Türk uzman: Hazar havzası uluslararası sermaye için birinci sınıf bir yatırım alanı haline geldi
BOTAŞ, SOCAR, TotalEnergies ve Abu Dhabi National Oil Company (ADNOC) arasında Türkiye'ye toplam 33 milyar metreküp doğal gaz tedarikine ilişkin uzun vadeli anlaşmayı sadece ticari gaz sözleşmesi olarak değerlendirmek, onun stratejik niteliğini tam olarak yansıtmamaktadır. Bu anlaşma sıradan bir ted

BOTAŞ, SOCAR, TotalEnergies ve Abu Dhabi National Oil Company (ADNOC) arasında Türkiye'ye toplam 33 milyar metreküp doğal gaz tedarikine ilişkin uzun vadeli anlaşmayı sadece ticari gaz sözleşmesi olarak değerlendirmek, onun stratejik niteliğini tam olarak yansıtmamaktadır. Bu anlaşma sıradan bir tedarik anlaşmasından daha geniş bir anlama sahiptir. Aslında Hazar-Anadolu enerji koridorunun kurumsal temellerini güçlendiren, bölgesel enerji iş birliğini yeni bir aşamaya taşıyan stratejik bir adımdır Türk uzman Ahmet Ziya Gökalp, AZERTAC'a yaptığı açıklamada bu görüşlerini dile getirdi Uzmana göre, bu işbirliği çerçevesinde SOCAR, kaynak tabanı ve devlet desteğini, "TotalEnergies"in derin su ve karmaşık yatakların geliştirilmesinde ileri teknolojik deneyimini, ADNOC ise Körfez bölgesinin finansal fırsatlarını projeye getiriyor. Ahmet Ziya Gökalp, "Yani burada kaynak, teknoloji ve sermayenin tek platformda buluştuğu stratejik bir model oluşturuluyor. Hazar gazını Türkiye'ye ulaştıran konsorsiyumda Körfez ülkesine ait milli petrol şirketinin temsil edilmesi tesadüf değil. Bu, bir yandan Hazar havzasının uluslararası sermaye için öncelikli bir yatırım lokasyonu haline geldiğini, diğer yandan enerji jeopolitiğinin geleneksel Rusya-Batı ekseninden daha çeşitlendirilmiş ve esnek bir mimariye doğru ilerlediğini gösteriyor." vurguladı Uzman, bu anlaşmanın ikinci önemli nokta olarak geleceğe yönelik olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: "Bu belge, mevcut gaz akışının yönünde bir değişiklik değil, henüz nihai yatırım kararı verilmeyen Abşeron sahasının II. Fazının geliştirilmesini sağlayan bir taahhüttür. Uzun vadeli satın alma garantisi, yukarı yönlü yatırımların risklerini azaltır ve sahanın gelişmesine zemin hazırlar. Yani Türkiye burada sadece bir tüketici değil, aynı zamanda yeni arzın oluşması için mali destek unsurlarından biri. Bu, mevcut kaynakların dağıtımı ile yeni üretim kapasitesinin yaratılması arasında temel bir fark anlamına gelir ve enerji güvenliği açısından daha yüksek bir değere sahiptir." Ahmet Ziya Gökalp'e göre, Türkiye'nin "enerji merkezi ülkesi" vizyonu kapsamında yıllık 2,25 milyar metreküplük hacim, ülkenin toplam gaz tüketiminin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. "Türkiye'nin yıllık tüketimi 50 milyar metreküpten fazladır. Ancak bu anlaşmanın stratejik önemi hacmiyle değil, yarattığı yapısal rolle ölçülür. Bu işlev, 'merkez ülke' kavramının iki ana düzeyiyle açıklanabilir. Birincisi, yalnızca transit ülke olarak hareket ederek gazın bölgeden geçişini sağlamak, ikincisi ise gerçek bir enerji merkezi, yani fiyatları oluşturan, gazı yeniden ihraç eden ve aktif bir ticaret platformu rolü oynayan bir merkez haline gelmektir. Çok kaynaklı ve çok aktörlü tedarik portföyü Türkiye'nin birinci aşamadan ikinci aşamaya, yani transit ülkeden enerji merkezine geçişine yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir. Asıl sınav bu gazın Avrupa pazarı dinamiklerine ve fiyat oluşum mekanizmalarına nasıl yeniden entegre edileceği ile ilgili olacaktır." Ona göre, Türk dünyası perspektifinden bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin siyasi formülü olan "Tek millet, iki devlet" ilkesi, son yıllarda somut ekonomik ve enerji altyapısıyla güçlendirildi. Enerji bu entegrasyonun hem sürdürülebilir hem de stratejik temelidir. Çünkü 15 yıllık taahhüt, iki ülkenin ekonomik ve jeopolitik kaderini ölçülebilir şekilde birbirine bağlıyor "Liberal uluslararası düzenin kurumsal boşluklar yarattığı ve tedarik zincirlerinin giderek coğrafi mantığa göre yeniden yapılandırıldığı bir aşamada istikrarlı ve öngörülebilir bir enerji merkezi görevi görmek başlı başına önemli bir jeopolitik varlık haline geliyor. Azerbaycan ve Türkiye bu dönüşüm sürecinde kurucu aktör olarak konumlarını güçlendiriyor. Bu anlaşmanın değeri sadece büyüklüğü ve ticari boyutlarıyla değil, yarattığı emsal ve yarattığı kurumsal çerçeveyle de belirleniyor. Entegrasyon için ekonomik bir temel oluşturulması ile Türkiye'nin bu sistemdeki merkezi devlet iddiasını birleştiriyor. Aynı stratejik çizgideyiz" diye vurguladı uzman 2026 © AZERTAC. Telif hakkı saklıdır. Bilgilerin kullanımına hiper bağlantıyla atıfta bulunulmalıdır


