Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

ÇOCUKLARDA DAYANIKLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber

“Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.”- Edip Cansever Hayat hepimiz için zaman zaman zordur. Yetişkinler olarak bizler bile bazen kayıplar, hayal kırıklıkları, stres ve belirsizlikler karşısında zorlanırken, çocukların da kendi dünyalarında benzer mücadeleler yaşadıklarını çoğu z

0 görüntülemehavadiskibris.com
ÇOCUKLARDA DAYANIKLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Paylaş:

“Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.”- Edip Cansever Hayat hepimiz için zaman zaman zordur. Yetişkinler olarak bizler bile bazen kayıplar, hayal kırıklıkları, stres ve belirsizlikler karşısında zorlanırken, çocukların da kendi dünyalarında benzer mücadeleler yaşadıklarını çoğu zaman fark etmeyiz. Oysa bir arkadaşının onu oyuna almaması, sevdiği bir oyuncağını kaybetmesi, okulda yaşadığı bir başarısızlık ya da aile içinde hissettiği bir gerginlik, çocuk için oldukça büyük deneyimler olabilir Günümüz dünyasında yaşanan krizler, salgınlar, göçler ve savaşların çocuklar üzerine etkileri ise sandığımızdan çok daha büyük boyutlarda Çocuk yetiştirirken çoğumuzun ortak arzusu onları mutlu, başarılı ve güçlü bireyler olarak görmektir ancak yaşamın gerçeği şudur ki; çocuklarımızı tüm zorluklardan korumamız mümkün değildir, karşılaşacakları engelleri tamamen ortadan kaldıramayız, yapabileceğimiz en önemli şey, bu zorluklarla başa çıkabilecek içsel gücü geliştirmelerine yardımcı olmaktır. İşte buna psikolojik sağlamlık ya da dayanıklılık (resilience) diyoruz Psikolojik sağlamlık, zor zamanlarda hiç üzülmemek ya da etkilenmemek değildir, tam tersine, üzülmesine rağmen yeniden ayağa kalkabilmek, hata yapmasına rağmen tekrar deneyebilmek, hayal kırıklığı yaşamasına rağmen umut etmeye devam edebilmektir. Bir başka ifadeyle, yaşamın fırtınaları karşısında kırılmadan esneyebilmektir Çocukların dayanıklılığını etkileyen faktörler üzerinde çok fazla çalışmalar bulunmaktadır, hatta bu konuda yurt dışında dersler vardır. Araştırmalar bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Bir çocuğun hayatındaki en güçlü koruyucu unsur, onunla güvene dayalı bir ilişki kuran en az bir yetişkinin varlığıdır. Bu kişi anne, baba, öğretmen, büyükanne, büyükbaba ya da başka bir bakım veren olabilir. Çocuklar, kendilerine gerçekten değer verildiğini hissettiklerinde, onun farkına varan ve önemseyen bir yetişkinin varlığında, dünyanın zorluklarıyla daha güçlü mücadele edebilmektedir çünkü çocukların gelişiminde yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması yeterli değildir. Elbette sağlıklı beslenmeleri, yeterince uyumaları ve sağlık hizmetlerine erişebilmeleri çok önemlidir ancak beynin en güçlü gelişim kaynaklarından biri insan ilişkisidir. Bir çocuğun gözlerinin içine bakarak onunla konuşmak, duygularını anlamaya çalışmak, oyun oynamak, birlikte kitap okumak ya da sadece onu dikkatle dinlemek; gelişen beyin için son derece kıymetli deneyimlerdir Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF tarafından geliştirilen “Geliştiren Bakım” yaklaşımı da bize bunu hatırlatmaktadır. 23 Mayıs 2018 tarihinde 71. Dünya Sağlık Asamblesi’nde resmen kabul edilerek dünyaya duyurulmuş olan, çocukların erken yaşlarda (özellikle ilk 1000 gün) en yüksek gelişim potansiyeline ulaşabilmelerini amaçlayan bütüncül ve aile merkezli bir yol haritasıdır Çocukların sağlıklı gelişebilmesi için iyi sağlık, yeterli beslenme, duyarlı bakım, erken öğrenme fırsatları ve güvenli bir çevreye ihtiyaçları vardır. Bu beş temel unsur, çocukların yalnızca bugünkü mutluluklarını değil, gelecekteki yaşam becerilerini de şekillendirmektedir. Bu beş unsurun sağlanması devlet politikası olarak yerleştirilmelidir Dayanıklılık denildiğinde çoğu zaman aklımıza güçlü çocuklar gelir. Oysa güçlü görünen çocuklar da üzülür, korkar, kaygılanır ve zaman zaman başarısız olur. Önemli olan onların bu duygularla baş etmeyi öğrenmeleridir, çocuklara duygularının normal olduğunu anlatmak bu nedenle çok değerlidir. Üzgün olmak, öfkelenmek ya da korkmak yanlış değildir, bu duyguların gelip geçici olduğunu bilmek ve onları ifade edebilmek, ruh sağlığının temel taşlarından biridir Son yıllarda giderek artan Nörobilim araştırma sonuçlarına göre, bir duygunun yoğun etkisi genellikle yaklaşık doksan saniye sürmektedir. Çocuklara duyguların kalıcı olmadığını öğretmek, yaşadıkları olumsuz deneyimlerin geçici olduğunu anlamalarına yardımcı olur. “Şu anda kendimi başarısız hissediyorum” demek ile “Ben başarısızım” demek arasında büyük bir fark vardır. Çocuklarımızın bu farkı görebilmelerine destek olmalıyız. Zaten üzülen veya öfkelenen bir çocuğun dikkatinin başka bir yöne kolayca çekilebileceğini anne babalar çok iyi bilirler Bir diğer önemli konu ise hareket etmektir. Günümüzde çocuklar geçmişe göre daha fazla ekran karşısında zaman geçirmektedir. Oysa hareket eden beden, gelişen beyin demektir. Koşmak, zıplamak, dans etmek, oyun oynamak ve açık havada vakit geçirmek yalnızca fiziksel sağlık için değil, duygusal iyilik hali için de gereklidir. Hareket sırasında salgılanan kimyasallar stresin azalmasına, dikkat becerilerinin gelişmesine ve ruh halinin iyileşmesine katkı sağlar Çocukların düşüncelerini ve davranışlarını yönetebilme becerilerinin geliştirilmesi de dayanıklılıklarının önemli bir parçasıdır. Bazen bir çocuğa çözümü vermek yerine ona düşünme fırsatı sunmak daha değerlidir. “Sence bu sorunu nasıl çözebiliriz?”, “Sen olsaydın ne yapardın?” ya da “Her ikinizin de mutlu olabileceği bir yol olabilir mi?” gibi sorular çocukların yürütücü işlevlerini geliştirir. Yürütücü işlevler, beynin hedefe yönelik eylemleri planlama, odaklanma, görevleri tamamlama ve duyguları yönetme gibi karmaşık bilişsel süreçlerini kontrol eden “yönetim merkezidir”. Böylece çocuk yalnızca bugünkü sorununu çözmez, gelecekte karşılaşacağı problemlere de hazırlanır Belki de en önemlisi, çocuklarımızın mükemmel olmalarına gerek olmadığını bilmeleridir. Hata yapmak öğrenmenin doğal bir parçasıdır, başarısızlıklar bazen en güçlü öğretmenlerimiz olabilir. Çocuklarımızın her düştüğünde hemen kaldırılması gereken kırılgan varlıklar olmadığını, uygun destekle yeniden ayağa kalkabilecek kapasiteye sahip bireyler olduklarını unutmamalıyız Sonuç olarak dayanıklılık, psikolojik sağlamlık, doğuştan sahip olunan gizemli bir özellik değildir. Sevgiyle, güvenle, destekleyici ilişkilerle ve yaşam deneyimleriyle gelişen bir beceridir, her çocuk bu beceriyi geliştirebilir. Biz yetişkinlere düşen görev ise onların önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalışmak değil, karşılarına çıkan engelleri aşabilecek gücü kazanmalarına yardımcı olmaktır. Günümüz koşulları da çocukların bu yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak zorunda olduğumuzu bize göstermektedir. Çünkü çocuklarımızın geleceği, karşılarına hiç fırtına çıkmamasına değil, fırtınalarla karşılaştıklarında yelkenlerini nasıl kullanacaklarını öğrenmelerine bağlıdır Unutmayalım: Fırtınayı durduramayabiliriz, ancak gemiyi güçlendirebiliriz

Diğer Haberler

ÇOCUKLARDA DAYANIKLILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber | Tenqri