Adil ayna - Maryam Baghirova yazıyor
Bazen insan kendine baktığında gerçeği değil, yalnızca inanmaya alıştığı çarpık bir görüntüyü görür. Güzel bir aynaya bakmak gibi... İnsan orada ne kadar normal durursa dursun, yansıma ya çok uzar, eğilir ya da tanınmaz hale gelir. Ve en tehlikelisi de bir süre sonra kişinin bu görüntünün gerçekten

Bazen insan kendine baktığında gerçeği değil, yalnızca inanmaya alıştığı çarpık bir görüntüyü görür. Güzel bir aynaya bakmak gibi... İnsan orada ne kadar normal durursa dursun, yansıma ya çok uzar, eğilir ya da tanınmaz hale gelir. Ve en tehlikelisi de bir süre sonra kişinin bu görüntünün gerçekten kendisi olduğuna inanmaya başlamasıdır. “Çirkinim”, “Yeterince iyi değilim”, “Sevimli değilim” diyen o iç ses çoğu zaman kişinin kendi sesi değildir. Belki yıllar önce duyulan bir eleştirinin, bir karşılaştırmanın, bir aşağılamanın gölgesidir bu. Bilinç bazen insanı korumak ister ama bunu yanlış bir şekilde suçlayarak yapar. Zamanla insan o görüntüye inanmaya başlar. İşte asıl tehlike de tam bu noktada ortaya çıkıyor; kişi kendisini kendisinin çarpık bir versiyonu olarak algılıyor Unutulmamalıdır ki her ayna gerçeği göstermez. Kişi doğru aynayı bulamayınca kendisiyle olan ilişkisi sağlıklı olmaz. Bazen insan yanlış aynada gördüğü görüntüye inanır ve o kişi gibi yaşamaya başlar. Yanlış aynaya baktığınızda kendinizle olan ilişkinizde sağlık bulamazsınız. En korkuncu ise insanın bu çarpık yansımaya inanması, sanki gerçekten olması gerekiyormuş gibi hayatını ona göre kurmasıdır. Bu durumda sevgi, ilgi ve kendini kabul için yıllar, zaman ve fırsatlar kaybolur Bu olayın ilginç bir hikayesi de vardır: Bir adam her gün fuarda aynı çarpık aynaya bakar ve kendi kendine şöyle der: "Ben çirkinim..." Bir gün birisi yanına gelir ve şöyle der: "Bu güzel bir ayna, seni çarpıtıyor. Bu senin gerçek yüzün değil." Adam başını eğer ve cevap verir: "Bu benim tek aynam. Başka aynam yok." Yıllarca kendini bir maskenin arkasına sakladı ve gerçeği görmedi. İnsanların onu sevmeyeceğinden o kadar emindi ki kendini kimseye göstermemeye çalıştı. Ne yazık ki bir insan hayatının 40 yılını bu şekilde kaybetmiştir. Ancak trajedi sadece bununla sınırlı değildi. Bu gerçeği anladıktan sonra bile mutlu olamıyordu. Çünkü önünde kalan yılların kıymetini görmek yerine, kaybettiği yılların yasını tutmaya başladı. Yaşayabileceği günleri değil, yaşayamayacağı yılları düşünüyordu. Sevebileceği insanları değil, kaçırdığı fırsatları hatırladı. Önünde açılan kapılara değil, zaten kapalı olan kapılara baktı. Böylece sadece 40 yılını değil, ondan sonraki yılları da kaybetmiş oldu. Adil ayna artık sadece geçmişini değil geleceğini de çarpıtıyordu Felsefi olarak her insanın yolu aynalarla doludur ve hangi aynaya bakacağımızı biz seçmeliyiz. Sevgi ve hakikatle dolu, kendini kabul eden bir ayna bulmalı ve onu günlük yaşamımızda tutmalıyız. Aksi takdirde yıllar geçer, zaman kaybolur ve insan asıl sorunun aynada olmadığını, sorunun kendisine yapıştırılan etiketlerde, yanlış görüşlerde, korkularda ve maskelerde olduğunu anlar. Doğru ayna sevgiyle baktığınız, hatalarınızı kabul ettiğiniz, kendinizi çarpıtmadan gördüğünüz aynadır. Hayat bir panayır aynası değildir ama baktığınız aynayı seçmeyi öğrendiğinizde gerçek mutluluk başlar. Ve belki de en acı gerçek şudur. Bazen insan hayatını adil bir aynaya inanarak yaşar... Sonra bir gün gördüklerinin asla gerçek olmadığını anlar. Ancak tek sorun bu değil. Sorun şu ki, kişi bunu anladıktan sonra bile özgür olamaz. Çünkü çoğu zaman önündekini değil, zaten kaybettiğini düşünür. Geçmişin pişmanlıkları geleceğe engel olur. Kaybedilen yılların ağırlığı, yaşanacak yılların değerini gölgede bırakıyor. Böylece insan aynı yanlış bakış açısıyla sadece geçmişini değil, geleceğini de kaybeder. Çünkü bazen hayat insanı yok etmez... İnsan sadece doğru olmayan bir düşünceye inanarak ömrünü yavaş yavaş tüketir. Doğru aynayı seçtiğimiz an, kaybettiklerimiz değil, yaşayabileceklerimiz hayatımızın gerçek başlangıcı olur

