Muğam eğitimim olmadan Çince öğrenmek zor olurdu - RÖPORTAJ
Murad Aliyev Çin'de eğitim gören Azerbaycanlı gençlerin önde gelen isimlerinden biridir. Şu anda Pekin Normal Üniversitesi'nde eğitim teknolojisi alanında doktora eğitimine devam ediyor. Eğitim teknolojileri ve yapay zeka alanında birçok projeye başkanlık eden Murad Aliyev, uluslararası konferanslar

Murad Aliyev Çin'de eğitim gören Azerbaycanlı gençlerin önde gelen isimlerinden biridir. Şu anda Pekin Normal Üniversitesi'nde eğitim teknolojisi alanında doktora eğitimine devam ediyor. Eğitim teknolojileri ve yapay zeka alanında birçok projeye başkanlık eden Murad Aliyev, uluslararası konferanslara katılmış, bilimsel makaleleri çeşitli platformlarda yayınlanmıştır Akademik faaliyetlerinin yanı sıra milli kültüre de özel ilgi gösteren Murad Aliyev, 5 yıllık muğam eğitimi aldı. Çin'de hem eğitim hem de teknoloji alanında çalışıyor, Azerbaycan'ın kültürel ve entelektüel potansiyelinin tanıtılmasına çalışıyor Modern.az'ın "Diasporanın Sesi" projesinin bu kez konuğu Pekin Pedagoji Üniversitesi doktora öğrencisi, proje lideri ve eğitim teknolojileri araştırmacısı Murad Aliyev İşte kendisiyle yapılan bir röportaj: Murad Bey, muğam okuyan bir genç kaç kez Çin'de doktora yapan, uluslararası projelerde yer alan araştırmacı oldu? Müzik çocukluğumdan beri hayatımda büyük bir rol oynadı. Müziğe ilk olarak korolarda şarkı söyleyerek başladım. Daha sonra akrabalarımın desteğiyle piyanoyu da öğrendim. 11 yaşımda ailemin izniyle bir müzik okuluna kaydolmaya karar verdim. Bir müzik okulunda piyano okumayı planlıyordum. Ne yazık ki piyano derslerine geç kaldım. Ama kalbimdeki hayalimi gerçekleştirmek istedim. Ben de müzik okulunun muğam dersine kabul edilmek istediğimi söyledim. Müdürün odasında bir türkü çaldığımı ve o performansın o kadar etkili olduğunu, diğer öğretmenlerin de odaya geldiğini hatırlıyorum. Böylece muğamlarla, türkülerle, besteci şarkılarıyla uzun bir yolculuğa başladım. Çocukluğumdan beri sürekli kendi başıma öğrenmeye, keşfetmeye ve denemeye çalışıyordum. 300'den fazla şarkı ve muğam eseri öğrendim. Hala hatırlıyorum, bazen birkaç dakikalık pasajı doğru bir şekilde öğrenmek için saatler harcadım. Benim için eğlenceli değildi, ama içten öğrenme ihtiyacı vardı. 12-15 yaşlarımdayken bile mugam öğrenmek ve oynamak benim için araştırma gibiydi. Müzikle kendimi test ediyordum, detayları karşılaştırıyordum, farklılıkları hissediyordum ve sonuçlar çıkarıyordum. Bu alışkanlıklar üniversitede de devam etti. Öğretmen bir konu için tek bir kaynak önerse bile ek kaynaklar araştırır, farklı yaklaşımlar üzerinde çalışır ve sonuçları birleştirirdim. Çocuklarda araştırma ruhunun küçük yaşlardan itibaren geliştirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir çocuk öğrenmeye, keşfetmeye ve soru sormaya yatkınsa gelecekte hangi alanı seçerse seçsin başarılı olacaktır. İlginç olan alan değil, keşfetme ve öğrenme ihtiyacıdır. Gördüğünüz gibi bugün zaten dünyanın en büyük ülkelerinden birinde eğitimime devam ediyorum. Araştırıyorum, kendimi geliştiriyorum, yenilikler arıyorum. Sonuç olarak, geçmişten gelen alışkanlıklarımı koruyarak bugün de gelişmeye devam ediyorum Müzik eğitimimin Çince öğrenmemde bana çok faydası oldu. Bildiğimiz gibi Çincede kelimelerin anlamı çoğunlukla tonlamaya ve hecenin nasıl telaffuz edildiğine bağlıdır. Muğam eğitimi aldığım için sesin ince nüanslarını, uyumunu, tonlamasını, ton farklılıklarını daha rahat hissedebiliyordum. Bu nedenle Çince'de doğru telaffuz ve telaffuz benim için o kadar da zor olmadı. Öğretmenlerim ve diğer öğrencilerim bile telaffuzumun ve tonlamamın farklı olduğunu fark ettiler. Çince öğrenmeye başladıktan yaklaşık 4-5 ay sonra Çince şarkılar söylemeye, şiirler ezberlemeye, çeşitli yarışmalara katılmaya başladım. Çin'deki çalışmalarım sırasında Azerbaycan müziğini tanıtmak için daha geniş fırsatlar vardı. Üniversitemizde ve diğer yükseköğretim kurumlarında düzenlenen kültür festivallerinde Azerbaycan türkülerini, besteci şarkılarını ve muğam eserlerini seslendirmeye başladım. Bu konuşmalar üniversite yönetimi, öğretmenler ve yabancı öğrenciler tarafından büyük ilgiyle karşılandı. İlginçtir ki, her yıl kültür festivalleri yapıldığında, diğer ülkelerden farklı ulusal yemekler beklendiği gibi, Azerbaycan'dan da hem ulusal mutfağımız hem de benim müzik performansım bekleniyor Şu anda Pekin Normal Üniversitesi'nde eğitim teknolojisi alanında doktora eğitimi alıyorsunuz. Neden tam olarak Çin'de ve neden bu yönde? Bu seçim hayatınızda hangi hedefleri doğurdu? Lisans eğitimimi Azerbaycan Diller Üniversitesi'nde İngilizce öğretmenliği alanında aldım. Doğrudan ilk ana dalım Öğretimle ilgili olduğu için öğretim süreci, öğretmen-öğrenci ilişkisi, öğrenme ortamı gibi konulara ilgi duymaya başladım. Daha sonra Pekin Normal Üniversitesi'nden yüksek öğrenim ve öğrenci işleri alanında yüksek lisans derecesi aldım. Bu aşamada eğitime sadece öğretmen açısından değil, yönetim ve sistem açısından da yaklaşmaya başladım. Akademik yolumda birbiriyle ilişkili üç alan oluştu: öğretim, eğitim yönetimi ve eğitim teknolojileri. Çin'deki çalışmalarım sırasında teknolojinin gündelik hayatla ve eğitim sistemiyle nasıl yakından bütünleştiğini ilk elden gördüm. Özellikle dijital platformların, yapay zeka tabanlı sistemlerin ve yenilikçi teknolojilerin eğitimde uygulanması ilgimi çekti. Geleceğin eğitiminin artık geleneksel yaklaşımlarla sınırlı olmayacağını anladım. Bu ilgi katıldığım uluslararası proje ve programlarla daha da güçlendi. Tsinghua Üniversitesi'nde "Yenilikçi Eğitim ve Girişimcilik" ve "Dijital Ekonomide Yapay Zeka" programlarında proje lideri olarak çalıştım, çeşitli uluslararası konferans, seminer ve eğitimlere katıldım. Bu deneyimler bana yapay zeka ve eğitim teknolojilerinin sadece teknik yenilikler olmadığını, öğretmenlerin daha etkili dersler oluşturması, öğrencilerin ise yaratıcılık ve analitik düşünme becerilerini geliştirmeleri için önemli bir araç olduğunu gösterdi. Bu yüzden Pekin Pedagoji Üniversitesi'ndeki eğitim teknolojileri doktora dersini seçtim. Çin bu alanda hızla gelişen ülkelerden biri olup hem güçlü bir bilimsel ortama hem de pratik uygulama olanaklarına sahiptir. Temel hedefim, edindiğim bilgi ve tecrübeyi gelecekte Azerbaycan eğitimine uyarlamak, özellikle öğretmenlerin mesleki gelişimi, düşünme odaklı öğretim ve yapay zekanın eğitime etkin entegrasyonu yönünde hareket etmektir. Teknolojinin doğru uygulandığı takdirde eğitimin kalitesini değiştirebilecek büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum Çin'e ilk seyahatinizde sizi en çok şaşırtan şey neydi? Dil, insanlar, hayatın ritmi ve eğitim sistemi açısından uyum sağlamak sizin için ne kadar zor oldu? - Çin'e ilk geldiğimde beni en çok şaşırtan şeylerden biri insanların yaşam tarzıydı. Burada hayatın ritmi çok hızlı, insanlar yoğun çalışıyor ve çalışma saatleri çoğu zaman oldukça uzun. Ayrıca fiziksel sağlığa ve günlük aktiviteye de özel önem veriyorlar. Spor burada sadece bir hobi değil, yaşam tarzının bir parçası. İnsanlar ne kadar meşgul olursa olsun sabah veya akşam yürüyüşe, koşuya, çeşitli fiziksel aktivitelere zaman bulurlar. Beni özellikle etkileyen noktalardan biri de yaşlıların sosyal ve kültürel faaliyetleriydi. Parkları sadece rekreasyon alanları olmaktan çıkarıp canlı sosyal ortamlara dönüştürüyorlar. Birlikte dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar, müzik aletleri çalıyorlar, şiirler okuyorlar. Bu aktiviteler sadece boş zaman aktiviteleri değil aynı zamanda Çin kültürünün günlük yaşamda yaşama biçimidir. Yurt dışından gelenlerin de bu ortamın dışında kalmaması ilginç. İnsan kendini gözlemci gibi hissetmez, o uyumun parçası olur. Bu, Çin toplumunun dikkate değer özelliklerinden biridir. Çin'i diğerlerinden ayıran en önemli özelliğin yüksek teknolojik gelişmeye paralel olarak sosyal ilişkilerin ve kültürel yaşamın korunması olduğunu düşünüyorum. Üzerimde en güçlü izlenimi bırakan şey bu dengeydi Bugün Çin, teknoloji ve inovasyon açısından dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor. Orada okuyan biri olarak bu gelişmeyi günlük hayatınızda nasıl yaşıyorsunuz? Üç yılı aşkın bir süredir Çin'de yaşıyorum ve bu süre zarfında teknolojinin günlük yaşamın neredeyse her alanına nasıl entegre edildiğini yakından gözlemledim. İlk başta benim için daha çok bir öğrenme ve gözlemleme aşamasıydı. Ama zamanla teknolojiyi takip eden değil, onunla yaşayan bir insan olduğumu hissettim. Bugün Çin'de teknoloji ayrı bir yenilik olarak değil, gündelik yaşamın görünmez bir altyapısı olarak işlev görüyor. Ödeme sistemlerinden toplu taşımaya, lojistik hizmetlerden üniversite ortamına ve mağazalara kadar her şey dijital çözümlerle entegre oluyor. İşin ilginç yanı artık insanlar bu teknolojileri yenilik olarak algılamıyor çünkü bunlar hayatın normal bir parçası haline geldi. Örneğin sabah saat 3'te bir ürüne ihtiyaç duyuluyorsa, Üniversite kampüsünde yer alan dijital mağazaya sadece QR kodu tarayarak girip ürünü seçip ödemeyi tam elektronik ortamda yapmanız mümkün. Bazı durumlarda bu süreçler robotik sistemler tarafından kontrol edilmektedir. Kişi, kasiyere ya da görevliye başvurmadan alışverişini tamamlıyor. Bana göre Çin'in farkı sadece teknoloji üretmesinde değil, onu sistematik bir şekilde toplumun tüm yapılarına entegre edebilmesindedir. Burada teknoloji insanları kendilerine uyum sağlamaya zorlamaz, tam tersine insanların ihtiyaçlarına göre uyarlanır. Dolayısıyla kişi belli bir süre sonra kendini sadece teknoloji kullanıcısı değil, dijital ekosistemin bir parçası gibi hissediyor. Bu yaklaşımı eğitim alanında da açıkça görmek mümkündür. Üniversitelerde dijital eğitim kaynak merkezleri, akıllı öğretim ekipmanları ve etkileşimli platformlar yaygın olarak kullanılmaktadır. İlk başta bu teknolojilerden çok etkilendim. Ancak zamanla günlük akademik faaliyetlerin de düzenli bir parçası haline geldiler. Teknolojinin gerçek gelişme düzeyinin yalnızca yeni cihazların kullanılabilirliğiyle değil, aynı zamanda insanların günlük düşünme ve eylem sistemlerine ne kadar doğal bir şekilde entegre edildiğiyle de ölçüldüğünü düşünüyorum. Yüksek teknolojinin artık olağanüstü bir olgu olarak değil, normal bir çalışma ve yaşam ortamı olarak algılanması, o toplumun teknolojik dönüşümünün ne kadar derin olduğunu gösteriyor Azerbaycan ve Çin toplumlarını karşılaştırdığınızda sizce en büyük benzerlikler ve en ciddi farklılıklar nelerdir? İnsan ilişkilerinde, disiplinde, teknolojiye yaklaşımda ve günlük hayatta ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? - Azerbaycan ve Çin toplumları arasında belli benzerlikler olsa da farklılıklar daha belirgindir. Benzerliklerden bahsedecek olursak, her iki toplum da büyüklere, öğretmenlere ve genel olarak insan ilişkilerine saygı ve nezaketi vurgulamaktadır. Ayrıca insanlar eğitimi ve çalışmayı ciddiye alır, kendini geliştirme ve çalışkanlık her iki toplum için de önemli değerlerdir. En büyük farklılıklardan biri teknolojiye yaklaşımdır. Çin'de teknoloji günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ödeme sistemlerinden mağazalara, ulaşımdan eğitim ortamına kadar her şey dijital çözümlerle entegre oluyor. Burada teknoloji ek bir araç değil, sistemin doğal bir parçasıdır. Azerbaycan'da bu süreç gelişse de teknolojinin günlük hayata ve eğitim sistemine sistematik entegrasyonu henüz tam olarak oluşamamıştır. Sosyal yaşam açısından da ilginç farklılıklar var. Çin'de insanlar kamusal alanlarda daha kolektif hareket ediyor. Yaşlıların parklarda birlikte dans etmesi, şarkı söylemesi ve çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunması yaygındır. Hem sosyal bağları güçlendirir hem de kültürün gündelik yaşamda yaşanmasına hizmet eder. Azerbaycan'da insanlar daha çok aile ve yakın çevre merkezli sosyal yaşam sürmektedir. Disiplin ve öz-örgütlenme konusunda da farklılıklar hissedilmektedir. Çinliler faaliyetlerini daha planlı ve sistematik bir şekilde düzenleme eğilimindeler. Azerbaycan'da ise insanlar daha esnek, karar verme ve duruma uyum sağlama yeteneği daha ön plana çıkıyor. Gözlemlerime göre Çin deneyiminin en ilgi çekici yanı teknoloji, sosyal yaşam, kültür ve çalışma disiplininin birbirini tamamlayıcı bir sistem olarak inşa edilmesidir. Azerbaycan için öğrenilmesi gereken en önemli şeyin teknolojiyi sadece bir araç değil, günlük yaşamın, eğitimin ve sosyal ilişkilerin doğal bir parçası haline getirmek olduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşım hem bireysel gelişimin hem de toplumun genel verimliliğinin artmasına yardımcı olabilir Eğitim teknolojileri alanında çalışan bir araştırmacı olarak Çin üniversitelerinin yaklaşımı size nasıl hissettirdi? Azerbaycan eğitim sisteminin Çin'den ne gibi örnekler alabileceğini düşünüyorsunuz? - Bence Azerbaycan'ın Çin deneyiminden alabileceği en önemli örneklerden biri teknolojiyi sadece ekipman veya platform olarak değil, eğitim kültürünün bir parçası olarak kabul etmektir. Bazen dijitalleşme daha çok teknik düzeyde anlaşılır. Ancak asıl mesele teknolojinin öğretim sürecine ve pedagojik yaklaşıma nasıl entegre edileceğidir. Bu bakımdan öğretmen eğitimi ayrı bir önem taşımaktadır. Öğretmenlere sadece teknolojinin nasıl kullanılacağının değil, aynı zamanda öğrencilerin düşünme, analitik ve problem çözme becerilerini geliştirmek için teknolojinin nasıl kullanılabileceği de öğretilmelidir. Yapay zeka öğretmenin yerini alacak bir araç değil, onun pedagojisidir yeteneklerini güçlendiren bir araç olmalıdır. Çin üniversitelerinde dikkatimi çeken bir diğer şey ise güçlü pratik araştırma ortamıdır. Laboratuvarlar ve eğitim teknolojisi merkezleri sadece gösteri amaçlı değildir. Burada gerçek ders örnekleri geliştirilmekte, okullarda test edilmekte, sonuçları analiz edilmekte ve sürekli iyileştirilmektedir. Bu tür merkezlerin Azerbaycan'da da kurulması faydalı olabilir. Öğretmenler arasındaki işbirliği kültürü de Çin deneyiminin önemli yönlerinden biridir. Ders hazırlığı çoğu zaman bireysel olarak değil kolektif bir süreç olarak yapılandırılır. Öğretmenler ve araştırmacılar birlikte ders planlarını tartışır, analiz eder ve daha etkili yöntemler üzerinde çalışırlar. Bu yaklaşım Azerbaycan'da da genişletilebilir. Yapay zekanın eğitime entegrasyonu konusunda asıl odak noktası teknolojinin kendisi değil öğrenme çıktıları üzerindeki etkisi olmalıdır. Örneğin yapay zeka, öğretmenlerin farklı seviyelerde ödevler tasarlamasına, öğrencilerin düşünme süreçlerini analiz etmesine ve daha iyi tartışmalar oluşturmasına yardımcı olabilir. Bir diğer önemli nokta ise üniversite-okul iş birliğinin güçlendirilmesidir. Çin deneyiminde, üniversiteler ve okullar birlikte daha yakın çalışır ve yeni yaklaşımlar ve teknolojiler ilk olarak gerçek bir okul ortamında test edilir. Bu modelin Azerbaycan'da eğitimin gelişmesine olumlu etkisi olabilir. Bana göre asıl mesele teknolojiyi eğitime getirmek değil, bunun etrafında yeni bir pedagojik düşünme, öğretmen işbirliği ve araştırmaya dayalı gelişim kültürü oluşturmaktır. Bu Çin deneyiminin en değerli yönüdür Ayrıca birçok projeye öncülük ettiniz ve uluslararası konferanslara katıldınız. Yabancı bir akademik ortamda Azerbaycanlı bir genç olarak kendinizi öne çıkarmak ne kadar zor? Yabancı akademik ortamda Azerbaycanlı bir genç olarak kendinizi öne çıkarmak sadece bilimsel bir faaliyet değil, aynı zamanda ülkeyi temsil etme sorumluluğudur. Uluslararası ortamda kişi, yalnızca bireysel bir araştırmacı olarak değil, aynı zamanda geldiği ülkenin eğitim sisteminin ve bilimsel potansiyelinin de temsilcisi olarak algılanmaktadır. Çin gibi oldukça rekabetçi bir akademik ortamda, sadece gayretli olmanın yeterli olmadığını hemen fark edersiniz. Burada sistematik düşünmek, güçlü bir bilimsel gerekçe oluşturmak, metodolojiyi savunmak ve araştırmanın pratik değerini ortaya koyabilmek önemlidir. Özellikle konferanslarda insanlar çok çabuk konunun özüne iniyor ve araştırmanın gerçek katkısını görmek istiyorlar. Benim için en zor aşamalardan biri akademik uyum süreciydi. Burada araştırmanın sadece teorik tarafı değil, aynı zamanda pratik uygulaması da ciddi bir şekilde değerlendirilmektedir. Sunduğunuz fikirle ilgili olarak hemen "Bu model gerçek ortamda nasıl çalışacak?", "Hangi sorunu çözecek?" diye sorun. bu tür sorular soruluyor. Bu insanı daha derin düşünmeye sevk ediyor. Uluslararası konferans ve toplantılarda da Azerbaycan'a olan ilgiye şahit oluyorum. İnsanlar ülkemizin eğitim sistemi, teknolojiye yaklaşımı, gençliğin gelişimi ve inovasyon potansiyeli hakkında sorular soruyor. Artık bu tür platformların sadece bilimsel sonuçların paylaşılması açısından değil, aynı zamanda Azerbaycan'ın tanıtımı açısından da önemli bir fırsat olduğunu anlıyorsunuz. Yurt dışında yaşayan Azerbaycanlı gençlerin avantajlarından birinin de farklı ortamlara uyum sağlama ve farklı kültürler arasında köprü kurma becerisi olduğunu düşünüyorum. Çok kültürlü bir ortamdan geliyor olmamız bize uluslararası işbirliklerinde ek bir avantaj sağlıyor. Benim için önemli hedeflerden biri Azerbaycan'ın çağdaş akademik imajının oluşmasına katkıda bulunmaktır. Ülkemizin uluslararası ortamda sadece tarihi ve coğrafyasıyla değil, bilim, yenilik ve eğitim potansiyeliyle de tanınmasını istiyorum. Gelecekte ülkelerin gücünün sadece ekonomik göstergelerle değil, insan sermayesi ve bilimsel potansiyelle de ölçüleceğine inanıyorum. Genel olarak dış akademik ortam, kişinin yalnızca bilimsel gelişimini değil aynı zamanda bakış açısını da etkiler. Bu süreç kişiye daha küresel düşünmeyi, farklı görüşlere açık olmayı ve kendini sürekli yenilemeyi öğretir İlginçtir ki aynı zamanda 5 yıllık muğam eğitimi de almışsınız. Muğam gibi milli sanatlarla uğraşmak Azerbaycan'a bakışınızı ve yurtdışındaki tanıtımınızı nasıl etkiledi? Bakış açımın şekillenmesinde muğam eğitiminin büyük rol oynadığını düşünüyorum. Çünkü muğam sadece müzik değil, insanın düşünce şeklini, olaylara yaklaşımını, sabrını, iç disiplinini ve estetik duygusunu etkileyen derin bir sanattır. Muğamda doğaçlama vardır ama bu doğaçlamadır. rastgele değil. Kendine has kuralları ve okulu vardır. Bana göre insana özgür düşünmeyi, belli bir çerçeve içerisinde kendini ifade edebilmeyi öğretir. Daha sonra bilimsel faaliyete başladığımda etkisini daha net hissettim. Araştırma yaparken konuya derinlemesine yaklaşmak, farklı yönleri karşılaştırmak, bağlantıları görmek ve düşünceyi sistematize etmek önemlidir. Muğam eğitimi bende bu niteliklerin oluşmasında etkili oldu. Öte yandan muğam bana Azerbaycan kültürünü daha derinlemesine anlama fırsatı yarattı. Bir insan kendi kültürünü ne kadar iyi tanırsa onu yurt dışına da o kadar güvenle tanıtabileceğine inanıyorum. Azerbaycan'ı yurtdışında temsil etmek sadece ülkenin adını anmak değil, aynı zamanda onu davranış, düşünce tarzı ve kültürel kimlikle göstermektir. Uluslararası ortamda muğamdan bahsederken insanların tepkisi her zaman ilginç oluyor. Mugam'ı ilk kez dinleyenler burada sadece müziği değil aynı zamanda derin bir duyguyu ve belli bir düşünce sistemini de görüyor. Yabancı öğrencilerle, profesörlerle yaptığım görüşmelerde buna şahit oldum. Bu sanatta hem doğaçlamanın hem de katı kuralların ve okulların olması onlara ilginç geliyor. Bana göre muğamın en büyük gücü Azerbaycan'ı sadece müzikle değil, düşünce tarzı, duygu dünyası ve milli hafızayla tanıtmasıdır. Hatta sanat yapmanın eğitim teknolojisi ve yapay zeka alanındaki çalışmalarımı etkilediğini düşünüyorum. Günümüzde yaratıcılık, estetik vizyon ve farklı düşünebilme yeteneği teknoloji alanında önemli bir rol oynamaktadır. Ve Muğam bende bu özelliklerin oluşmasına yardımcı oldu Azerbaycan'ı Çin'de nasıl tanıtıyor ve tanıtıyorsunuz? Çinlilerin ülkemiz hakkında en çok sorduğu sorular nelerdir ve onları en çok şaşırtan şey nedir? Çin'deki Azerbaycan'ı sadece coğrafi açıdan değil, daha çok kültürel, entelektüel ve beşeri yönleriyle tanıtmaya çalışıyorum. Bir ülkeyi tanıtmanın, harita üzerinde yerini göstermekten çok, halkını, kültürünü, düşünce biçimini ve gelişim yönlerini anlatmak olduğuna inanıyorum. Üniversite ortamında daha çok Azerbaycan'ın eğitim sistemi, kültürü, müziği, çok kültürlü ortamı ve modern gelişimi hakkında konuşuyorum. Aynı zamanda eğitim teknolojileri alanında çalıştığım için Azerbaycan'da öğretmen eğitimi, yapay zekanın eğitimde uygulanması, dijital dönüşüm hakkında bilgiler paylaşmaya çalışıyorum. Azerbaycan'ın sadece tarihi ve kültürüyle değil, geleceğe bakan bir ülke olarak da tanınması benim için önemli. Çinlilerin en sık sorduğu sorulardan biri Azerbaycan'ın coğrafi konumuyla ilgili. Sık sık Azerbaycan'ın Avrupa'ya mı yoksa Asya'ya mı ait olduğunu soruyorlar? Ülkemizin Doğu ile Batı'nın kesiştiği noktada, çeşitli medeniyetlerin etkisiyle oluşmuş eşsiz bir yer olduğunu da anlatıyorum. İlgilendikleri konulardan biri de Bakü şehridir. Eski Şehir, Kız Kalesi, Hazar Denizi ve özellikle Haydar Aliyev Merkezi'nden bahsederken büyük ilgi ortaya çıkıyor. Çinlileri şaşırtan şeylerden biri de Azerbaycan'ın kültürel çeşitliliği ve hoşgörü gelenekleridir. Farklı din, dil ve kültürlerin uzun yıllar bir arada yaşaması, Azerbaycanlıların misafirperverliği ve aile değerlerine bağlılığı da dikkat çekmektedir. Karabağ konusu da ilginçtir. Bu konuyu sadece siyasi açıdan değil, tarihi, kültürel ve insani açılardan da anlatmaya çalışıyorum. Karabağ'ın kültürel hafıza ve ulusal kimlik açısından Azerbaycan için özel bir önem taşıdığını vurguluyorum. İlginçtir ki Çinliler Azerbaycan'ı daha yakından tanıdıkça iki ülke arasında bazı benzerlikler de görüyorlar. Aile değerlerine saygı, eğitime ciddi yaklaşım, büyüklere saygı ve milli kültüre bağlılık bu benzerliklerin başlıca örnekleridir. Genel olarak amacım sadece insanlarda Azerbaycan hakkında bilgi oluşturmak değil, onların kültürü, insanları, tarihi ve gelişme potansiyeli ile ülkemize daha yakın olmalarını sağlamaktır Yurt dışında yaşayan genç bir Azerbaycanlı olarak diaspora faaliyetlerini ve Diaspora Çalışmaları Devlet Komitesi'nin yurtdışındaki gençlerle çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yönde hangi girişimlerin daha önemli olduğunu düşünüyorsunuz? - Yurt dışında yaşayan genç bir Azerbaycanlı olarak diaspora faaliyetini çok önemli görüyorum. Çünkü yurt dışında yaşadığınız sürece ülke tanıtımının sadece resmi etkinliklerle sınırlı olmadığını anlıyorsunuz. Bazen akademik bir konuşma, konferans sunumu veya günlük iletişim bile Azerbaycan hakkında yeni bir fikir oluşturabilir. bilir Bu bakımdan diaspora faaliyeti, ülke ile yurtdışında yaşayan Azerbaycanlılar arasında kültürel, bilimsel ve manevi bir köprü görevi görmektedir. Azerbaycan diasporasının faaliyetlerinin son yıllarda daha sistemli hale geldiğini düşünüyorum. Yurt dışında yaşayan gençler, ülkemizi sadece kültürel etkinliklerde değil bilim, eğitim, teknoloji, iş ve inovasyon alanlarında da temsil ediyor. Bu, Azerbaycan'ın çağdaş ve kalkınmaya odaklı bir ülke olarak tanıtılması açısından önemlidir. Diasporayla Çalışma Devlet Komitesi'nin faaliyetindeki en önemli noktalardan biri yurtdışında yaşayan gençlerin bir araya gelmesini ve ağ kurmasını desteklemektir. Farklı ülkelerde faaliyet gösteren öğrenci, araştırmacı ve uzmanların bağlantılarının güçlendirilmesi yeni işbirlikleri ve projeler için fırsatlar yaratabilir. Bana göre gelecekte dikkat edilmesi gereken ana yönlerden biri yurtdışında yaşayan genç Azerbaycanlıların mesleki ağının daha da güçlendirilmesidir. Bu platformlar sadece tanışma amacına hizmet etmemeli, aynı zamanda ortak projelere, mentorluk programlarına ve deneyim alışverişine de olanak sağlamalıdır. Bilim ve eğitim alanında çalışan gençlerin bilgi ve tecrübelerini ülkenin kalkınması için daha etkin kullanmak mümkündür. Bir diğer önemli konu ise yurt dışında yaşayan gençlerin Azerbaycan'la ilişkilerinin sürekli sürdürülmesidir. Ülkede yaşanan kalkınma süreçleri, bilim ve eğitim alanındaki yenilikler, yeni fırsatlar ve iş birliği platformları hakkında onları düzenli olarak bilgilendirmek hem bağlılığı güçlendirecek hem de gelecekte ülkeye katkı sağlama fırsatlarını artıracaktır Komitenin düzenlediği VI Yaz Kampına katılımınız size neler kazandırdı? O programın en unutulmaz anı neydi? Devlet Diaspora Çalışma Komitesi'nin düzenlediği VI Yaz Kampına katılımım benim için çok değerli bir deneyim oldu. En büyük kazancım dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Azerbaycanlı gençlerle bir araya gelmek oldu. Orada farklı alanlarda başarılı gençlerle tanışmak hem gurur hem de sorumluluk duygusu yarattı. Kamp, diaspora faaliyetlerine dair daha geniş bir bakış açısına sahip olmamı sağladı. Diasporanın sadece ülke tanıtımından ibaret olmadığını, birbirini tanımak, desteklemek, ortak amaçlar etrafında birleşmek olduğunu bir kez daha anladım. En unutulmaz anlarımızdan biri Azerbaycan'ın tanınmış kültür ve sanat figürleriyle tanışmamızdı. O toplantıda Azerbaycan'ın yurtdışında nasıl tanıtılacağı konusu görüşüldü. Ülke tanıtımı için sanat alanında çalışmanın şart olmadığını da belirtmiştim. Bir kişi bilimde, eğitimde, teknolojide veya başka bir alanda çalışsa bile kendi kültürünü ve milli kimliğini hakkıyla temsil edebilir. Toplantıda besteci Javanshir Guliyev'in "Hayatta Her Şey Güzeldir" adlı şarkısından bir parça seslendirdim. Şarkının ardından bana şaka yollu "Çin'de ne işin var? Azerbaycan'a gel, konservatuarda çalış" dedi. Bu sözler benim için çok unutulmaz ve değerli bir anı oldu. Kampın son gecesinde unutulmaz bir an daha yaşandı. Dünyanın farklı ülkelerinden Azerbaycan gençleri Hankendi'de toplandı. O akşam Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ABD Başkanı Donald Trump ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'la yaptığı önemli görüşmeyi izledik. O anda herkesi birleştiren temel duygu, milli birlik ve Azerbaycan'a bağlılıktı. O gece benim için diaspora ruhunun ve ulusal kimliğin gücünü gösteren en güzel anlardan biriydi. Genel olarak VI Yaz Kampı bana diaspora faaliyetinin sadece yurtdışında yaşayan Azerbaycanlıların bir araya gelmesi değil, aynı zamanda onların bilgi ve potansiyellerini ülke için değere dönüştürme süreci olduğunu gösterdi. Bu tür programların sürdürülebilir olmasının, bilim, eğitim, teknoloji, inovasyon alanlarında spesifik projelerle zenginleştirilmesinin çok faydalı olacağını düşünüyorum Bugün Çin'de okumak ve yaşamak isteyen Azerbaycanlı gençlere ne tavsiye edersiniz? Sosyal ağlarda görünen Çin ile gerçek Çin arasındaki farklar nelerdir ve aynı zamanda gelecek planlarınız hakkında ne düşünüyorsunuz - Çin'deki faaliyetinize devam etmek mi yoksa Azerbaycan'da edindiğiniz bilgi ve deneyimi uygulamak mı istiyorsunuz? - Öncelikle Çin'de okumak ve yaşamak isteyen genç Azerbaycanlılara sırf diploma almak için buraya gelmemelerini tavsiye ederim. Çin sadece üniversite eğitimi değil aynı zamanda insanın bakış açısını değiştiren farklı bir ortam. Burada akademik bilginin yanı sıra kişinin sıkı çalışması, disiplini ve zamanı da vardır. aynı zamanda doğru yönetim ve sürdürülebilir kalkınma kültürünü de öğrenir. Bana göre Çin'de okuyan bir genç sadece nitelik kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı düşünmeyi de öğreniyor Sosyal ağlarda görünen Çin ile gerçek Çin arasında da bazı farklılıklar var. Sosyal medya daha fazla teknolojiyi, büyük şehirleri ve hızlı yaşam tarzlarını sergiliyor. Ancak gerçek hayatta Çin daha derin ve daha karmaşıktır. Burada teknolojik gelişmenin yanı sıra insanların sistemli çalışması, eğitim yaklaşımı, uzun vadeli planlama kültürü ve kolektif sorumluluk duygusu da görülüyor Bazen burada her şey otomatik ve çok kolay çalışıyor gibi görünüyor. Aslında Çin oldukça rekabetçi bir ortam. Özellikle üniversitelerde öğrenciler ve araştırmacılar yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Bu nedenle başarı için sadece okuryazarlık değil, aynı zamanda uyum sağlama, sabırlı olma ve sürekli öğrenme yeteneği de önemlidir Gelecek planlarıma gelince, Çin'de edindiğim bilgi ve tecrübenin asıl değerinin Azerbaycan'a nasıl uygulanacağı olduğunu düşünüyorum. Burada özellikle eğitim teknolojileri, yapay zeka ve dijital dönüşüm alanında zengin bir deneyim oluştu. Gelecekte bu bilgiyi Azerbaycan'ın eğitim sistemine uyarlamak, öğretmen yetiştirme, düşünmeye yönelik öğretim ve yapay zekanın eğitimde uygulanması alanlarında çalışmak istiyorum Uluslararası akademik çevreyle ilişkileri sürdürmek benim için önemli. Ancak uzun vadeli hedefim, edindiğim tecrübeyi Azerbaycan'ın kalkınmasına yönlendirmek ve eğitim alanında yenilikçi yaklaşımların uygulanmasına katkıda bulunmaktır. Bana göre yurt dışında okumanın en büyük anlamı şudur: Kişi sadece kendini geliştirmekle kalmaz, kazandığı bilgi ve tecrübeyle ülkesinin kalkınmasına da hizmet etmeye çalışır


