Kurtuluşun açtığı yol, Azerbaycan zaferle ayağa kalktı
Yıllar önce Yeni Azerbaycan Partisi'nin Azerbaycan'ın devlet bağımsızlığına kavuşmasının 20. yıl dönümü münasebetiyle gençler arasında düzenlediği "Modern Azerbaycan-20" yarışmasına "Benim Çağım" başlıklı yazıyla katılmıştım. Bugün bile kazananlar arasında olduğumu büyük bir gururla hatırlıyorum. Yı

Yıllar önce Yeni Azerbaycan Partisi'nin Azerbaycan'ın devlet bağımsızlığına kavuşmasının 20. yıl dönümü münasebetiyle gençler arasında düzenlediği "Modern Azerbaycan-20" yarışmasına "Benim Çağım" başlıklı yazıyla katılmıştım. Bugün bile kazananlar arasında olduğumu büyük bir gururla hatırlıyorum. Yıllar geçti. O yazıya tekrar baktığımda zamanın değiştiğini, Azerbaycan'ın büyüdüğünü, devletimizin daha da güçlendiğini, bir zamanlar dilek olarak yazılan cümlelerin bugün tarihimizin en şanlı gerçeği haline geldiğini gördüm Bilim ve Eğitim Çalışanları Sendikası Cumhuriyet Komitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Baş Uzmanı Aygül Bağırova'nın AZERTAC'a sunduğu makalede bu fikirlere yer verildi. Makaleyi sunuyoruz Ben Azerbaycan'ın bağımsızlığının nefesini çocukluk hafızasında taşıyan neslin temsilcisiyim. Kimlik kartımın en üstünde büyük harflerle yazılan "AZERBAYCAN CUMHURİYETİ" yazısı benim için belgedeki resmi bir beyandan çok daha fazlasıdır. Bu kelime kaderimin, kimliğimin, gururumun adıdır 1993 yılının o zor zamanlarında 8 yaşındaydım. Çocuktum. Ülkenin içinden geçen kaygıyı, evlerdeki kaygılı konuşmaları, yetişkinlerin yüzlerindeki endişeyi tam olarak anlayamadım. Ancak insanın çocukluk anısı tuhaftır: Kelimelerin anlamını sonradan anlarsınız, o günlerin atmosferi, heyecanı, sesi, korkusu ruhunuzda kalır Gence'de doğup büyüyen bir çocuk olarak o yılların acısını daha yakından hissettim. 1993 yılının Gence'si çocukluğumun tasasız günleri gibi kalmadı hafızamda; korku, silah sesleri, şaşkınlık, evlere düşen endişe, yetişkinlerin yüzlerinde sessiz endişe kaldı. Zebrad Hüseynov'un silahlı çetelerinin keyfiliği öyle bir boyuta ulaştı ki, insan hayatı bir anda tehlikeye girdi. Her zaman büyük bir üzüntüyle anımsıyorum: Atamgil yolunda bir arabaya çarptıkları için arabanın içinde vurulmuşlar. Bu olay, devletin zayıfladığı, hukukun sustuğu, insanların kaderinin silahlı çetelerin eline bırakıldığı zor günlerin simgesi olarak çocukluk anılarımda kaldı. O yıllarda Gence'de yaşananlar bir şehrin acılarından çok daha büyüktü; tüm Azerbaycan'ın kaderinden geçen bir şoktu. Gence'de akşam saatlerinde gruplar arasında silah sesleri ve silahlı saldırılar nedeniyle vatandaşlar dışarı çıkmaktan korkuyordu. Kentin üzerine öyle bir korku çökmüştü ki, hava kararınca kapılar kapatılıyor, pencerelerden süzülen ışıklar bile ihtiyatla yakılıyordu. Hatırlıyorum, insanlar geceleri ekmek için kuyrukta beklerdi. Bir parça ekmek için saatlerce bekleyen anne ve babaların yorgun bakışları, çocuklarını göğsüne bastırarak sıraya giren kadınların o yılların en zor sahnesi olarak hafızama kazındı. Çocuktum ama şehrin sessizliğinin sıradan bir sessizlik olmadığını anladım; korkunun, kaygının, yarına inanç arayan insanların sessizliğiydi O günlerde her ailenin kapısında bir dert, her evin içinde bir dua vardı. İnsanlar bu zor günlerde devletin gücünü, hukukun üstünlüğünü, istikrarın değerini daha da derinden hissettiler. Devletin temelleri zayıfladığında, hukuk gücünü kaybettiğinde, insan kendi topraklarında tehlikenin nefesini hissettiğinde bir milletin kurtuluşa ne kadar ihtiyacı olduğunu daha derinden anlarsınız. Bugün 15 Haziran'ın büyüklüğünü o sekiz yaşındaki çocuğun anısı ile ölçüyorum. Bu nedenle Büyük Önder Haydar Aliyev'in iktidara dönüşünü halkın nefes alması, evlerine umut, sokaklara güven, devlete olan güvenin tazelenmesi olarak değerlendiriyorum. Çünkü o çocuk kaosun ne olduğunu gördü ve devletin varlığının insan hayatı için ne kadar büyük bir nimet olduğunu yıllar sonra daha net anladı O yıllar Azerbaycan için kader yıllardı. Devletin varlığı büyük bir sınavla karşı karşıyaydı. Halkın geleceğe olan inancı ile devletin kurtuluşu arasında ince ama kutsal bir köprü kuruluyordu. O köprünün adı Haydar Aliyev'di O gün halk, kaderini bilgeliğe, kararlılığa ve devlet adamlığına emanet etti. Büyük Önder Haydar Aliyev'in siyasi iktidara dönüşü Azerbaycan'ı uçurumun kenarından çıkardı, devletimizi korudu, istikrarın, birliğin, milli dirilişin temellerini attı. O gün Azerbaycan tarihinde sıradan bir siyasi tarih olarak kalmadı; bir milletin kurtuluşu için dua oldu Büyük Önder Haydar Aliyev'in iktidara dönüşünün ardından Azerbaycan derin bir nefes almış gibi yeniden canlandı. Ülkede istikrar sağlandı, devlet idaresinde sağlam bir düzen oluşturuldu, hukukun üstünlüğü devlet yaşamının temel dayanağı haline geldi. Silahlı çatışma tehlikesi ortadan kalktı, halkın yarına olan inancı geri geldi, Azerbaycan parçalanma tehlikesinden kurtuldu Tek bir devlet çizgisi etrafında birleştik. İşte o dönüşten sonra ülkenin nefesi değişti; korkunun yerini güven, parçalanmanın yerini birlik, umutsuzluğun yerini yapıcı bir ruh aldı Azerbaycan'ımı çok seviyorum. Çünkü bu Vatan, çocukluğumun acı hatırasından gençliğimin sevincine, bugünkü Zaferin gururuna kadar hayatımın her evresinden geçti. Ben bu ülkenin nasıl ayağa kalktığını, nasıl büyüdüğünü, nasıl güçlendiğini gören nesildenim. Bir zamanlar “Bağımsız Azerbaycan” dediğimizde yüreğimizde hem sevinç hem de kaygı vardı. Bugün bu sözlerde tam bir güç var. Azerbaycan zaten bölgenin lideri, uluslararası dünyada etkili bir devlet, güçlü ordusu, güçlü ekonomisi, zengin kültürü, milli değerleri, bilimi, eğitimi, gençliği ve çağdaş kalkınmasıyla öne çıkan bir ülkedir Bağımsızlığın ilk yıllarında halkın bir sorusu vardı: Bu devlet ayakta kalacak mı? Bugün tarih bu sorunun cevabını verdi. Azerbaycan ayakta kaldı, Azerbaycan güçlendi. Azerbaycan muzaffer bir ulus olarak dünyaya meydan okuyor Bugün 15 Haziran'ı düşündüğümüzde o tarihte başlayan büyük devletçilikten bahsediyoruz. Bu yol, Ulu Önder'in fikirleriyle başlamış, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in kararlılığı, siyasi iradesi ve liderlik becerisiyle zafere ulaşmıştır Bu iki cümle modern tarihimizin en büyük gerçeğini içeriyor. Memleketim Karabağ'a gitme arzusunun kalbimde her zaman canlı olduğunu yazardım. Büyüklerimin ve anne babamın sohbetlerinden gözümün önündeki hayali Karabağ imajını canlandırıyordum. Ağdam, Şuşa, Laçin, Kelbecer, Fuzuli, Cebrail, Zengila, Gubadlı'yı haritada aradık, haberlerde dinledik, dualarımızda yaşattık. Karabağ'ı hayallerde seven, Karabağ hasretiyle büyüyen nesildik biz Bir zamanlar Zafer Geçit Törenini görmeyi dilemiştik. Bugün Azadlık Meydanı'nda Zafer Geçit Töreni'nin gururunu yaşayan bir milletiz. Bir zamanlar 'Bu bayrağın altından geçip Karabağ'a gideceğiz' diye yazmıştık. Bugün Karabağ'ın dağlarında, şehirlerinde, köylerinde üç renkli bayrağımız dalgalanıyor. Bu olağan tarihi olay çerçevesine sığmayan bir konudur. Bir milletin 30 yıllık Başkomutanlığının gözyaşlarına, dualarına, sabrına, şehit kanına, askerin maharetine, kararlılığına yazılmış muhteşem bir cevaptır bu. Çocukluğumuz Karabağ hasretiyle geçti. Çocuklarımızın gençleri özgür Karabağ'ın gururuyla büyüyor Bu farklılık bir milletin kaderinin yüzyıllarca değişmesidir. 15 Haziran Ulusal Kurtuluş Günü'nün büyüklüğü budur. Azerbaycan'ın o gün korunan devletliği, bugün Zafer Tarihi'ni yazan, topraklarını özgürleştiren, egemenliğini tamamen yeniden tesis eden güçlü bir devlet haline gelmiştir. Kurtuluştan zafere giden yolun başlangıcı o tarihi günde atıldı. Büyük Önder Haydar Aliyev, Azerbaycan'ı parçalanma tehlikesinden kurtararak tek devlet ideolojisi etrafında birleştirmiştir. Halkın özgüvenini tazeledi. Devletin temellerini güçlendirdi. Ordunun, ekonominin, eğitimin, kültürün ve milli ideolojinin temellerini yeniden inşa etti. Azerbaycan denilen kutsal evi korudu ve emin ellere emanet etti. Bu güvenilir eller o evi güçlü bir kaleye dönüştürdü Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in önderliğinde Azerbaycan, dünyada sözüyle, konumuyla, gücüyle tanınan bir devlet haline geldi. Bakü'den bölgelere uzanan yollar, yenilenen şehirler, güzelleştirilen köyler, modern okullar, sağlık merkezleri, spor kompleksleri, kültür merkezleri bu gelişmenin görünen yüzüdür. Ancak bu gelişmenin daha büyük bir anlamı var: Azerbaycan halkı devletine güveniyor, yarınlarına inanıyor, bayrağının gölgesinde yaşıyor Bugün Bakü sokaklarında dolaşırken, Haydar Aliyev Merkezi'nin ışıklı mimarisine bakarken, Deniz Kenarı Milli Parkı'nda Hazar Denizi'nin nefesini dinlerken, Devlet Bayrağı Meydanı'nda üç renkli bayrağımızın ihtişamını izlerken insanın yüreğinden bir ses geçiyor: Bu Vatan çok azizdir, bu devlet çok kıymetlidir Bölgelerimizi ziyaret ettiğimde de aynı duyguyu yaşıyorum. Şeki, Kebele, Guba, Şamahı, Lenkeran, Astara, Masallı, Lerik... Her bölgenin kendine has nefesi, kendine has güzelliği, kendi insanı, kendi ruhu vardır. Bu toprakların doğası Tanrı'nın lütfudur. Bu topraklarda yapılan yollar, okullar, kültür merkezleri, sosyal projeler devlet kaygısının, insan emeğinin ve geleceğe olan inancın meyvesidir Bugün Azerbaycan'ın kalkınma haritasına özgür Karabağ'ın restorasyonu da eklenmiştir. Fuzuli'deki havaalanı, Zengilan'daki yeni yerleşim yerleri, Laçın'a dönen hayat, Şuşa'nın canlanan kültürel nefesi, Ağdam'ın harabeden büyük bir şantiyeye dönüşmesi yüreklerimizde ayrı bir gurur yaratıyor. Karabağ zaten dirilişin, dönüşün, zaferin, büyük geleceğin adresi oldu Bugün 15 Haziran'ı yazarken o sekiz yaşındaki çocuğu da hatırlıyorum. O çocuk ülkesinde olup biteni tam olarak anlamadı. Ama bugün yetişkin bir Azerbaycan vatandaşı olarak o günün özünü daha derinden anlıyorum: 15 Haziran'ın koruduğu devletçilik, bugünkü güçlü Azerbaycan'ın, muzaffer Azerbaycan'ın, özgür Karabağ'ın, tam egemenliğin, yükselen devletliğin başlangıcı olmuştur Büyük Önder'in mezarı önünde Şeref Sokağı'na gittiğinizde insanın yüreğinden pek çok söz geçer. Bazen kelimeler başarısız olur. Bu milletin kaderi öyle şahsiyetlerle mi yazılmıştır sanıyorsunuz ki, dünyayı terk ettikten sonra da Anavatan kaderinde yaşamaya devam ediyorlar. Haydar Aliyev'in adı bu milletin devlet hafızasında sonsuza kadar yaşayacak. Onun fikirleri bugünkü Azerbaycan'ın gücünde, çekilen her bayrakta, açılan her okulda, inşa edilen her yolda, kurtarılan her toprakta, geri dönen her ailenin gözünde yaşıyor Bugün 15 Haziran'ı şükranla kutluyoruz. Bu minnet aynı zamanda şehitlerimizin aziz ruhuna da aittir. Çünkü Kurtuluş'tan başlayan devletlik yolu şehit kanlarıyla Zaferin zirvesine çıkmıştır. Azerbaycan askerinin kahramanlığı, gazilerimizin yiğitliği, halkımızın birliği, Başkomutan'ın iradesi o zirvede duruyor Bu yol, Kurtuluştan Zafere, Zaferden ebedi devletin zirvesine giden kutsal yoldur... Bu Vatan zaten muzaffer bir Vatan olarak sevilmektedir. Bu Anavatan tüm haritanın gururunu yaşıyor. Bu Vatan, geri dönen halkın sevincini, kurucu devletin kararlılığını, geleceğe inanan gençliğin gücünü ifade etmektedir. Bize düşen bu Vatanın kıymetini bilmektir. Bağımsızlığın, devlet olmanın, kurtuluşun, zaferin değerini anlamaktır. Gençler olarak bilgiyle, eğitimle, çok çalışarak, vatan sevgisiyle bu toprakların geleceğine hizmet etmektir Bugün büyük bir gururla söylüyorum: Ben o günün sekiz yaşında tanığıyım. Kurtuluştan Zafere giden yolun canlı tanığıyım. Ben özgür Karabağ'ın gururunu yaşayan bir Azerbaycan vatandaşıyım. Kazanan ülkenin devletinin vatandaşıyım. Ve kimlik kartımın üst kısmında yazan "AZERBAYCAN CUMHURİYETİ" yazısına baktığımda bir kez daha anlıyorum: Allah'ın insana verdiği en büyük mutluluklardan biri bağımsız, muzaffer, bütün Azerbaycan vatandaşı olmaktır 2026 © AZERTAC. Telif hakkı saklıdır. Bilgilerin kullanımına hiper bağlantıyla atıfta bulunulmalıdır


