İşyerinde ruh sağlığı: İşi dönüştürme bağlamında bir sistem yaklaşımı
İşin doğasında paradigma değişikliği İşin doğası ve organizasyon sistemleri son yıllarda temel değişikliklere uğradı. Sanayi çağında uygulanan yönetim yöntemleri, özellikle "bilimsel yönetim" (Taylorizm), standardizasyon ve kontrol yoluyla işi optimize etmeye odaklandı. Bu yaklaşım, üretimde yüksek

İşin doğasında paradigma değişikliği İşin doğası ve organizasyon sistemleri son yıllarda temel değişikliklere uğradı. Sanayi çağında uygulanan yönetim yöntemleri, özellikle "bilimsel yönetim" (Taylorizm), standardizasyon ve kontrol yoluyla işi optimize etmeye odaklandı. Bu yaklaşım, üretimde yüksek verimlilik elde etmeyi mümkün kıldı ancak işin insani yönlerini büyük ölçüde göz ardı etti O zamanlar işçinin faaliyeti esas olarak fiziksel emek ve tekrarlanan görevlerin yerine getirilmesiyle karakterize ediliyordu. Performans kurallara ne kadar iyi uyulduğuyla ölçülüyordu. Çalışanın rolü daha çok kendisine verilen görevleri yerine getirmekti. Yönetim kontrole, standart kurallara, dış teşviklere, yani ödül ve ceza mekanizmalarına dayanıyordu. Bu yaklaşıma göre, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) stratejileri neredeyse yalnızca fiziksel tehlikelerin önlenmesine odaklandı Modern çalışma ortamı ve psikososyal taleplerin ortaya çıkışı Modern zamanlarda çalışma ortamı ve emeğin özü daha karmaşık ve çok boyutlu hale gelmiştir. Bilgiye dayalı ekonominin gelişmesi, teknolojinin hızla dönüşmesi ve iş ilişkilerindeki değişimler sonucunda çalışma, yalnızca fiziksel değil aynı zamanda bilişsel, duygusal ve sosyal bileşenlere de dayalı bir etkinlik haline gelmiştir Bu bağlamda psikososyal faktörler yani bireysel ve örgütsel çevresel faktörlerin etkileşimi belirleyici rol oynamaktadır. Psikososyal faktörler çalışanların dikkati, karar verme hızı, değişikliklere uyum sağlama yeteneği ve ekiple işbirliği gibi fonksiyonel göstergeleri etkiler. Bu göstergeler hem entelektüel hem de fiziksel çalışma faaliyetlerinde güvenliğin, doğruluğun ve genel verimliliğin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır Bu gerçekliğin arka planında iş yapısı ve işlevsel organizasyon ilkeleri yeniden şekillendirildi. Daha çevik, takım bazlı ve etkileşimli çalışma modelleri, bireysel performanstan ziyade sosyal dinamiklere ve ilişkilere dayalı performansa öncelik veriyor. Bu koşullar altında çalışma ortamı yalnızca yapı ve süreçlerden oluşmamakta, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir sistem olarak da işlev görmektedir. Bu sistem içerisinde ortaya çıkan riskler ve koruyucu faktörler, çalışanın refahı ve performansı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Araştırmalar, psikolojik açıdan güvenli bir ortamda çalışan ekiplerin daha yüksek öğrenme, yenilikçilik ve performans sergilediğini göstermektedir (Edmondson ve Lei, 2014; Frazier ve diğerleri, 2017; Newman ve diğerleri, 2017; McKinsey ve Company, 2023) Performans yönetimi ve motivasyonda dönüşüm Aynı zamanda performans yönetimi ve motivasyona yönelik yaklaşımlar da değişti. Geleneksel modellerde, dış uyaranlar performansın ana itici güçleri olarak kabul ediliyordu. Modern yaklaşımda performansın sürdürülebilirliği daha çok psikolojik ve sosyal faktörlerle, özellikle bağımsızlık, işin anlamlılığı, güven ve iyi ilişkilerle ilişkilidir Bu bağlamda kişi artık sadece bir "işgücü birimi" değil, örgütsel sonuçları birbiriyle ilişkili önemli ve karmaşık bir kaynaktır. Çalışanın davranışları, duyguları ve psikolojik durumu iş sonuçlarını doğrudan etkiler Bu yapısal ve işlevsel değişiklikler, işgücünün korunması ve çalışan sağlığına yönelik yaklaşımın genişlemesine yol açmıştır. Modern uluslararası yaklaşımlarda ruh sağlığı ve psikososyal risklerin yönetimi, kurumsal yönetimin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir Küresel eğilimler ve ekonomik sonuçlar Dünya Sağlık Örgütü, 2022 yılında dünya çapında yaklaşık sekiz kişiden birinin (%12,5) bir ruh sağlığı sorunuyla yaşayacağını tahmin ediyor. Bununla birlikte, damgalanma ve sınırlı teşhis yetenekleri nedeniyle birçok vakanın tespit edilememesi muhtemeldir. Bu sorun çalışma çağındaki grupta özellikle önem taşımaktadır. Yani çalışan nüfustaki kişilerin %15'inin ruh sağlığı sorunları olduğu bildirilmektedir (WHO ve ILO, 2022). Ve COVID-19 bu durumu daha da ağırlaştırdı. Pandeminin ilk yılında küresel ölçekte depresyon ve anksiyete bozukluklarında yüzde 25 civarında bir artış yaşandı. Bu durum ruh sağlığının makrososyal ve ekonomik değişimlere duyarlı olduğunu göstermektedir Son yıllarda yapılan küresel değerlendirmeler, ruh sağlığının yalnızca bireysel refahın bir göstergesi olmadığını, aynı zamanda işgücü verimliliği, örgütsel sürdürülebilirlik ve ekonomik sonuçlarla da doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir (WHO ve ILO, 2022; ILO, 2024) Ruh sağlığı sorunları, dünya genelinde her yıl yaklaşık 12 milyar iş günü kaybına neden oluyor ve yıllık 1 trilyon ABD doları tutarında ekonomik kayba neden olmaktadır (WHO, 2022). Bu etkinin önemli bir kısmı doğrudan değil dolaylı mekanizmalar yoluyla ortaya çıkmaktadır. Araştırmalara göre devamsızlığın ana nedeni, devamsızlıktan ziyade "işte var olamama", yani işteki işlevsel ve bilişsel performansın azalmasıyla ilgilidir (Johns, 2010; Deloitte, 2022). ILO'nun yayınladığı bilgilere göre 2023 yılında küresel işgücünün yüzde 60'ından fazlası kayıt dışı ekonomide çalışıyor. Bu, ruh sağlığı risklerini düzenleyen sistemlerin hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor Sonuç olarak ruh sağlığı, modern çalışma ortamında sürdürülebilir performans ve işlevselliğin oluşmasında temel belirleyicilerden biri olarak hareket etmektedir. Ruh sağlığının etkili yönetimi sadece bir iyilik meselesi olmayıp, aynı zamanda örgütsel etkinliğin arttırılması, risklerin azaltılması ve uzun vadeli sürdürülebilirliğin sağlanması için de stratejik bir öncelik olarak görülmelidir Bu bağlamda çalışma ortamının psikososyal boyutlarının daha derin ve sistematik bir şekilde anlaşılması önemlidir. Özellikle psikososyal çevrenin yapısının, onu şekillendiren organizasyonel faktörlerin ve bu ortamda ortaya çıkan risk faktörlerinin (örneğin iş yükü, rol belirsizliği, sosyal desteğin zayıflığı ve yönetim yaklaşımları) etkileşiminin analizi, gelecekteki araştırmalar ve uygulamalı yaklaşımlar için önemli bir yön görevi görmektedir Böyle bir yaklaşım, psikososyal risklerin yalnızca bireysel düzeyde değil, daha geniş bir organizasyonel bağlamda nasıl oluştuğunu anlamamızı sağlar. Sonuç olarak kuruluşlar bu riskleri daha hedefe yönelik ve sistematik bir şekilde yönetebilecek çok düzeyli yaklaşımlar geliştirebilirler Bakü Psikoloji Merkezi uzman psikoloğu ve psikoterapisti ruh sağlığı politikası ve hizmetleri uzmanı
Diğer Haberler

SpaceX'e toplu dava: Evlerimiz zarar gördü - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri

Tokayev, AET faaliyetinin kilit alanlarıyla ilgili bir rapor dinledi
