Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Liain ve Callas'ın savaş üzerindeki etkisi - Avrupa Birliği'ni çökerten siyasi kriz - YORUM

Avrupa Birliği ciddi bir sistemik krizle karşı karşıyadır. Bir zamanlar iç rekabeti sona erdirme ve ekonomik entegrasyon yoluyla barışı sağlama değerleri etrafında oluşturulan bu küresel güç merkezinde büyük çatlaklar gözleniyor 1990'lı yıllarda merkezi yönetim sistemi tüm dünyaya başarılı bir for

0 görüntülemereport.az
Liain ve Callas'ın savaş üzerindeki etkisi - Avrupa Birliği'ni çökerten siyasi kriz - YORUM
Paylaş:

Avrupa Birliği ciddi bir sistemik krizle karşı karşıyadır. Bir zamanlar iç rekabeti sona erdirme ve ekonomik entegrasyon yoluyla barışı sağlama değerleri etrafında oluşturulan bu küresel güç merkezinde büyük çatlaklar gözleniyor 1990'lı yıllarda merkezi yönetim sistemi tüm dünyaya başarılı bir formül olarak sunuldu ama gerçekte iç siyasi kriz zaman zaman ortaya çıktı. Günümüzde Avrupa Birliği (AB), işlevselliğini kaybetmeye mahkum bir yapı olarak nitelendirilmektedir. Bu derin siyasi krizin çeşitli nedenleri var Sorun sadece yönetimdeki kusurlardan ibaret değil. Burada jeopolitik hatalar, küresel güç dengelerindeki değişiklikler, ikiyüzlü politikalar, Hıristiyan dayanışması (Azerbaycan'a karşı tutum), kendi çıkarlarını uluslararası hukukun üstünde tutma (Fransa örneği) gibi faktörler de önemli rol oynadı Mesela enerji güvenliği konusunda Bakü'yü resmi olarak güvenilir ve stratejik ortak olarak nitelendiren Avrupa'dır, Ermeni lobisinin desteğiyle Avrupa Parlamentosu'nda Azerbaycan'a karşı taraflı kararlar alan da Avrupa'dır. Bu sadece ikiyüzlülük değil, değer sisteminin çöküşüdür Öyle bir noktaya gelindi ki, bugün bazı Batılı yayınlar da Birliğin ekonomik ve siyasi temellerinin sarsıldığını kabul etmek zorunda kalıyor. Avrupa Birliği'ndeki ekonomik gerilemenin temelinde, eski sömürgelerden ve onlara bağımlı bölgelerden mali kaynak ve ucuz hammadde akışının kesintiye uğraması yatmaktadır. Çünkü İkinci Dünya Savaşı sonrasında ciddi sanayileşme dönemine giren Avrupa'da refah, iç pazarın verimliliğine değil, ucuz hammadde ve mali transferlere dayanıyordu. Günümüzde küresel düzen değişmeye devam ediyor Geçmişteki ve günümüzdeki koloniler egemenlik ve ekonomik bağımsızlık talep etmektedir. Böyle bir eğilimin ortaya çıkması Brüksel'i ucuz kaynak pazarından, yani küresel rekabetteki en büyük gizli avantajından mahrum bırakıyor Örneğin Fransa, Afrika'daki kolonilerinin zenginliklerini uzun yıllar Paris'e aktardı. Bu ülkelerde başlayan egemenlik ve sömürgecilikten kurtuluş dalgası, başta nükleer enerji olmak üzere Fransız sanayisine ciddi zararlar verdi. Fransa, ülkede tüketilen enerjinin yüzde 70'ini nükleer santrallerden elde ediyor ve hammadde olarak uranyumu Nijer ve diğer Afrika ülkelerinden sağlıyor. Dünya pazarında 1 kilo uranyum 200 dolara yakınken, Fransa Nijer'e çok az para ödüyordu. Bugün bu pazarın kaybı resmi Paris için ciddi zorluklar yaratıyor Aynı zamanda Hollanda, Belçika, İtalya gibi ülkelerin Güneydoğu Asya, Orta Afrika ve Akdeniz havzasında kurdukları gizli ekonomik tekeller de ciddi biçimde zayıfladı. Ayrıca Belçika'nın Kongo'daki bakır ve kobalt yataklarından çekilmesi süreci de ciddi bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Kısacası, bugün Avrupa hammadde sıkıntısı ve fiyatlarda keskin bir artışla karşı karşıya Ayrıca eski kıta enerji sorunlarıyla da karşı karşıyaydı. Bir yandan Ukrayna'daki savaşın arka planına karşı Rusya'ya uygulanan yaptırımlar, diğer yandan İran-ABD-İsrail çatışmasının arka planına karşı dünya pazarında petrol ve gaz fiyatlarındaki artış Avrupa endüstrisini ciddi şekilde etkiliyor Dolayısıyla Birlik içindeki siyasi kriz ve hükümetlerin karşı karşıya gelmesi, aslında küçülen ekonomik pastanın ve artan borç yükünün bölüşümüne yönelik bir iç mücadeledir. Bu iç mücadeleler siyasi ihtiraslara dönüşmüş durumda ve başkentler ile merkez yani Brüksel arasında gizli bir nüfuz savaşı yaşanıyor Bugün Avrupa'daki bu çatışma, yönetim sisteminin en üst düzey seçkinlerini bile felç etmiş durumda. Ursula von der Leyen ile Kaya Callas arasındaki tartışmanın, merkezin tek bir beyin tarafından kontrol edilmediğini gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz Bu savaşın merkezinde her şeyi tek başına yönetme arzusu, diğer tarafta ise kıtanın ekonomik ve sosyal gerçeklerini dikkate almadan tek taraflı radikal söylemlerle konuşan Doğu Avrupa'nın hırsı var İki kadın arasındaki güç mücadelesi AB'nin dış politikasının gidişatını bölüyor. Böyle bir durum sendikayı küresel ölçekte kararsız kalan, iç çatışmaların esiri olan bir kuruma dönüştürüyor. Bu savaşın nedeni nedir? Birincisi Ursula von der Leyen Avrupa Komisyonu'nun başkanı. Bunu kullanarak AB'nin hem iç hem de dış politikasında mutlak lider olmaya çalışıyor. Lyayen kendi başına bir takım kritik kararlar ve büyük anlaşmalar yaparak diğer yetkilileri sürecin dışında tutmaya çalışıyor Ancak Kaya Kallas'ın dış politika ve güvenlik konularındaki yüksek temsilcisi randevu durumu değişti. Kallas, merkezi bürokrasinin emirlerini kabul etmeyen, kendi bağımsız dış politika gündemini sürdürme niyetinde "AB diplomasisinin başı kimdir?" sorusunu gündeme getiriyor. Bu iki siyasi figür arasındaki çatışma ve rekabet, Batı Avrupa ile Doğu Avrupa arasında bir çatışma yaratıyor. Çünkü Kallas uzun süre Baltık bölgesinin çıkarlarını temsil etti ve asıl önceliği Doğu Avrupa'nın askeri tehditlerden korunmasıydı Von der Leyen, Birliğin bütünlüğünü korumayı ve Almanya ile Fransa'nın ekonomik çıkarlarını güvence altına almayı amaçlıyor. Burada asıl mesele NATO ile ilgilidir. Callas güvenlik için bir NATO şemsiyesi görürse, von der Leyen merkezi bir Avrupa Savunma Sanayii ve askeri fon oluşturma niyetini ortaya koyuyor Başka bir açıdan bakıldığında, AB yönetim seçkinleri arasındaki bu bölünme, iki yetkili arasındaki nüfuz savaşından çok, Avrupa başkentlerinin Brüksel'e karşı kitlesel protestosu olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi hem von der Leyen'e hem de Callas'a ciddi suçlamalarda bulunuyor Ursula çoğunlukla süper başkanlık ve otoriter yönetimle suçlanıyor. Avrupa basını bile sık sık Avrupa Komisyonu başkanının tüm kıtanın tarım, sanayi ve iç politikasını tek başına belirleme girişiminin Avrupa'da demokrasinin çöküşü anlamına geldiğini yazıyor. Bu da yetmezmiş gibi gizli aşı anlaşmalarında da adı geçiyor. Bu, Brüksel'in şeffaflıktan uzak bir yolsuzluk yuvası haline geldiğini doğruluyor Ayrıca Ursula, Almanya'dan getirdiği birkaç kişiyle kapalı kapılar ardında stratejik kararlar alıyor. Bu da monarşik bir gelenek olarak eleştiriliyor Hatta bazı etkili medya kuruluşları von der Leyen'i Beyaz Saray'ın valisi olarak bile tanıtıyor. Bunun nedeni, ABD'nin Enflasyon Düşürme Yasası (IRA) aracılığıyla Avrupa sermayesinin ve sanayisinin Amerika'ya transferine göz yumması ve Washington'un Çin'le ekonomik savaş stratejisini Avrupa'nın aleyhine körü körüne uygulamasıdır Lyayen'in aynı zamanda halkına görev veren bir kişi olarak da bilindiğini belirtmekte fayda var. Tanıdığı kişileri ve partisinden kişileri belirli görevlere atamaktadır. Diğer adaylar daha iyi olsa da isimlerinin üzeri çizildi Kallas'ın dış politika rotası aynı zamanda Batı ve Güney Avrupalı elitlerin muhalefetini de kışkırtıyor. Birliğin makroekonomik ve jeopolitik çıkarlarını korumak yerine Baltık bölgesini koruduğu ve önceliklendirdiği söyleniyor. Aynı zamanda dış politikanın başındaki kişinin yaptırımları diplomasiden daha çok tercih etmesi de ciddi şekilde eleştiriliyor Çünkü yaptırımlar ve Doğu ile ilişkilerin tamamen kesilmesi, ölmekte olan Avrupa endüstrisine ve sıradan vatandaşlara ciddi zararlar veriyor. Kallas'ın ikiyüzlülüğü bugün de ciddi eleştirilere konu oluyor. Çünkü Estonya Başbakanı olduğu dönemde Rusya ile tüm ticareti durdurmaya, şirketleri oradan çıkarmaya çalışan bu siyasetçinin eşi, Rusya ile milyonlarca ticari sevkiyat gerçekleştirmişti Konu artık öyle bir noktaya geldi ki, Kallas'ın dış politika başkanlığına atanması stratejik bir hata olarak değerlendiriliyor. Bu politikanın bir sonucu olarak bugün Avrupa'nın birçok ülkeyle ilişkileri bozulmak üzeredir. Gazze krizine, küresel açlığa, sömürgecilik politikasına karşı ilgisizliği de ciddi şekilde eleştiriliyor Listelenen bu gerçekler, bugün AB'nin siyasi ve ekonomik gücün merkezi olmaktan çıktığını gösteriyor. Birlik içinde derinleşen siyasi ve ekonomik kriz, anlaşmazlıklar, enerji krizi, resmi Brüksel'e karşı artan protestolar, iki kadın siyasetçinin hırsları AB'nin geleceği hakkında ciddi soru işaretleri yaratıyor Bugün Birliğin en büyük meselesi iç birliğin korunması, üye devletlerin çıkarlarının sağlanması ve merkez ile yerel halk arasındaki iletişimin normalleştirilmesidir. Aksi takdirde sendika giderek küresel süreçleri etkileme yeteneğini kaybeden, iç çelişkilerin esiri olan bir yapıya dönüşebilir Kullanırken sitedeki materyallere başvurmak önemlidir. Web sayfalarında bilgi kullanıldığında hiperlink ile referans verilmesi zorunludur

Kaynak: report.az

Diğer Haberler