Ah, Kızılgum bozkırları
Şu ana kadar gezdiğim bir ülke ya da katıldığım bir etkinlik hakkında pek konuşmayı sevmezdim. Bazen de hiç bir şey paylaşmazdım. Utanıyorum, nedense sosyal medyanın da insanın kendini gösterme arzusunun mekanı olduğunu düşündüm. Bu yüzden gösterişli görsel paylaşmaktan uzak durdum Ama Taşkent, Se

Şu ana kadar gezdiğim bir ülke ya da katıldığım bir etkinlik hakkında pek konuşmayı sevmezdim. Bazen de hiç bir şey paylaşmazdım. Utanıyorum, nedense sosyal medyanın da insanın kendini gösterme arzusunun mekanı olduğunu düşündüm. Bu yüzden gösterişli görsel paylaşmaktan uzak durdum Ama Taşkent, Semerkant, Buhara, Kızılgum bozkırları, Harezm bu yaklaşımı benden aldı. Çok tuhaf, kendimi haklı görüyorum, bu değişimde utanılacak bir şey olmadığını düşünüyorum Bana öyle geliyor ki Taşkent, Semerkant, Buhara, Kızılgum bozkırları, Harezm gibi yerlere geziye gezi demek günah olur. Buna kutsal mekan ziyareti demek daha doğru olur. O yolların uzunluğunu kilometrelerle ölçmek tarih ve o yolun yolcuları adına değer. Bu yolların uzunluğunu zaman, yüzyıl, onyıl olarak ölçmek daha doğrudur Bu ziyaretimde beni en çok etkileyen şey Kızılgum bozkırlarıydı Çok fazla çöl gördük. Ancak Kızılgum çölünü gördükten sonra çölün böyle olacağını anladım. Kızılgum en yüksek dağlardan yüksek, en derin denizlerden derindir İlk bakışta burada hiçbir şey olmadığını düşünüyorsunuz. Sessizlik, grilik var. Bir fark var. Birkaç çalı, biraz kum, biraz esinti var Ama çok geçmeden dünyanın en muhteşem yerlerinden birinde olduğunuzu anlıyorsunuz Kendine dönüyorsun. Hiçbir şeyin olmadığı yerler insanı kendine getirir. Her şeyin tatmin edici olduğu yerler. Kızılgum insanı kendine getirir Bu çorak araziler çok tuhaf, çok… Burada sessizlik kişiyle konuşur. Bozkırların göz alabildiğine uzaklığı insana umut veriyor. Burada insan Allah'ın büyüklüğünü daha net hisseder. Geçmişle konuşuyormuş gibi kendi sesini duyuyorsun Burada kişi kendi kendine konuşabilmektedir. Belki de insanın en büyük ihtiyacı budur. Bana öyle geliyor ki sonsuzluk dediğimiz her şey bu çorak topraklarda yaşıyor Nice dağlar gördük, o dağlar insanı gökyüzüne yaklaştırıyor. Çok denizler gördük, o denizler insanı hayallere götürür Ah, Kızılgum bozkırları, insanları köklerine geri döndürüyorsun Bu çölde her kum tanesi bir at nalı izi, bir kervan düzeni Kızılgum bozkırları, at üzerinde duran ve elindeki kılıçla dünyaya meydan okuyan bir Türk savaşçısının son görüşüdür Bu çöller insanı hasta ediyor. Bunlar Türk hafızasının en büyük kütüphanesidir. Burada bir sessizlik var ve bu sessizlik bin kitaptan fazlasını anlatıyor. Kızılgum çölü insana büyüklüğün gürültüden gelmediğini öğretir. En büyük aşklar bile sessizlik içinde yaşar Burası kumsal, taş yok, bu kumsalda tarih var. Burada saraydan eser yok ama imparatorlukların ihtişamı var Uzaklarda atların kişnemesini, kılıçların şimşeklerini hissediyorsunuz Bu çöller sana hiç yabancı değil Bilgeliğe bak, Tanrım, Tanrım İlk defa geldiğiniz topraklarda kendinizi yabancı hissetmiyorsunuz... Sanki burada doğmuş, çocukluğunuzu burada geçirmişsiniz gibi. Kötülük zamanında esen meltem saçlarını okşamış gibi Burada bir kişinin hafızasının sadece beyinde olmadığını anlıyorsunuz. Bu onun kanında var Bazen ruh insanın bilmediği anıları hatırlar Bu çöllerde ruhun hafızası uyanır, insan atalarını özler. Bunun ne anlama geldiğini hayal edebiliyor musunuz? Bir insanın en büyük servetinin kökleri olduğunu anlarsınız Hunların nefesinin kokusu bu bozkırlardan gelir. Göytürklerin bayrakları bu göklerde dalgalanıyor. Emir Timur'un orduları bu ufuklardan geçiyor. Büyük İpek Yolu'nun kervanları hâlâ bu kumsallara damgasını vuruyor Bilim adamları, şairler, seyyahlar, dervişler, hükümdarlar, tüccarlar Adamın nefesi kısa ve gömleğinin yakasını açmak onu iyileştirmiyor Hunlar, Goytürkler, Emir Teymur'un orduları, kervanları hâlâ bu çöllerde dolaşıyor Ülke halkını kıskanıyorsunuz Artık gazeteciler, Küresel Gazeteciler Konseyi ailesi bu çöllerden geçiyor. Türkiye, Azerbaycan, Kıbrıs ve Özbekistan'dan gazeteci arkadaşlarla bir aradayız Belki çoğumuz bunu sıradan bir yolculuk olarak görüyoruz. Gözlerimin önünde başka bir sahne var. Bin yıl önce kervanların geçtiği yollardan şimdi kırkın üzerinde gazeteci ve bir söz kervanı geçiyor İşte o an sınırların haritalar için olduğunu, ruh için sınırların olmadığını anlıyorsun Türklüğün gücü aynı zamanda ruhundadır Ve tuhaf bir duygu sana hakim oluyor Bu ne can sıkıntısı, ne neşe, ne sevinç, ne öfke Bu duygu insanın köklerinin, kanında konuşan tarihin duygusudur. Bu duygu binlerce yılın sesidir, Türk olmaktır. Bu duygu, büyük bir medeniyetin devamı olduğunu anlamaktır İnsan bu topraklarda kendini daha büyük hissediyor Ah Kızılgum, binlerce yılın sırrını kum tanelerine fısıldayan heybetli, uçsuz bucaksız çöller Sen bir hatırasın. Sen bir ruhsun. Sen tarihin o tarafından gelen sessin Sana bakan göz tarih onun önünde canlanıyor. Dedelerin nefesi sessizlikten gelir Sen sihirlisin Kızılgum Binlerce yıl geçecek, kervanlar, isimler, haritalar değişecek. Ama sessizliğinde yaşayan o yüce ruh değişmeyecek
Diğer Haberler

Yüksek ateş, baş dönmesi ve bayılma... Sıcaklar bastırdı, uzmanlardan peş peşe uyarılar geldi

Cumhuriyet yazarı Terkoğlu: İBB iddianamesi, mahkeme kararından 6 ay önce butlanın gerçekleşmiş olduğunu kabul ediyor! | T24
