Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Malak Hanım - Merhum şair Şahmar Ekberzade'nin ömür boyu arkadaşı Malak Hanım Baharlı'ya

Güzel tesadüfleri severim ve tüm tesadüflerin yıllar içinde karşılaştığımız ve şahit olduğumuz olayların devamı ve sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim 1996 yılı Ekim ayının son günleriydi. Nahçıvan'da Hüseyin Cavid'in türbesinin açılış törenine büyük bir kalabalık katıldı. Turan Cavid Hanım'

0 görüntüleme525.az
Malak Hanım - Merhum şair Şahmar Ekberzade'nin ömür boyu arkadaşı Malak Hanım Baharlı'ya
Paylaş:

Güzel tesadüfleri severim ve tüm tesadüflerin yıllar içinde karşılaştığımız ve şahit olduğumuz olayların devamı ve sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim 1996 yılı Ekim ayının son günleriydi. Nahçıvan'da Hüseyin Cavid'in türbesinin açılış törenine büyük bir kalabalık katıldı. Turan Cavid Hanım'ın özel daveti üzerine türbenin açılışına katılma şansına sahip oldum. Üç gün süren görkemli etkinliklerden biri Nahçıvan Devlet Dram Tiyatrosu'nda gerçekleşti. Şiirlerini severek okuduğum Şahmar Ekberzade'yi salonda görmek beni çok mutlu etti. Merhaba dedikten sonra boş bir yer aradım, "Gel, gel otur kızım" dedi. Etkinlik sırasında Şahmar öğretmen başını hafifçe bana çevirip şiir okumaya başlayınca ilk başta tedirgin oldum ama bu sadece an meselesiydi. "Kajavan'a selamlar, düğününüz kutlu olsun" şiirinin ilk kıtası beni o kadar duygulandırdı ki... Şiir, Hüseyin Cavid'in türbesinin açılışından birkaç gün önce, Muşkunaz Cavid'in vefatı vesilesiyle yazılmış ve yirmi yıl sonra Nahçıvan'a getirilerek Cavid Efendi'nin mezarına kavuşturulmuştur. Şiir bitince başımı kaldırıp teşekkür ettim, Şahmar Bey'in gözlerinden akan yaşlar, uzaklara bakışı beni duygulandırdı... Sonrasında konuşmaları duysam da anlayamadım, ruhuma sinen "Kejavan mübarek, toyun mübarek" mısraları beni benden alıp götürdü Mezardan mezara taşınıyorsun Doğum günün kutlu olsun, mutlu evlilik Bugün kanın kanla buluştuğu gün değil Cavid'in kanı Sibirya'da içildi Sürgünde donmuş kemiğinin düğünü bu Cavid'in elbisesi bugün açılacak Yıllar geçti. 1999 yılının güzel bir sonbahar akşamında Tanrı ocağımızı ışıkla kutsadı. Dünyaca ünlü cerrah ve bilim adamı Dr. Cevad Heyat, büyük bilimsel cerrah, profesör Nurettin Rzayev ve eşi, çağdaş edebiyatımızın devleri Bahtiyar Vahabzade ve Şahmar Ekberzade güneyden bizi ziyarete geldiler. Bana defalarca saygı ifadesi olarak "Aman kızım sen otur" denmesine rağmen ben masanın yanında durup ilgiyle konuşmayı dinledim ve duyduklarımı hatırlamaya çalıştım. Bahtiyar hocanın daveti üzerine bizi ilk kez ziyaret eden Şahmar Ekberzade, bize Nahçivan'daki o toplantıyı hatırlattı. Büyük şairimiz Cevad Hayat'ın önerisi üzerine şiiri okudu ve hediye olarak getirdiği kitabı imzaladı. O gece çektiğimiz fotoğraf hâlâ aile arşivimizde duruyor. Yıllar sonra, heyecandan kulaklarımın ucuna kadar kızardığım, imrendiğim o kutlu geceyi bir başka ateşle hatırlayacağımı hiç düşünmezdim ve elbette bu iki karşılaşmanın zorunluluktan doğan mutlu bir tesadüf olduğuna inanıyordum Yıllar sonra bir tesadüf daha. Bir cenazede Şahmar Ekberzade'nin hayat arkadaşı Melak Hanım'la tanıştım. Büyük şairimiz çoktan vefat etmişti. Malak Hanım, toplantıdaki genç hanımlara, "Ah güzel hanımlar, kocalarınız hayatta olduğu sürece, evinizin lambası, başınızın tacı, kıymetini bilin, ne olursa olsun asla huysuz olmayın." Bırak inadını, hayatım, günüm Ağırlıklar göklere çıksın şanım Hayat düğümüm bir anda tersine dönüyor Bu dünya bir gün bizi ayıracak Yüreğinizi yakacak, dağları dağları yakacak Göğsümde yanan bir ocak Duman sadece gözleri yakar Ne zaman gönül gözleri üşüse Evet bağır, yıkılmayacak sonsuz hayalim burnunun ucunun kokusunu alabiliyorum Yokluğum seni dağların ötesine sürükleyecek Yaraya tuz serptiğinde Anılar birer birer aklıma geliyor Günlerin ateşinde birer birer yanıyorsunuz Eser titriyor ve titriyor Sinar'ın gururu diz çöktüğünde Şans beklenmedik bir günle karşılaşır Ateş ve köz Şahmar'dan kaybolacak Hem damak tadınız hem de tuzunuz Şahmarzızız olacak Bu dünya bir gün bizi ayıracak Şiir beni çocukluğuma, gençliğime götürdü. Sonuçta şair bir ailede büyüdüm. Babamın, çok erken yaşta vefat eden anneme ithaf ettiği şiirler geldi aklıma, daha neler neler. Anılar beni o kadar uzaklara götürdü ki Malak Hanım'ı yakından tanıyamadım. Ama içimden bir ses "Üzülme Jala, seninle mutlaka tanışacağım" diyordu Yine yıllar geçti, bu sefer Allah çok çok lütufta bulundu ve ben büyük şairimiz Şahmar Ekberzade'nin ocağına misafir oldum. Tesadüf? Tabii ki değil. Evlerinin eşiğinde babamın ocağının atmosferini, kokusunu hissettim. Üçüncü ziyaretimden sonra Şahmar Ekberzade ocağına bir oğul, bir kız kardeş gibi bağlandım ve bu ocakta bir hikmet hazinesi buldum. Bu bilgelik hazinesinin adı kendisine, ismine layık Melek Hanım'a aitti. Daha ilk sohbetimizden itibaren insanın hayata, milli ve manevi değerlere karşı tutumunun ne kadar önemli olduğunu anladım. Zenginliğin kökeninde zengin atalarınız vardır. Yanılmadım. Malak Hanım'ın her geldiğimde saygı ve heyecanla anlattığı anıları dinlerken zamanın nasıl geçtiğinin farkında değildim. Tepeden tırnağa saflığın ve doğallığın vücut bulmuş hali olan Malak Hanım'ın titrek sesine, bulutsu gözlerine bakmaya, bilge sözlerini hayranlıkla dinlemeye doyamadım. Melak Hanım, Karabağ'ın ileri gelenlerinden Ağdam'ın Baharlı köyünde doğan dedesi Aliş Bey'in adını taşıyan babaannesi Melak Hanım'la ilgili bir anısını anlattı. Bu sadece bir anı, bir hayat hikayesi değildi, sadece bu neslin değil, atalarımızın, milli ve manevi değerlerimizin de ne kadar zengin olduğunu gösteren bir örnekti Şimdi o anımı sizinle paylaşmak istiyorum Sovyet hükümetinin yeni kurulduğu dönemdi. Kırmızı Şapkalılar erkekleri sınır dışı ederek cesaretlerini kaybetmediler ve Sovyet hükümetinin yararına onların mallarına sorgulamadan el koydular. Karabağ ilçesinde yiğitliğiyle halkın saygısını kazanan Aliş Bey'in kapısını da kara eller çalıyor, helal, sıcak ocağına küller üflüyor. Kazakistan'ın Çimkend bölgesine sürgün edilen Aliş Bey, iki çocuğunu ve çok sevdiği Malak hanımını Allah'a emanet etmek zorunda kaldı. Zor günler başlıyor. Aliş Bey her geçen gün ilginç haberlerle kapısını açıyor. Ona "Bayan Melek" diye hitap etmek herkesin elindeydi, "hanımefendi" ve "beyefendi" kelimelerini söyleyenlerin cezası belliydi. Her gün omzunda pelerinle tarladan evine dönen Malak Hanım, köy hanımlarının getirdiği haberleri görmezden geliyor Ay Malak, Alişin'in sığırları onlardan önce kolhoza gönderilmişti Aliş'e iyi şanslar, döndükten sonra böyle 100 sığırdan oluşan bir sürü kuracak Ah Melek, ah Melek, çocuklarımız az önce beş altı kişinin Alişin'in tuğla fabrikasına gelip kapısına yazı yazdığını haber getirdiler. Ah kızım, zavallı Alish, o fabrikayı bir gün bile çalıştırmadı Bırakın Aliş'in hayatını, kim oturursa otursun, geri gelip yenisini inşa edecektir. Yüz fabrika tek bir Aliş teline değmez Böylece Aliş Bey'in şahsi malından bir ev dışında hiçbir şey kalmamıştır. Ancak Malak Hanım bir kez bile pes etmedi. Her gün yolda gözleri Alişin'den bir mektup bekliyordu Aliş Bey'in mektuplarını defalarca okudu, gözlerini öpüp ovuşturdu, "Ay Aliş, ay Aliş" dedi ve gizlice gözyaşı döktü ama kendini onun elleriyle tatmin etti Böylece zorluklarla dolu günler geçer. Bir gün omzunda tırpanla avluya yaklaşan Melak Hanım, evin önündeki büyük bir çınar ağacının alttan kesilip etrafa saçıldığını görmüş, dünyası başına yıkılmış gibi olmuş. Tırnaklarıyla yüzünden ve gözlerinden kan akan, saçlarını yolan, elbiselerini yırtan Melak Hanım'ı sakinleştirmek istedi. Köy eşlerinden biri kalbi kırılarak, "Aman Melek, ben mağdurum, senin yıkılmaz eşyaların gitti, çıngırakını bile çıkarmadın, neden ağaç seni böyle ezdi?" Kimseye aldırış etmeden yüzünü baltalanan çınar ağacına çeviren Melek Hanım, "Aman canım, beni suçlama, bir gün kaldı, en azından bir gün daha ne olacak? Bu yaşlı çınarın kitaplara, dillere yazılmayacak anıları var. Bu çınarın altına hiçbir adam oturmadı, hiçbir oğul sofra kurmadı. Bu çınarın altına dünyanın her yerinden sayısız alim, büyük ustalar gelmiş. Misafirler oturuyordu. Neden bakıyorsun bu çınar? Aliş bu çınar dışında her şeyi yapabilir. Keşke o çınar birçok olaya şahit olsaydı." Bu olaydan sonra kimse Malak Hanım'ın yüzünde bir gülümseme göremez Not: Günlerdir bu anıyı unutamıyorum. Her sözü Şahmar Ekberzade'nin nabzını tutan Melak Hanım'ı dinlerken, bu dünyadan ayrılışlarının ayrılık anlamına gelmediğine bir kez daha ikna oldum. Güzel bir söz vardır: "İnsan unutulunca ölür." Mayası saflık, helal ve dürüstlükle yoğrulan Şahmar Ekberzade'nin ocağından Hakk'ın sarayına katılanların, sadece bedenen aramızda olmadıklarına bir kez daha ikna oldum. Allah bu ocağın ışığını asla söndürmeyecektir. Bu ocağın yanmasını sağlayanlar melek yüzlü, meleksi niteliklere sahip Melek hanımlar olmuştur ve her zaman da öyle olacaktır

Kaynak: 525.az

Diğer Haberler