bir web sitesinden gönderilen ve kullanıcının web tarayıcısı tarafından kullanıcının bilgisayarında, kullanıcı gezinirken saklanan küçük veri parçalarıdır. Tarayıcınız her mesajı çerez adı verilen küçük bir dosyada saklar. Sunucudan başka bir sayfa talep ettiğinizde, tarayıcınız çerezi sunucuya geri gönderir. Çerezler, web sitelerinin bilgileri hatırlaması veya kullanıcının tarama etkinliğini kaydetmesi için güvenilir bir mekanizma olacak şekilde tasarlanmıştır Bu tanımlama bilgileri, web sitesinin çalışması için gereklidir ve sistemlerimizde kapatılamaz. Bunlar genellikle yalnızca sizin işlemlerinizi gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Bu işlemler, gizlilik tercihlerinizi belirlemek, oturum açmak veya form doldurmak gibi hizmet taleplerinizi içerir. Tarayıcınızı, bu tanımlama bilgilerini engelleyecek veya bunlar hakkında sizi uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz ancak bu durumda sitenin bazı bölümleri çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizin performansını ölçebilmemiz ve iyileştirebilmemiz için sitenin ziyaret edilme sayısını ve trafik kaynaklarını sayabilmemizi sağlar. Hangi sayfaların en fazla ve en az ziyaret edildiğini ve ziyaretçilerin sitede nasıl gezindiklerini öğrenmemize yardımcı olurlar. Bu tanımlama bilgilerinin topladığı tüm bilgiler derlenir ve bu nedenle anonimdir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz sitemizi ne zaman ziyaret ettiğinizi bilemeyiz Bu tanımlama bilgileri, videolar ile canlı sohbet gibi gelişmiş işlevler ve kişiselleştirme olanağı sunabilmemizi sağlar. Bunlar, bizim tarafımızdan veya sayfalarımızda hizmetlerinden faydalandığımız üçüncü taraf sağlayıcılarca ayarlanabilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu işlevlerden tümü veya bazıları doğru şekilde çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizde reklam ortaklarımız tarafından ayarlanır. Bunlar, ilgili şirketler tarafından ilgi alanları profilinizi oluşturmak ve diğer sitelerde alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Benzersiz olarak tarayıcınızı ve cihazınızı belirleyerek çalışırlar. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz farklı sitelerde size özel reklam deneyimi sunamayız Not: Reklamlar çerez politikasından bağımsız olarak gösterilir Bu tanımlama bilgileri, içeriğimizi arkadaşlarınız ve ağınızla paylaşabilmenizi sağlamak için sitemize eklenen çeşitli sosyal medya hizmetleri tarafından ayarlanır. Diğer siteleri kullanırken de tarayıcınızı izleyip ilgi alanı profilinizi oluşturabilirler. Bu durum, ziyaret ettiğiniz diğer sitelerde gördüğünüz içerikleri ve mesajları etkileyebilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu paylaşım araçlarını kullanamayabilir veya göremeyebilirsiniz

Kaynak: t24.com.tr

Diğer Haberler