Doğuş Engin: Aklımıza Gelen Her Düşünce Neden Doğru Değildir?
Gün içerisinde zihnimizden sayısız düşünce geçer. Bazıları kısa süreli fark edilirken bazıları duygularımızı ve davranışlarımızı doğrudan etkileyebilir. Ancak birçok kişi, aklına gelen düşünceleri sorgulamadan doğru kabul etme eğilimindedir. Oysa bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun gerçek oldu

Gün içerisinde zihnimizden sayısız düşünce geçer. Bazıları kısa süreli fark edilirken bazıları duygularımızı ve davranışlarımızı doğrudan etkileyebilir. Ancak birçok kişi, aklına gelen düşünceleri sorgulamadan doğru kabul etme eğilimindedir. Oysa bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun gerçek olduğu anlamına gelmez Örneğin bir arkadaşımıza mesaj gönderdiğimizde uzun süre cevap alamadığımızı düşünelim. Bu durumda zihnimiz hızla “Beni önemsemiyor” veya “Bana kızgın” gibi düşünceler üretebilir. Benzer şekilde iş yerinde yapılan küçük bir hata sonrasında “Ben başarısızım” ya da “Yeterince iyi değilim” düşünceleri ortaya çıkabilir. Bu düşünceler çoğu zaman gerçeklerden değil, yorumlarımızdan beslenir Psikolojide bu durum “bilişsel füzyon” olarak adlandırılmaktadır. Bilişsel füzyon, kişinin düşünceleriyle aşırı derecede bütünleşmesi ve onları yalnızca bir zihinsel süreç olarak değil, mutlak gerçeklik olarak algılaması anlamına gelir. Bu durumda birey düşüncelerini sorgulamak yerine onlara inanır ve davranışlarını bu düşünceler doğrultusunda şekillendirir Bilimsel araştırmalar da bu konuya dikkat çekmektedir. Gillanders ve arkadaşlarının 2014 yılında yayımladıkları çalışma, bilişsel füzyon düzeyi yüksek olan bireylerin psikolojik sıkıntıları daha yoğun yaşayabildiğini ortaya koymuştur. Araştırmacılar, düşüncelere mutlak gerçek gözüyle bakmanın kaygı, stres ve duygusal zorlanmalarla ilişkili olduğunu belirtmektedir Aslında beynimizin temel görevi bizi korumaktır. Bu nedenle zihin, olası tehditleri önceden tahmin etmeye çalışır. Ancak bu süreç bazen gerçeği değil, korkuları ve varsayımları da düşünce olarak karşımıza çıkarabilir. Beynimiz bir olasılığı gerçekmiş gibi sunabilir. Bu durum özellikle kaygılı dönemlerde daha belirgin hale gelir Günlük yaşamda bunun birçok örneği vardır. Bir toplantıda fikri eleştirilen kişi, “Kimse beni yeterli bulmuyor” sonucuna varabilir. Oysa eleştirilen şey kişinin kendisi değil, yalnızca ortaya koyduğu fikirdir. Benzer şekilde bir davete çağrılmayan kişi, hemen dışlandığını düşünebilir. Ancak bunun arkasında farklı ve masum nedenler bulunabilir Psikolojik açıdan önemli olan, aklımıza hangi düşüncenin geldiği değil, o düşünceyle nasıl ilişki kurduğumuzdur. Bir düşünceyi fark etmek ile ona inanmak aynı şey değildir. Düşüncelerimizi sorgulayabilmek, ruh sağlığımızı korumada önemli bir beceridir. Bu nedenle zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız faydalı olabilir: “Bu bir gerçek mi, yoksa yalnızca zihnimden geçen bir düşünce mi?” Çünkü her düşündüğümüz şey gerçek değildir. Ancak inandığımız düşünceler yaşamımızı önemli ölçüde etkileyebilir


