UNESCO Batı'nın ikiyüzlülüğünü belgeledi: Sisteme karşı çıkan sanatçıları böyle fişliyorlar!
İfade özgürlüğünün temsilcisi olduğunu iddia eden Batı’da yaygınlaşan 'iptal kültürü' UNESCO’nun son raporuyla belgelendi. Rapora göre Gazze gibi krizlerde mağdurdan yana olan ve sisteme itiraz eden sanatçılar doğrudan ‘sorun çıkaran’ olarak kodlanıyor. UNESCO’nun “2026 Kültürel İfadelerin Çeşitlili

İfade özgürlüğünün temsilcisi olduğunu iddia eden Batı’da yaygınlaşan 'iptal kültürü' UNESCO’nun son raporuyla belgelendi. Rapora göre Gazze gibi krizlerde mağdurdan yana olan ve sisteme itiraz eden sanatçılar doğrudan ‘sorun çıkaran’ olarak kodlanıyor. UNESCO’nun “2026 Kültürel İfadelerin Çeşitliliği Raporu”, bu çifte standardı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi Rapora göre kitapların toplatılması, konser ve sergilerin yasaklanması gibi uygulamaların yerini fon kesintileri ve sanatçıların dışlanması aldı. Dünyaya çok seslilik pazarlayan Batı merkezli sanat piyasası, kendi belirlediği çizginin dışına çıkanları aforoz ediyor. Raporun yazarlarından Andra Matei, sistemin bu ikiyüzlü tavrının kriz anlarında nasıl keskinleştiğini şu sözlerle belgeliyor: “Siyasi huzursuzluk, silahlı çatışma ve zorla yerinden edilme, sanatçıların ve kültürel profesyonellerin karşılaştığı riskleri katlayarak artırmış ve mevcut koruma sistemlerinin kırılganlığını tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır.” Bu kurumsal dışlama, son yıllarda Avrupa’nın göbeğinde yaşanan skandallarla somut karşılık buldu. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Batı’nın başlattığı “iptal kültürü” furyası; ünlü orkestra şefi Valery Gergiev’in Münih Filarmoni Orkestrası’ndaki görevine tek taraflı son verilmesine ve İtalya’daki Milano-Bicocca Üniversitesinde ünlü yazar Dostoyevski derslerinin dahi “gerginlik yaratmamak” bahanesiyle askıya alınmasına kadar vardı. Venedik Bienali’nde ise Rusya’nın uluslararası katılımı tartışılırken Avrupa Komisyonu’nun Bienal’e sağladığı milyonlarca avroluk fonu kesmekle tehdit etmesi, sanatın doğrudan bir finansal şantaj aracına dönüştürüldüğünü gösterdi. Rusya’nın Venedik Bienali’ne katılmasından rahatsız olan Avrupa Komisyonu 2 milyon euro tutarındaki kaynağı kesme kararı aldı Benzer bir durum Gazze krizinde de devreye girdi. İsrail’in saldırıları sürerken 2024 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından Filistin bayraklarının ve dayanışma sembollerinin yasaklanması; Frankfurt Kitap Fuarı’nda ise Filistinli yazar Adania Shibli’ye verilecek LiBeraturpreis ödül töreninin tek taraflı bir kararla iptal edilerek yazarın kurumsal düzeyde dışlanması, ifade özgürlüğünün yalnızca Batı’nın onayladığı anlatılar çerçevesinde geçerli olduğunu kanıtladı Kültürel hegemonyanın sivil sesleri kısmak için kullandığı en büyük silah ise para. Batı, fonları bir terbiye aracı olarak kullanıyor. UNESCO Kültürden Sorumlu Genel Direktör Yardımcısı Ernesto Ottone R., bu tehlikeli gidişatı raporda açıkça itiraf ediyor: “Fon kısıtlamaları sadece devlet programlarını değil, aynı zamanda sivil toplum girişimlerini de giderek boğmaktadır.” Raporun yazarlarından Ayeta Anne Wangusa’nın paylaştığı veriler ise tablonun vahametini istatistiklerle kanıtlar nitelikte: “Sivil toplum kuruluşlarının yüzde 67’si yeni fon kesintilerinden doğrudan etkilendiğini, bunun da onları programları azaltmaya, personeli işten çıkarmaya veya faaliyetleri tamamen durdurmaya zorladığını bildirmektedir.” Muhalifleri susturmanın bir diğer yolu ise mahkeme salonlarından geçiyor. Büyük şirketler aykırı seslere karşı “Halkın Katılımına Karşı Stratejik Davalar” (SLAPP) açarak hukuku tam anlamıyla bir sopaya dönüştürüyor. Yazar Andra Matei, raporun 10. bölümünde bu taktiğin asıl niyetini şöyle deşifre ediyor: “Genellikle kamu kurumları, yetkililer veya güçlü şirketler tarafından asılsız ve abartılı gerekçelerle açılan bu davalar, mahkemede kazanma beklentisiyle değil; hedeflerini finansal ve psikolojik olarak tüketerek korkutmak ve susturmak amacıyla başlatılır.” UNESCO’nun yayımladığı bu çarpıcı rapor, Batı’nın özgürlüğe bakışını da ortaya koyuyor. İptal kültürü, sanatçılara yönelik maddi ve manevi baskılar ise Ortaçağ’daki engizisyon uygulamalarını hatırlatıyor


