Haydar Aliyev Washington'a neyi kanıtladı?
Azerbaycan'ın modern siyasi tarihinde gerçeklerle ifade edilen anlar vardır. Haydar Aliyev'in siyasi faaliyetinde böyle bir an, Azerbaycan'ın uluslararası alanda, özellikle Batı dünyasında tanınması ve kabul edilmesidir. SSCB'nin dağılmasının ardından Azerbaycan hem siyasi hem de ekonomik açıdan bel

Azerbaycan'ın modern siyasi tarihinde gerçeklerle ifade edilen anlar vardır. Haydar Aliyev'in siyasi faaliyetinde böyle bir an, Azerbaycan'ın uluslararası alanda, özellikle Batı dünyasında tanınması ve kabul edilmesidir. SSCB'nin dağılmasının ardından Azerbaycan hem siyasi hem de ekonomik açıdan belirsiz bir aşamaya girdi. 1990'lı yılların başında iç kriz, Karabağ savaşı ve iktidar değişiklikleri nedeniyle Azerbaycan, uluslararası sistemde henüz tam olarak tanınmayan riskli bir bölge olarak görülüyordu. İşte öyle bir dönemde Haydar Aliyev'in yeniden iktidara gelmesi Azerbaycan'ın dış politikasının gidişatını da belirledi. Haydar Aliyev'in temel siyasi kararlarından biri Azerbaycan'ın enerji kaynaklarını uluslararası ilişkilerin merkezi haline getirmekti. 1994'te imzalanan "Yüzyılın Anlaşması"nın ekonomik boyutuyla ilgili çok şey söylenebilir ama süreç bununla bitmedi. Haydar Aliyev'in kaleme aldığı bu anlaşma, Azerbaycan'ı ilk kez ABD ve Avrupalı şirketlerin stratejik çıkar alanına dahil etti Haydar Aliyev'in 1997 yılında ABD'ye yaptığı resmi ziyaret bu konuda dönüm noktalarından biri sayılıyor. Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bill Clinton ile görüşen ilk Azerbaycan cumhurbaşkanı oldu. Bu toplantıda ABD yönetimi, Azerbaycan'ı Güney Kafkasya'da enerji güvenliği ve jeopolitik denge açısından önemli bir ortak olarak görmeye başladı. Ama iş bununla bitmedi... 1997 yazında Beyaz Saray'da yapılan toplantı Azerbaycan'ın gelecekteki dış politikasının gidişatını belirleyen olaylardan biriydi. ABD Başkanı Bill Clinton ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev arasındaki görüşme o dönem için sıradan bir diplomatik protokol değildi. Bu, Washington'un bağımsızlığını yeni kazanan Azerbaycan'ı ilk kez ciddi bir jeopolitik ortak olarak kabul ettiğinin göstergelerinden biriydi. 1990'ların ortalarında Azerbaycan hâlâ Sovyet sonrası alanın istikrarsız ülkelerinden biri olarak görülüyordu. Karabağ savaşının sonuçları, bölgedeki ekonomik kriz ve güç mücadelesi karşısında Batı'nın Azerbaycan'a yönelik tutumu temkinli davrandı. Ancak Haydar Aliyev'in siyasi deneyimi ve kişisel etkisi bu tutumun değişmesinde önemli rol oynadı O dönem Washington'da Haydar Aliyev'e sadece Azerbaycan'ın cumhurbaşkanı muamelesi yapılmıyordu. ABD siyasi çevreleri onun SSCB'nin liderliğinde görev yapan ve Kremlin'in en üst kademelerine yükselen ender siyasi isimlerden biri olduğunu çok iyi biliyordu. Sovyetler Birliği'nde Politbüro'ya üye olmak aynı zamanda büyük bir yönetim okulu anlamına da geliyordu. ABD yönetimi, bölgesel siyaseti, Moskova'nın zihniyetini ve uluslararası güç dengelerini derinlemesine anlayan deneyimli bir lidere sahip olduklarını anlamıştı. Haydar Aliyev'in Washington ziyaretinde bu nedenle özel bir siyasi ilgi hissedildi. Bill Clinton ile yapılan görüşmelerin ana konularını enerji güvenliği, Hazar havzası ve bölgenin gelecekteki jeopolitik mimarisi oluşturdu. ABD artık Azerbaycan'ın sadece bir petrol ülkesi olmadığını anladı. Rusya, İran ve Türkiye arasında stratejik bir geçiş noktasıdır. Haydar Aliyev'in o dönemde sergilediği siyasi davranış modeli Batı'da ilgi uyandırdı. Ne popülist söylem kullandı, ne de duygusal konuşmalarla dikkat çekmeye çalıştı. Soğuk Savaş döneminin siyaset okulundan geldiği için daha hesaplı ve pragmatik konuşuyordu. Bu Washington için tanıdık ve anlaşılır bir politik tarzdı Beyaz Saray'daki görüşmelerin ardından ABD-Azerbaycan ilişkilerinde yeni bir aşama başladı. "Yüzyılın Anlaşması"na katılan Amerikan şirketlerinin sayısı arttı, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesine siyasi destek güçlendi. ABD yönetimi zaten Azerbaycan'ın bağımsızlığının korunmasını bölgesel politikanın bir parçası olarak görüyordu. Haydar Aliyev, Azerbaycan'ı Batı nezdinde "Sovyet sonrası bilinmeyen ülke" statüsünden çıkardı. Azerbaycan'ı uluslararası siyasi masada görünür bir devlet haline getirmeye çalıştı. Bunun için sadece enerji kaynakları yeterli değildi. Liderin kişisel ağırlığı, siyasi bağlantıları ve diplomatik deneyimi de burada rol oynadı. Haydar Aliyev'in karizması hakkında çeşitli görüşler dile getirildi. Ancak onu farklı kılan asıl özellik, duygusal konuşmalarıyla değil, siyasi ağırlığıyla izleyiciyi ikna etmesiydi. Yıllar süren yönetim tecrübesi ona dünya liderleriyle eşit düzeyde konuşma fırsatı verdi. Washington da bunu hissetti. ABD siyasi çevreleri için önemli noktalardan biri Haydar Aliyev'in Azerbaycan'ın geleceğini Batı ile işbirliği içinde görmesiydi. Bağımsızlığını yeni kazandığını anladı Devlet güvenliği ancak bölgesel denge ve uluslararası ortaklıklarla mümkündür. Bu nedenle dış politikası duygusal olarak Batı karşıtı ya da Rusya karşıtı çizgilere dayanmıyordu. Büyük güçler arasında temel amaç Azerbaycan'ın çıkarlarının korunmasıydı 1997'de Bill Clinton ile yapılan görüşmeden sonra Washington artık Haydar Aliyev'i Sovyet sonrası alanın liderlerinden biri olarak görmüyordu. ABD yönetimi, bölgedeki siyasi dengeleri hesaplayabilen, Moskova'yı, Batı'yı ve Orta Doğu'yu aynı anda okuyabilen tecrübeli bir devlet adamının bulunduğunu anlamıştı. Bu ilişkinin devamı birkaç yıl sonra daha da netleşecektir Haydar Aliyev 9 Nisan 2001'de tekrar ABD'yi ziyaret etti. Bu kez uluslararası gündem daha karmaşıktı. Bölgedeki Ermenistan-Azerbaycan çatışmasına ilişkin diplomatik süreçler aktif bir aşamaya girmiş, Washington Güney Kafkasya'da daha ciddi bir rol oynamaya çalışıyordu. ABD Başkanı George Bush ile yapılan görüşme bu açıdan özellikle önem taşıyordu Bu ziyaret zaten Azerbaycan'ın kendini tanıtma aşamasından farklıydı. Haydar Aliyev bu kez bölgesel süreçlerin tarafı olarak değil, bu süreçleri etkileyebilecek bir siyasi lider olarak Washington'a gidiyordu. Beyaz Saray müzakerelerinin ana konuları Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri, Karabağ sorunu, bölgesel güvenlik ve enerji projeleri oldu Bu siyasi çizgi daha sonraki yıllarda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından farklı uluslararası koşullar altında sürdürülmüştür. Haydar Aliyev Azerbaycan'ın Batı dünyasına açılan kapısını açtıysa, İlham Aliyev de bu ilişkileri daha zorlu ve karmaşık bir jeopolitik aşamada korumayı ve genişletmeyi başardı. Azerbaycan'ın liderliği konusunda Washington'da dikkat çeken noktalardan biri de İlham Aliyev'in bölgesel süreçlerdeki sonuçlara güvenen bir siyasetçi olarak algılanmasıydı. ABD siyasi çevreleri açısından Güney Kafkasya uzun yıllardır riskli ve yönetilmesi zor bir bölge olarak görülüyor. Bu durumda Azerbaycan liderliğinin iç istikrarı koruması, enerji ve ulaştırma projelerinin devamı da Washington'da ayrı ayrı takip edilen konular arasında yer aldı. Bu bağlamda 8 Ağustos anlaşması ve onun etrafında şekillenen diplomatik süreçler de dikkat çekiciydi. O aşamada Azerbaycan artık bölgedeki olaylara tepki vermiyor, süreçlerin oluşumuna katılan taraf olarak hareket ediyor. Bu değişiklik ABD yönetiminin Bakü'ye yönelik tutumunda da hissedildi. Donald Trump'ın İlham Aliyev'i "gerçek lider" olarak tanımlaması rastgele bir siyasi iltifat olarak algılanmadı. Çünkü Washington'da lider kavramı daha çok yönetim becerisi, siyasi istikrar ve stratejik sonuçlara göre değerlendiriliyor. ABD yönetimine göre Azerbaycan liderliğinin en önemli ayırt edici özelliklerinden biri de bölgede değişen koşullara göre manevra yapabilme yeteneğiydi Aslında burada ilginç bir nokta daha var. Haydar Aliyev döneminde Washington Azerbaycan'ın potansiyelini görmeye çalışmışsa, İlham Aliyev döneminde de Azerbaycan bölgenin siyasi ve ekonomik haritasında şekillenmiş bir aktör olarak tanınmıştır. Böylece Haydar Aliyev'in açtığı siyasi çizgi, Azerbaycan'ın uluslararası sistemdeki yerinin belirlenmesine yönelik sürekli bir strateji haline geldi ve İlham Aliyev tarafından yeni jeopolitik gerçeklere uygun olarak sürdürüldü


