Japonya'da bazen Azerbaycan'ı bir kase dushbara ile tanıştırıyorum - RÖPORTAJ
2017 yılında Cumhurbaşkanlığı bursuna layık görülen, daha sonra yemek pişirme alanında ulusal yarışmaları kazanan ve şu anda Japonya'da yapay zeka eğitimi alan genç Azerbaycanlı Yagut Şakizadeh, farklı bir gelişim yoluna girdi. Dünya çapında yemek pişirme yarışmalarından Japon üniversitelerinin odit

2017 yılında Cumhurbaşkanlığı bursuna layık görülen, daha sonra yemek pişirme alanında ulusal yarışmaları kazanan ve şu anda Japonya'da yapay zeka eğitimi alan genç Azerbaycanlı Yagut Şakizadeh, farklı bir gelişim yoluna girdi. Dünya çapında yemek pişirme yarışmalarından Japon üniversitelerinin oditoryumlarına kadar uzanan bu yol, hem kişisel gelişim hem de uluslararası deneyim açısından dikkat çekicidir Modern.az'ın "Diasporanın Sesi" projesi, yurtdışında yaşayan ve farklı alanlarda başarılı olan Azerbaycanlıları tanıtmayı amaçladı Proje hem onların kişisel hikayelerini hem de Azerbaycan diasporasının genel resmine ilişkin noktaları yansıtıyor İşte bu kez "Diasporanın Sesi"nin konuğu Japonya Nara Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ikinci sınıf öğrencisi, Başkanlık bursu sahibi, MEXT (Japonya Devlet Bursu) sahibi, yemek pişirmeden yapay zeka araştırmalarına ilerleyen Yagut Shakizadeh İşte kendisiyle yapılan bir röportaj: Japonya'da yemek pişirmedeki başarınızdan bilim ve teknoloji eğitimine uzanan yolculuğunuz bugün nasıl gerçekleşti? Hayatının dönüm noktası neydi? -Aslında yemek yapmaktan teknolojiye kadar uzanan bu yol ilk bakışta tuhaf görünebilir. Ama ben bunu bir çelişki olarak değil, birbirini tamamlayan iki çıkar olarak görüyorum. Uzun zamandır yemek yapmak benim için bir hobiden çok daha fazlasıydı. Bir gün CASA Aşçılık Okulu yarışmasına katıldım ve kazandım. Bu bana orada ücretsiz eğitim alma fırsatı verdi. O an hayatımda bir dönüm noktasıydı çünkü yıllardır istediğim bir şey olan profesyonel aşçılık eğitimi gerçeğe dönüştü. Bazen bir kapının açılmasını bekler insan ve o kapı açıldığında içeride ne kadar büyük bir dünya olduğunu görür. CASA'da geçirdiğim süre bana çok şey öğretti; sadece tarifler değil, hassasiyet, estetik, işi sonuna kadar götürmek... İlginçtir ki bu nitelikler daha sonra teknoloji ve araştırma alanında bana hizmet etti. Japonya'ya geldikten sonra her şey daha da genişledi. Şu anda yapay zekanın programlamada uygulanmasını, özellikle de yapay zeka araçlarının gerçek yazılım geliştirme ortamlarındaki rolünü, kod inceleme süreçlerini ve geliştiricilerle işbirliğini araştırıyorum. Yemek pişirme bana bunu nasıl yapacağımı öğrettiyse, teknoloji de bana bunun neden işe yaradığını sormayı öğretti. İkisi birlikte düşündüğümden daha iyi bir kombinasyon olduğu ortaya çıktı. - İnsanlar genellikle ABD ve Avrupa ülkelerini seçerken siz neden Japonya'yı seçtiniz? MEXT programını kazanma süreciniz nasıl oldu ve ailenizin bu karara tepkisi nasıl oldu? - Gerçekten Japonya seçimimin birçok kişiyi şaşırttığını söylemek isterim. "Niyə ABŞ değil, niyə Avropa değil mi?" - Bu soruyu o kadar çok duydum ki... Ama benim için cevap her zaman açıktı. Even from afar, Japan always seemed to me to be a different society, disciplined, deep, true to its values. Japonya, kültürünü ve geleneğini korurken dünyaya açık olan ender toplumlardan biridir. Bu kombinasyon beni cezbetti. Üstelik araştırmamı yürüttüğüm alan tam da üniversitelerin yapay zekanın programlamada uygulanması konusunda güçlü bir akademik ortama sahip olduğu Japonya'ydı. MEXT - Japonya Devlet Bursu süreci kolay olmadı. Belgeler, sınavlar, röportajlar... Her aşama ciddi bir hazırlık gerektiriyor. Ama bu süreçte kendim ve ne istediğim hakkında çok şey öğrendim. Kabul haberini aldığım gün açıkçası inanması zordu. Ailemin tutumuna gelince, onlar her zaman arkamı kolladılar. "Burası Japonya, çok uzakta" dediler ama kimse "gitme" demedi. Bu destek benim için çok önemliydi çünkü böyle bir kararı tek başıma almak zor. Ailenin arkanızda olduğunu bilmek insana çok fazla güç verir Azerbaycan'dan bambaşka bir topluma uyum sağlamak zor oldu mu? İlk başta en şaşırtıcı veya zorlayıcı anlar nelerdi? - Dürüst olmak gerekirse uyum süreci düşündüğümden hem daha zor hem de daha ilginçti. En büyük engel dildi. Japonya'ya geldiğimde Japonca bilmiyordum, burada öğrendim. İlk başta basit şeyleri bile yapmakta zorlandım - örneğin bir süpermarkette bir şey istemek veya bir devlet dairesinde evrak işlerini çözmek gibi. İnsan kendi dilinde pek çok şeyi otomatik olarak çözüyor ama yabancı dilde her cümleyi önceden düşünmeniz gerekiyor. Özellikle ilk birkaç ayda yorucu olabilir Nara eşsiz bir şehir, Tokyo'nun hızına sahip değil, daha sessiz, daha geleneksel. Bu bir yandan adaptasyonu kolaylaştırdı çünkü hayatın ritmi daha ölçülü. Ama en çok ben yaşlıların yaşam kalitesi olumlu bir sürprizdi. Azerbaycan'da yaşlıların yaşamlarının belli bir yaştan sonra kısaldığı yönünde yaygın bir izlenim var. Japonya'da da 70-80 yaşlarındaki insanların aktif, bağımsız ve hayata bağlı olduklarını gördüm. Kendi işlerini yapıyorlar, toplu taşıma araçlarını rahatça kullanıyorlar, sosyal hayatlarına devam ediyorlar. Bu beni çok etkiledi, yaşın hayatı sınırlamaması gerektiğini burada daha net gördüm. - Azerbaycan ve Japonya toplumlarını karşılaştırdığınızda sizce iki ülke arasındaki en büyük benzerlikler ve en ciddi farklılıklar nelerdir? - İki ülkeyi karşılaştırmak her zaman ilgi çekicidir çünkü insanlar genellikle farklılıkları görür ve benzerlikleri görmezden gelir. Aslında Azerbaycan ve Japonya toplumları arasında düşündüğümden daha fazla ortak nokta var. Yaşlılara saygı her iki kültürde de çok güçlüdür. Japonya'da yaşlılara nasıl davranıldığı ve değer verildiği bana bunun bizim için de aynı olduğunu, sadece farklı bir biçimde ifade edildiğini hatırlattı. Aile değerleri de her iki toplum için de merkezi öneme sahiptir. Farklılıklara gelince, en çok dikkatimi çeken sosyal davranışlardır. Japonya'da kamusal alanlarda gürültü minimum düzeydedir ve herkes birbirinin kişisel alanına saygı duyar. Metroda kimse telefonda yüksek sesle konuşmuyor, kimse sizi itmiyor. O kadar doğal akıyor ki bir süre sonra alıştığınızı hissediyorsunuz. Japonların yabancılara karşı tutumu karışık, ne tamamen açık ne de tamamen mesafeli. Kibarlar, her zaman yardıma hazırlar ama derin bir iletişim kurmak zaman alıyor. Azerbaycanlılar ise ilk karşılaşmaya göre daha sıcakkanlı olup, tanımadıkları insanlarla kısa sürede rahat ilişkiler kurabilirler. Bu farklılığı ne iyi ne de kötü olarak görüyorum, sadece iki farklı kültürel kod Japonya'daki eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Azerbaycan ve Japon üniversiteleri arasındaki temel farklar nelerdir? - Japon üniversitesindeki eğitim sistemi benim için gerçek bir sürprizdi. Azerbaycan'da eğitim süreci daha çok sınav merkezli olup, ne öğrenildiğine değil, kişinin sınava ne kadar iyi cevap verdiğine bakılmaktadır. Japonya'da farklı bir yaklaşım gördüm. Burada ciddi imtahanlardan çok, "nə öyrəndin, bunu necə tətbiq edə bilərsən" sualı mərkəzdədir. Raporlar, projeler, tartışmalar; bunlar öğrencinin ezberlemesini değil gerçek düşüncesini ortaya çıkarır. Derslerde verilen özgürlük beni de şaşırttı. Öğrenci konuyu kendisi yönlendirir, kendi sorularını oluşturur. Bu ilk başta zor görünüyor çünkü biz daha çok "söylenmeyi beklemek" üzerine yetiştirildik. Ancak bir süre sonra bu özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. Azerbaycan eğitim sistemi Japonya'dan bir şeyler alacaksa bu, öğrenciyi pasif bir dinleyici yerine aktif bir düşünür olarak gören yaklaşım olmalıdır. - Yemek pişirme alanında başarılısınız ve şu anda teknoloji okuyorsunuz. Bu iki farklı alan bakış açınızı nasıl etkiledi? - Bu iki alanın yan yana gelmesi ilk başta garip gelebilir ama benim için her zaman birbirlerini tamamladılar. Yemek yapmak bana çok önemli bir şeyi öğretti; sevdiğiniz bir şey için bile ne kadar sabır ve teknik gerekebileceğini. İnsan bir şeyi seviyorsa onun kolay olacağını zanneder. Ama mutfakta sevginin yeterli olmadığını, hassasiyete, tekrara ve dikkat üzerine yoğunlaşılması gerektiğini öğrendim. Bu kavram teknoloji ve araştırmada eşit derecede işe yaradı. Öte yandan yemek yapmak benim için sadece bir iş değil, oyalanmanın bir yolu. Araştırmalarla geçen ya da ekran karşısında saatler harcayarak geçen uzun bir günün ardından mutfağa adım atmak bana ayrı bir rahatlık hissi veriyor. Eller çalışır ve zihin nefes alır. Bir bakıma bu iki alan birbirini dengeliyor; biri beni düşündürüyor, diğeri ise rahatlamayı öğretiyor. Belki de bu hayattaki en iyi kombinasyondur; bir şey sizi ileri götürür, diğeri ise geri getirir Japonya'da yaşamanın maliyetinin yüksek olduğu söyleniyor. Bir Azerbaycanlı öğrenci olarak bunun doğru olduğunu düşünüyor musunuz? - Bu soruyu bana çok soruyorlar. Cevabım her zaman aynı: duruma göre değişir. MEXT bursu öğrencilik hayatı için yeterlidir. Doğru planlama yaparsanız kendinizi çok kısıtlanmış hissetmeden rahatça yaşayabilirsiniz. Ancak bazı maliyetler gerçekten çok yüksek. Bunların başında ulaşım geliyor, Japonya'da tren ve metroya harcanan paralar aylık bütçede önemli yer tutuyor. Sebze ve meyveler de oldukça pahalıdır. Bakü'de marketten ucuza aldığınız şeyler burada çok daha pahalı. Bu özellikle ilk başta şaşırtıcı olabilir. Ama büyük resme baktığınızda ilginç Bakü'de ve Japonya'da bir kişinin aylık maliyeti hemen hemen aynı. Aradaki fark, maliyet yapısının değişmesidir. Bakü'de bazı şeyler ucuz, bazıları pahalı ama Japonya'da bu denge farklı kuruluyor. Dolayısıyla "Japonya pahalıdır" demek tam olarak doğru değil. Daha spesifik olarak, "Japonya farklı bir şekilde pahalıdır" Sizce Japonların uzun ömürlü olmasının sebebi nedir? - Japonların uzun ömürlülüğü dünyada çokça tartışılan bir konudur ve burada yaşadığınızda bu sırrın ne olduğunu daha iyi anlarsınız. Bunun arkasında birkaç nedenin yattığını düşünüyorum. Birincisi yemek kültürü. Japonlar genellikle az yerler ama iyi yerler. Porsiyonlar küçük, malzemeler basit. There is no more food and extravagance in this culture, even throwing away food left on the table is considered a sin here. Bu tutum başlı başına sağlıklı bir yaşam tarzının temelini oluşturur. İkincisi ise fiziksel aktivitedir. Japonlar sporu hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdiler. Yaşlıların sabahın erken saatlerinde parkta yürüyüş yaptığını ve egzersiz yaptığını burada görmek çok yaygın. Formda kalmak onlar için ömür boyu sürecek bir alışkanlıktı. Ve bence üçüncüsü, en önemlisi, amaçlı yaşamak. Japonya'da kabaca "yaşama sebebi" anlamına gelen "ikigai" kavramı vardır. Bir kişinin yaşı ne olursa olsun bir hedefi, bir ilgisi, bir rutini olduğunda hayata bağlılığı güçlü olur. Bunu buradaki yaşlılarda açıkça görebiliyoruz. Hepsini bir araya getirdiğinizde uzun ömür bir tesadüf değil, bir yaşam felsefesinin sonucudur. - Japonya'da teknolojiler günlük hayatta nasıl hissediliyor? - Japonya denilince akla hemen robotlar, hızlı trenler ve son teknoloji geliyor. Bu algı tamamen yanlış olmasa da tamamen doğru da değildir. Burada yaşadığınızda ilginç bir zıtlık görüyorsunuz. Bir yanda robot garsonlar, otomasyon sistemleri ve dünyanın en doğru toplu taşıma araçları var. Öte yandan faks hala kullanılmaktadır. Bazı resmi belgeleme süreçleri hala çevrimiçi olarak çözülmemiştir ve bizzat gidip evrakların doldurulmasını gerektirmektedir. İlk kez gördüğünüzde inanamayacağınız, teknoloji ülkesi olarak bilinen bir yerde bu manzara gerçekten beklenmedik. Bu çelişkinin nedeninin Japon toplumunun değişime karşı çok temkinli olması olduğunu düşünüyorum. Yeni teknolojileri kabul ediyorlar ama eski sistemlerden de vazgeçtiklerinden emin olmak istiyorlar. Bu bazen yavaşlık gibi görünse de doğruluk ve güvenilirlik kavramının da tam tersidir. Sonuç olarak Japonya'da teknoloji hayatın her alanına aynı hızla girmedi, bazı alanlarda dünyanın ilerisinde, bazılarında ise düşündüğünüzün gerisinde kalıyor. Bu onu daha ilginç bir yer haline getiriyor Japon sakinleri yabancılara nasıl davranıyor? - Japonların yabancılara karşı tutumu hakkında çok şey söylenir ama gerçek her zaman açıktır. Japonlar genellikle yabancılara karşı kibar ve yardımseverdir. Sokakta kaybolduğunuzda ya da bir şey bulamadığınızda size yardım etmeye her zaman hazırlar. Bazen dili bilmeseler bile jest ve mimiklerle iletişim kurmaya çalışırlar. Bu samimiyet insanı her zaman ısıtır. Ama aynı zamanda belli bir mesafe var. Japonlar yabancıları merak ediyor ama derin iletişim zaman alıyor. Bu soğukluk değil, sadece kültürel bir uyarı. Çoğu zaman kimseyle kişisel ilişkiler kurmazlar; bu hem Japonlar hem de yabancılar için geçerlidir. İlginç olan, yabancı olmanın bazen fark edilmesidir, özellikle de Nara gibi daha sessiz kasabalarda. İnsan bakar, bazen şaşırır. Ancak bu görüşlerde düşmanlıktan çok çıkar vardır. Zamanla alışırsın, hatta bazen gülümsersin bile. Genel olarak konuşursak, Japonya'da bir yabancı olarak kendinizi ne tamamen içeride ne de tamamen dışarıda hissedersiniz. Bu aradaki alan bazen zor olabilir, ancak aynı zamanda kültürünüze olan bağlılığınızın daha güçlü hissetmesini sağlar. - Azerbaycan'ın Japonya'dan ve Japonya'nın da Japonya'dan ne öğrenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? - Bu soru her iki ülkeye de sevgiyle yaklaşmayı, ne birini yüceltmeyi ne de diğerini küçültmeyi gerektirir. Bana göre Azerbaycan'ın Japonya'dan öğrenebileceği en önemli şey kamu disiplini ve kamu hizmetlerinin verimliliğidir. Japonya'da devlet mekanizması çok hassas çalışıyor; ulaşımdan bürokratik süreçlere kadar her şeyde bir düzen var. Kamusal alanlara saygı, ortak mülkiyete özen gösterilmesi; bunlar Japonya'daki eğitimden, aileden ve toplumdan gelen değerlerdir. Bu kültür bir gecede inşa edilemez ama ona doğru adım atmak mümkündür. Japonya'nın Azerbaycan'dan öğrenebileceği şey sıcaklık ve iletişim açıklığıdır. Japonlar kibardırlar ama bazen bu nezaket bir engel haline gelir - duyguları ifade etmek, doğrudan konuşmak zordur. Azerbaycanlılar insanlarla hızlı bir şekilde bağlantı kurma ve samimi bir ilişki kurma yeteneğine sahiptir. Bu sıcak iletişim tarzı hem kişisel hem de profesyonel yaşamda çok değerlidir. Bazen bunun Japonya'da eksik olduğunu hissediyorum. Her iki milletin de birbirinden öğreneceği çok şey var ama bunun için önce birbirlerini dinlemeleri gerekiyor. - Yaşamak ve çalışmak için Azerbaycan'ı mı yoksa Japonya'yı mı seçerdiniz ve neden? - Bu sorunun cevabı düşündüğünüzden daha karmaşık ve dürüst olmak istiyorum. İkisini de seviyorum ama ikisini de tam anlamıyla "seçmek" istemiyorum. Azerbaycan benim köküm; ailem, dilim, kültürüm, kendimi tamamlanmış hissettiğim yer. Ve Japonya beni büyüttü; ufkumu genişletti, mesleki hayatımı şekillendirdi ve bana kendim hakkında çok şey öğretti. Benim için bu iki yer birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki dünyadır. Birini seçmek diğerinden vazgeçmek gibi geliyor ki bu bana doğru gelmiyor Tekrar şansınız olsaydı Azerbaycan'dan Japonya'ya okumayı tercih eder miydiniz? - Evet ve bunda hiç tereddüt etmem. Japonya benim için sadece eğitim yeri değildi. Buraya geldiğimde öğrenciydim ama bu yıllarda kendimi, dünya görüşümü, ne istediğimi daha iyi anladım. Bu tür bir değişim her yerde olmuyor, doğru ortama, doğru zamana, doğru cesarete ihtiyaç var. Dil, kültürel farklılıklar, mesafe gibi zor anlar da yaşandı. Ancak bu zorlukların her biri bana bir şeyler öğretti. Bir insan konfor alanından çıkmadan ne kadar büyüyebilir? Bu nedenle ikinci kez doğsam aynı yolu seçerdim. Belki daha cesur olurdum, daha erken adım atardım. Ancak son nokta aynı olacak: Japonya. - Yurt dışında yaşamanın insanın kendi ülkesine bakışını değiştirdiğini söylüyorlar. Japonya'da yaşadığınıza göre Azerbaycan'a nasıl farklı bakmaya başladınız? - Yurt dışında yaşamak insanı ülkesine daha dikkatli bakmaya zorluyor. Uzaktan bakıldığında normal sandığınız şeylerin gerçekte ne kadar değerli olduğunu görüyorsunuz. Azerbaycan'a dair en çok özlediğim şey elbette aile ve yemek. Ama bunun arkasında daha derin bir şey var: İnsanın kendi insanlarıyla birlikte olmanın rahatlığı. Azerbaycan'da sokakta, çarşıda, mahallede her yerde insanların düşüncelerinde, şakalarında, bakış açılarında bir aşinalık var. Yurt dışında da her iletişim biraz dikkat gerektirir; kültürel kodu okumak, yanlış anlaşılmamak. Yorucu değil ama Azerbaycan'da o sıcak ve mesafeli ilişkinin eksikliğini hissediyorsunuz. Bakü'ye döndüğümde Japonya'nın sessiz sosyal ortamını özlüyorum, o disiplini ve kişisel alana saygıyı istiyorum. Bunlar insanın farkına varmadan alıştığı, yokluğunda daha da belirginleşen şeylerdir. Japonya'da yaşarken Azerbaycan'a bakış açım büyük ölçüde değişmedi; ülkemi her zaman sevdim ve bu duygu hala devam ediyor. Belki bazı değerlerimizin, sıcaklığımızın, misafirperverliğimizin ne kadar özel olduğunu daha iyi anladım. Bazen uzaktan baktığınızda en yakındakini daha net görürsünüz Azerbaycan'ı Japonya'da nasıl tanıtıyorsunuz ve tanıtıyorsunuz? Japonların ülkemiz hakkında en çok sorduğu sorular neler? - Azerbaycan'ın Japonya'da tanıtılması benim için hem sorumluluk hem de mutluluktur. Birkaç yıl öncesine kadar Azerbaycan'ı bilen neredeyse hiç Japon yoktu. Ama Expo’dan sonra durum değişti, artık en azından ismimizi duyan, coğrafi konumumuzu bilenler var. Bu küçük bir değişiklik gibi görünebilir ama yurt dışında yaşayan biri için "Azerbaycan mı? Evet biliyorum!" duymak ayrı bir keyif veriyor. Japonlar en çok coğrafyamızı ve kültürümüzü ilginç buluyor; Hazar Denizi, Kafkaslar, Doğu ile Batı arasındaki konumumuz onları düşündürüyor. "Müslüman bir ülkesin ama..." diye başlayan birçok soru var. Ben de Azerbaycan'ı en iyi bildiğim dille, yemek aracılığıyla tanıtıyorum. Japon arkadaşlarıma Azerbaycan yemeği pişirdiğimde yüzlerindeki ifade hep aynı; önce temkinli bir ilgi, sonra tam bir memnuniyet. Yemeğe bütün dil maneələrini aşır. Bir sini pilavı, bir kase dushbara; bunların tercümeye ihtiyacı yok. Bana göre bir milleti tanıtmanın en samimi yolu budur. - Yurt dışında yaşayan genç bir Azerbaycanlı olarak diaspora faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? - Yurt dışında yaşayan genç bir Azerbaycanlı olarak diaspora faaliyetinin ne kadar önemli olduğunu her gün hissediyorum. İnsan ülkesinden uzaktayken kendini temsil eder ve iki kültür arasında bir nevi köprü görevi görür. Diasporayla Çalışma Devlet Komitesi'nin Faaliyetleri “Yaz Kampı”nı bizzat yaşadım ve bu deneyim benim için çok değerliydi. Dünyanın farklı ülkelerinden Azerbaycan gençlerini tanımak, onların hikayelerini dinlemek başlı başına büyük bir zenginliktir. Orada edindiğim dostluklar bugün de devam ediyor. Ancak dürüst olmak gerekirse bu alanda daha fazla çalışma yapılabilir. Bence etkinliklerin daha sık ve daha çeşitli yönlerde yapılması gerekiyor. Gençlere sadece kültürel tanıtım değil, aynı zamanda kendi alanlarında mesleki gelişim, ağ oluşturma ve işbirliği fırsatları da yaratılmalıdır. Azerbaycan gençliğinin yurtdışındaki potansiyeli çok büyük ve bu potansiyelin doğru şekilde yönlendirilmesi için düzenli ve anlamlı platformlara ihtiyaç var Komitenin düzenlediği VI "Yaz Kampı"na katılımınız size neler kazandırdı? - "Yaz kampı" benim için beklediğimden çok daha değerli bir deneyimdi. Dünyanın farklı ülkelerinden Azerbaycanlı gençlerle bir arada olmak başlı başına çok özel bir duygu. Hepimiz farklı ülkelerde yaşıyoruz, farklı alanlarda çalışıyoruz ve farklı deneyimler yaşadık. Ama aynı dili konuşuyoruz, aynı değerleri paylaşıyoruz. Bu ortaklık insanları çok hızlı bir şekilde yakınlaştırıyor. Kampta en çok değer verdiğim şey, sadece dinleyip gitmekten ziyade, içerik bazlı eğitim ve seminerler, katıldığımız, düşündüğümüz, fikir alışverişinde bulunduğumuz formatlardı. Böyle anlarda çevrenizdeki insanları daha derinlemesine tanırsınız. Resmi bir etkinlikte değil, bir sohbetin ortasında birinin cümlesinden ya da sorusundan bir kişiyi keşfediyorsunuz. İşte bu anlar hatırlanıyor. Orada edindiğim dostluklar bugün de devam ediyor. Farklı ülkelerden insanları tanımak, aynı platformda farklı alanlarda çalışmak zamanla bu bağlantıların değerini gösteriyor. The camp reminded me once again that being abroad is not lonely if you can meet the right people in the right environment. - İşğaldan azad olunmuş Karabağa ilk səfəriniz saati hansı hissləri keçirdiniz mi? - Japonya'dan, dünyanın öbür ucundan gelip, ilk kez kendi toprağına ayak basan birinin bunu tam olarak kelimelerle ifade etmesi zordur. Şuşa'yı gördüm. Çocukluğumdan beri dinlediğim, şarkılarla, şiirlerle yaşayan Şuşa artık karşımdaydı. Bazen insan bir yeri o kadar çok duyguyla tanır ki, oraya vardığında hem yabancı hem de tanıdık gelir. Şuşa'da da aynen bunu hissettim. Orada gördüklerim karışık duygular yarattı; bir yanda yılların bıraktığı izler, diğer yanda yeniden inşa edilen, canlanan bir toprak umudu. Yıkılan binaların yanında yükselen yeni binalar, o sessizlik, o hava, hepsi bir arada çok güçlü bir şeydi. Ama en çok hatırladığım duygu gururdu. Yurt dışında yaşayan biri olarak çoğu zaman Azerbaycan'ı anlatmak, tanıtmak ve savunmak durumunda kalıyorsunuz. Şuşa'da hiçbir şeyi açıklamaya gerek yoktu, orada olmak yeterliydi. Yerde durduğunda bazı şeyleri söylemeye gerek yok. - Japonya'ya gitmek isteyen genç Azerbaycanlılara ilk tavsiyeniz ne olur? Gelecek planlarınız neler? - Japonya'ya gitmek isteyen gençlere ilk tavsiyem çok basit; kültürel değişime hazır olun. Bu cümle kulağa kolay geliyor ama gerçekte ne anlama geldiğini ancak yaşadığınızda anlıyorsunuz. Japonya, sosyal medyada gördüğünüzden hem daha güzel hem de daha karmaşık. Anime, turist fotoğrafları, "kawaii" kültürü - bunlar Japonya'nın yalnızca bir katmanıdır. Gerçek hayatta farklı bir toplumsal düzen, farklı bir iletişim tarzı, farklı beklentiler var. Bunları kitaptan öğrenemezsiniz, ancak üzerinden geçerek anlarsınız. Yani en önemli şey açık kalmaktır. Her şeyi önceden biliyormuş gibi davranmamak, hata yapmaktan korkmamak, farklılığı sorun olarak değil, öğrenme fırsatı olarak görmek. Dili konuşmasanız bile ben de burada öğrendim, bu sizi durdurmasın. Gelecek planlarıma gelince, şu anda eğitimimi daha üst düzeyde sürdürmeyi düşünüyorum. Araştırma alanımda daha derine inmek ve daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Bundan sonra hala açık tutuyorum; hayat bazen planlardan daha ilginç yollar gösterir


