Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

“Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

Kıbrıs’ın yakın tarihinde isimleri her ne kadar sıklıkla anılıyor olsa da, Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’in hikâyesi uzun yıllar boyunca gölgede kalan bir hikayeydi. Birlikte yaşamı, ortak mücadeleyi ve birleşik bir Kıbrıs fikrini savunan iki yoldaşın yaşamı, çoğu zaman yalnızca bir suika

0 görüntülemeyeniduzen.com
“Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”
Paylaş:

Kıbrıs’ın yakın tarihinde isimleri her ne kadar sıklıkla anılıyor olsa da, Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’in hikâyesi uzun yıllar boyunca gölgede kalan bir hikayeydi. Birlikte yaşamı, ortak mücadeleyi ve birleşik bir Kıbrıs fikrini savunan iki yoldaşın yaşamı, çoğu zaman yalnızca bir suikastın kısa özeti olarak hatırlandı. Elias Demetriou’nun ilk yönetmenlik deneyimi olan “Karanlıkta Işık Olanlar” belgeseli ise tam da bu sessiz bırakılan boşlukları tamamlıyor. AKEL tarafından hazırlanan iki dilli belgesel, Kavazoğlu ile Mişaulis’in yaşamlarını, siyasi mücadelelerini ve Kıbrıs’ın en karanlık dönemlerinden birinde neden hedef haline geldiklerini yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Demetriou ile belgeseli, Kıbrıs’ın hafızasını ve birlikte yaşam fikrini konuştuk İki toplumlu etkinliklerden özellikle AKEL partisinin düzenlediği buluşmalardan tanıdığımız Elias Demetriou’yu bu kez daha yakından tanıyor, siyasetle kurduğu ilişkinin başlangıcına kulak veriyoruz. Demetriou, çocukluk yıllarından itibaren siyasete ilgi duyduğunu, özellikle iki toplumlu ilişkilerde genç yaşlardan itibaren aktif rol aldığını anlatıyor. Akademik eğitiminden gönüllü çalışmalara uzanan yolculuk, onu AKEL’in Yeniden Yakınlaşma Bürosu sorumluluğuna taşıyor “Kıbrıs Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi aldım. Daha sonra medya ve reklamcılık alanında yüksek lisans yaptım. Bir süre basınla ilgili alanlarda çalıştım. Ancak siyasetle olan ilgim çocukluğuma dayanır. İlk olarak AKEL’in gençlik örgütü EDON’da gönüllü olarak çalıştım. Gençlik yıllarımdan itibaren özellikle iki toplumlu ilişkilere önem verdim, bu yönde çalışmalar yürüttüm. Daha sonra AKEL’de profesyonel olarak çalışmaya başladığımda, benimsediğim bu dünya görüşü beni AKEL’in Yeniden Yakınlaşma Bürosu sorumluluğuna taşıdı.” İki toplumu yeniden yakınlaştırmaya yönelik ilgisinin ve bu alandaki çabasının nasıl şekillendiğini anlatırken Elias Demetriou, çocukluğundan itibaren taşıdığı kişisel tanıklıklara işaret ediyor. Politik olarak çok aktif bir ailede büyümediğini söyleyen Demetriou, buna rağmen 1974’ün izlerini hayatlarının içinde taşıyan bir kuşağın parçası olduğunu vurguluyor “Politika ile çok ilgilenen bir ailede büyüdüğümü söyleyemem. Ailem politik değildi, milliyetçi de değillerdi. Ancak 1974 savaşından etkilenen, bunun izlerini her zaman taşıyan ailelerin fertleriydiler. Ailemde kayıplar var. Annem Mia Milia (Haspolat) köyünden, babam ise Dali köyünden. Hâlâ orada yaşıyorlar, benim çocukluğum da orada geçti. Dali, iki toplumlu ilişkilerin güçlü olduğu bir köydü. Ben böyle bir aile ortamında büyüdüm. Kıbrıs sorununa dair ilk izlenimlerim de onların yaşadıklarına dayanır. Zaman içinde elbette kendi politik bilincim oluştu. Yaşanan acıların nasıl aşılabileceğini düşünmek beni politikaya ve sol dünya görüşüne yöneltti. Yaraların ancak bu şekilde sarılabileceğine, ülkemin bir daha aynı acıları yaşamaması için çalışmam gerektiğine inandım.” İlk kez yönetmen koltuğuna oturduğu “Karanlıkta Işık Olanlar” belgeseliyle Elias Demetriou, Kıbrıs’ın yakın tarihine yalnızca politik bir yerden değil, aynı zamanda insani bir hafıza üzerinden de bakıyor. AKEL tarafından hazırlanan iki dilli belgesel, Kıbrıslı Türk sendikacı ve siyasetçi Derviş Ali Kavazoğlu ile Kıbrıslı Rum yoldaşı Kostas Mişaulis’in yaşamlarını, ortak mücadelelerini ve 1965 yılında uğradıkları suikasti merkezine alıyor. Demetriou, belgeselin çıkış noktasını şöyle anlatıyor “Karanlıkta Işık Olanlar” AKEL tarafından hazırlanan ve Kıbrıslı Türk sendikacı-siyasetçi Derviş Ali Kavazoğlu ile Kıbrıslı Rum yoldaşı Kostas Mişaulis’in yaşamını ve 1965’te öldürülmelerini anlatan iki dilli bir belgeseldir. Özünde 1950’ler ve 1960’lardaki toplumlar arası çatışma dönemini, milliyetçi örgütlerin ilerici ve birleşik Kıbrıs yanlısı kişilere yönelik saldırılarını, Kavazoğlu ile Mişaulis’in siyasi mücadelelerini ve öldürülmelerini anlatıyor.” Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’in isimleri Kıbrıs’ın yakın tarihine aşina olan pek çok kişi tarafından biliniyor olsa da, Elias Demetriou’ya göre onların gerçek hikâyeleri uzun yıllar boyunca yeterince görünür kılınmadı. Özellikle ortak mücadelelerinin ve siyasi duruşlarının bilinçli biçimde geri planda bırakıldığını düşünen Demetriou, herkesin adını duyduğu, ancak ayrıntılarını gerçekten bilmediği bir hikâyeyi yeniden görünür kılıyor “Bu hikâyenin detaylarının anlatılmamış olması elbette politik bir tercihti. Onların siyasi görüşlerinin gölgede bırakılmak istenmesiydi. Politik tercihler sadece gelecek seçimde kime oy vereceğimizi düşünmekten ibaret değil. Hayata bakışımız, ideolojik tercihlerimiz de bunu belirliyor. Ölümlerinin üzerinden altmış yılı aşkın bir süre geçti. Onlarla ilgili birkaç kitap yazıldı, çok şey söylendi. Ancak hikâyelerinin daha görünür olması için daha fazlası gerekiyordu. Sonuçta partimiz AKEL’in ve özellikle iki toplumun yeniden yakınlaşmasına yönelik çalışan Yeniden Yakınlaşma Bürosu’nun aldığı bir kararla bu projeye başladık. Ben de ilk kez profesyonel anlamda yönetmenlik yaptım, belgeselin senaryosunu yazdım. Çünkü bu aslında herkesin biraz bildiği ama kimsenin tam olarak bilmediği bir hikâyeydi. Özellikle de Derviş Ali Kavazoğlu’nun hikâyesi Kıbrıslı Türkler arasında yeterince bilinmiyor, bir anlamda üstü örtülüyordu.” Belgesel yalnızca Kavazoğlu ile Mişaulis’in yaşam öykülerine değil, onların neden hedef haline getirildiklerine ve dönemin siyasi atmosferine de odaklanılıyor. Elias Demetriou’ya göre belgesel, bir anlamda yıllardır eksik bırakılan ya da bilinçli biçimde görünmez kılınan ayrıntıları yeniden ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Bu nedenle Kıbrıs’ın yakın tarihine dair resmi anlatıları da yeniden sorguluyor “Belgeselle birlikte Derviş Ali Kavazoğlu ile Kıbrıslı Rum yoldaşı Kostas Mişaulis’in başına gerçekten nelerin geldiğini, neler yaşadıklarını anlatmak istedik. Filmde o yıllarda Kıbrıs’ta yaşanan başka politik olayların detayları da yer alıyor. Böylece bir anlamda bize öğretilen resmi tarihin dışına çıkarak gerçekleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeye çalıştık. Elbette bu çok boyutlu bir hikâye. Gölgede kalan pek çok olayı anlatmaktan çekinmedik; zaten amacımız da biraz buydu. Pek çok insan bu suikastın detaylarını bilmiyordu. Neden gerçekleştiğine dair fikirler vardı ancak TMT tarafından tehdit edildikleri yeterince anlatılmıyordu. O yıllarda Kavazoğlu, partisi AKEL’de kalabilmek için büyük mücadele verdi. Bunların tamamı gerçek olaylardır ve belgeselde görgü tanıklarının anlatımlarıyla yer almaktadır.” Uzun soluklu bir araştırma sürecinin ardından ortaya çıkan “Karanlıkta Işık Olanlar”, yalnızca izleyiciler için değil, Elias Demetriou için de yeni kapılar açmış görünüyor. Belgesel üzerine çalışırken zaten belirli bir tarihsel bilgiye sahip olduğunu söyleyen Demetriou, araştırma derinleştikçe daha önce gün yüzüne çıkmamış pek çok tanıklıkla karşılaştığını da anlatıyor. Özellikle ilk gösterimin ardından gelen geri dönüşler, belgeselin sadece geçmişe değil, canlılığını koruyan anılara da temas ettiğini gösteriyor “Belgeselin gösterimleri geçen yıl yapıldı. Bu yıl ise Youtube kanalına ekleyerek daha fazla insana ulaşmasını sağladık. Belgesele başlarken zaten kişisel merakımdan dolayı hem onlar hem de adada yaşanan tarihsel olaylar hakkında belirli bir bilgiye sahiptim. Ancak belgesel için yaptığım derin araştırmalar bana yeni bilgiler de kazandırdı. İlk gösterimin hemen ardından yeni bilgiler gelmeye, o yıllara tanıklık eden insanlardan geri dönüşler almaya başladım. Bunlar arasında benim için en önemlisi, Derviş Ali Kavazoğlu’nun yeğeni Fatma Ertuğrul’un ailesinin onun kaybının ardından neler yaşadığını anlatmasıydı. Edindiğim bu bilgileri belki doğrudan belgeselin devamı olarak değil ama farklı bir biçimde paylaşmayı da isterim.” “Karanlıkta Işık Olanlar” yalnızca geçmişte yaşanan bir suikasti ya da iki siyasi figürün hikâyesini anlatmıyor; aynı zamanda iki toplumun birlikte yaşam hafızasını yeniden hatırlatmayı da amaçlıyor. Belgesel Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların yalnızca çatışmalarla değil, ortak mücadele deneyimleriyle de birbirine bağlı olduğunu yeniden görünür kılmaya çalışıyor “Bu belgesel, toplumların birlikte yaşama düşüncesine aslında yabancı olmadıklarını, birlikte mücadele etme gücüne sahip olduklarını ve adanın gerçeklerini anlatıyor. Aynı zamanda köklerimizi yeniden hatırlatırken, bizi ayıran şeylerin milliyetçilik ve ideolojiler olduğunu da vurguluyor. Geçmişin içinde yaşamak yerine, bu ülke için mücadele eden insanları unutmadan daha iyi bir gelecek inşa etmek için daha fazla çaba göstermemiz gerektiğini hatırlatıyor Statüko, Kıbrıs’ın bölünmüş kalması gerektiğine bizi inandırmaya çalışırken yalnızca fiziksel sınırlar koymuyor; insanların zihninde ve bilincinde de duvarlar örüyor. Bizim yapmamız gereken ise Kıbrıs’taki gerçekliğin bu olmadığını toplumlara yeniden hatırlatmak ve daha iyi bir geleceğin mümkün olduğunu her fırsatta vurgulamaktır.” Belgeselin isminin taşıdığı anlamın da filmin ruhunu doğrudan yansıttığını söyleyen Demetriou, Kavazoğlu ile Mişaulis’in hikâyesini şu sözlerle özetliyor; “Bu isim, belgeselin önemini çok iyi anlatan bir ifade taşıyor. Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’in hayatları Kıbrıs’ın en karanlık dönemlerinde son buldu. Onlar karanlığın bir parçası olmayı değil, başka bir yolu seçip o karanlığın içindeki ışık olmayı tercih ettiler. Bunun bedelini de hayatlarıyla ödediler.”

Diğer Haberler

“Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular” | Tenqri