Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

"Tiyatro bir müze değil, yaşayan bir organizmadır"

Gümrah Omar, modern Azerbaycan tiyatro ortamında yeni estetik arayışları ve oyuncu merkezli sahne düşüncesiyle öne çıkan yönetmenlerden biridir. Onun çalışmaları, son yıllarda tiyatro ortamında oluşan yeni nesil yönetmenlerin yönünü belirleyen önemli yaratıcılık çizgilerinden biri olarak değerlendir

0 görüntüleme525.az
"Tiyatro bir müze değil, yaşayan bir organizmadır"
Paylaş:

Gümrah Omar, modern Azerbaycan tiyatro ortamında yeni estetik arayışları ve oyuncu merkezli sahne düşüncesiyle öne çıkan yönetmenlerden biridir. Onun çalışmaları, son yıllarda tiyatro ortamında oluşan yeni nesil yönetmenlerin yönünü belirleyen önemli yaratıcılık çizgilerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Erivan Devlet Azerbaycan Dram Tiyatrosu'nun baş yönetmeni, "Yug" Tiyatrosu estetik okulundan mezun sanatçı, Vagif İbrahimoğlu'nun öğrencisi ve tiyatro pedagogudur. Eserlerinde sahne yalnızca bir performans mekanı değil, metnin, hafızanın ve dilin yeniden okunduğu bir mekandır Gumrah Omar'la yaptığımız bu söyleşide tiyatro, çeviri ve edebiyatın kesişim noktalarını konuştuk Sayın Gümrah, Erivan Devlet Tiyatrosu'nun baş yönetmeni olmak sizin için ne ifade ediyor? Bu sadece bir görev değil, her şeyden önce büyük bir ahlaki sorumluluktur. Erivan Tiyatrosu bizim kadim kültür merkezimiz, kayıp topraklarımızın hayatta kalan ruhudur. Burada baş yönetmen olmak, o ruhu korumak, yerinden edilmiş bir sanat tapınağını Bakü'de ve tüm dünyada onurlu bir şekilde temsil etmek anlamına geliyor. Benim için bu tiyatro, tarihsel bir hafızanın modern bir sahne diline dönüştüğü yerdir Yetenekli ve çalışkan bir ekibe, kendini kanıtlamaya hevesli gençlere sahibiz. En önemlisi personelimizin özgür düşünceli, modern trendlere açık ve hatta yeni tarz ve farklı estetiklerle çalışmaya meraklı olmasıdır. Bütün bunlar elbette bir lider ve yaratıcı kişi olarak bana daha da fazla ilham veriyor Tiyatronun repertuar politikasında temel öncelikleriniz nelerdir? Tarihsel hafızaya sahip bir tiyatroda yenilik yapmak ne kadar zor? Repertuar politikamızda temel önceliğimiz insani değerlerle milli kimlik birliğini oluşturmaktır. Erivan Devlet Tiyatrosu tarihi hafızanın taşıyıcısıdır, bu nedenle repertuarımızda mutlaka kadim köklerimize ve klasiklerimize yer veriyoruz. Ancak biz bu eserleri şablonlarla değil, estetik kalitesi yüksek bir şekilde sunmaya çalışıyoruz. Tiyatroda izleyici kendi geçmişini görmeli, günümüz insanının acısını, sevincini hissetmelidir. Köklü geleneklere sahip bir tiyatroda, insanlar alıştıkları "klasik" kalıpları kaybetmekten korktukları için yenilikler her zaman dirençle karşılanabilir. Ancak tiyatro bir müze değil, yaşayan bir organizmadır. Yenilik yapmanın yolu tarihi silmek, tam tersine o tarihi modern gençliğin diliyle yeniden anlatmaktır. Evet zor ama ilginç. Geçmişin gölgesinde saklanmak değil, o köklerden güç alıp yeni zirvelere ulaşmak için çalışıyoruz Yönetmen olarak gelişiminizdeki en dönüştürücü aşama hangisiydi? Rahmetli Vagif İbrahimoğlu'nun ilk resmi öğrencilerinden biriydim. Onun oyunculuk kursuna gittim ve öğrencilik yıllarımdan itibaren "Yug" tiyatrosunda oyuncu olarak çalışmaya başladım. Aslında öğretmenimin inisiyatifiyle yönetmenliğe başladım. Bana bir oyun oynamamı teklif etti ve ben de onun işini yapmayı üzerime aldım. Bir, iki... ve bugüne kadar böyle devam etti. Şimdi geriye dönüp baktığımda ustamın doğru kararı verdiğini görüyorum. Ruhu mutlu olsun. Omuzlarıma hem ahlaki hem de yaratıcı bir sorumluluk yükledi; Ben de bu yükü isteyerek taşımakta ısrar ediyorum. Bugün bana gösterilen büyük güven ve saygılı tutumu gençlerimize aktarmaya çalışıyorum. Bu bir nevi ahlaki yükümlülüktür. Yerini doldurmak elbette mümkün değil ama biz bu zincirin halkalarını kırmamaya çalışıyoruz. Beni pedagojik faaliyete girmeye iten de bu arzuydu. İnşallah bakalım bizim için nasıl sonuçlanacak "Yug" Tiyatrosu'nda çalışmak size ne kazandırdı? Bu deneyim şu andaki yönetmenlik düşüncenizde nasıl yaşıyor? "Yug" tiyatrosunun benim için özel bir yeri var. "Yug" düşünce ve estetik açıdan bir ritüel mekânıdır ancak onu Y. Grotovsky'nin "Ritüel Tiyatrosu" ile karıştırmak doğru olmaz. Çünkü burada her ne kadar biçim olarak profesyonel tiyatro araçları kullanılsa da özünde ve içeriğinde gerçek bir "ritüel" var. Bu amaca hiçbir girişimde ulaşılamazsa geriye sadece ilginç ve modern bir gösteri kalır. Bu da bizi tabii ki yıpratıyor çünkü amacımız sadece oyun hazırlamak değil. Bazen objektif ya da subjektif nedenlerden dolayı istediğimiz ritüeli tam olarak gerçekleştiremiyoruz. Bunun temel sebebi ise bazen farkına bile varmadan "oyun yapma" yarışına katılmamızdır "Yug" estetiği ile klasik tiyatronun estetiği arasında ne gibi temel farklar görüyorsunuz? Orada edindiğiniz düşünme alışkanlığı bugün hâlâ sizde mi? "Yug" tiyatrosu ile klasik tiyatro arasında biçim açısından önemli bir fark yoktur. Her ikilinin ifade planı profesyonel kriterlere göre belirleniyor ve kişiye özel yaratıcı bir estetikle sunuluyor. Ancak özünde bu iki model arasında önemli farklılıklar var. Klasik tiyatroda yönetmenin fikri ve topluma ilettiği mesaj belirleyicidir; tüm hedefler bu amaca hizmet eder. "Yug" tiyatrosunda, Yaratıcı Kişinin manevi ve manevi dünyasının (belki de ona sadece yönetmen demek yeterli değildir) özel bir yerde tezahür etmesinden bahsediyoruz Yönetmen olmak mı daha zor yoksa yönetmen yetiştirmek mi? Her ikisi de eşit derecede sorumludur. Yönetmen olmak insanın iç dünyasını, felsefesini, acısını başkalarına aktarabilmekse, yönetmen olmak da bir başkasının dünyasını keşfetmek ve ona yön vermektir. Bu sadece bir mesleği öğretmek değil, bir kişiliği şekillendirmektir. İnsan olmak ne kadar zorsa, insanı yetiştirmek de o kadar zordur. Çünkü sanatçının mayası kişiliğinden yoğrulur. "Kişiliğin" ötesinde, "sanatçı" ve "dahi" olmanın yolları da vardır ki bu zaten bir kader meselesidir - kimin şanslı olup kimin olmayacağını zaman gösterecek Genç oyuncular ve yönetmenler hakkında sizi en çok endişelendiren şey nedir? Beni en çok rahatsız eden şey anlamsız meselelerle zaman kaybı. Ne yazık ki günümüz gençleri arasında yaratıcılık adına çeşitli manipülasyonlara başvurma konusunda güçlü bir eğilim var. Yaratıcılığın temelinde yatan o yüksek manevi ihtiyacın sanatsal bir çözüme, sanat eserine dönüştürülmesi değil, kendini tanıtmanın ön plana çıkmasıdır. Sanat özveri gerektirir, ancak artık sanattan çok "sanatçı imajı" yaratmaya ilgi var. Bunun sadece gençler için değil, genel bir eğilim olduğunu da belirtmek isterim; insanlar maddeden daha fazlasına bakma eğilimindedir Öğrencilerinize "hatırlamaları" konusunda özellikle vurguladığınız bir prensip var mı? Evet, her zaman tekrarladığım ve "unutma" dediğim temel prensip bu: onurlu olmak ve gerçek yaratıcılığa yönelmek. Uzmanlık kazanılmış, teknik bir konudur; sıkı çalışmayla herkes iyi bir uzman olabilir. Ancak kişinin haysiyete ve içsel yaratıcılığa ihtiyacı yoksa, yaptığı tüm mesleki faaliyetlerin ne insani ne de sanatsal açıdan hiçbir anlamı yoktur. Sanat onurun aynasıdır Sizce bugün Azerbaycan tiyatrosunun temel sorunu nedir? Azerbaycan tiyatrosunun sorunları karmaşıktır. Burada öncelikle düşünme ve sanatsal-estetik beğeni meselesine değinmem gerekiyor. Muhafazakarlığa ve modası geçmiş kalıplara aşırı bağlılık ilerlememize izin vermiyor. Öte yandan, bir sahne oyununun amacı çoğu zaman iyi tanımlanmamıştır. Tiyatronun "Ben herkesten daha akıllıyım" iddiası seyirci ile seyirci arasında bariyer oluşturuyor. Üstelik teknik açıdan yeni teknolojilerin kıtlığı günümüzün gerçeği ve bu boşluğu doldurmamız gerekiyor Tiyatro seyirciyi mi değiştirmelidir yoksa seyircinin tiyatrosu mu? Tiyatronun seyirciyi değiştirme gibi "ebedi ve ebedi" bir misyonu yoktur. Tiyatro daha çok insanı güncellemeli, onun kendisiyle iletişim kurmasında önemli bir araç olmalı. Sahne insanı korkutmamalı, aksine ona güven ve içsel güç aşılamalıdır. Eğer tiyatro bunu başaramazsa geçici bir eğlenceye ya da entelektüel bir "talk show"a dönüşür. Belki biraz sert gelebilir ama gerçek şu ki tiyatro sadece bir konferans salonu değil, ruhun arındığı bir yerdir Size göre oyun metinden mi başlıyor yoksa metnin ötesinde bir yerden mi? Bana göre oyun, metnin en gizli ve son derece önemli özüyle başlıyor. Metin bir tohum gibidir: Eğer o tohumu bulamazsak ne yetiştireceğiz? Carl Jung'un deyimiyle her şey bir arketiple başlar. Arketipsiz kültür, arketipsiz sanat mümkün değildir. Yaratıcılığın sıkıştırılmış enerji kaynağıdır, tüm anlamlar ve mesajlar onun tezahürüdür. Eğer bu enerji sahnede zengin form, anlatım içeriği ve ritüelle çevrelenmişse, ondan mantık dışı ve mistik duygular alabiliyorsak, o zaman gerçek sanat orada doğmuş demektir. Tiyatronun misyonu metnin harflerini değil, altında yatan kadim ruhu canlandırmaktır Bir yönetmen olarak bir metinle çalışırken ilk önce neyi “duyarsınız”: yazarın sesi mi, dönemin nefesi mi, yoksa sahnenin olanakları mı? Çalışmaya aralıksız bir araştırma, analiz aşamasıyla başlıyorum ki sonunda yeni bir sentez oluşturabileyim. Burada ilk "duyduğum" ve en önemli nokta olarak gördüğüm şey yazarın yaratıcı paradigmasıydı. Yazarın kurmak istediği dünyayı, düşünce sistemini anlayamayacaksak o metinle ne yapabiliriz? Yazarın ruhunu bulmak önceliklidir. İşte çağın nefesi ve sahnenin imkanları özüne uyarlanması gerekenlerin daha "güncel" ve teknik konular olduğunu söyleyebilirim. Önemli olan yazarın paradigması olan o tohumu doğru ortama ekmektir Sizce klasik metinler tercüme edilmeli mi yoksa modern sahnede yorumlanmalı mı? Bana göre klasik bir metin ne basitçe tercüme edilmeli, ne de modern sahnede körü körüne yorumlanmalıdır. Klasik metinler yönetmenin sanatsal konseptine göre uyarlanmalıdır. Tiyatro donmuş bir anıt değildir. Ancak burada önemli bir koşul var: Yönetmenin sunduğu konseptin, yazarın niyet ve hedefleriyle tam bir uyum içinde olması gerekiyor. Yazarı inkar etmek için değil, onun fikirlerini günümüz okuruna daha etkili şekilde aktarabilmek için yeni biçimler arıyoruz. Bu uyum varsa klasikler modern sahnede yeniden doğuyor Bir edebi metin sahneye çıktığında en çok neyi kaybeder veya kazanır? Edebi metin sahneye çıktığında öncelikle durağanlığını ve kelimenin diktatörlüğünü kaybeder. Okuyucunun hayal ettiği binlerce farklı seçenek zaten bir yönetmenin görsel ve ruhsal ölçeğiyle sınırlıdır. Ancak kazanç, kayıptan çok daha fazladır. Edebi metin, özü itibarıyla edebiyatın bir örneğidir ve sahnede gelecekteki performansın edebi temelini oluşturan bir "edebi bahanedir". Oyun edebi bir örnek değil, bağımsız bir sahne çalışması olduğundan tam anlamıyla bir sanat eserine dönüşüyor. Yazarın versiyonunu olduğu gibi korumaya çalışmak aslında yönetmenin yazarlık iddiasını ve yaratıcı iradesini sorgulamaya sevk ediyor. Ne yazık ki bu yaklaşımı tiyatrolarda sıklıkla görüyoruz ve bu pek de iç açıcı bir görüntü değil. Yönetmen metni sadece "seslendirmekle" kalmamalı, onu sahnenin diline yeniden çevirmeli ve kendi eserini yaratmalıdır Bugün tiyatro sizin için daha çok bir soru mu, yoksa bir cevap mı? Tiyatro benim için hiçbir zaman hazır cevapların olduğu bir yer olmadı. Tam tersine tiyatro en büyük ve en dürüst sorudur. Eğer tiyatro seyirciye hazır cevaplar vermiş olsaydı bu sanat değil, bir ders veya öğüt olurdu. Amacım izleyiciyi kendisiyle, iç dünyasıyla ve o kadim arketiplerle yüzleştirmek ve ona sorular sormak. Sahnede bir soru soruyoruz, seyirci de bu sorunun cevabını kendi ruhunda, kendi hayatında arıyor. Cevabı bulmak izleyicinin işi, bizim işimiz de bu soruyu en yüksek sesle, en estetik şekilde dile getirmek. Sanat sorunun doğduğu yerde başlar

Kaynak: 525.az

Diğer Haberler