BAĞLANTISALLIK NE YANA DÜŞER USTA KIBRIS NE YANA? - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Uzunca bir süredir ülke içinde yaşanan tartışmalarda dahi, Doğu Akdeniz’e biraz yukarıdan bakıp tabloyu oradan okumak gerektiğini yazıyor ve söylüyorum. Hele de konu enerji ise… Zira özellikle son dönemde farklı platformlarda daha sık dillendirildiği üzere, bölgede pek çok ülke aynı anda hem enerjiy

Uzunca bir süredir ülke içinde yaşanan tartışmalarda dahi, Doğu Akdeniz’e biraz yukarıdan bakıp tabloyu oradan okumak gerektiğini yazıyor ve söylüyorum. Hele de konu enerji ise… Zira özellikle son dönemde farklı platformlarda daha sık dillendirildiği üzere, bölgede pek çok ülke aynı anda hem enerjiye, hem de birbirine bağlanmaya çalışıyor. Ama bunu aynı çizgide değil birbirine paralel hatlar kurarak yapıyor. Türkiye’den gelen son açıklamaları da bu çerçevede okumak gerektiğini düşünüyorum. Şöyle ki; Hep söylediğim gibi biz burada hâlâ gündemi yerel başlıklar üzerinden tartışıyoruz; oysa söz konusu özellikle enerji gibi konular olduğunda işin stratejisine, bölgesel boyutuna ve evet bizim tüm bunların neresinde olduğumuza bakmak, doğru analiz yapmak gerekiyor Türkiye’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, artan talep, ithalat yükü, elektrikleşme, sıfır atık ve 2053 hedeflerinden bahsettiği konuşmasında boru hatları, elektrik iletim ağları, bölgesel bağlantılara da işaret etti. Bizi yakından ilgilendiren açıklaması da bu noktada geldi. “Akdeniz’de aramadan vazgeçmiş değiliz. Yeni projede KKTC’ye bir doğal gaz boru hattı çalışması içindeyiz.” diyen Bayraktar, bulunacak gazın Türkiye’ye bir akışla sunulabileceğini söylerken bağlantısallık vurgusu yapmayı da ihmal etmedi Ama asıl dikkat çeken şeyin, uzun süredir bölgede kurulan ittifakların dışında bırakılan Türkiye’nin, enerji boyutunda oynayacağı rol bakımından kendini daha faklı noktalarda konumlandırmaya başlaması olduğunu düşünüyorum. Zira boru hatları, elektrik iletim ağları, bölgesel bağlantılar ile salt arz talep yönetimi dili değil bölgede konum alan bir dil kurgulanıyor “Şaşırtacak anlaşma” vurgusuyla duyurulan, Suriye’de petrol ve maden sahalarına yönelik açılım ve büyük enerji şirketleriyle yürütülen temaslar ise Türkiye’nin enerjide artık sadece taşıyıcı değil, doğrudan kaynağa temas eden konumda olmak istediğini gösteriyor Bu noktada bir diğer sıcak açıklamayı da hatırlamakta fayda var… Emmanuel Macron’un Türkiye’ye yönelik sertleşen tonu… Çoğu zaman alışıldık diplomatik gerilim başlıklarıyla okunup refleksif tepkiler verilen bu durum, Fransa’nın Suriye’ye artan ilgisi, Güneyle kurduğu yakın ilişki ve Doğu Akdeniz’deki pozisyonu ile birlikte düşünüldüğünde daha net bir tablo ortaya çıkıyor. Yani aslında Paris, enerjiye erişim ve geçiş yolları üzerinden bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durumda da Yunanistan ya da Hristoduludis’e değil, bölgedeki varlığına yatırım yapıyor. Zaten bu çerçevede aynı anda birden fazla hat şekilleniyor. İsrail–Güney Kıbrıs–Yunanistan ekseninde ilerleyen enerji ve güvenlik iş birlikleri, ABD’nin bölgeye dair yeni pozisyon arayışları, Körfez’de yaşanan kırılmalar… Bunların hiçbiri tek başına okunabilecek gelişmeler olmadığı gibi aslında her biri aynı haritanın farklı katmanları. Üstelik bu haritaya son günlerde sessizce eklenen çok önemli bir parça daha var. Türkiye ile Ermenistan’ın normalleşmesinden bahsediyorum. Bu çerçevede Kars–Gümrü demiryolunun yeniden işler hale getirilmesine yönelik açıklama, yüzeyde bir ulaşım projesi gibi görünse de aslında Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan hattın yeniden bağlanması anlamına geliyor ki Orta Asya’dan gelen enerjinin ve ticaretin kesintisiz akışı için eksik kalan parça da böylece tamamlanacak gibi görünüyor. Bu noktada Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın henüz birkaç hafta önce yaptığı orta koridor vurgusunu da aynı çerçevede hatırlamakta fayda var Bu yüzden normalleşme meselesini yalnızca siyasi bir jest olarak okumak eksik kalır. Türkiye’nin yıllardır dışladığı bir coğrafyayı Azerbaycan ile koordineli bir şekilde yeniden oyuna alıp kuralları esnetmeye hazır olduğunu gösterdiği bu örnekle kurduğu şey, çalışan iki ayrı eksenin birbirine yaklaşması. Bir tarafta Basra’dan Türkiye’ye uzanan hatlar, diğer tarafta Hazar’dan gelen bağlantılar… Buran bakıp aradaki boşlukların kapandığını gördükçe, merkezin neresi olduğu da şekilleniyor aslında Bütün bu hareketlilik içinde uzun süredir Doğu Akdeniz’de yaşananlardan doğrudan etkilenmemesini bekleyemeyeceğimiz Kıbrıs’a dair söylenenler ise dikkat çekici. Bir yanda AB’nin bölgeye ve Türkiye’ye dair karmaşık mesajları diğer yanda Türkiye’den gelen KKTC’ye olası bir doğal gaz boru hattı çalışması planı… Gerçekleşirse büyük ölçekte bir dönüşümün parçası olabilecek bu başlık, yerel siyasette neredeyse yankı bulmuyor. Ne düzgün bir açıklama var ne de kapsamlı bir tartışma. Bu projenin nereye oturduğunu anlatan bir çerçeve kurulmadığı gibi durum sanırım hayal gücümüze bırakılıyor. Oysa artık hepimizin bildiği gibi güvenlik ya da egemenlik öyle salt topla tüfekle sağlanmıyor Uzun süredir anlatmaya çalıştığım gibi, bölgedeki ittifaklar ve dengeler; ihtiyaçlar ve bağımlılıklar üzerine kuruluyor. Hal böyle olunca da bugün atılan adımların etkisi yarın değil, yıllar sonra daha net hissedilir hale geliyor. Ancak o gün geldiğinde ağzımız açık bakmamak için bugün olanların neresinde durduğumuz iyi görüp artık bir pozisyon takınmamız gerekiyor. Bunu yapabilmenin yolu ise konulara sığ sudan bakmaktan vaz geçip olup bitenin farkında olmaktan geçiyor


