9 Mayıs - Zaferin gölgesindeki kaderler
Bizim kuşağımız savaş kelimesine lise yıllarından beri aşinadır. Büyüdükçe dört yıla kadar süren sözde "Büyük Vatanseverlik Savaşı"nın tarihine dair bilgilerimiz arttı. Zaten mutlu bir Sovyet insanı olmamıza rağmen, içinde bulunduğumuz yapı, hâlâ savaşla ilgili yapılan filmleri izleyerek, yazılı ese

Bizim kuşağımız savaş kelimesine lise yıllarından beri aşinadır. Büyüdükçe dört yıla kadar süren sözde "Büyük Vatanseverlik Savaşı"nın tarihine dair bilgilerimiz arttı. Zaten mutlu bir Sovyet insanı olmamıza rağmen, içinde bulunduğumuz yapı, hâlâ savaşla ilgili yapılan filmleri izleyerek, yazılı eserleri okuyarak, görmediğimiz kanlı bir trajediyi hafızalarımıza kazımayı başarmış, bizleri vatansever olarak yetiştirmeyi başarmıştır. Ve Azerbaycan'ın evlatlarının görmedikleri ata topraklarını otuz yıl sonra kendilerine iade etmeleri de bizim nesilden nesile aktardığımız bu vatanseverlik duygusudur Ve bugün 9 Mayıs, İkinci Dünya Savaşı'ndaki zaferin üzerinden 81 yıl geçmesine rağmen bu tarih yaşayacak ve onu yaşatanlar olacaktır 1941 yılının yaz sezonu henüz yeni başladığında, her şeyden habersiz olan insanların o kadar çok hayali, isteği, yapacak işi vardı ki. Dinleri, milliyetleri ne olursa olsun, baskı denilen işkencelerle dolu bir dönemden geçen insanlar, hayatın artık sona erdiğini zannediyordu. Ama Falek yazdıklarını yazdı çünkü "Barbaros" onların hayatında sadece askeri bir operasyon değildi. İnsanlığın hafızasına kazınan büyük bir korkunun adı haline geldi. Tank sesleri toprağın değil halkın huzurunu bozdu. Gökten yağan bombalar evleri yerle bir etse de en büyük yıkım halkın ruhunda oldu. O gün insanlar savaşın çok soğuk, çok aç, çok korkunç, çok acımasız olduğunu anladılar Savaş geldiğinde ilk ölenler insanlar değildir... İlk ölen rahatlıktır... Sonra inanç... İnsanlar o uğursuz haziran gününde uyandıklarında gökyüzünün mavi olmadığını görmüşlerdir. Sanki dünya bir gecede yaşlanmış gibi. Annelerin yüzlerindeki gülümsemeler silindi çünkü savaş birer birer kapıları çalmaya başladı. Biri yarım kalan kitabın ortasına sayfayı kaybetmemek için narin bir çiçek bırakmış, biri bilmeden evinin penceresinden son kez bakmış, biri "yakında döneceğim" demiş ve bir daha dönmemiş. O yılların insanları için zaman harflerle ölçülmeye başlandı. Mektup gelirse hayat devam eder. O gelmeseydi, bekleyenler için sanki ayaz bir kış başlıyordu Tarih kitapları savaşa dair gerçekleri yazmıyordu... En çok gerçeği yazanlar, yıllarca sandıklarda saklanan mektupları, sararmış resimleri, kapısı çalınmayan evleri yazdılar. Ve savaş sadece siperlerde olmuyor. Bir annenin ömrünün sonuna kadar pencereye sabitlenen bakışı savaşın gerçek yüzüdür. O yılların insanı pek konuşmuyor, yüklerini içlerinde taşıyorlardı, çünkü birden fazla ömür kaybetmişlerdi Savaş büyüdükçe iç cephede nefes alan herkesin kaderi haline geldi. O yıllarda Bakü artık sadece bir şehir değil, savaşın görünmez kalbiydi. Bakü zafer soluyan bir şehir oldu. Savaş sırasında üretilen petrolün büyük kısmı Azerbaycan'a aitti. Hitler'in "Kafkasya'ya Yürüyüş" planının asıl hedefi Bakü petrolünü kontrol etme aşkından doğmuştu. O zamanlar hiç kimse daha sonraki tarihçilerin şöyle yazacağını düşünmemişti: "Bakü'nün petrolü olmasaydı savaşın gidişatı tamamen farklı olabilirdi." İkinci Dünya Savaşı'na SSCB'nin 15 cumhuriyetinden biri olan Azerbaycan'dan 700.000 kişi katılmış, bunlardan 300.000'i geri dönmemiştir. O dönemde Azerbaycan'ın nüfusunun bugünkü kadar fazla olmadığı düşünülürse bu rakam savaşın her kapıyı çaldığının göstergesidir 1945 yılının bu gününde sokaklar zafer sevinciyle doluydu. Ama zaferin de acıları vardır. Çünkü her sevincin arkasında anlatılamaz bir boşluk vardır. O gün insanlar mutlu olmasına rağmen pek kapı açılmazken, acılı anneler gözyaşlarını tutamadı Savaş o mayıs gününde bitmiş olsa da geceleri korkuyla uyanan insanların hafızasında uzun süre yaşadı. Ve Ve zaman geçiyor... Şehirler büyüyor... İnsanlar değişiyor... Ama bir şey değişmiyor; savaş insanın her zaman en sessiz yerinden yaralar ve aynı kalır. Biz bunu yaşadık ve gördük Ey insanlar, Allah bize bu dünyayı yok edelim diye vermedi. Dünyamızı değiştirmeyelim. Dünya, biriktirdiğimiz anıların, kaybettiğimiz insanların, yaşanmamış yarınların ve çocukların kahkahalarının gelecekteki sesinin adıdır


