Dervişoğlu’ndan Bahçeli'nin Öcalan için statü önerisine tepki: Bu deliliği durdurun! | T24
İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin PKK lideri Abdullah Öcalan için "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" önerisine sert tepki gösterdi. Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenerek, "Devlet Bey'in söyledikl

İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin PKK lideri Abdullah Öcalan için "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" önerisine sert tepki gösterdi. Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenerek, "Devlet Bey'in söyledikleriyle ilgili Recep Tayyip Erdoğan ne düşünüyor, onu söylesin" dedi İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında "çözüm süreci", Abdullah Öcalan'a "statü" tartışması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "koordinatörlük" önerisi üzerinden iktidara yüklendi. Dervişoğlu, "Çözüm süreci adı altında terör örgütü ile masaya oturmanın sadece bir ihanet projesi olmadığını, aynı zamanda fiili olarak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir senaryoya bel bağladığını bir buçuk yıldır anlatmaya çalışıyorum" dedi Dervişoğlu, PKK'nın silah bırakma sürecine ilişkin tartışmalara değinerek, örgütün silah bırakmak için ilave şartlar öne sürdüğünü söyledi. Dervişoğlu, "Peki hiçbir silahlı gruba hükmedemeyen, söz geçiremeyen Öcalan neyin statüsünü istiyor? Öcalan'a bu kadar iltifat etmenin ne gereği vardır?" ifadelerini kullandı Bahçeli'nin açıklamalarına ilişkin Erdoğan'ın tutumunun açıklanmasını isteyen Dervişoğlu, "İktidar ya da muhalefet, kim ne anlarsa anlasın, bir kez daha altını çizerek söylüyorum: Bu ihaneti derhal terk edin. Türk milletinin varlığına kastetmiş bir katile statü arayanlar var; bu deliliği durdurun. Hiç kimse bana bu konuda ‘Siz ne düşünüyorsunuz?' diye sormasın. Devlet Bey'in söyledikleriyle ilgili Recep Tayyip Erdoğan ne düşünüyor, onu söylesinler" dedi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin 5 Mayıs 2026'daki grup toplantısında "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan yeni çözüm sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "statü meselesinin" yok sayılmaması gerektiğini belirterek, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır" dedi. Bahçeli, sürecin örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimiyle birlikte hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi Bahçeli, Öcalan'ın statüsü için 'koordinatörlük' önerdi Bu kapsamda kurulacak mekanizmanın toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, "Bu tartışmalara son vermek için bunun adının ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır" diye konuştu. Bahçeli, meselenin esasının "terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması" olduğunu vurguladı Dervişoğlu, Bahçeli'nin "koordinatörlük" önerisini de hedef aldı. "Gelinen noktada İmralı'daki teröriste önerdikleri görev de ortada: ‘Koordinatör olsun' diyorlar" diyen Dervişoğlu, "Devlet, eli kanlı bir katilin aklıyla hareket etmez, edemez" ifadelerini kullandı. Dervişoğlu, "Öcalan tak diye söylüyor, siz şak diye yapıyorsunuz dedik. Ama bu millet bu kadar yok sayılmaz" diye konuştu Dervişoğlu'nun grup toplantısındaki açıklamaları şu şekilde: "Hakikatin çarpıtıldığı yerde vatandaşın geleceği de karartılır. Dev bir işsiz ordusu gündemdeyken yüzde 8'lik bir işsizlikten bahsediyorlar. Milyonlarca fidan geleceğine inancını yitiriyor. Türkiye genelinde icra dosyaları 24 milyon. Bu, sıradan bir borç olmanın çok ötesinde; geleceğimizi ipotek altına alan ağır bir yüktür. İnsan içine çıkacak durumları olmadığı için yurt dışında esnaf ziyareti yapıyorlar. Yüzlerce fabrika ya satılık ya kiralık. Bir fabrika finansmana ulaşamadığı, borçlarını ödeyemediği, ürettiğini satamadığı için satılır Nüfus ve doğurganlık azalıyor. O yanındaki "Emredersiniz!" tayfasına izin ver de vatandaşa bir bak. Önlemler, paketler açıklıyorsun. Boşanmalar artmış, evlilik oranları düşmüş. Adrese teslim ihalelerle yandaşları zengin etmekten nefes almaya fırsat bulamamışsınız. 25 yıllık bu sanat eserinin faili kim Sayın Erdoğan? Bu millet kimden hesap soracak biliyor musun?Gördüğüne bakmaya yüzün mü yok, utanıyor musun Sayın Erdoğan? Soruyorum sana! Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük" diyorlar. Anayasa'daki eksiklik nedir de dilinize doladınız? Güce tapınmaktan vazgeçin. Masa başında uydurulan enflasyon hedefleriyle milleti uyutacaklarını sanıyorlar. Barındığımız evin kirası birkaç yılda üçe katlandı. Hayali oranlar milletin tenceresini kaynatmıyor. Kendi gıdanı üretemezsen hiçbir ürünü ucuza alamazsın. Bu yangın yerinde çağrımızı tekrarlıyoruz; Asgari ücrete temmuzda ara zam yapılması insani bir zorunluluktur Türk milletinin hakkı kimsede kalmamıştır. Ben biliyorum, tarih yazdı; siz de biliyorsunuz. Bu milletin hakkına el uzatıp onu kursağından geçiren herkesten, bu büyük milletin hakkını söke söke almak hepimizin boynunun borcu olsun İşçilerimizin de kamu çalışanlarımızın da bu ülkede yaşayan herkes gibi birçok derdi var. Ben bugün, bu dertlerden bir tanesini dile getirmek için onlara söz verdim; o da vergi ve vergi dilimi meselesidir. Türkiye'de bugün vergi dediğimiz şey ne yazık ki kazançtan alınan bir pay olmaktan çıktı; çalışanın, üretenin üzerine binen bir sabır testi haline geldi. Vergi dediğimiz şey, devlet ile vatandaş arasındaki en temel adalet sınavlarından biridir. Çünkü vergi sistemi sadece devletin nasıl gelir topladığını göstermez; aynı zamanda devletin vatandaşına nasıl baktığını da gösterir. Anayasa'mız açıktır: Vergi mali güce göre alınır. Yani çok kazanandan çok, az kazanandan az alınır. Ama yapılan tam tersidir. Bu ülkede vergi yükü servetten, ranttan, kayıt dışından, haksız kazançtan önce bordrolu çalışanın maaşına, emekçinin alın terine, memurun ücretine, orta direğin cebine çökmektedir Toplam vergilerin yaklaşık üçte ikisi dolaylı vergilerden geliyor. Gelir vergisi tahsilatının yüzde 53'ü ise ücretli kesimden alınıyor. Yani bu ülkede vatandaş ekmek alırken vergi ödüyor, su alırken vergi ödüyor, elektrik kullanırken vergi ödüyor, akaryakıt alırken vergi ödüyor; maaşını alırken de ayrıca vergi ödüyor. Bu, çapraz ateş arasında kalmaktan başka bir şey değildir. Bu, orta direğin infaz edilmesinden gayrı bir şey değildir. Meselenin adı tekniktir ama sonucu çok basittir. Gelir vergisi tarifesi dediğimiz sistemde çalışanın yıllık kazancı arttıkça bir üst vergi dilimine geçer. Normal şartlarda bu, adil bir ülkede olabilir. Ama dilimler düşük belirlenirse çalışan yıl içinde çok erken üst basamağa çıkar; maaşına zam almış gibi görünür fakat daha yüksek vergi dilimine girdiği için o zammın önemli bir kısmı daha cebine girmeden yok olur. İşte bugün Türkiye'de yaşanan budur. Aylık net kazancı asgari ücretin 1,5 katı civarında olan bir çalışan bile yıl içinde taban dilimi aşmadan vergilendirilebilecektir. Ortalama özel sektör çalışanı daha yıl bitmeden bir üst vergi dilimine sokulmaktadır. En düşük maaşlı memur, nitelikli özel sektör çalışanı, işçi, uzman, mühendis, öğretmen, hemşire, teknisyen sırf bordrolu çalışıyor diye cezalandırılmaktadır. Bugünkü sistemin sonucu şudur: 100 bin TL brüt maaş alan bir çalışan, tarife dilimlerinin yanlış kurgulanması nedeniyle yılda yaklaşık 60 bin TL daha fazla gelir vergisi ödemektedir. Bu ne demek? Ayda 5 bin TL kayıp demek. Çocuğunun okul masrafından 5 bin TL eksilmesi demek. Mutfağından 5 bin TL azalması demek. Kirasına, faturasına, pazarına ayıracağı paradan 5 bin TL eksilmesi demek Bunun adı vergi değildir; bunun adı, çalışanın maaşına ay başında pusu kurmaktır. Pusu, değerli milletvekilleri. Bu mesele sadece çalışanın meselesi değildir; mevcut sistem işvereni de sıkıştırıyor doğal olarak. Çünkü maliyetini öngöremeyen işveren, artan vergi ve SGK yükünü üstlenmek yerine brüt sözleşmeye yöneliyor. Yüksek işsizlik ortamında çalışan da çoğu zaman bu dayatmayı kabul etmek zorunda kalıyor. Sonra ne oluyor? Aynı işi yapan, aynı emeği veren, aynı hayat pahalılığıyla mücadele eden insanlar arasında yıl sonunda ciddi gelir farkları doğuyor. Net sözleşmede yük işverene, brüt sözleşmede ise yük çalışana yıkılıyor. Çalışma barışı bozuluyor; işçi de memnun değil, işveren de memnun değil ama devlet bordronun başında beklemeye devam ediyor. Biz buna razı değiliz değerli dava arkadaşlarım. Biz diyoruz ki vergi sistemi çalışan için ikinci bir enflasyon canavarı olmamalıdır ve gelir vergisi dilimleri gerçek hayatın maliyetlerine göre güncellenmelidir. Ücretler üzerindeki vergi baskısı azaltılmalıdır. Ortalama ücretli daha yılın ortasında üst dilime atılmamalıdır. 56 bin TL kazanan bir çalışanın yıllık kazancı 34 bin TL artacaktır. 84 bin TL kazanan işçi ve memur kesiminde yıllık rahatlama bu yolla 62 bin TL'yi bulacaktır. 140 bin TL kazanan nitelikli memur ve orta-üst düzey özel sektör çalışanında ise net kazanç farkı 97 bin TL'ye ulaşacaktır Aziz milletin, 86 milyonun emeği göz göre göre israf ediliyor. Sadece emeği değil; oyu da, hayatı da, günleri de israf ediliyor. Son iki senedir televizyon kanallarının akşam yayınlarında sürekli kulis haberleriyle ülke siyaseti dizayn edilmek istenmektedir. Bir takım gazeteci görünümlü siyasi aparatlar için mutlak butlan davası, iki yüzlülüğün son dönemlerdeki ekmek kapısına dönüşmüştür. Çünkü bu kimseler ne partili siyasetçi ne de basın emekçisi gazetecidir. Sabah mutlak butlan kararıyla uyanmakta, gece mutlak butlan kararıyla uyumaktadırlar. Daha önce komisyon masasında yapılanı şantaj olarak tarif etmiştim. Bu süreçte yine aynı şeyi görüyoruz. Sürecin her aşamasında yeni bir şantaj dalgası geliyor. Sözde sürece Cumhuriyet Halk Partisi'nin desteğine ihtiyaç duyduklarında mühendislik faaliyetinin şiddetini artırıyorlar; ihtiyaç azaldığında ise odunu fırına veriyorlar. Bu kürsüden aylar önce Sayın Özgür Özel'e bir çağrı yapmıştım. "Olmazsa sizi kurtaramayacak" demiştim. Hepimizi Türk milleti ile ittifak kurtaracak diye söylemiştim. Gelin, geçmişten dersler çıkararak birlikte mücadele edelim ve bu otoriter yönetimi mağlup edelim demiştim. Masadan kalktıkları anda yanlarında bizi bulacaklarını söylemiştim. Hâlâ bu sözlerimin arkasındayım. Sözlerimin önü ve arkası aynen budur; içinde hiçbir siyasi hesap barındırmamaktadır. Türk milletinin egemenliği ve Cumhuriyet'in ihyası dışında hiçbir kavgamız yoktur ve Cumhuriyet'in ihyasından başka bir derdimiz de bulunmamaktadır Bununla birlikte, iktidarın muhalefeti topyekûn imha stratejisinin sadece bir seçim zaferini amaçlamadığını, aynı zamanda tek adamlık sürecinin kendileri açısından gerekli bir adımı olduğunu da görüyoruz. Sırf parti içi iktidarlarının hesabını yaptıkları için bunu zerre umursamayan ve buna payanda olanları da açıkça yadırgıyor ve kınıyoruz. Aklı başında dediğimiz nice koca koca isim, iş takibi yapmaktan memleket takibini unutmuş hâldedir. Demokrasi, kendi belirlediğiniz rakiplerinize karşı kazandığınız bir gölge boksu değildir. Demokrasi, kazanabilmek için sizden daha kötü bir rakibe ihtiyaç duyduğunuz değil, siz rakibinizden daha iyi olursanız kazanabileceğiniz rejimin adıdır. Allah aşkına, son iki senedir Türkiye'yi soktuğunuz bunalımın bir farkına varın ya. İmamoğlu'nu tutuklayarak kendi başlattığınız ekonomi programının altına dinamit döşediniz. Mansur Bey'in üzerindeki baskıyı artırarak sadece muhaliflerin değil, kendi seçmeninizin de yargıya olan güvenini iyice tükettiniz. Sayın Erdoğan, siz de siyasi kariyeriniz boyunca atlattığınız bütün badirelere rağmen halkın desteği ve onayıyla ayakta kaldınız. Sizi koruyan en kalın zırh, halkın teveccühü oldu. Halkın desteği sayesinde ittifaklar kurdunuz, ittifaklar bozdunuz. Bürokrasiyi, medyayı, iş dünyasını, sivil toplumu demir bir yumrukla yönetirken bunu hep milli irade söylemine dayandırdınız. Çünkü rakiplerinize karşı kurduğunuz üstünlük size her zaman meşruluk sağladı. Şimdi muhalefeti imha etmeniz, rakibinizi kendiniz belirlemeniz, Türkiye'yi bir temsil krizine sokmanız, gerçekten size karşı duyulan bu saygının devam etmesini sağlar mı? Bir düşünün. Kendinize sormanız gereken soru budur: Adil bir rekabet sonucu kaybeden bir siyasetçi mi, yoksa elindeki bütün devlet gücünü rakiplerini sindirmek için kullanan ve böylece seçim kazanan bir otokrat mı kendini güvende hisseder? Üzülerek söylüyorum ki size seçimleri millet değil, yargı ve bürokrasi kazandıracaksa, size böyle bir iktidarı bahşedenler bu iktidardan buldukları payı da sizden mutlaka ya da geç talep edeceklerdir. Buradan AK Parti'ye oy ve gönül veren, bu partide siyaset yapan kardeşlerime de seslenmek istiyorum: Zannetmeyin ki çıkılan bu tek adamlık yolu sizi de etkilemeyecektir. Hatta en büyük bedeli siz ödeyeceksiniz. Bu bedeli size, oy verdiğiniz ve oy vermeleri için çalıştıklarınız ödetecek. Demokrasiden uzaklaşmış bir Türkiye'de emin olun, pul kadar değeriniz olmayacaktır. Başkanlık sistemi denilen garabetle zaten düştüğünüz durumu siz benden daha iyi biliyorsunuz Çözüm süreci adı altında terör örgütü ile masaya oturmanın sadece bir ihanet projesi olmadığını, aynı zamanda fiili olarak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir senaryoya bel bağladığını bir buçuk yıldır anlatmaya çalışıyorum. Kimin bizden hangi manşeti aldığı, bizim neyi anlattığımız gerçeğini asla değiştirmez. Sözlerimiz oradadır, ortadadır; yaklaşımımız da bellidir. Yurttaşlık, kardeşlik ve Cumhuriyet'ten başka hiçbir şey söylemedik, asla söylemeyiz. Geldiğimiz noktada partimiz haklı çıkmıştır. Sözde münfesih terör örgütünün sözcüleri, sürecin donduğunu ve bütün silahları bırakmanın söz konusu olmadığını söylemektedir. Bunlar satır arası yorumlar değil, ayan beyan açık haberlerdir. Ayrıca devletin raporları da bu yöndedir. Öcalan'ın Suriye'de yaptığı özerk yönetim planları, Şam hükümetinin askeri operasyonları neticesinde çökmüştür. İran'da ise PKK bağlantılı gruplar devam eden savaşı bir fırsat olarak görmüştür. Öyle ki bırakın silah bırakmayı, Trump'ın iddiasına göre İran'a gönderilen silahlara dahi el koymuşlar. Yani Öcalan'ın İran'da da bir hükmü yoktur. Son olarak Öcalan, Türkiye PKK'sını da ikna edememişken Kandil de Öcalan'ın statüsüne yönelik bir adım atılmadıkça süreci dondurma kararı almıştır. Çünkü beklenen gerçekleşmemiş, onlara göre hesap tutmamış ve İran düşmemiştir. Yeni Büyük Orta Doğu Projesi'nin meşruiyet pazarında teröristbaşına da şimdi statü aranmaktadır. Sürecin tetikçisi, başka tekliflere açık olduğunu da söyleyerek diyor ki: Abdullah Öcalan "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü" olsun. Şimdi bahsettiği kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş, 50 bin Türk ve Kürdün katili bir cani. Ayrıca şu anda hükmünün infazı için cezaevinde yatıyor. Kendisine verilen bu statüyü düşündüğümde, "Acaba bunu saldılar da bizim haberimiz mi yok?" diyorum. Yani bu beyefendiyi koordinatör yapacaklar, devlet buna bir büro tahsis edecek, personel tahsis edecek, belki orada yapacağı görüşmeler ve kendisini ziyaretlerle alakalı olarak kendisine bir bütçe verilecek, hatta belki maaş da verilecek. Bütün bu işlerin bir hükümlüyle, cezaevindeki bir mahkûmla gerçekleştirilebilmesi mümkün mü değerli dava arkadaşlarım?Bu nasıl bir önermedir? Dünyanın neresinde, hangi hukuk sisteminde, hangi hukuk düzeninde bir hükümlüye Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde olduğu gibi resmi bir yetki alanı bahşedilebilir? Ya bu delilik, delilik. Aklınızı başınıza alın. Siz utanmıyorsunuz, sizin yerinize ben utanıyorum. Allah sizi ıslah etsin; nasıl biliyorsa öyle yapsın. Akşamları baktım, sabah açtım yine baktım; gazeteciler siyasilere soruyor, konu hakkında ne düşünüyormuşuz. Konu hakkında ne düşünülür ya? Buna ne düşünülür? Bu sorulara cevap verebilmek için benim siyaset yapmamam lazım, doktorluk yapmam lazım. Laf atıyorlar, cevap vermiyorum; sizi temsil etmenin vakarıyla hareket etmeye çalışıyorum. Ama memlekete de bu kadar el atmanıza izin veremeyiz. Kusura bakmayın, aklınızı başınıza alın. Biz "Terörsüz Türkiye" diye ambalajlanan bu ihanet sürecine karşı çıkarken hep dedik ki: Bir teröristin aklıyla iş yapmaya kalkıyorsunuz. İhanet komisyonu onun önerisi, İmralı ziyaretine gidiş şahsının meşrulaştırılması onun önerisi, umut hakkı onun beklentisi, barış tarifi onun tarifi, statü onun talebi. Her şeyi o koordine ediyor dedik. Bu sürece de o sebeple karşı çıkıyoruz dedik. Öcalan tak diye söylüyor, siz şak diye yapıyorsunuz dedik. Ama bu millet bu kadar yok sayılmaz. "Ben ne dersem o olacak" türünden hareket edilemez. Bu ülkede birilerine söz vermiş olabilirsiniz; yanlış hesap Bağdat'tan dönecektir Gelinen noktada İmralı'daki teröriste önerdikleri görev de ortada: "Koordinatör olsun" diyorlar. Öcalan'ın her şeyi koordine ettiğini söylediğimizde bize etmedik laf bırakmayanlar, bugün "koordinatör olsun" diyorlar. Bu itiraf değil de nedir değerli dava arkadaşlarım? Bunu yapanlar utanmıyor ama biz haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Bu belli ki Atlantik enstitülerinin raporlarından arayıp buldukları bir sıfattır. Belli ki kırmızı hatla elden ele, kulaktan kulağa iletilmiş bir rica ve talimattır. Terör örgütünü kuran, yöneten, infaz emri veren caniye barış; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ortadan kaldırmaya kalkışan teröriste siyasallaşma, hatta devlet içinde bir pozisyon bahşediliyor. Devlet, eli kanlı bir katilin aklıyla hareket etmez, edemez. Komisyon bu katilin aklı, umut hakkı bu katilin hakkı olmayan talebi, savaşa barış demek bu katilin aklı, Cumhuriyet'in eşit yurttaşı Kürtlere vasilik dayatmak bu katilin aklı. Yahu bütün bunları terör örgütüne bir terörist yaptırıyorsa siz nesiniz, kimsiniz? Neyin cumhurbaşkanısınız, neyin siyasi partisindensiniz, neyin meclisisiniz? İktidar ya da muhalefet, kim ne anlarsa anlasın, bir kez daha altını çizerek söylüyorum: Bu ihaneti derhal terk edin. Türk milletinin varlığına kastetmiş bir katile statü arayanlar var; bu deliliği durdurun. Bakın, ben bu işin arkasında başka şeyler de arıyorum. Hiç kimse bana bu konuda "Siz ne düşünüyorsunuz?" diye sormasın. Devlet Bey'in söyledikleriyle ilgili Recep Tayyip Erdoğan ne düşünüyor, onu söylesinler. Açıktır ki Meclis'te kurulan korsan komisyonun raporunu gerçekten doğru biçimde okuyan tek parti İYİ Parti olmuştur. Bu masaya oturan aktörler, altına imza attıkları raporun içeriğini hiç okumamış gibi hareket etmektedir. Bu rapor, her şeyden önce sürecin devamını PKK'nın silah bırakması koşuluna bağlamaktadır. Bunun altına DEM Parti de imza atmıştır. İmza diyorum, kimse yanlış anlamasın; DEM Parti ile Devlet Bey bu aralar birbirinin söylediklerine de imza atıyor. Durum böyleyken örgütün silah bırakmak için ilave şartlar öne sürmesi, sürecin bizzat teröristler tarafından işletilemez hâle getirildiğinin ilanıdır. Peki hiçbir silahlı gruba hükmedemeyen, söz geçiremeyen Öcalan neyin statüsünü istiyor? Öcalan'a bu kadar iltifat etmenin ne gereği vardır? Benim en büyük duam, insanların rezil olmadan yaşamasıdır. Bu bir buçuk senelik süreçten geriye büyük bir rezillik ve utanç kalmıştır. Türkiye'nin ulusal güvenliği Öcalan'ın iki dudağı arasına sıkıştırılıyorsa ortada büyük bir rezillik var demektir. Öcalan'ı Kürtlere kayyum atamaya çalışmak bir rezilliktir. Cumhuriyet'in vatandaş ile devlet arasında kurduğu ilişkiyi ortadan kaldırmaya çalışmak, Öcalan gibi komisyonculara paye vermek bir alçaklık ve rezilliktir. Kanlı bir katili Meclis kürsüsüne davet etmek, onu bir statüyle ödüllendirmek, koruma altına almaya çalışmak açık bir rezilliktir." Çerezler, bir web sitesinden gönderilen ve kullanıcının web tarayıcısı tarafından kullanıcının bilgisayarında, kullanıcı gezinirken saklanan küçük veri parçalarıdır. Tarayıcınız her mesajı çerez adı verilen küçük bir dosyada saklar. Sunucudan başka bir sayfa talep ettiğinizde, tarayıcınız çerezi sunucuya geri gönderir. Çerezler, web sitelerinin bilgileri hatırlaması veya kullanıcının tarama etkinliğini kaydetmesi için güvenilir bir mekanizma olacak şekilde tasarlanmıştır Bu tanımlama bilgileri, web sitesinin çalışması için gereklidir ve sistemlerimizde kapatılamaz. Bunlar genellikle yalnızca sizin işlemlerinizi gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Bu işlemler, gizlilik tercihlerinizi belirlemek, oturum açmak veya form doldurmak gibi hizmet taleplerinizi içerir. Tarayıcınızı, bu tanımlama bilgilerini engelleyecek veya bunlar hakkında sizi uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz ancak bu durumda sitenin bazı bölümleri çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizin performansını ölçebilmemiz ve iyileştirebilmemiz için sitenin ziyaret edilme sayısını ve trafik kaynaklarını sayabilmemizi sağlar. Hangi sayfaların en fazla ve en az ziyaret edildiğini ve ziyaretçilerin sitede nasıl gezindiklerini öğrenmemize yardımcı olurlar. Bu tanımlama bilgilerinin topladığı tüm bilgiler derlenir ve bu nedenle anonimdir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz sitemizi ne zaman ziyaret ettiğinizi bilemeyiz Bu tanımlama bilgileri, videolar ile canlı sohbet gibi gelişmiş işlevler ve kişiselleştirme olanağı sunabilmemizi sağlar. Bunlar, bizim tarafımızdan veya sayfalarımızda hizmetlerinden faydalandığımız üçüncü taraf sağlayıcılarca ayarlanabilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu işlevlerden tümü veya bazıları doğru şekilde çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizde reklam ortaklarımız tarafından ayarlanır. Bunlar, ilgili şirketler tarafından ilgi alanları profilinizi oluşturmak ve diğer sitelerde alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Benzersiz olarak tarayıcınızı ve cihazınızı belirleyerek çalışırlar. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz farklı sitelerde size özel reklam deneyimi sunamayız Not: Reklamlar çerez politikasından bağımsız olarak gösterilir Bu tanımlama bilgileri, içeriğimizi arkadaşlarınız ve ağınızla paylaşabilmenizi sağlamak için sitemize eklenen çeşitli sosyal medya hizmetleri tarafından ayarlanır. Diğer siteleri kullanırken de tarayıcınızı izleyip ilgi alanı profilinizi oluşturabilirler. Bu durum, ziyaret ettiğiniz diğer sitelerde gördüğünüz içerikleri ve mesajları etkileyebilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu paylaşım araçlarını kullanamayabilir veya göremeyebilirsiniz

