İki bin üç yüz yıllık emanet - Cenk Mutluyakalı
Kültürel miras…Bu tanımıma itiraz etti Dr. Okan Dağlı “Çünkü miras olunca yiyip bitiriyoruz” dedi.“Ben o yüzden kültürel emanet demeyi tercih ediyorum.” Mağusa’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir emanetin hikâyesi aslında.Dr. Süleyman Uluçay’ın sözleriyle bir mücevher… Kıbrıs’ın dört bir yanında

Kültürel miras…Bu tanımıma itiraz etti Dr. Okan Dağlı “Çünkü miras olunca yiyip bitiriyoruz” dedi.“Ben o yüzden kültürel emanet demeyi tercih ediyorum.” Mağusa’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir emanetin hikâyesi aslında.Dr. Süleyman Uluçay’ın sözleriyle bir mücevher… Kıbrıs’ın dört bir yanında sayısız kitap tanıtımına katıldım.Böylesine kalabalık, böylesine ilgili, böylesine içten bir buluşmaya ise uzun zamandır tanıklık etmemiştim Ne mutlu Dr. Okan Dağlı’ya… Yıllardır bu kentin taşını, sokağını, surlarını, sırlarını, hikâyesini araştıran bir insanın emeği, yine kent tarafından sahipleniliyor.İnsan bundan etkileniyor Biz dostumuz adına gurur duyuyoruz.Onu Türkiye’ye almayanlar da belki bir gün utanırlar…Yüzleri varsa… ***Mesele bir kitap tanıtımının ötesinde Mağusa sevgisi aynı zamanda… O nedenle Yirmi Üç Asırlık Kent Mağusa kitabı, şehrin bir damarını buluşturuyor Küçük bir balıkçı kasabası olarak geçmişten bugüne onlarca farklı kültüre, kimliğe, dine ve medeniyete ev sahipliği yapmış Mağusa, bugün bölünmüşlüğün hüznünü taşısa da tam bir hazine gibi…Surları…Burçları…Mazgalları…Tünelleri…Kalesi…Limanı…Denizi…Mimarisi… Her taşın altında başka bir hikâye saklı Bizanslıların, Lüzinyanların, Osmanlıların, Venediklilerin ve İngilizlerin izi var her yerde… ***Dr. Okan Dağlı şu yorumu yapıyor kitabında…“2300 yaşını aşmış kentimizi yeniden dünyanın gündemine taşımak sorumluluğumuz vardır. Siyasi nedenlerle Dünya Kültür Mirası Listesi’nde olmayan bu tarihi kente dünya tarafından büyük bir haksızlık yapıldığını düşünsek de öncelikle kendimiz yeterli önemi veriyor muyuz diye de düşünmeden edemiyoruz…” Üniversitesine…Yeni sakinlerine…Geçiş noktalarına rağmen…Mağusa’yı çoğu zaman beklediğimden daha tenha buluyorum Son dönemde kentin hem yüzü temizleniyor hem de tarihi dokusuna sahip çıkmak adına ciddi bir bilinç gelişiyor İnsanın yaşadığı yeri sevmesinin yolu, önce onu tanımaktan geçiyor Tarihini bilmekten…Hafızasını öğrenmekten…Sokaklarının hikâyesini dinlemekten… O nedenle kıymetli sevgili Okan Dağlı’nın çabası, üretimi, araştırmaları ve eserleri… Umarım, insansız ve ölü bir kent olarak yıllardır kuşatılan Maraş da siyasi iradeyle, kararlılıkla ve cesaretle yasal sahiplerine devredilir bir gün Gerçek sahipleriyle, gerçek yaşamıyla ve gerçek kimliğiyle yeniden buluştuğu gün, yalnız Maraş değil, Mağusa da nefes alacaktır Kentin gerçek potansiyeli o zaman ortaya çıkacaktır Şimdi “açık hava müzesi” anlayışıyla sürdürülen göstermelik açılım kimilerine ilginç gelse de…Ne Mağusa budur…Ne de Maraş…


