Karabağ bir doğal güzellikler müzesiydi... - Ulduz Gasim yazıyor
"Karabağ'da Kıyamet" adlı romanımın sunumunda öğrenci arkadaşım Vasif Guliyev bana bir soru sordu: O küçük yüreğinde Karabağ kaç kere var? Aslında bu soruya cevap vermedim. Çünkü Vasıf Bey'in bu sorusu çok zaman aldı. Gülümsedim ve geçtim. Ancak bu soru uzun yıllardır peşimi bırakmıyor. "Güneş" de

"Karabağ'da Kıyamet" adlı romanımın sunumunda öğrenci arkadaşım Vasif Guliyev bana bir soru sordu: O küçük yüreğinde Karabağ kaç kere var? Aslında bu soruya cevap vermedim. Çünkü Vasıf Bey'in bu sorusu çok zaman aldı. Gülümsedim ve geçtim. Ancak bu soru uzun yıllardır peşimi bırakmıyor. "Güneş" dergisinin genel yayın yönetmeni, "Şuşa" gazetesinin editörü, değerli gazeteci Vasıf Guliyev'e bir cevap yazmak istiyorum Biliyorsunuz Vasıf Bey bunun nerede yaşadığınızla, nasıl yaşadığınızla alakası yok. Her sabah uyandığımda Cebrayil ilçesinin Mehdili köyünde uyandığımı düşünüyorum. Evimizin bahçesine çıkıyorum. Bahçemizdeki çiçeklerin kokusunu duyuyorum. Meyvelerimizin ve kavunlarımızın çeşit çeşit aromaları burnuma geliyor. O kokuyu açgözlülükle içime çekiyorum. Sarhoş oluyorum. O an gözlerimi sıkıca kapatıyorum. Rüzgârın sevincimi alıp götürmesinden korkuyorum. Kavak ağaçlarının fısıldaşmasını duyabiliyorum. Tıpkı çocukluktaki gibi. Ne demek istediklerini açıklamaya çalışıyorum. Kendi şarkıları var. O müziği hep duydum, kavak ağaçlarıyla konuştum, hüzünlendim. O ağaçların ne kadar nazik olduğunu biliyorsun Sonra evimizin altındaki pelin çalılarının kokusunu alıyorum. Dünyadaki hiçbir parfümle değişmeyeceğim pelin kokusu Diğer taraftaki bahçelerde kuşların ötüşü duyuluyor. Sanki birbirleriyle yarışıyorlar. Sanki bir şarkı yarışmasına katılmışlar gibi. Herkes şarkısının güzel olduğunu kanıtlamak ister Sonra Araz'ın sesini duyuyorum Dağlarla yüzleşiyorum. Hakarin'in yanından geçip, o yerlerin güzelliklerini tadarak uzaklaşıyorum... Laçin'in gözleriyle Laçin karşılıyor beni. Sanki önüme güllerle dolu bir masa yayılmış gibi. Tıpkı fedakar, çalışkan, nazik, misafirperver annelerimiz gibi. Doğa ananın temizliğine, güzelliğine hayran kalırsınız... Güzellikler gözlerinizi kamaştırır. Hangi yöne, hangi çimene, hangi güle, hangi çiçeğe baktığınızı bilemezsiniz. Yüceliği ve kudreti için Allah'a şükrediyorsun. Ne güzel söylüyorsun bize böyle bir vatan, böyle bir yuva verdin Ve sonra yağmur ve sisle birlikte karlı, görkemli gizemli dağlar belirir önünde. Göz kamaştıran halılarını önünüze seriyor. Binlerce adını bilmediğin, keşfetmediğin çiçekli halılar Lala'ya. Sessizce, sessizce, gururla "hoş geldin" diyor sana... "Mümkünse çöz beni" diyor. "Konuş benimle. Göğsümde yazanı oku. Bakın bu yollarda, bu çimenli yollarda neler var. Bakın kimler gelmiş, kimler bu yerlerden geçmiş." Düşünce ve hayal dünyasına düşersiniz. Ne diyeceğini, neye cevap vereceğini bilmiyorsun. Keşke Süleyman Peygamber zamanında yaşasaydım, belki yardımıma koşabilirdi Hala güzelliğiyle her tarafla yarışan, birinciliği iddia eden Kelbecer, Kelbecer. Adamın gözleri sevinç gözyaşlarıyla doldu. İnsan bu güzelliği aklına ve kalbine nasıl kazıyacağını, gözlerindeki imajını nasıl yakalayacağını düşünür Serin sular, pınarlar, vadilerden akan ırmaklar... Bir yürekle, bin yürekle aşık olursunuz hepsine. Bir şiir, bir destan yazmak istiyorsun Kelbecer'in dağları ve sarp kayalıkları diğerlerinden daha farklıdır. Pınarların dibindeki dağ nanesi ve nane aroması sizi yakalar ve bir yere götürür. Hala kekik, çay çiçeği, hanımeli... ne-ne Çocukluğumun kalbindeki "Eğri Kar"a, "Sarı Bahar"a, "Şirşir"e doğru yol alıyorum. Anılar beni parçalıyor. Güzelliğin yerinde yine kayboldum. Günlerimi dağlarda geçiriyorum. Annem ot kalmadı deyince toplayıp çadır evimize taşıyorum. O da beni azarlıyor... doyamıyorum, hiçbir şeyin üstesinden gelemiyorum Sarı pınara iniyorum. Yeterince soğuk su içiyorum. Merhem gibi yüzüme sürdüm Güzellikler korusu, Karabağ'ın zümrüt alnı Tıpkı çocukluğumdaki gibi antik taş yollara tırmanıyorum. Yavaş yavaş, istikrarlı bir şekilde tadını çıkarın. Havadan uda-uda. Jdir ovasına geliyorum, oradan Tophana ormanına bakıyorum. İsa baharına inmeden dönemem Biliyorsun Vasıf abi, nerede yaşayacağın önemli değil, neyle yaşayacağın, nasıl yaşayacağın, ne nefes alacağın önemli. Başka ülkelere gittiğimde bile Karabağ'dayım. Hatta bazen başka dilde müzik duyduğumda “Karabağ şikeştesi” sesi geliyor kulağıma. Kendi kendime gülümsüyorum. Yerlilik, vatan sevgisi, toprağa bağlılık başka bir şeydi, başka bir duyguydu diyorum Karabağ doğal güzelliklerin müzesiydi. En güzel doğa resimleri orada bulunmaktadır. Doğanın güzellikleri müzesi Karabağ'ın küçük kalbime kaç kez yerleştirildiğini bilmiyorum bile Kalbimin boyutunu bile bilmiyorum


