Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

TBMM Başkanı Kurtulmuş: Avrupa genişlemeyi düşündüğünde ilk görecekleri yer Türkiye’dir | T24

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç ziyaretleri sonrası yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurtulmuş “Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka g

0 görüntülemet24.com.tr
TBMM Başkanı Kurtulmuş: Avrupa genişlemeyi düşündüğünde ilk görecekleri yer Türkiye’dir | T24
Paylaş:

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç ziyaretleri sonrası yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurtulmuş “Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye'dir” dedi TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç ziyareti dönüşünde yaptığı açıklamalarda 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi’ne 20’den fazla ülkeden meclis başkanının katılacağını söyledi Kurtulmuş, “Şu ana kadar hepsi teyit etmedi ama 20'nin üzerinde meclis başkanı katılacağını bildirdi. Daha vakit var, muhtemelen son ana doğru katılacak meclis başkanı sayısı artacaktır.” dedi Soru: İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ile nasıl bir görüşmeniz oldu?Çok samimi bir görüşme gerçekleştirdik. Yaklaşık 40 dakika sürdü, bu da Türkiye’ye verdiği önemi gösteriyor. Hem ikili ilişkileri hem bölgesel konuları hem Avrupa’nın geleceğiyle ilgili konuları hem de dünyanın geleceğiyle ilgili konuları, özellikle Birleşmiş Milletlerin fonksiyonsuz hale gelmesi gibi başlıkları değerlendirdik. Büyük oranda müşterek fikirlere sahip olduğumuzu gördüm. İyi bir görüşme oldu Soru: Türkiye’nin etrafında ve küresel ölçekte yaşanan krizleri onlar da derinden hissediyor mu? Bu konuda neler gözlemlediniz?Bu konu İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsündeki yuvarlak masa toplantısının Soru cevap kısmında gündeme geldi. Türkiye, şu anda dünyayı yakından ilgilendiren hangi küresel Sorun varsa hepsinin fiziki, fikri ve siyasi olarak tam ortasında yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu Sorunların hiçbirine uzak duramaz, bigâne kalamaz. Bu nedenle Sorunların hepsiyle ilgili Türkiye'nin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlar.Mesela Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ne düşünüyor? Suriye'de ne oluyor, hangi denge nasıl oluşuyor, Türkiye bu kadar farklı dengeleri nasıl bir arada tutuyor, bunların hepsini merak ediyorlar. Mesela Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkiler nasıl şekillenecek? Orada bir şeyler oluyor ve doğrudan Türkiye'yi ilgilendiriyor.Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye'yi zaten başından beri ilgilendiriyor. Doğu Akdeniz'deki gelişmeler de aynı şekilde ilgi alanımızda. Bu bölgelerin hepsiyle ilgili Türkiye'nin bir tutumu, kararlığı var ve millî bir perspektifle yönetmek durumunda olduğu dış politika ilişkileri var.Amerika-İsrail/İran savaşında da aynı durum söz konusu. Zaten Filistin meselesi konusunda bir kere daha gördük ki, Filistin davasının en önemli savunucusu Türkiye. Herkes bu durumu kabul ediyor ve Filistin'in geleceği konusunda ne düşündüğümüzü de takip ediyorlar. Bunlar tabii ki çok değerli şeyler.Artık öyle bir noktaya geldik ki hele hele Türkiye için dış politika sadece belli kurumlar aracılığıyla yapılacak bir iş değil. Bu arada parlamenter diplomasi de bu sebeple çok öne çıkıyor; daha da öne çıkacak. Parlamenter diplomasinin ağırlığını daha fazla artıracağız. Çünkü bu çalışmalar Türkiye için millî bir vazife hatta zorunluluk Soru: Finlandiya Cumhurbaşkanının açıklamalarını gördünüz mü? Şöyle bir ifade kullanıyor. “Türkiye'ye AB yolu açılmalı. AB üye sayısı 40'a çıkmalı. Listede Türkiye'de olmalı. Güvenlik açısından olabildiğince Türkiye'ye yakın olmalıyız.” Bir konferansta bu ifadeleri kullandı. Sizinle görüşmeden sonra yaptı bu açıklamayı. İçeride bu konuda neler söyledi acaba?Sayın Stubb, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak daha evvel Türkiye'ye gelmişti. Hakikaten oldukça entelektüel, siyasetçi kimliğinin dışında dünyadaki küresel gelişmeleri çok yakın takip eden ve sadece takip eden değil, yönlendirici fikirler üretebilen birisi. Ankara'daki görüşmemizde de çok samimi bir hava vardı. Hatta Ankara’dan uğurlarken dedi ki “Bu görüşmenin devamını mutlaka Helsinki’de yapmamız lazım.” Bu bakımdan Helsinki’deki görüşmemiz Ankara’daki görüşmemizin devamı oldu.Herkese olduğu gibi Batılı siyasetçilere de açık ve net konuşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm görüşmelerimizde sadece diplomatik, karşılıklı gönül alma şeklinde cümleler değil, ne düşündüğümüzü çok açık ifade ediyoruz. Her iki ülkedeki toplantılarda da şunu dile getirdim. Avrupa bakımından yeni bir durum söz konusu. 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte Avrupa Birliği’nin hiçbir şey yapamadığını, reaksiyon gösteremediğini; NATO'nun da yeterince bir tepki veremediğini gördük. Bu tarih Avrupa'nın genel olarak güvenliği konusunda en önemli tereddütlerin başladığı tarihtir. O günden bu yana endişeler derinleşerek devam ediyor.Trump'ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte Avrupa ile Amerika arasında, Avrupa'nın güvenliği konusunda ciddi ihtilafların ortaya çıktığı aşikâr. Dolayısıyla yeni perspektiflere ihtiyaç var. Aynı tezleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Bunları çok net şekilde, açıklıkla söylüyoruz. Burada Avrupa'nın “Biz bize yeteriz” deme lüksü kalmamıştır. Avrupa'nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır.Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye'dir. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Stubb’ın bunu da açıklıkla kabul ettiğini ve etrafına anlatmaya başladığını da gördüm Soru: Ukrayna konusunda özellikle Trump’ın tavrı Avrupa'da güvensizlik yaratıyor duygusu oluştu mu görüşmelerde?ABD-AB ilişkilerine dair görüşlerime hiç kimse “Hayır, öyle değil” demedi. “Trump'ın özellikle ikinci döneminde Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları NATO'yu da etkisizleştiriyor” cümlesini bilerek kullandım.Soru: Bu açıdan baktığınızda Türkiye'yi vazgeçilmez görme ihtimalleri var mı ilerde? Ne düşünüyorsunuz?Oraya doğru ilerliyor.Soru: Çünkü genel perspektifte yine eski kodlara dönüyorlarmış gibi bir durum var.Artık ne iki kutuplu dünya var ne tek kutuplu dünya var. Hiçbir ülke, hiçbir kıta, hiçbir bölge tek başına dünyayı yönetemez. Bu kadar açık bir gerçeklik var. Zaten bu kadar çatışmanın, kavganın ve gürültünün olmasının temel nedenlerinden birisi de bu. Ortaya çıkmaya başlayan çok kutupluluk dediğimiz hatta ben bu durumu çok merkezlilik kavramının daha doğru ifade ettiğini düşünüyorum, dolayısıyla çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz. Batılıların “orta güç” olarak tanımladığı ülkelerin ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Hiç şüphesiz Türkiye bunlardan birisi. Jeostratejik önemi, jeokültürel avantajları, tarihi birikimi ve potansiyeli itibarıyla Türkiye bu ülkelerden birisidir. Türkiye birçok ülke tarafından aranılan bir müttefik haline gelecektir Soru: Avrupa'da bir lider sorunu olduğu da düşünülüyor, son yıllarda özellikle. Acaba Türkiye'nin Sudan'da, Somali'de, Libya’da yaptıklarını ciddi şekilde görebiliyorlar mı, anlayabiliyorlar mı? Siz nasıl görüyorsunuz bu durumu?Avrupa'da lider sorunu var. Önemli liderlerin dönemi özellikle Merkel’den sonra sona ermiş oldu. Kayda değer, çok etkili lider çıkartamıyor Avrupa siyaseti. Bu sonucun Avrupa siyasetinin doğasından kaynaklandığını düşünüyorum. Kendi içlerinde politik ihtilafları başarılı bir entegrasyon tecrübesi olan Avrupa Birliği’yle belli bir aşamaya kadar getirdiler, siyasi entegrasyonu sağladılar. Avrupa Parlamentosuyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi birçok kurumla… Ekonomik açıdan para birliğini büyük oranda temin ettiler. Ama ortak bir savunma gücüne bundan 20 sene evvel sahip olabilselerdi bugün çok köklü bir Avrupa kimliğinden bahsedecektik ve bu kimlik doğal olarak da Avrupa'nın tamamına liderlik yapabilecek siyasi figürleri çıkaracaktı. Bu kadar dağınık ortamda Avrupa’yı kapsayacak kuvvetli bir siyasi figüre de çok ihtiyaçları yok. Çünkü kendi aralarında fikirleri farklılaştı. Daha kötü gelişmeler de oldu...20 sene evvel Avrupa için düşünülemeyecek birçok çıkış; örneğin aşırı sağın bu kadar yükselmesi, yabancı düşmanlığının ana akım siyasetleri bu kadar etkiler hale gelmesi, İslam düşmanlığının artması aslında Avrupa Birliği ülkelerinin “ortak sözlü anayasası” diyebileceğimiz değerler sisteminde büyük tahribatlara neden oldu. Dolayısıyla hem siyasi birliği gerektirecek siyasal birlik atmosferinde törpülenmeler oldu hem de toplumsal normlarda özellikle aşırı sağ akımlar Avrupa siyasetinin ana gövdesini büyük oranda tahrip etti. Rusya'nın Kırım'ı işgaliyle başlayan süreçte de bir tepki geliştiremedikleri için, Sorunlara çözüm bulmakta Avrupa kıtasının çaresiz kaldığını düşünüyorum Soru: Bu tablodan çıkabilirler mi?Söylediklerimi zaten kendi aralarında konuşuyorlar. Benim söylediğim kadar açık söylemiyorlar belki ama gidişatın farkındalar ve bu durumdan çıkmak için gayret gösteriyorlar.Soru: İsrail'in Lübnan'a, İran'a bu şekilde saldırmasının, Gazze'de bunları yapmasının Avrupa'nın güvenliğini de tehdit edecek hale geldiğini düşünüyorlar mı? Böyle bir şey hissediyorlar mı sizce?Avrupa'nın güvenliğini tehdit edecek bir algının oluştuğunu zannetmiyorum ancak bundan bir iki sene önce Gazze konusunda, Filistin konusunda, İsrail’in saldırganlığı konusunda konuştuğumuzda “Öyle diyorsunuz ama şunlar da var” diyerek mazeret üreten Batılı dostlarımızın artık bu mazeretleri eskisi gibi ifade etmediklerini görüyorum. Çünkü ortada açık bir saldırganlık ve soykırım var. Gazze topraklarında başlayan çok sert bir “apartheid” rejim uygulaması var. Lübnan'da fiili bir işgal var. Bunların hiçbirisinin Amerika ve İsrail'in İran'da başlattığı savaşla uzaktan yakından ilgisi yok. Burada İsrail artık giderek savunulamaz bir ülke konumuna geliyor. Netanyahu ve çetesinin tamamen yalnızlaşacaklarını düşünüyorum Soru: Bu kadar savaş ortamında Türkiye’de peş peşe barış zirveleri yapılıyor. NATO Meclis Başkanları Toplantısı 28-29 Haziran’da İstanbul’da yapılacak. NATO Liderler Zirvesi ise bu sene 6-7 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek. Antalya’da COP31 toplantısı olacak. Dünya ölçeğinde 5-6 organizasyona Türkiye ev sahipliği yapıyor.Evet, ortalama bir Avrupa ülkesi bunlardan bir tanesini bir yılda ancak yapabilir. Bu da Türkiye’nin gücünü gösteriyor, algıyı çok olumlu hale getiriyor. Dışarda yeni bir perspektif sunabilen, bu kadar türbülansın ortasında istikrarı koruyabilen bir ülke olarak Türkiye’nin hem Rusya-Ukrayna hem de Amerika-İran gibi konularda arabuluculuk yapabilen, en azından uzlaştırmacı, fikir üretebilen bir ülke görüntüsü var, bunlar çok kıymetli.Soru: ABD-İsrail/İran savaşına rağmen son Parlamentolar Arası Birlik Toplantısına da rekor katılım olmuştu.PAB 152. Genel Kurulu, İstanbul’da yapıldı. Şimdiye kadarki en yüksek katılımla gerçekleşti. 2 bin 400 kişi katıldı. 800 parlamenter, 80’e yakın meclis başkanı yer aldı. Başarılı, herkesin memnun olduğu bir organizasyonu tamamladık.Soru: Türkiye bu tür zirveleri peş peşe gerçekleştirirken İsrail’in bölgedeki saldırganlığının önüne nasıl geçeceğiz? İsrail’in Lübnan’a saldırıları var. Bu Sorun nasıl çözülecek?Bunun çözümünde en kestirme yol, Netanyahu hükümetinin arkasındaki destekçilerinin bu desteklerinden vazgeçmeleridir. Çok açık şekilde insanlığa karşı suçlar işleniyor. Yapılan o kadar uluslararası müzakereye ve anlaşmalara rağmen bırakın Gazze'de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların yapılabilmesini; dediğiniz gibi yeni bir savaşı, işgali ısrarla sürdürüyorlar.Gazze'nin işgaline ilave olarak Batı Şeria'da köy köy, kasaba kasaba, ev ev işgali devam ettiriyorlar. Beyrut’u bombalıyorlar. Daha dün Litani nehrinin kenarındaki tarihi kaleyi işgal eden İsrail, dur durak bilmiyor. Başta ABD olmak üzere İsrail'in arkasında bu desteği veren ülkeler İsrail kadar Sorumsuzluk içerisindeler. Burada özellikle İran'a yönelik savaşın başlatılması bir kere daha ortaya koydu ki bölgedeki savaşla ilgili Amerika'yla İsrail arasında hedefleri bakımından çok ciddi farklılıklar var.Netanyahu kendi kişisel siyaseti bakımından olumlu bir sonuç elde etmeye çalışıyor. Rakip ve düşman olarak ilan ettiği İran'ı bir şekilde dizginlemek, yapabilirse İran'da bir rejim değişikliği yapmak, değişiklik olmayacağını gördükten sonra kendince kazanım olarak kabul ettiği Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve nükleer kapasitenin kısıtlanması gibi alanlarda alınacak kararlarla barış görüşmelerinden sonuç almak istiyor. İsrail’in aslında İran'la bir işi de yok. İsrail, bölgede Arz-ı Mevud’un artık son adımını atmak istiyor. Bölgeyi bu kadar parçalanmış bir halde bulmuşken, ABD’nin de sınırsız desteğini arkasına almışken her şeyi bitirmek istiyor. Yapabilirse Arz-ı Mevud toprakları içerisinde olan her yeri içine alabileceği son adımını atmak istiyor.Soru: Birkaç gün önceki açıklamasında Netanyahu'nun radikal Yahudi gruplarından bir tanesinin bir yaklaşımı vardı. “Gazze’nin yüzde 60'ına şu anda hükmediyoruz. Yüzde 100'ünü niye almıyorsunuz?” Oradaki amaç Gazze'yi tamamen ele geçirmek mi? Son barış görüşmelerinde yapılan anlaşmalardan hiçbir sonuç elde edilemedi. Gazze de mi ilhak edilecek?Siyonist ideoloji içerisinde Gazze, Arz-ı Mevud’un tam göbeğinde. Sadece Gazze de değil niye Beyrut'u bombalıyor? Çünkü kendileri için ideolojik formasyonları bakımından fevkalade önemli yerler buralar. Attıkları adımların en önemlilerinden birisi de Gazze'deki direnişin yok edilmesiydi, onu sağlamaya çalışıyorlar. Ama Filistin halkı güçlü şekilde direniyor.Soru: Son dönemde Mısır'ın tavrında bir değişiklik seziyor musunuz? Mısır, eğer gerçekten bir askeri yetenek ortaya koyarsa hem de sınırıyla İsrail'i durdurabilme ihtimali olan ülkelerden. Siz ne görüyorsunuz darbe sürecinden sonra gelinen noktada, son dönemde özellikle Gazze’deki tavrıyla İsrail’e karşı Mısır'da bir duruş görüyor musunuz?Bu soruya cevabın aslında biraz tarihsel arka planıyla verilmesi lazım. İsrail'in kurulma sürecinden önceki savaşlara baktığınız zaman yine bugüne benzer şekilde orada direnen Filistin halkı vardı. Abdülkadir el-Hüseyni'nin önderliğinde Filistinliler büyük oranda sahaya hakimdi. Fakat maalesef Arap ülkelerinin duyarsızlığı, plansızlığı ve müşterek hareket edememesi nedeniyle İsrail devleti kuruldu. Arkasından 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda aynı tutarsızlığı bir kere daha yaşadık. İsrail'in gücü, karşısındaki Arap ülkelerinin, Müslüman ülkelerinin bütünleşik bir şekilde hareket edememesidir. Bugün de öyledir. En büyük gücü; kendi silahı, topu tüfeği, Amerika'nın gücü değil, Müslüman dünyasının bölünüp parçalanmış olmasıdır, iradesiz olmasıdır. Bugün de bu dağınıklık devam ediyor. Ama çok acı bir şekilde tecrübe edildi ki Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri şunu gördüler; ABD istese de bu ülkelerin güvenliğini sağlayamaz ya da sağlamaz. Özellikle Katar'daki müzakere heyetini İsrail'in bombalamasıyla birlikte bu çok net ortaya çıktı. Orada mesaj ne Katar’aydı ne Filistinli müzakere heyetineydi, kanaatimce İsrail'in mesajı Amerika'yaydı. Amerika'ya dedi ki “Sen trilyon dolarlar alsan da bu ülkelerin güvenliğini sağlayamazsın.” Dolayısıyla bu kadar acı tecrübelerden sonra artık ben tüm bölge ülkelerinde siyasetçilerin gözünün açılmış olduğunu ümit ediyorum, açılması gerektiğini düşünüyorum.Burada birlik içerisinde, bütünlük içerisinde ortak hedeflerle, ortak projelerle kendi güvenliklerini kendi sağlamayı ortaya koyarak, kendi iş birlikleriyle kendilerine özgün bir güvenlik şemsiyesi oluşturarak Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleri yoluna devam etmek mecburiyetindedir. Bu Mısır için de geçerlidir. Aksi takdirde İsrail bu şımarıklığıyla bu ülkelerden hiçbirisini ciddiye almayacak, hiçbirisini de kendisi için ciddi bir tehdit olarak görmeyecektir.Soru: Söz konusu ülkeler buna müsaade eder mi? Bölgenin kendi kaderini kendi tayin etmesine müsaade edilir mi?Orta Doğu’da İsrail-Amerika ittifakının ortaya koyduğu siyasetin dışında yine şunu görüyoruz. Dünya bugün eskisi gibi hegemonist ülkelerin istediklerini yapabileceği bir yer değil. Güç dengeleri çok değişti, çok güçlü olduğunu zannettiğimiz ülkeler artık kendi arka bahçeleri kabul ettikleri yerlerde, bölgelerde gelişmelere müdahale edemez duruma geldiler. Afrika'da ve Asya’daki birçok ülkede yaşanan gelişmeler bunun çok açık bir göstergesidir.Artık çok kutuplu, çok merkezli yeni bir dünyaya doğru geçiyoruz. Bu sancılar da bu geçişin doğum sancısı. Bu süreçte çok farklı bölgeler, ağırlık merkezleri olarak ortaya çıkmakta. Dolayısıyla herkesin kendi millî ve bölgesel çıkarlarını önceleyerek, ittifaklarını genişleterek devam etmesi lazım. Artık hiçbir hegemon gücün başka bir ülkeye faydası olmayacaktır Çerezler, bir web sitesinden gönderilen ve kullanıcının web tarayıcısı tarafından kullanıcının bilgisayarında, kullanıcı gezinirken saklanan küçük veri parçalarıdır. Tarayıcınız her mesajı çerez adı verilen küçük bir dosyada saklar. Sunucudan başka bir sayfa talep ettiğinizde, tarayıcınız çerezi sunucuya geri gönderir. Çerezler, web sitelerinin bilgileri hatırlaması veya kullanıcının tarama etkinliğini kaydetmesi için güvenilir bir mekanizma olacak şekilde tasarlanmıştır Bu tanımlama bilgileri, web sitesinin çalışması için gereklidir ve sistemlerimizde kapatılamaz. Bunlar genellikle yalnızca sizin işlemlerinizi gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Bu işlemler, gizlilik tercihlerinizi belirlemek, oturum açmak veya form doldurmak gibi hizmet taleplerinizi içerir. Tarayıcınızı, bu tanımlama bilgilerini engelleyecek veya bunlar hakkında sizi uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz ancak bu durumda sitenin bazı bölümleri çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizin performansını ölçebilmemiz ve iyileştirebilmemiz için sitenin ziyaret edilme sayısını ve trafik kaynaklarını sayabilmemizi sağlar. Hangi sayfaların en fazla ve en az ziyaret edildiğini ve ziyaretçilerin sitede nasıl gezindiklerini öğrenmemize yardımcı olurlar. Bu tanımlama bilgilerinin topladığı tüm bilgiler derlenir ve bu nedenle anonimdir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz sitemizi ne zaman ziyaret ettiğinizi bilemeyiz Bu tanımlama bilgileri, videolar ile canlı sohbet gibi gelişmiş işlevler ve kişiselleştirme olanağı sunabilmemizi sağlar. Bunlar, bizim tarafımızdan veya sayfalarımızda hizmetlerinden faydalandığımız üçüncü taraf sağlayıcılarca ayarlanabilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu işlevlerden tümü veya bazıları doğru şekilde çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizde reklam ortaklarımız tarafından ayarlanır. Bunlar, ilgili şirketler tarafından ilgi alanları profilinizi oluşturmak ve diğer sitelerde alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Benzersiz olarak tarayıcınızı ve cihazınızı belirleyerek çalışırlar. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz farklı sitelerde size özel reklam deneyimi sunamayız Not: Reklamlar çerez politikasından bağımsız olarak gösterilir Bu tanımlama bilgileri, içeriğimizi arkadaşlarınız ve ağınızla paylaşabilmenizi sağlamak için sitemize eklenen çeşitli sosyal medya hizmetleri tarafından ayarlanır. Diğer siteleri kullanırken de tarayıcınızı izleyip ilgi alanı profilinizi oluşturabilirler. Bu durum, ziyaret ettiğiniz diğer sitelerde gördüğünüz içerikleri ve mesajları etkileyebilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu paylaşım araçlarını kullanamayabilir veya göremeyebilirsiniz

Kaynak: t24.com.tr

Diğer Haberler