"Karakterimi sahip olduklarım değil, olmadıklarım belirledi" - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri
Yükseköğretim dünyamızın en nitelikli akademisyenlerinden Prof. Dr. Halil Nadiri, KIBRIS gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in çok yönlü sorularını yanıtladı Yükseköğretimde de önemli olan toplam kalitede, nitelikle akademik elemanların ciddi payı olduğu bir gerçektir. Prof. Dr. Halil Nadiri, Yüks

Yükseköğretim dünyamızın en nitelikli akademisyenlerinden Prof. Dr. Halil Nadiri, KIBRIS gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in çok yönlü sorularını yanıtladı Yükseköğretimde de önemli olan toplam kalitede, nitelikle akademik elemanların ciddi payı olduğu bir gerçektir. Prof. Dr. Halil Nadiri, Yükseköğretimin her kademesinde başarılı olmuş çok, değerli çok nitelik bir insan zenginlimizdir. DAÜ’de başarılı hizmetleri, UKÜ’nün ulaştığı aşamadaki payı ayakta alkışlanacak niteliktedir İşte sorularım ve Prof. Dr. Halil Nadiri’nin yanıtları… HASTÜRER: Nostaljik bir yolculuk yapalım desem Halil Nadiri, ilk çocukluk günlerinden bugüne yaşadıklarından nelerin altını çizer? NADİRİ: Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım, hayatımın en şekillendirici dönemi olmuştur. Mütevazı bir ortamda büyüdüm; annem, babam ve ablamdan oluşan çekirdek ailemizin içerisinde paylaşmanın, çalışmanın ve sabretmenin değerini çok küçük yaşlarda öğrendim ve deneyimledim. Ailem imkânlar dahilinde bana gerekli ortamları yaratmaya çalıştı O yıllarda imkânlar bugünkü kadar geniş değildi ama hayaller çok büyüktü. Ailemin eğitime verdiği önem sayesinde öğrenmenin hayatın merkezinde olması gerektiğini kavradım. Bugün geriye dönüp baktığımda, karakterimi belirleyen şeyin sahip olduklarımdan çok, sahip olamadıklarım olduğunu söyleyebilirim Babamı 18 yaşımda kaybettim; bu ani kayıp hayatımdaki önemli kırılma noktalarından biri oldu. Babamın hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını daha net fark ettim ve bu durum beni daha hızlı olgunlaştırdı. Bu süreç aynı zamanda sorumluluk duygumun artmasına, erken yaşlarda hayatla daha gerçekçi bir bağ kurmama ve zorluklara karşı daha dirençli bir bakış açısı geliştirmeme katkı sağladı. Bu da bana sürekli daha iyisini aramayı ve kendimi geliştirmeyi öğretti HASTÜRER: Çocuklara sorarlar ya, “Büyüyünce ne olmak istersin?”… Bu soru sana sorulduğunda yanıtınız ne olurdu? NADİRİ: Çocukken meslek tanımından ziyade, “faydalı ve başarılı bir insan olmak” gibi daha genel bir hedefim vardı. Hedeflerim içerisinde başarılı bir yönetici olma fikri de yer alıyordu. Yükseköğrenimim sırasında zamanla akademiye yöneldim ama bu bir anda alınmış bir karar değildi Öğrenmeye duyduğum merak ve sorgulama isteği, hocalarımızın yönlendirmesi beni doğal olarak bu yola yönlendirdi. Akademisyenlik aslında bir sonuçtur; asıl olan merak etmeyi, araştırmayı ve üretmeyi sevmektir. Akademiye yönelişimde özellikle araştırma yapmanın verdiği tatmin duygusu ve bilgi üretmenin toplumsal etkisini fark etmem belirleyici oldu. Küçük yaşta kurduğum “faydalı olma” hayalinin akademik hayatıma yön verdiğini düşünüyorum Uzmanlık alanımdaki teorik bilgileri, akademideki yöneticilik görevlerimde uygulama ve pratiğe dökme fırsatı buldum. Bu durum, teori ile pratiği birleştirme konusunda bana önemli bir perspektif kazandırdı HASTÜRER: Aile yapısından, aile içi ilişkiler size neler öğretti? Anne-babanızdan nasihat alır mıydınız? NADİRİ: Ailem bana her şeyden önce dürüstlüğü, çalışkanlığı ve insanlara saygıyı öğretti. Babam disiplinli bir kişiydi; başladığımız işi yarım bırakmamayı ve en iyisini yapmayı öğütlerdi. Annem ise daha çok sabır ve empati konusunda örnek olmuştur. Nasihat çoktur ama asıl önemli olan onların yaşayarak gösterdiğidir. Aile içi ilişkiler bana şunu öğretti: Hayatta başarılı olmak kadar iyi bir insan olmak da önemlidir. Bu iki değeri birlikte taşıyabilmek gerçek başarıyı getirir. Akademik yaşamımda ve yöneticilik kariyerimde eşim ve oğlumun destek ve fedakârlıklarını unutamam. Aile desteğinin arka planda sağladığı psikolojik güç, yoğun ve stresli akademik süreçlerde sürdürülebilirliği mümkün kılan en önemli unsurlardan biri olmuştur HASTÜRER: Bir gün KKTC’de yirminin üzerinde üniversite olacağını öngörür müydünüz? Sayısal çokluğun getirisi ya da götürüsü neler oldu? NADİRİ: Açıkçası bu ölçüde hızlı bir büyüme çok önceden öngörülebilecek bir şey değildi. Yükseköğretimin bu kadar genişlemesi bir taraftan büyük bir fırsat yaratmıştır. KKTC, uluslararası bir yükseköğretim merkezi haline gelme potansiyelini bu sayede yakalamıştır. Ancak sayısal artış beraberinde kalite tartışmasını da getirmiştir Üniversite sayısının artması tek başına bir başarı göstergesi değildir; asıl olan eğitim kalitesi, araştırma çıktıları ve uluslararası görünürlüktür. Bu noktada rekabetin doğru yönetilmesi, üniversiteler arasında kalite odaklı bir yarışın teşvik edilmesi oldukça önemlidir. Yani büyüme önemlidir ama kontrollü ve nitelik odaklı olmalıdır HASTÜRER: Yükseköğretimde, üniversite dünyamızda toplam kaliteyi değerlendirir misiniz? NADİRİ: Toplam kalite sadece akademik programların niteliğiyle sınırlı değildir; yönetim anlayışından araştırma ekosistemine, öğrenci deneyiminden uluslararası ağlara kadar geniş bir alanı kapsar. KKTC’de bu anlamda önemli ilerlemeler kaydedildiğini söyleyebilirim. Ancak hâlâ standardizasyon, kalite güvencesi ve sürdürülebilirlik konularında daha sistematik bir yaklaşım gereklidir. Kalite bir sonuç değil, sürekli devam eden bir süreçtir. Bu süreçte performans ölçüm mekanizmalarının şeffaflaştırılması ve uluslararası akreditasyonların yaygınlaştırılması kritik rol oynamaktadır. Üniversitelerin kendilerini sürekli denetlemeleri ve geliştirmeleri kaçınılmazdır HASTÜRER: Dünyada bir yükseköğretim pastası var. KKTC üniversiteleri neden tercih edilsin? NADİRİ: KKTC üniversitelerinin önemli avantajları vardır. Bunların başında uluslararası öğrencilere sunduğu erişilebilir eğitim, çok kültürlü ortam ve İngilizce eğitim imkânı gelir. Bunun yanı sıra öğrenci-öğretim üyesi etkileşiminin güçlü olması önemli bir artıdır. Coğrafi konumumuz da Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasında bir köprü işlevi görmektedir. Bu stratejik konum, farklı kültürlerden gelen öğrencilerin bir arada eğitim görmesine olanak tanıyarak zengin bir akademik ve sosyal ortam yaratmaktadır Ancak bu avantajları sürdürülebilir kılmak için kaliteyi ön planda tutmak, araştırma kapasitesini artırmak ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek şarttır. Rekabet artık sadece bölgesel değil, küreseldir HASTÜRER: Yükseköğretimde ipin ucunu kaçırdık mı? H. NADİRİ: “İpin ucunu kaçırdık” ifadesi sert olmakla birlikte, sistemin şu anda kritik bir eşikte olduğunu söylemek mümkündür. Yükseköğretimde hızlı ve çoğu zaman plansız büyüme, niceliğin niteliğin önüne geçmesi ve kısa vadeli hedeflerin ön planda tutulması, uzun vadede ciddi riskler doğurabilecek bir yapı ortaya çıkarabilecektir Bununla birlikte, bu noktayı bir “geri dönüşü olmayan yol” olarak değerlendirmek doğru değildir. Aksine, doğru stratejiler ve kararlı adımlarla sistemin yeniden dengelenmesi mümkündür. Burada belirleyici olan; politika üretiminde uzun vadeli bakış açısının benimsenmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi ve kalite odaklı bir yükseköğretim vizyonunun kurumsal düzeyde içselleştirilmesidir Özellikle arz-talep dengesinin sağlıklı analiz edilmemesi, bazı alanlarda program yığılmalarına ve buna bağlı olarak kalite sorunlarına yol açabilmektedir. Oysa günümüz dünyasında yükseköğretim, statik değil dinamik bir yapıdır. Bu nedenle üniversitelerdeki programların sürekli gözden geçirilmesi, küresel eğilimler, teknolojik dönüşüm ve iş gücü piyasasının değişen ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılması gerekir Aynı zamanda uluslararası rekabet gücüne sahip bireyler yetiştirebilmek için sadece program çeşitliliği yeterli değildir; eğitim içeriklerinin güncellenmesi, araştırma ve inovasyon kapasitesinin artırılması ve üniversite–sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi zorunludur Özetle, bugün gelinen noktayı bir kayıp olarak değil, doğru müdahalelerle fırsata dönüştürülebilecek bir uyarı aşaması olarak görmek gerekir. Eğer bu aşama doğru değerlendirilirse, yükseköğretim sistemi çok daha güçlü, sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıya kavuşabilir HASTÜRER: YÖDAK’ın performansını nasıl buluyorsunuz? NADİRİ: YÖDAK, yükseköğretim alanın düzenlenmesi ve denetlenmesinde kritik bir role sahiptir. Bugüne kadar yapılan çalışmalara bakıldığında, kurumun sistemin belirli ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere önemli adımlar attığı görülmektedir. Ancak yükseköğretim alanının son yıllarda hızlı bir büyüme ve çeşitlenme sürecine girmesi, YÖDAK’ın mevcut kapasitesinin bu genişleyen yapıyı karşılamakta zaman zaman yetersiz kaldığını da ortaya koymaktadır Bu noktada temel ihtiyaç, yalnızca kurumsal büyüme değil; etkinlik, hız ve kalite odaklı bir kurumsal dönüşümdür. Özellikle denetim süreçlerinin daha sistematik hale getirilmesi, veri temelli değerlendirme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uzman insan kaynağının artırılması büyük önem taşımaktadır Bununla birlikte kurumsal bağımsızlığın daha da pekiştirilmesi, karar alma süreçlerinde şeffaflığın artırılması ve uluslararası yükseköğretim otoriteleriyle daha güçlü iş birliklerinin kurulması, YÖDAK’ın etkinliğini artıracaktır Günümüz yükseköğretim anlayışı çerçevesinde denetim tek başına yeterli değildir. YÖDAK’ın aynı zamanda üniversitelere yön gösteren, kalite geliştirme süreçlerine katkı sunan ve sistemi ileriye taşıyan rehberlik edici bir rolü daha güçlü şekilde üstlenmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım, yükseköğretim alanın sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıya kavuşmasının anahtar unsurlarından biridir HASTÜRER: 20’nin üzerinde üniversitemiz var. İhtiyacı karşılayacak kadar nitelikli akademisyenimiz var? NADİRİ: Akademisyen sayısının son yıllarda nicelik olarak arttığı görülmektedir; ancak nitelik konusu her zaman tartışmaya açıktır. Dolayısıyla mevcut tabloyu “geliştirilmesi gereken bir yapı” olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır Yetişmiş akademik insan kaynağı kısa sürede oluşturulabilecek bir unsur değildir; uzun vadeli yatırım, sistemli planlama ve güçlü bir akademik kültür gerektirir. Bugün bazı disiplinlerde önemli bir birikim oluşmuş olmasına rağmen, özellikle yeni gelişen ve disiplinler arası alanlarda ciddi eksiklikler olduğu görülmektedir Günümüz yükseköğretim sisteminde ihtiyaç duyulan akademisyen profili yalnızca ders veren değil; aynı zamanda araştırma üreten, uluslararası ağlara entegre olabilen ve farklı disiplinler arasında köprü kurabilen bir yapıyı gerektirmektedir. Bu bağlamda araştırma üretkenliği yüksek ve çok yönlü akademisyen yetiştirilmesi temel önceliklerden biri olmalıdır Bu nedenle doktora programlarının güçlendirilmesi, uluslararası akademik deneyimin teşvik edilmesi ve genç araştırmacıların sistem içinde tutulmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması büyük önem taşımaktadır Özetle, niceliksel artış önemli olmakla birlikte, sürdürülebilir ve rekabetçi bir yükseköğretim sistemi için asıl belirleyici olan unsur niteliktir ve bu alanda yapılacak önemli çalışmalar bulunmaktadır HASTÜRER: Başarılı bir rektörlük geçmişiniz var. Bir rektörün başarılı olabilmesi için neleri başarması gerekir? NADİRİ: Rektörlük yalnızca idari bir görev değil; aynı zamanda güçlü bir vizyon, etkili liderlik ve çok boyutlu bir koordinasyon süreci gerektiren stratejik bir pozisyondur. Başarılı bir rektör, öncelikle kurumunun yönünü belirleyen net ve sürdürülebilir hedefler ortaya koyabilmelidir Bununla birlikte akademik kadroyu motive edebilen, öğrenciyi merkeze alan bir yönetim anlayışını benimseyen ve karar alma süreçlerinde şeffaflığı esas alan bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşır. Üniversiteler dinamik yapılardır; bu nedenle değişimi doğru okuyabilen ve bu değişimi kurumsal gelişime dönüştürebilen liderlik anlayışı belirleyici olmaktadır Günümüz yükseköğretim dünyasında ise rektörlük anlayışı daha da dönüşmüş durumdadır. Veri temelli karar verme süreçlerini benimsemek, kurumsal performansı ölçülebilir hale getirmek ve yenilikçi yaklaşımları teşvik etmek bu görevin vazgeçilmez unsurları arasındadır. Aynı zamanda krizleri doğru yönetebilmek, ulusal ve uluslararası iş birliklerini geliştirebilmek ve üniversiteyi dış paydaşlarla güçlü bir etkileşim içinde konumlandırabilmek de önemli sorumluluklar arasındadır Sonuç olarak, başarılı bir rektör yalnızca mevcut sistemi yöneten değil; kurumunu geleceğe taşıyan, dönüşümü yöneten ve tüm paydaşları ortak bir vizyon etrafında buluşturabilen bir liderdir. Bu süreçte güçlü ve uyumlu bir ekip oluşturmak ise başarının temel taşıdır HASTÜRER: KKTC’de yüksek öğretiminin geleceğini nasıl görüyorsunuz? NADİRİ: KKTC yükseköğretiminin geleceğini temkinli bir iyimserlikle değerlendiriyorum. Doğru stratejiler ve kararlı uygulamalarla bu alanın ülkenin en güçlü ekonomik ve entelektüel lokomotiflerinden biri olma potansiyelini sürdürebileceğine inanıyorum. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, mevcut yapının doğru analiz edilmesine ve nitelik odaklı bir dönüşümün gerçekleştirilmesine bağlıdır Bugün gelinen noktada KKTC yükseköğretimi hem önemli avantajlara hem de dikkatle yönetilmesi gereken risklere sahiptir. Güçlü yönlerden olan uluslararası öğrenci çekme kapasitesi ve çok kültürlü yapının değişen koşullarda güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kılınması önem arz ederken, küresel rekabetin giderek sertleşmesi ile birlikte kalite, akreditasyon ve marka değeri konularını daha da kritik hale getirmektedir Bu çerçevede kalite odaklı büyüme, uluslararası akreditasyonların yaygınlaştırılması, araştırma kapasitesinin artırılması ve dijital dönüşüme uyum sağlanması temel öncelikler olmalıdır. Dünya yükseköğretimi hızla değişmektedir; uzaktan eğitim, yapay zekâ destekli öğrenme sistemleri ve disiplinler arası çalışmalar artık sistemin merkezine yerleşmiş durumdadır Önümüzdeki dönemde hibrit eğitim modellerinin yaygınlaşması, veri analitiğine dayalı eğitim yönetimi ve küresel akademik ağların daha da güçlenmesi kaçınılmazdır. Bu noktada KKTC üniversitelerinin sadece bu değişime uyum sağlaması değil, aynı zamanda belirli alanlarda uzmanlaşarak farklılaşması gerekmektedir Eğer bu dönüşüm doğru bir stratejik çerçeveyle yönetilebilirse, KKTC yükseköğretimi yalnızca bölgesel bir eğitim merkezi olmanın ötesine geçerek uluslararası ölçekte rekabet edebilen bir model haline gelebilir. Bu da yükseköğretimi sadece bir sektör değil, ülkenin geleceğini şekillendiren stratejik bir güç konumuna taşıyacaktır


