Tenqri
Ana Sayfa
Siyaset

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Artık oy değil, aday çalıyorlar; Mansur Bey’in tutuklanması bardağı taşırabilir, Özgür Özel’in dokunulmazlığı kaldırılabilir! | T24

Sibel Yükler & Cengiz Anıl Bölükbaş | Fotoğraflar: Özgür Zeren Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, yaşanan son gelişmelere yönelik tartışmalar için, “Türkiye yol ayrımında değil, o nokta geçildi. Karanlık bir tünelin içindeyiz. Laiklik de cumhuriyet de artık kalmadı. Sokağa atılmış

0 görüntülemet24.com.tr
TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Artık oy değil, aday çalıyorlar; Mansur Bey’in tutuklanması bardağı taşırabilir, Özgür Özel’in dokunulmazlığı kaldırılabilir! | T24
Paylaş:

Sibel Yükler & Cengiz Anıl Bölükbaş | Fotoğraflar: Özgür Zeren Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, yaşanan son gelişmelere yönelik tartışmalar için, “Türkiye yol ayrımında değil, o nokta geçildi. Karanlık bir tünelin içindeyiz. Laiklik de cumhuriyet de artık kalmadı. Sokağa atılmış durumda. Devlet katında yok. Cumhuriyetin sadece adı kalmış durumda. Demokrasinin, özgürlüklerin, adaletin hepsinin sadece adı kalmış ve içi bütün olarak değişmiş durumda. Eğer böyleyse, eğer bu söylediğim doğruysa, yani artık belirli eşikleri geçtik ve bir karanlık tünelin içindeysek, o zaman sadece savunmaya çekilerek bir mücadeleyi yürütemeyiz. Şimdi karşı saldırı için örgütlenme zamanı gelmiştir. Artık bunları kazanmak için, Türkiye'de yeniden demokrasiyi egemen kılmak için, özgürlükleri, adaleti tesis etmek için muhalefetin direnmekten karşı saldırı moduna geçmesi lazım. Bu bence siyaset stratejisinin temel değişikliği anlamına gelir” dedi TİP Milletvekili Ahmet Şık’la birlikte T24 Ankara Bürosu’nun konuğu olan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, T24 muhabir, yazar ve editörlerin sorularını şöyle yanıtladı: Toplum uzun zamandır AKP-CHP hattına sıkışmış durumda, sol, sosyalist partiler neden farklı çekim merkezi haline gelemiyor. Neden aynı cenderenin içinde sıkışılıyor? Madencilerin Ankara’daki direnişi sırasında en çok şunu duyuyorduk. "Bunlar size oy vermeyecek ama en çok siz mücadele ediyorsunuz diyorlardı" bize. Bence CHP meselesi de biraz öyle. Memleketteki siyasal kutuplaşma ortada. Bizim, ‘CHP'nin yanında olalım, CHP'nin etrafında siyaset yapalım’ diye bir arayışımız yok. Çok uzun zamandır maalesef Türkiye'de yeni bir rejim inşa edildi, saray rejimi. Biz kim onun karşısındaysa, kim onun zulmüne uğruyorsa, kim ona karşı direniyorsa, kim onunla mücadele ediyorsa elimizden geldiğince orada yer tutmaya çalışıyoruz. AKP’nin 25 yılına bakalım. Nelerle suçlandık diye düşünüyorum mesela. Ergenekoncu olmakla suçlandık, KCK'li olmakla suçlandık, PKK'lı olmakla suçlandık. Bugün de işte CHP'li olmakla suçlanıyoruz ya da eleştiriliyoruz. Dolayısıyla bu özel bir tercihten kaynaklanmıyor. Yani memleketi okuyoruz, memlekette bu iktidarın saldırısına uğrayan kim varsa ya da bu iktidara karşı direnen kim varsa orada bulunmayı bir görev olarak görüyoruz. Onun sonucu böyle yansıyor ama açık söyleyeyim, biz ‘Özgür Özelci’ değiliz. 5-6 sene önceye gidelim, benzer bir saldırıyla Kılıçdaroğlu karşılaşmış olsa belki biz bugün ‘Kılıçdaroğlucu’ diye adlandırılacaktık. Esas mesele Türkiye'de bu kimlikler ya da siyasette egemen olan Ankara merkezli anlayışın dışında bir sınıf hareketinin yaratılabilmesi Mesela 2020 seçimlerinden sonra Türkiye İşçi Partisi, 60 yıl sonra ilk defa bir sosyalist partinin ulaştığı en yüksek oranına ulaştı. Biz hemen ertesi gün şu kararı aldık. Sendikal mücadeleyi büyütme, somutlaştırma. Mesela DİSK üye sayısı bir milyona ulaşmadan AKP'ye karşı gelmek mümkün değilmiş, bunu gördük. Oysa gerçekte baktığımızda yüz bin üyeli bir DİSK’ten söz ediyoruz. O tablo öyleyken sosyalist hareketinde bir siyasal güç olarak onun çok ötesine geçme şansı yok. Aynı şey bence kadın hareketi için geçerli, aynı şey gençlik hareketi için geçerli. Dikkat ederseniz zaman zaman ciddi parlamaları oluyor ya da zaman zaman büyük direnişler oluyor ama süreklileşmiş bir kadın hareketinden, gençlik hareketinden, işçi hareketinden söz edemiyoruz. Sosyalist siyasette bazı figürlerin parlamentoda olmasıyla büyüme şansı yok. Esas olarak yurttaşın siyasetin öznesi olduğu bir siyaset anlayışını egemen kılmak lazım Türkiye'de. Ben mesela madencilerin oy vermelerinin ötesinde mesela partiye üye olmalarını, madencilerden birisinin milletvekili olmasını önemli görüyorum. Yoksa hemen yarın bu arkadaşların oy tercihleri değişir mi? Bence değişmez. Ama bu mücadeleler devam ettikçe işte parlamentoda madenci, tekstilci, belediye işçisi, sağlık emekçisi 30-40 milletvekili olduğunda Türkiye'nin tablosu bambaşka hale gelir Yargıda özellikle Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasıyla yaşanan değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Kuşkusuz önemli… Yeni dönem diye tarif edilmesine çok köklü bir itiraz geliştirmem ama herhalde geride kalan 25 yılın tümünde AKP'nin esas olarak yargıyı bir basit enstrümana, bir siyaset dizayn aracına, bir sopaya hatta sadece siyaset değil, toplumu dizayn aracına çevirdiğini unutmamak lazım Her seferinde yeni bir mevzi kazanıyorlar ve oradan derinleştiriyorlar. Açıkçası ben artık Türkiye'nin geldiği noktayı, bunu isterseniz 2023 seçimleriyle başlatalım, isterseniz 2024 yerel seçim yenilgisi sonrasındaki operasyonlarla… Çok uzun zamandır tartışıyoruz ya, Türkiye'nin yol ayrımında olduğunu. Ben artık orayı çok geride bıraktığımızı düşünüyorum. Bunun önemli bir tespit olduğunu da altını çizerek ifade ediyorum. Her birisi bir kırılma noktası olabilir ama şöyle, karanlık bir tünele doğru sürükleniyoruz algısı var ya, bence bunu değiştirmemiz lazım. Karanlık bir tünelin içindeyiz. Bu çok kritik bir şey ve bence şu anda muhalefetin üzerinde en fazla düşünmesi, tartışması ve stratejisini değiştirme ihtiyacına varacak yeni tespitler yapması lazım Şunu kastediyorum; diyelim ki 5 sene, 10 sene, 15 sene önce Türkiye'de laikliğin tehlikede olduğunu söyleyebilirdiniz ve laikliği savunmak gerekir diyebilirdiniz. Bence artık laiklik falan kalmadı. Laiklik sokağa atılmış durumda. Devlet katında bir laiklik yok Türkiye'de. Cumhuriyetin sadece adı kalmış durumda. Demokrasinin, özgürlüklerin, adaletin hepsinin sadece adı kalmış ve içi bütün olarak değişmiş durumda. Bunu şunun için söylüyorum Eğer böyleyse, eğer bu söylediğim doğruysa, yani artık belirli eşikleri geçtik ve bir karanlık tünelin içindeysek, o zaman sadece savunmaya çekilerek bir mücadeleyi yürütemeyiz. Şimdi karşı saldırı için örgütlenme zamanı gelmiştir. Artık bunları kazanmak için, Türkiye'de yeniden demokrasiyi egemen kılmak için, özgürlükleri, adaleti tesis etmek için muhalefetin direnmekten karşı saldırı moduna geçmesi lazım. Bu bence siyaset stratejisinin değişikliği anlamına gelir. Mesela 1 Mayıs'tan 2 ay önce "Biz bu 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkmalıyız kararı almıştık "ve bunu ilan ettik hemen. Arkasından Türkiye İşçi Partisi'nin maden işçilerinin yanında açlık grevine katılması benim şahsımda oldu ama partinin bir kararı oldu. Şimdi bu iki şey aslında bu değerlendirmemizin bir ürünü. Yani iktidar seni sıkıştırdıkça sen elinde kalanı korumak yerine yeni alanlar açmalısın. Yeni mücadele tarzları, yeni mücadele stratejileri benimsemelisin diye düşünüyorum. Örnek olsun diye söyleyeyim Mesela Cumhuriyet Halk Partisi ile dayanışmamız baki ama örneğin mitingleri bu gözle değerlendiriyorum. Yani mitingler bana bir önceki mücadele döneminin eylem biçimi gibi geliyor. bir kişi çıkıyor, konuşuyor, insanlar onu alkışlıyorlar, destekliyorlar, onun taraftarı olmanın ötesine geçemiyorlar ama. Bir süre sonra da mitingi evde televizyondan seyretmekle alanda seyretmek arasında bir fark yok. Çünkü siz o mitingin bir parçası değilsiniz aslında. Onun izleyicisisiniz. Savunma dönemlerinde miting yapılır, durum protesto edilir. Şimdi biraz daha yurttaşı özne kılacağımız karşı saldırıların örgütleneceği, kazanmaya, yeni mevziler elde etmeye dayalı bir mücadele stratejisi geliştirmek ve iktidarın bizi sıkıştırmaya çalıştığı alanı asla kabul etmemek lazım “Karanlık bir tünelin içindeyiz ve muhalefet yeni strateji geliştirip uygulayamazsa Putinvari bir yönetime geçilecek” şeklinde iddialar konuşuluyor. Sizce Türkiye için öngörülen sistem bu mu gerçekten? Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Seçimlerin olmadığı bir ülke olmaz Türkiye ama siz Putin diyorsunuz belki biraz Azerbaycan'a daha çok benzeyebilir yani aile ilişkileri açısından falan baktığımızda. Dolayısıyla sembolik olarak seçimlerin yapıldığı, sembolik olarak muhalefetin de olduğu, parlamentonun da olduğu bir yapı. Ama ne diyelim hani seçimi otokrasinin aslında hedeflendiğini düşünüyoruz ABD Büyükelçisi Barrack’ın açıklamalarını da bu kapsamda mı değerlendiriyorsunuz? Ben meselenin sadece Türkiye'den ibaret olmadığı konusunda da çok ısrarcıyım. Yani aslında yaşadığımız şeyin adını koyarsak, uluslararası bir saldırı var artık. Tüm dünya çapında artık eski dengelerin, eski ilişkilenme biçimlerinin, insanlığın kazanımı olan bir takım hukuki, siyasal, sosyal hakların falan topyekûn tasfiye edileceği bir süreç yaşanıyor, bu arzulanıyor. Trump-Netanyahu rejimi diyebiliriz. Uluslararası bir kara düzen inşa etmeleri. Venezuela devlet başkanı kaçırıldı ve unuttuk. İran'a dönük saldırılar, Filistin'deki soykırım meselesi falan bunlar hepsi bir uluslararası karşı devrimin içinde olduğumuzu gösteriyor. Mesela ne deniyor sıklıkla? Bu dönemi analiz eden akademisyenler, araştırmacılar, düşünürler. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşmuş dünya koşulları artık değişiyor diyorlar. O koşullar nasıl oluşmuştu? Sovyetler Birliği etrafında bir sosyalist kamp vardı. Onlara dönük Hitler'in önderliğinde büyük bir saldırı gerçekleştirildi. 10 milyonlarca insan hayatını kaybetti. Tüm dünyada faşizme karşı mücadele edildi. Ve yeni bir denge kurulmuştu Şimdi belki 90'lardan bu yana esas olarak o gücün ortadan kalkması neticesinde aradaki o 50-60 yıllık denge durumunda kaybettiklerini sermayeyle yeniden almak için çok olağanüstü bir saldırıya girişmiş durumda. Bir de bilim gelişiyor, teknoloji gelişiyor bunları eklediğinizde. O yüzden mesela Trump "böyle bir çılgın, işte deli bu adam" falan değil bence. Yani uluslararası sisteme ihtiyaç duyduğu yeni yönetim anlayışının en çıplak görüntülerinden biri. O yüzden Hitler'e benzetmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Hitler de bugün öyle anlatılıyor ya, sanki kendi psikolojik durumu nedeniyle dünyayı o karanlığa doğru sürüklemiş gibi. O nasıl desteklendiyse o gün, uluslararası sermaye tarafından Trump da bugün aynı desteği alıyor Türkiye bu konudaki örnek ülkelerden bir tanesi. 2001 krizi sonrasında bu iktidarın iktidar koltuğuna oturtulduğunu düşünürseniz, onun önce adımları, denemeleri de Türkiye'de yapıldı ve yerleşti artık. Dolayısıyla tüm dünya açısından son derece karanlık bir süreç. O yüzden de bir taraftan öyle formül ediyorum, toplumun en altındakiler, işte tarladaki köylü, madendeki işçi, açlık, yoksulluk, sefalete mahkûm edilen milyonlarca insanla toplumun en altından bir isyan örgütlenmesi lazım. Ama aynı zamanda uluslararası çapta bir örgütlenmeye de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum tüm dünyada. Mesela o kapsamda Brezilya'da, Porto Alegre'de bir antifaşist kongre toplandı. Biz büyük bir heyecanla, sorumlulukla ona katıldık. Şimdi onu devam ettirmeye çalışıyoruz Avrupa, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Güney Amerika'da, Türkiye'deki NATO zirvesini uluslararası örgütlenmenin bir vesilesi kılmaya çalışıyoruz. İstanbul'da bizim ev sahipliğimizle bir uluslararası barış zirvesi toplayacağız NATO'ya karşı. Bunların hepsi birbirini bütünlüyor bence. Herhalde hep beraber yeni ufuklar geliştirmemiz gerekiyor. Yani bizim de sosyalistler adına söylüyorum bunu. Bizim de hani bir önceki döneme ilişkin kendimizi kurduğumuz biçim, ifade ettiğimiz biçim biraz yeni dönemin ihtiyaçlarına göre güncellenme ihtiyacı taşıyor Bütün bunlara zaman var mı? Reel siyasi görüntü bunlara olanak tanıyor mu? Bu örgütlenme çalışmaları baskın seçimin konuşulduğu bir ortamda sonuç verebilir mi? Bence zaten toplumun bağrında bir direniş devam ediyor. Yani her seferinde farklı biçimlerde kendisini ortaya koyuyor işte. Bakın şu anda doğrudan bizim partiyle temas etmiş ve devam eden Arçelik'te 2 bin tane işçi işten atılmış durumda, bir şekilde kendi aralarında örgütleniyorlar. Mersin'de liman işçileri var. İzmir'de petrol iş sendikasının bir örgütlenmesi var, 500 gündür direniyor işçiler. Kocaeli'nde lastik işçileri, Edirne'de madenciler grevde. Bunlar sadece bize gelmiş olanlar. Onun dışında çevre mücadelesi, gençlik her gün oralarda bir tepki var. Gelişiyor. Aslında belki de en büyük şansımız o. Yani 25 yıllık Türkiye'deki iktidar her şeyi başardı. Devlet içerisindeki belki de bütün direniş odaklarını tasfiye etti. Ama toplumdaki direnişi bitiremedi. Orada hâlâ bir güçlü direniş çizgisi var. Bunun ne zaman birleşik bir muhalefet hareketi olarak kendisini ortaya koyacağını hiç bilemeyiz Bakın Gezi öncesini bir düşünün. Gezi'den önce de liseliler kendi eylemlerini yapıyordu, kadınlar kendi eylemlerini yapıyordu. Tekel işçileri vardı onun öncesinde. Çok farklı, toplumun her yerinden direnişler vardı. Hiç kimsenin tahmin etmediği bir şekilde Gezi Parkı'ndaki ağaçların korunmasıyla o toplumsal bir harekete dönüştü. Türkiye'de de her zaman böyle bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Zaten iktidarın da temel kaygısının, temel korkusunun bu olduğunu görüyoruz. 100 tane maden işçisinin devletin 3 bakanını karşısına oturtması, bir süre sonra bu fotoğrafı vermek zorunda kalmaları bence bir şeye işaret ediyor. O yüzden böyle bir mücadele içinde kendisini yeniden inşa eden bir süreçten söz ediyorum. Kenara çelip bu tartışmaları yapmaktan söz etmiyorum. Tam tersine bu mücadele içinde olacak. Zaten öyle gelişiyor. İşte ne bileyim. Mesela niye Brezilya'da bir uluslararası antifaşist kongre toplandı? Çünkü Bolsonaro'yu yendiler. Orada İşçi Partisi, Komünist Parti, Topraksız Köylü Hareketi, Sosyalist Parti, hepsi beraber dünya çapında bunu taşımak için bir adım attılar Mitingleri eleştirirken de mücadele eden kimseye haksızlık etmek istemiyorum. Yeni bir şeye ihtiyaç var diye düşünüyorum. Daha çok halkın konuştuğu bir sürece ihtiyacımız var. Yani siyasetin temsilciler eliyle yürütüleceği bir şey değil de daha çok halkın özne olabileceği bir tarzı hâkim kılmamız lazım. Bunun yollarından bir tanesi de bence şu. Samimiyetle bunu düşünüyorum. Türkiye’yi aynı zamanda bir kongreler iktidarı olarak tarif ediyor Bülent Tanör. Herkes Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi'ni biliyor da başka pek çok kongre toplanmış o dönemde. Oranın yaşayanları, nasıl bir direniş hareketi, nasıl bir mukavemet hareketi örgütleyebiliriz diye yan yana gelmişler. Mesela bunun üzerine düşünmek lazım. Şimdi asgari ücretler kongresi toplansın, sağlık yöneticileri kongresi toplansın, mühendisler kongresi toplansın, maden işçileri kongresi toplansın. Türkiye'de siyaset, düzen gibi. Bir piramit biçiminde şekilleniyor. Bunu değiştirmediğimiz sürece, yani tabanın, emekçilerin, halkın söz hakkını güçlendirmediğimiz sürece, onları özneleştiremediğimiz sürece, sonuç alamayız Çok üzücü bir şey söyleyeceğim. Geçen gün Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oy pusulalarını gözümle canlandırdım. Hep beraber bir daha yapalım. Mesela düşünsenize ilk pusula Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu, Selahattin Demirtaş vardı pusulada. Tayyip Erdoğan hâlâ ülkeyi yönetiyor. Ekmeleddin İhsanoğlu saray bahçesinde bir yer buldu kendisine. MHP’de milletvekili oldu. Selahattin cezaevinde. Sonraki pusulaya bakalım. Yine Tayyip Erdoğan var. Muharrem İnce, Meral Akşener, Doğu Perinçek. Temel Karamollaoğlu aday. Temel Karamollaoğlu herhalde artık yaşı çok yaşlı olduğu için siyaseti bıraktı. Doğu Perinçek Saray'ın etrafında, Meral Hanım'ın durumu belli. Muharrem Bey gitti geldi. Bir sonraki seçimde... Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Sinan Oğan. Çok acayip değil mi? Ekmeleddin İhsanoğlu aday olduğunda anlatmaya çalışıyorduk. Sistem tartışmasını yapmaya çalıştık, isim tartışmasının dışına çıkartmaya çalıştık ama yıllardır biz toplantılarımızda, sohbetlerimizde, yazlarımızda halkı "'Seni ben kurtaracağım' diyenlerden kurtarmak lazım" diye bir lafı kullanırdık. İspatlandı bence artık. Bundan sonra mesela, "Şöyle bir Cumhurbaşkanı adayı da bizi kurtarsın" tartışması benim hiç içine girebileceğim bir tartışma değil artık. Ama yine oraya sürükleniyor. İşte o ana kadar, bakın o ana kadar oluşturacağımız bu inisiyatif çok kritik. Yani eğer burada bir örgütlenme yaratırsak, diyelim ki madenciler, diyelim ki kadınlar, gençler, işte sağlık emekçileri, mimarlar, mühendisler; bu toplumun üreten insanları, kendi kongrelerini, kendi meclislerini, kendi örgütlenmelerini geliştirirlerse, mesela milletvekili adaylarımız bu kongrelerin içinden çıkartırlarsa, ondan sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi önemsizleşebilir Ama biz bunu yapamadığımız zaman, bu gerçeği örgütleyemediğimiz zaman yine isim tartışmasına kilitlenecek mesele. Ve yine biz 5 yıl sonra diyelim ki o pusuladaki insanların şimdi nerede olduğuna bakıp üzüleceğiz. O yüzden bu sefer bunu erkenden yapmak lazım. Zor bir şey arıyoruz, onun da farkındayım ama kestirme denemelerinin hepsinde duvara çarpıyoruz. 2014’te bize "Biraz sağcılığa göz yumalım" denilmişti. Onların oyunu alabilmek için böyle bir adaya ihtiyacımız var. Gitti 5 yıl orada. Ondan sonraki 5 yıl da gitti. 15 sene önce bunu yapsaydık, madenci bir arkadaşımızı aday yapsaydık, mücadele eden bir kadın arkadaşımız adayımız olsaydı farklı olurdu. 2014'te Türkiye o bahsettiğim karanlık tünelin belki kapısındaydı. Şimdi içine doğru derinleşerek ilerliyor. O yüzden orada el frenini çekmek lazımdı. O riski göze almak lazımdı orada. Şimdi aynı şeyi söylüyorum. Bugün de bu el frenini güçlü biçimde çekmezsek yavaş yavaş ama hep o tarafa doğru ilerleyecek Sol, sosyalist hareket benzer tespitleri sürekli yapıyor ama sonuç alabiliyor mu? Sonuçta Türkiye bu haldeyse, sosyalist hareket eksiksiz, her şeyi çok iyi yaptık ama olmadı diyemem. Sonuçta Türkiye bu haldeyse sosyalist olarak biz de ülkenin bu hale gelmesinden üzerimize düşen sorumluluğu almamız lazım. Elbette payımız var ama haksızlık etmemek de lazım. Bu iktidarın yenilgiyi tattığı 7 Haziran'ı düşünelim. Orada, o günkü HDP'nin içinde sosyalistler de vardı. Onların bir katkısı yok muydu? Sonra ülke kan gönlüne çevrildi. Şu ayrı bir şey. Bazen bazı şeyleri kendi hatalarınız nedeniyle başaramazsınız ama bazen de mücadele edersiniz ve yenilirsiniz. Bu süreç örneğin bizim açımızdan mücadele ettiğimiz ama yenildiğimiz bir süreç oldu. Yani teslim olmadık. Kavga ettik ama başaramadık, yenemedik. Şunu demiyoruz. Yani biz kendimizi toparlayana kadar Türkiye beklesin. Ondan sonra biz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz deme şansımız yoktur. Yani diyelim ki bir yerel seçim, muhtarlık seçiminde olsa, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olsa o günkü oluşturduğumuz güç neyse o güçle alabileceğimiz en iyi sonucu almaya çalışırız. Ama bu gördüğümüz bir gerçeği söylemekten bizi alıkoymasın istiyorum. Yoksa sermaye sınıfı, Tayyip Erdoğan'ın kurduğu rejimi sürdürmek üzere başka bir aktörü de tercih edebilir. Oysa biz diyelim ki işte İstanbul'da Ekrem İmamoğlu'na oy verdiğimiz zaman da Kemal Kılıçdaroğlu'na oy verdiğimiz zaman da tam da sizin işaret ettiğiniz gibi bunları söylüyorduk. Şimdi bunları niye daha yüksek sesle söylüyorum? Bu söylediğinizin ne kadar haklı olduğu bence daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor Bir de şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız. AKP, MHP, CHP'nin diyelim ki Kemal Bey tarafı oraya eklemlenince, tam boy milliyetçi, muhafazakâr ve ona eklemlenmiş bir iktidar bloğu oluyor. Öbür tarafta da İYİ Parti, Zafer, Anahtar, Saadet, Deva, Gelecek partileri. Türkiye buraya sığmaz. Bu tablodan Türkiye'de solun, sosyalistlerin mutlaka güçlenerek çıkması lazım, yoksa felakete doğru gidiyoruz. O yüzden biraz telaşlıyım. Yoksa şu kolay, işte butlanın karşısında dur; Ekrem Bey haksız yere cezaevinde, Selahattin Demirtaş hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor. Oradaki duruşlarımız yanlış değil. Ama onun arkasını da uygulamamız lazım. Onun arkasından maddi bir güç olarak büyümemiz lazım Bunun için de mesela açık söylüyorum, sarı sendikalarla daha fazla kavga etmeye başlamamız lazım. Şimdi bir önceki evreden anlayın, şunu dert ediyordum ben. Ya zaten toplum sendikasız, zaten toplum sendikalara güvenmeyecek. Ben bir tane hırsız sendikacıyı teşhir ettiğimde, tamam mı, o genel olarak sendikalara dair güvensizliği güçlendiriyor. Oysa şimdi şunu yapmaya çalışıyorum, biliyorum ki bakın, samimi söylüyorum, gerçekte böyle. Yani gördüğüm tablo bu. Aslında namuslu sendikacı sayısı kendini satandan çok daha fazla. Ama onlar gözükmüyor. O yüzden işte Bağımsız Maden İş yürüdüğünde yanına gidiyoruz. O yüzden Mehmet Türkmen'in yanına gidiyoruz. Sendikacı denilince işte Kıbrıs'ta kumar oynayan değil de şte Beypazarı'ndan Ankara'ya kadar 180 kilometreyi işçisiyle yalın ayak yürüyen başkan gelsin insanların aklına istiyorum Ben Tayyip Erdoğan'ın yönetebildiği kadar uzun süre yönetme hayali içerisinde olduğunu düşünüyorum. Ama sonuçta şunu kabul ederim, bunlar iyi hesap yapan, iyi araştırma yapan bir ekibe sahipler. Uzun yıllardır seçimi kendileri için hep en avantajlı oldukları zamanda yapmayı başardılar. Şimdi de onun arayışı içerisinde olduklarını düşünüyorum. Ama iktidarın seçim yapabilecek parası yok bence. Alçakça bir taktikleri var. Şimdi kabaca bakalım. Dedim ki 2023 Mayıs'ına kadar kasayı boşaltmışlardı, hatırlıyorsunuz. Bütün kaynakları kullandılar. 2024'te belki biraz o yüzden kaybettiler. 2024'ten bu yana ise insanlara hak ettikleri, hatta hak ettikleri değil, rakamların gösterdiği kadarıyla zam yapmadılar. Emekliye yapmıyor, memura yapmıyor, mümkün olduğunca en altta tutmaya çalışıyor. Bence 5 yıllık bir paket planları var. Yani diyelim ki 2024'ün ocağında 100 lira maaş alan birisinin normal zamlar ilerlerse 2027'nin ocağına geldiğinde atıyorum 180 liraya çıkması gerekiyordu maaşının. Bunu böyle kıra kıra milim milim verip seçim yılına geldiğinde yapabilecekleri en yüksek zammı yapacaklar. Yine gerçek rakam olmayacak ama bunu hesapladıklarından eminim. Şimdi temmuzda zam yapmayacaklarını söylüyorlar. Demek ki 2026'yı seçimsiz kapatacağız diye düşünebiliriz. Benim tahminim 2027 Ocak ve 2027 Temmuz'da büyük zamlar yapıp çünkü toplumun oy vermesinde ekonomik göstergeler böyle son 3 ay 6 ay gibi daha kısa dönemlere sıkışıyor. Böyle taktiklerle ilerleyecekler. O yüzden benim için en büyük olasılık 2027 Kasım Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz, bir noktaya ulaşabilecek mi? DEM Parti ile görüşüyor musunuz? DEM Parti ile görüşmelerimiz ittifak sürecindeki kadar yoğun değil ama ara ara hem ikili görüşmeler hem de heyetler halinde görüşmeler yapıyoruz. Fakat açık söyleyeyim, kamuoyunda bilinenden çok daha fazla bir bilgi, ayrıntı, şu bu yok. Gerçekten süreç, herkes şunu bilsin, ne görüyorsak süreç o. Yani nereye kadar geldiyse orada Şimdi bu iktidarın şöyle bir özelliği var, bence yine o devrede. İki özelliği önemli biriktirdiler. Bir tanesi ittifak bozmak konusunda mahir bir iktidar. Tayyip Erdoğan'a hep tersi atfediliyor ya, çok iyi ittifaklar yapıyor diye. Bence Tayyip Erdoğan'ın gerçekten bir siyasetçi olarak ileride hayatı yazıldığında, "Ne yaptı Tayyip Erdoğan?" diye sorulduğunda ben bu cevabı veririm: Her seferinde karşısında oluşan ittifakı bir şekilde parçaladı. Şimdi böyle bir amacı var. Bu DEM partinin etkisizleştirilmesini, muhalefet gücü olarak etkisizleştirilmesini kapsıyor. O yüzden de biraz zamana yayarak, hep o masayı orada tutarak, o müzakere zemini nedeniyle de DEM Parti'nin mümkün olduğu üzere bütün ağırlığıyla, bütün gücüyle, bütün etkisiyle muhalefetin parçası olmasını engellemeye çalışan bir boyutu var. Yani kendisini desteklemese de karşı tarafta etkili bir güç olmasın. Bu iktidarın diğer bir özelliği şu, memleketin gerçek sorunlarına işaret ediyor. Ama o gerçek sorunları çözmek için değil, o gerçek sorunlardan kendisine güç devşirmek, kendisini, iktidarını kalıcılaştıracak adımlar atmak için uğraşıyor. Mesela düşünün, tâ en başından beri. Türkiye'de demokrasi sorunu yok muydu 2002'de? Buz gibi vardı. Şimdi AKP onu gösterdi. Şimdi gösterince bakıyoruz hepimiz parmağın gösterdiği yerde, bir demokrasi sorunu var mı? Evet var. Ne yapmak lazım? İşte demokratikleştirmek lazım. E o da doğru, tamam mı? E sonuç? Türkiye tarihinin en antidemokratik iktidarlarından biriyle karşı karşıya ülke. Ya da Aleviler, Kürtler, kadınlar, gençler ne sayarsanız. Yani AKP gerçek sorunları gösteriyor ama onları çözmüyor. Şimdi de bunu yapıyor. İktidar bu sorunu toplumu kutuplaştırmak için kullandı, herkesi terörist ilan etti. Ama işte o gerilim bir yerden sonra artık yük oluşturmaya başlıyor. AKP oyunu alabileceği pek çok Kürt seçmeni de kaybetti. Şimdi onu da yeniden kazanmak için bir fırsat yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla uzayacak bu süreç. Ama bir çatışma ortamının olmaması, insanların ölmemesi, belirli bir düzeyde de olsa konuşulabiliyor olması bu meselenin, bu açıdan da bakmak lazım. Muhalefetin burada daha talepkar, daha somut mücadele başlıklarıyla ilerlemesi gerekir diye düşünüyorum Bahçeli'nin bu süreçteki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bahçeli, devlet katında planlanmış, programlanmış bir süreci yürütüyor. Bahçeli el sıktı ve süreç başladı diye genel olarak kabul ediyoruz ya hepimiz, belli ki onun çok öncesinde şiddetli görüşmeler yapılmış. Bahçeli bir gün gideyim arkadaşlarına elini sıkayım diye düşünüp gelmemiş. Öncesinde bir süreç var. Dolayısıyla o iradenin siyasi alandaki temsiliyetini üstlenmiş durumda. Tabii bu AKP'nin de işine geliyor. Çünkü dikkatli baktığımızda şunu görüyoruz. Aslında AKP'ye kimse süreci sahiplenmiyor. Karşı çıkan yok ama işler yürüyor Açıkçası şu anda birinci önceliğimiz seçim değil. Böyle bir durumda da hangi koşullar, hangi programda yan yana geleceğimiz önemli. Biz şu konuda ısrarcıyız. Saray rejimiyle kim asla uzlaşmaz, kim bunlarla masaya oturmaz, kim bunlara teslim olmaz, kim bunlarla kanının son damlasına kadar mücadele eder sorusuna ben sanıyorum ki herkes TİP yanıtını verir. Dolayısıyla biz bu çizgide devam edeceğiz. Biz bu rejimi emekçi sınıflarının düşmanı bir rejimi olarak görüyoruz. Açık söylüyorum yani öyle bir müzakere edilecek bir rejim falan yok bizim için. Dolayısıyla bunun karşısında kanımızın son damlasına kadar mücadele etmemiz lazım. Bu cephede duran herkesle seçim ittifakını, eylem birliğini, mücadele birliğini, ittifakları konuşuruz. Genel seçim sadece genel seçim değil, sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi. Benim görebildiğim kadarıyla bu sefer çok adaylı bir sürece doğru gidiyoruz. Mesela orada da tartışmamız lazım. Hangi program etrafında ortak Cumhurbaşkanı adayları çıkartabiliriz? Biraz önce anlattığımız programımıza uygun bir seçeneği cumhurbaşkanı adayı yapmakta ortaklaşabilir miyiz mesela? Burada DEM Parti'nin tercihi ne olacak? Mesela onların şu talebini anlayabilirim. Ana dili Kürtçe olan bir adayla çıkmak isteyebilirler. Biz burada ortaklaşmayabiliriz. Bunlar konuşulur. Ama TİP açısından şunu söyleyeyim. Biz seçimlere kendi başımıza ve kendi adaylarımıza girme ihtimalimizi gözeten bir hazırlık içerisindeyiz Aynı bağlamda Mansur Yavaş’a operasyon yapılabileceği, Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılabileceği de konuşuluyor. Böyle gelişmeler bekliyor musunuz? Türkiye'deki herhangi bir şeyi, bırakın hukuku, yasalarla bile tartışamıyoruz artık. Herhangi bir öngörülebilirliği yok bu işin. Çok açık. Güç kimdeyse o istediği her şeyi yapabilir. Gücü oranında hareket ediyor bu. Biraz öyle bakıyorum. Hani eskiden şey dedik ya AKP oy çalıyor mu çalmıyor mu falan ya aday çalıyor artık. Yani öyle bir yere gelmişiz. Yani Ekrem İmamoğlu meselesinde söyleyeceğim esas mesele bu. Şimdi Mansur Bey ya da başka birisi gerçekten bu iktidarı tehdit eden bir aday hissettikleri anda ona da aynı kumpasları yapabilirler. Hiç şaşırmam ona. Şunu göze almaları lazım. Şimdi o bardağın taştığı an var ya onun ne olacağını gerçekten bilemiyoruz. Yani belki de hani işte Mansur Bey'in tutuklanması o bardağın taştığı nokta olabilir. Belki işte Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması olabilir. Dolayısıyla iktidar da bence o kadar da rahat değil. Mesela 19 Mart'ta İstanbul Belediyesi'ne de kayyım atama kararlılığında olduklarını düşünüyorum. Ama işte hiç beklemedikleri bir şey oldu. Beyazıt'tan çıkan bir grup genç, o barikatı yarınca insanlar Çağlayan’a geldi. Ve kayyıma da engel olundu. İktidarın kafasındaki şeyin mümkün olduğunca karşısındaki adayın kendisini en az tehdit edecek unsur olması için bir çaba içerisinde olacağını düşünüyorum Ama çareler tükenmiyor. Açık söyleyeyim. Ekrem Bey alındığında bu hareketin biteceği düşünülüyordu. Çünkü Özgür Özel'in bu düzeyde bir liderlik vasfı olduğu tahmin edilmiyordu. Ama ne oldu? Özgür Özel bu süreçte önemli bir liderlik sınavı verdi ve başarıyla geçti. Şimdi o yüzden hedef haline geldi zaten. Eğer bunu başaramamış olsaydı olmayacaktı. Şimdi diyelim ki bu da yapılırsa Türkiye toplumu yeni liderler çıkartır. Yani o süreci taşıyacak yeni unsurları kendi içinden çıkartır. Hiç bitmez hocam. Bizim topraklar gerçekten bereketli topraklar Özel ve ekibi için başka yol kalmazsa TİP listelerini açar mı kendilerine? Her zaman bir temasımız var ama öyle bir ihtimal yok arkadaşlar. Sonuçta Türkiye'de siyaset yapıyorlar. Buna ilişkin hazırlıklarını yapmışlardır. Bir B planı olarak yapmışlardır. Ama Türkiye İşçi Partisi, bir dayanışma olarak bu bir zorunluluk olarak kalırsa, geçen sefer de HDP için aynı şey vardı, HDP'ye önerdiğimiz şeyin, aynısını da Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlara da tabii ki öneririz ama sonuçta ben bunun hiç ihtimal dahilinde olmadığının özellikle altını çizeyim. Neden? TİP ideolojik olarak net bir parti. Dolayısıyla arkadaşlarla da dünya görüşümüz aynı parti çatısı altında bir arada olamayacak kadar farklı aslında. Yani bugün bu tek adam rejimi, saray rejimi karşısındaki mücadelede çok yan yana düştüğümüz için belki gözükmüyor ama mesela herhangi bir Türkiye İşçi Partili, Koç Holding'in 100. yıl kutlamasına gitmez 2023 seçimlerinin öncesine göre çok daha örgütlüyüz. Çok daha yayılmış durumdayız. Medyada görünemiyoruz, televizyonların ekranı bize kapalı. Reklam falan mümkün değil, beş kuruş paramız yok. Sosyal medyadaki bu algoritmalar meselesi de erişimi kesti. Üçüncüsü bir tercihimiz var. Geçen dönem her bulduğumuz fırsatta parlamento kürsüsünde söz söylüyorduk, kavga ediyorduk. Şimdi biraz daha fazla mesela parlamento yerine pazara gidiyoruz, sokağa gidiyoruz. Parlamento yerine eylem varsa dışarıda oraya gidiyoruz, örgütlenmeye gidiyoruz. Bu hem kendimizi tekrar etmek istememekle ilgili bir şey, hem uzun vadeli kalıcı sonuçlar elde etmeye dönük bir çaba. Parlamentonun da etkisi kalmadı şu an. Parlamento 2 ay, 3 ay, 5 ay çalışmasın kimse sormaz "Meclis'te ne oluyor?" diye. AKP mesela bunu başardı, bunu kabul edelim. Kanun çıkmıyor memlekette, kanun çıksa da kimsenin umurunda olmuyor. Milletvekili olmanın tek esprisi; madencinin eylemine gidebilme özgürlüğü, cezaevindeki insanları görebilme hakkı. Biz alandayız. Mesela bir sonraki seçimde TİP, geçen seçinden yüksek oy alacak Geçen seçimde biz baraj derdini anlatmaktan dilimizde tüy bitti. TİP’e verilen oylar boşa gider söylemi vardı. Peki şimdi onun sonucu ne oldu? Vatandaş bunu görmüyor mu? Mesela Antalya'da biz 2 bin oyla bir turizm işçisi arkadaşımızı seçtiremedik. Onun yerine kim seçildi? Serap Yazıcı. AKP'de şimdi. Doğru mu? İstanbul'da 1000 oyla belediye işçisi seçilemedi. Onun yerine seçilen Nedim Yaman AKP'de. Eskişehir'de motokurye arkadaşımız seçilemedi. İyi Parti’ye taktik oy verildi. Şimdi AKP'de. Söylediğimiz şeyin doğru olduğu, TİP’in tek başına da milletvekili çıkartabildiği, bunların görülmesi elimizi kuvvetlendiriyor. Ben birikerek ilerlediğimizi düşünüyorum, bu kolay değil. Bu partiler 100 yıllık parti, AKP 30 yıllık Parti, TİP, 2018'de kurulmuş bir parti. Sağ parti kurulması ile sosyalist parti kurulması arasında da çok fark var. Dolayısıyla bence biz her geçen gün biriktiriyoruz Mesela bakın, Samandağ Belediyesi. Şimdi iki yıldır belediyeyi yönetiyoruz. 200 bin nüfusu olan bir yer. İki yıl bitti şimdi belediyede. İlk iki yılda biz altyapı açısından, bir belediye nasıl yönetilir açısından muazzam işler yaptık. Oradaki vatandaş farkında. Oradaki vatandaşla hiçbir sorun yok. Net söyleyeyim mesela üç yıl var seçime ama orayı kesinlikle tekrar alacağız. Hiç tartışmasız. Ama onu Türkiye'ye daha gösteremedik. Şimdi oraya taşıyacağız meseleyi. Düşünün deprem olmuş, kent yıkılmış. Belediyeye gittim, "Ne lazım?" dedim, "Bin tane çöp konteynerı lazım" dediler. "Kaç para?" dedim bu? 9 bin 800 liraydı tanesi Nisan 2024'te. Bizde öyle bir para yok. Yani düşünsenize, bütün partiler belediyeler tarafından finanse ediliyor. Biz gidiyoruz belediyemize konteyner arıyoruz. Ama ne yaptık? Orada eski çöp konteynerlarını topladık. Saç aldık, tel saç. Ustalara gönderdik. Onu bu paranın binde birine hallettik. Bir kişi demiyor ki "Bunlar para çalmışlardır, şuraya usulsüz bir şey yapılmıştır." Bak on beş tane ihale yapmışız. Hepsi açık yapılmış ihalelerin. Hepsi belirlenen fiyatın altına bitmiş. En sonuncu ihaleye tek şirket girdiği için ihaleyi iptal ettik. Yapmıyoruz bu ihaleyi. Şimdi halka aynı zamanda yönetebildiğimizi göstereceğiz. Aynı zamanda somut kazanımlar sağlayabildiğimizi göstereceğiz. Mesela yurt dışında da Avrupa'da en ciddi örgütü olan parti Türkiye İşçi Partisi'dir Son olarak “devlet aklı” tartışması için ne düşünüyorsunuz? Ben Türkiye'de sermayeden bağımsız bir devlet aklı olduğunu düşünmüyorum. Çok açık söyleyeyim. Türkiye'de bir devlet geleneği şu bu falan filan. Eyvallah ama esas belli edici olan şey orada kâr. Türkiye'de devlet aklı dediğimiz şey maalesef sermayenin aklı, sermayenin ihtiyaçlarını gözetmektir Ali Babacan: Enflasyonun patlamasının sebebi damat dönemi politikaları; Allah kimseyi Mehmet Şimşek ve Cevdet Yılmaz'ın yanlışı savunmaları durumuna düşürmesin! Özgür Özel: Kenarda parti tutmak, parti kapatmanın panzehridir; CHP'ye ne butlan işler ne atom bombası; Akın Gürlek için 11 Mart’ı bekliyorum Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: İyi Parti ile ittifaka açığız; CHP'ye de İmamoğlu'na da 'düşman ceza hukuku' uygulanıyor! Çerezler, bir web sitesinden gönderilen ve kullanıcının web tarayıcısı tarafından kullanıcının bilgisayarında, kullanıcı gezinirken saklanan küçük veri parçalarıdır. Tarayıcınız her mesajı çerez adı verilen küçük bir dosyada saklar. Sunucudan başka bir sayfa talep ettiğinizde, tarayıcınız çerezi sunucuya geri gönderir. Çerezler, web sitelerinin bilgileri hatırlaması veya kullanıcının tarama etkinliğini kaydetmesi için güvenilir bir mekanizma olacak şekilde tasarlanmıştır Bu tanımlama bilgileri, web sitesinin çalışması için gereklidir ve sistemlerimizde kapatılamaz. Bunlar genellikle yalnızca sizin işlemlerinizi gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Bu işlemler, gizlilik tercihlerinizi belirlemek, oturum açmak veya form doldurmak gibi hizmet taleplerinizi içerir. Tarayıcınızı, bu tanımlama bilgilerini engelleyecek veya bunlar hakkında sizi uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz ancak bu durumda sitenin bazı bölümleri çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizin performansını ölçebilmemiz ve iyileştirebilmemiz için sitenin ziyaret edilme sayısını ve trafik kaynaklarını sayabilmemizi sağlar. Hangi sayfaların en fazla ve en az ziyaret edildiğini ve ziyaretçilerin sitede nasıl gezindiklerini öğrenmemize yardımcı olurlar. Bu tanımlama bilgilerinin topladığı tüm bilgiler derlenir ve bu nedenle anonimdir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz sitemizi ne zaman ziyaret ettiğinizi bilemeyiz Bu tanımlama bilgileri, videolar ile canlı sohbet gibi gelişmiş işlevler ve kişiselleştirme olanağı sunabilmemizi sağlar. Bunlar, bizim tarafımızdan veya sayfalarımızda hizmetlerinden faydalandığımız üçüncü taraf sağlayıcılarca ayarlanabilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu işlevlerden tümü veya bazıları doğru şekilde çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizde reklam ortaklarımız tarafından ayarlanır. Bunlar, ilgili şirketler tarafından ilgi alanları profilinizi oluşturmak ve diğer sitelerde alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Benzersiz olarak tarayıcınızı ve cihazınızı belirleyerek çalışırlar. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz farklı sitelerde size özel reklam deneyimi sunamayız Not: Reklamlar çerez politikasından bağımsız olarak gösterilir Bu tanımlama bilgileri, içeriğimizi arkadaşlarınız ve ağınızla paylaşabilmenizi sağlamak için sitemize eklenen çeşitli sosyal medya hizmetleri tarafından ayarlanır. Diğer siteleri kullanırken de tarayıcınızı izleyip ilgi alanı profilinizi oluşturabilirler. Bu durum, ziyaret ettiğiniz diğer sitelerde gördüğünüz içerikleri ve mesajları etkileyebilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu paylaşım araçlarını kullanamayabilir veya göremeyebilirsiniz

Kaynak: t24.com.tr

Diğer Haberler

TİP sədri Erkan Baş: Artıq səsləri oğurlamırlar, namizədləri oğurlayırlar; Mənsur bəyin həbsi böyük iş ola bilər, Özgür Özəl toxunulmazlığı götürülə bilər! | T24 | Tenqri