İBB davası | Adem Soytekin'e "İmamoğlu suç örgütü" ifadesi soruldu: Sorulan şablondan söyledim, yoksa nereden bileyim 2014'te örgüt kurulmuş, Türkiye'yi ele geçirecekmiş, hayalperest olurdu | T24
İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 92 tutuklu 414 sanık İBB davasının sekizinci haftasında hakim karşısına çıktı. "Etkin pişmanlık"tan yararlanan tutuklu iş insanı Adem Soytekin, savunmasında, "Suç örgütü üyesi değil, sorumlu bir Türk

İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 92 tutuklu 414 sanık İBB davasının sekizinci haftasında hakim karşısına çıktı. "Etkin pişmanlık"tan yararlanan tutuklu iş insanı Adem Soytekin, savunmasında, "Suç örgütü üyesi değil, sorumlu bir Türk vatandaşı olarak davrandım. Ben inşaat işi yaptım, bir suç örgütünün parçası olmadım" ifadelerini kullandı. Duruşmaya verilen arayla birlikte Soytekin "Bilmeyen bilsin" diyerek “bozkurt” işareti yaparak salondan ayrıldı. Duruşmanın devamında mahkeme başkanı, Soytekin'in ifadesinde kullandığı, “Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince başlayan öncelik hedef olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan suç örgütünün tam yapısını anlatacağım” beyanlarına açıklık getirmesini istedi. Mahkeme başkanının ifadelerine yanıt veren Soytekin, “Ben sorulan bir şablon soru üzerine bunu söyledim yoksa ben nereden bileyim 2014’te Beylikdüzü’nde bir örgüt kurulmuş sonra Türkiye’yi ele geçirecekmiş… Bu çok hayalperest olurdu zaten” diye konuştu. İmamoğlu'nun “Savcı size sinkaflı küfürler etti mi?” sorusunu yanıtlayan Soytekin, “Ben her gittiğimde sadece yemek ısmarladı. Hiç öyle bir şey yaşamadım sinkaflı. İlk başta Savcı Bey’i, benim için arayan bir siyasi varmış Ankara'da. Yani ben de biliyorum kim olduğunu. Açıklamak isteyeceğim bir isim değil” dedi İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 28. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda görülmeye devam ediyor. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 35 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor Adem Soytekin, İmamoğlu'ndan sonra salona alındı. Soytekin, dört jandarma denetiminde sanık kürsüsüne çıktı Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada, ilkokul mezunu olduğunu ifade eden Soytekin, çocukluğundan beri inşaat işi yaptığını, aldığı hiçbir işi yarım bırakmadığını, hayatında hiç maaşlı çalışan olmadığını, iş için kimsenin kapısına gitmediğini, kimsenin nüfuzuyla iş istemediğini söyledi. Soytekin, "Ben yaptığı işin karşılığını alan bir müteahhitim" ifadelerini kullandı "Biz belediyeyle çalışmaktaydık. Belediye bize işi verirdi, hakedişlerimiz de kimi zaman daire, çek olarak ödenirdi" diyen Soytekin, "Ben işimi yaparım. Aldığım daire, çek vesaire, bunları veren kişilerin belediye karşılığı olmak zorunda değil" ifadelerini kullandı. Soytekin, "Ödemeleri gizlemedim. Suç örgütü üyesi değil, sorumlu bir Türk vatandaşı olarak davrandım. Ben inşaat işi yaptım, bir suç örgütünün parçası olmadım. Yurt dışında dahi yapı marketi olan bir şirketiz. İş yapmak için nüfuz ticaretine ihtiyacım olmadığı, bugüne kadar yaptığım işlerle ortadadır" dedi Soytekin, savunmasının devamında, "Ekrem Bey ilk kez duyacak belki: İmamoğlu'nun belediye başkanı olduğu dönemde Beylikdüzü Belediyesi'nin tarafıma açmış olduğu davayı kaybetmiş durumdayım. Ben sadece bildiğim işi yaptım, inşaat işi yaptım ve hak edişlerimi aldım. Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığında Beylikdüzü Belediyesi tarafından dava açılmış da birisiyim. Örgüt üyesi olmak bir çelişki değil mi? 'Etkin pişmanlık yapan yalancıdır' sözünü kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Savcılıkta baskı ile karşılanmadım. Ben niye etkin pişmanlıktan yararlandım? Ben 'Örgütün içinde değilim' demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım" ifadelerini kullandı "Etkin pişmanlık" ifadesinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu'nun Mehmet Pehlivan tarafından kendisine atandığını iddia eden Soytekin, savunmasında cezaevinde bulunduğu sırada avukatının Onur Büyükhatipoğlu olduğunu öne sürdü. Soytekin, şöyle konuştu: "Beylikdüzü müteahhitlerinin ifadeleri basına yansımaya başladı. Rüşvet verdiklerini, daire ve dükkânları Adem Soytekin'e verdiklerini belirttiler. Bu haberler beni çok rahatsız etti. Beylikdüzü'ndeki müteahhitlerin ifadelerini basında görmeye başlayınca o dönem vekaletli avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındakilerle de irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla durumun izah edilmesini istedim. Basında bu şekilde çıkan haberlerde, bazı müteahhitlerin belediyeye yaptığım işlerin hak edişi olarak bana verdikleri çek ve taşınmazları "rüşvet" olarak nitelendirdiklerini, bunun gerçeği yansıtmadığını ve beni çok rahatsız ettiğini belirttim. Durumun böyle olmadığını en iyi belediye yetkililerinin bildiğini, gerekirse tüm belgeleri, faturaları ve belediyeyle olan cari tablomuzu kendilerine gönderebileceğimizi ilettim. Bu konuda ivedi olarak bir açıklama yapmaları gerektiğini söyledim; çünkü böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu nezdinde doğru yerde konumlandıracaktı. Gerçek de zaten buydu; onlardan olmayan bir şeyi söylemelerini istememişimdir Ancak Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünü ve böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Nedenini sorduğumda sadece yapılmayacağını yineledi. Ben de bunun üzerine, 'Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım' dedim. Hatta kendisi, 'Etkin pişmanlık yapacaksan senin savunmanı üstlenmem' dedi. İşte benim etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin hak edişleri olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından bu konuda yalnız bırakılmam üzerine, kendimi aileme ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla ben etkin pişmanlık sürecine başladım Sayın başkan, sayın heyet; ben İstanbul'un farklı bölgelerinde bağış yapmış birisiyim. Bunu iki örnekle de çok kısa anlatmak istiyorum müsaadenizle. 2020 yılında bitirdiğim bir projenin iskanını almak için ilgili belediye yetkilisiyle görüşmeye gittim. Konuşmamızda bana bölgeye katkı yapmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de nasıl bir katkı olduğunu sordum. Bölgede bağışlarla devam eden bir cami inşaatının eksiklerinden bahsetti; hatta ekip gönderip kendim bile tamamlatabileceğimi belirtti. Ben de bir yapının farklı ekiplerle farklı zamanlar içerisinde yapılmasının işletme aşamasında ciddi sorunlar çıkartacağını ve sorumlusunu bulamayacağımızı söyledim. 'Siz mevcut müteahhidi bana yönlendirirseniz ben kendisiyle anlaşırım' dedim. Sonrasında bana gelen müteahhitle anlaşarak çeklerini verdim. Yapım aşamasında da şirketimizden görevlendirdiğim bir çalışma arkadaşımla takip ettirdim İkinci olay ise 2023 yılında 6 Şubat depremi sonrası, benim de şantiyem olan bölgenin ilçe belediyesinin düzenlediği bir toplantıda benden 100 tane konteyner istendi. Ben de '10 tane olsun', '20 tane olsun' dedim; 30 tanede anlaştık. Sonrasında biz o anda yoğun olarak AFAD'a üretim yapılması nedeniyle konteyner bulmakta zorlanınca bize ilgili belediyenin yönlendirdiği firmayla anlaştık, parasını gönderdik. Firma, konteynerleri üretip Adıyaman'a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum: Benim bu iki olayda cami için ilgili müteahhide verdiğim çekler veya konteyner için üretici firmaya yaptığım ödemeler rüşvet midir? Elbette değildir. İrtikap mıdır? O da değildir; çünkü bunları rızamla yaptım. Üstelik neyi, ne zaman, ne kadar ve hangi yöntemle bağış olarak vereceğime de ben karar verdim Ancak velev ki bunu ben rüşvet olarak vermiş olayım, ilgili belediye yetkilileri de rüşveti rüşvet olarak almış olsunlar. Şimdi bu caminin müteahhidi ve konteynerlerin üreticisi anasının ak sütü gibi helal olan hak edişlerini almışken sonra ben bir gün çıkıp da bunlara bu paraları rüşvet olarak verdiğimi söylersem onlar da rüşvete aracılık etmiş olacaklar mı? İşte benim elinizdeki dosyada aldığım tüm çek, gayrimenkul, nakit vesaire ödemeler tam olarak böyledir. Benim pozisyonum da birebir bu örnekteki müteahhit ve üreticinin pozisyonu ile aynıdır Eylemlere geçmek istiyorum Sayın Başkanım. Burada önce belirtmeliyim ifadelerim üç bölümden oluşuyor: Giriş, eylemler ve sonuç bölümü diye Eylem 1; Uğur Güngör taraf olan 11. Mahalle Projesi. Sayın Başkan, az önce genel savunmamda ifade ettiğim gibi o dönemde kreş, yurt binası, okul, cami şeklinde çok sayıda yapıyı belediye adına inşa etmemden kaynaklı, Beylikdüzü Belediyesi'yle aramda sürekli bir cari hesap bulunmaktaydı ve bu hak edişlerimi genelde belediyenin bizi yönlendirdiği üçüncü kişiler tarafından mahsup-çek-nakit olarak ödendi. Ancak bunların belediyenin bizi yönlendirdiği bu kişiler ve firmalar tarafından bağış olarak mı verilmiş, rüşvet karşılığı olarak mı verilmiş yoksa başkaca bir borca mı sayılmış, bunun detaylarını bilmemekteyim. İşte yine bu kapsamda o dönem yapımına devam ettiğimiz Kuvayi Milliye Camisi'ni yapıyorduk. Biz bu caminin inşaatına başlamadan henüz bağışçı belli değildi. İmalatlar belli bir seviyeye geldikten sonra, ben dönemin Beylikdüzü Belediye yetkililerinden olan Mehmet Murat Çalık'a buraya bağışçı olup olmadığını sorduğumda, beni eylemde adı geçen 11. Mahalle Projesi'nden Zafer Gül'e yönlendirdi. 2,5 milyon TL'lik bir bağış konuştuklarını fakat paraları da olmadığı için daire verebileceklerini söyledi. Sonrasında hatırladığım kadarıyla birkaç gün sonra 11. Mahalle satış ofisinde Zafer Gül'le buluştuk. Toplam dokuz tane daire seçtim. Bu dairelerin bedeli 2 milyon 540 bin TL'dir. Ve ben bu daireleri Beylikdüzü Belediyesi olan cari alacağıma mahsuben seçtim Daha sonraki bir tarihte Ali Gül Bey de arayarak, yine ortak 11. Mahalle'nin ortaklarından bir tanesi, '11. Mahalle satış ofisinde buluşabilir miyiz?' dedi. Hatırladığım kadarıyla aynı gün akşam üzerine doğru satış ofisinde buluştuk. Aynı dönemde Ali Gül'le Esenyurt'taki ortaklıktan ayrılma konusuyla ilgili bir gündemimiz de vardı. Ali Gül bana 'Buradan dört tane daire ilave edelim, Esenyurt'taki ortaklıktan alman gereken payı, anlaşabilirsek bu şekilde ödeyelim' teklifinde bulundu. Ben de bu teklifi kabul ettim. Çünkü Ali Gül ve Gül ailesiyle çok eskiden beri ticaretim vardı. Hatta devamında eğer anlaşırsak daireleri Esenyurt'taki ortaklığına sayarız, olmazsa da ben bizzat iade ederim şeklinde konuşup anlaştık. Böylece toplam 13 daire olarak tarafıma verildi. Nitekim kendisiyle olan bu ortaklığımı ortaya koyan belgeleri de dosyaya sunduk. Ancak bana verdikleri bu dört dairenin üzerinde Şekerbank lehine ipotek vardı ve bu ipotekleri aradan bir süre geçmesine rağmen kaldıramadılar. Bu da beni bu daireleri nakde çevirmem konusunda zora soktuğu için bu dört daireyi kendilerine geri vererek bunların karşılığında yine Gül İnşaat'ın yapmış olduğu, hatta kaba inşaatlarını da benim yapmış olduğum Bahçeşehir Sopho projesinden bir tane, Gül Park Avcılar Butik projesinden bir tane ve Sefaköy'de yapmış oldukları projeden bir tane olmak üzere toplam üç daire ve 200 bin TL nakit karşılığı olarak anlaştık, aldığım dört daireyi kendilerine iade ettim Hatta bu süreçte çok önemli bir husus olarak belirtmek isterim ki, çok iddia var bu konuda çünkü, tapu iade işlemlerini benim adıma Ali Gül ve Zafer Gül'ün bizzat kendi akrabaları olan Mustafa Gül adında bir kişiye satış vekaleti vermem suretiyle gerçekleştirildi. Benim hiçbir şekilde tapu dairesine gitmem ve bu işlemleri takip etmem kesinlikle söz konusu olmadı. Ve kesinlikle bu iade karşılığında kendilerinden hiçbir para almadım. Ayrıca bu eylemde bir diğer iddia da Uğur Güngör'ün ifadesinde yer alan Beylikdüzü bölgesinde imarsız arsa arazi alım suretiyle kişilere verildiği de sonrasında imara açıldığı şeklindeki iddiaya karşı olarak şunu söylemek isterim: Ben bugüne kadar hiçbir imar sürecine dahil olmadım. İmar plan değişikliği, ruhsat süreci, imara açma işlemi ya da bu yönde bir başvuru sürecimde hiçbir rolüm olmamıştı. Ne şahsım adına ne de şirketlerim adına imarsız arsa alımı yapmadım. Bu iddia dayanaktan yoksun olup tamamen gerçek dışıdır. Böyle bir durumun varlığı ileri sürülüyorsa bunun somut bilgi ve resmi belgelerle ortaya konulmasına gerekmektedir. Kaldı ki bu konuda rahatlıkla ortaya çıkabilecek bir konudur. Tüm samimiyetimle belirtmek isterim ki benim alnım aktır. Ayrıca belirtmek isterim ki 2014 sonrasından bugüne kadar kendi adıma ne de şirketlerim adına arsa niteliğinde hiçbir taşınmaz olmamıştır Beylikdüzü bölgesinde. Tarafımca hiçbir imar başvurusu yapılmamış olup hiçbir kat karşılığı işim de olmamıştır. Bu eylemdeki rolüm de bundan ibaret başkanım Eylem 2; Kubist. Bu eylemde yer alan iddialar bağlamında Metin Gül'ün tamamen kendi kurgusuna dayanan, gerçekten uzak, hiçbir somut delille desteklenmeyen beyanlarını kesin olarak reddediyorum. Benim bu iddia edilen rüşvet organizasyonu içinde yer almam söz konusu değildir. tarihli ifademde açıkça belirttiğim üzere Metin Gül ile iddia edilen tarihlerde Kubist projesinin bulunduğu bölgede hiçbir şekilde bir araya gelmedim. Dosya ekinde yer alan HTS baz çalışmaları incelendiğinde bu beyanın doğruluğu anlaşılacaktır. Metin Gül'ün bir diğer asılsız iddiası ise Kubist projesinden üç dairenin iki tanesini iş karşılığı, bir tanesini de iskan için verdiğim yani rüşvet olduğu yönündedir. Oysa Kubist projesinin iskanı tarihinde alınmış, rüşvet olduğu iddia edilen daire devirleri ise tarihinde yapılmıştır. Arada yaklaşık 18 ay vardır. Burada belirtmeliyim ki ben bugüne kadar Güllerden 200'ün üzerinde iş karşılığı daire almışımdır. İskan aldıktan 1,5 yıl sonra verilen daireleri iskan karşılığı rüşvet olarak gösterilmesi mantık ve hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır Eğer iddia edildiği gibi bir rüşvet söz konusu olsaydı bunun iskandan önce veya eş zamanlı verilmiş olması gerekmez miydi? Bu durum bizzat kendi beyanlarında rüşvet işlemini öncesinde veya eş zamanlı olarak verildiğini söyleyen bu kişiler kendileriyle çeliştikleri de açık bir göstergedir. Dolayısıyla dava dosyasına sunduğumuz iskan belgesi Metin Gül iddialarında tamamen çürütmektedir. Açıkça görülmektedir ki Metin Gül yargı makamlarını yanıltıcı ve gerçeğe aykırı bilgi vermektedir. Eylem 11'de de adı geçen ihalesiz bağış yöntemiyle yürütülen işlere ilişkin olarak tarafımıza farklı müteahhitlerden devredilen tüm taşınmazları soruşturma aşamasında savcılığa eksiksiz şekilde bizzat ben sundum. Dolayısıyla benim bu noktada sakladığım, izlediğim ya da açıklamaktan imtina ettiğim hiçbir konu bulunmamaktadır. Bu eylem için de söyleyeceğim bu kadardır Eylem 5. Deniz İstanbul. Bu eylem kapsamında hakkımda ileri sürülen iddia, Deniz İstanbul projesinden adıma ve benzeri üç bağımsız bölüm üzerinde rüşvet ilişkisi kurulduğu yönündedir. Öncelikle açıkça ifade etmek isterim ki; Deniz İstanbul projesinden adıma üç adet bağımsız bölüm devri yapılmıştır. Bu hususu hiçbir aşamada inkar etmedim. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadelerde de açıkça belirttim. Ancak bunun rüşvet olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Zira söz konusu daireler, diğer işlerde olduğu gibi, o dönemde yaptığım işlere karşılık alınmıştır. Bu daireler, o dönem yapımına devam ettiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul il binasının tadilatı kapsamında verildiğini bana bizzat dönemin Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı Veysel Erçevik tarafından ifade edilmiştir ve bütün bu daire devir süreçleri de bizzat Veysel Erçevik tarafından yürütülmüştür Hakkımdaki iddia, esasen Dursun Keleş’in beyanlarına dayanmaktadır. Ben Dursun Keleş’i tanımıyorum. Kendisiyle hiçbir görüşmem de olmamıştır. Söyledikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Bunu ona inanmayın, bana inanın mantığıyla da söylememekteyim. Şimdi izah edeceğim üzere kendisi yalan beyanlarda bulunduğunu da ispatlayacağım. İlk olarak şununla başlamak istiyorum. Kendisi ifadesinde aynı gün kendisini aradığımı, akabinde kendisinin Deniz İstanbul projesindeki ofisine gittiğimizi, yanımdan Ekrem Bey'i arayarak telefonu hoparlöre verdiğimi iddia etmektedir. Böyle bir iddia doğruysa hem kendisini aradığım için bir HTS kaydı hem de o ofisine gittiğim için bir sıfır ortak baz kaydı bulunması gerekirdi. Oysa dosyada Dursun Keleş'i aradığıma dair hiçbir HTS kaydı yoktur. Olması da mümkün değildir Dosyaya sunulan dosyada Dursun Keleş'le hiçbir şekilde sıfır baz kaydım da bulunmamaktadır. Ayrıca 2020 yılında ben Ekrem Bey'i hiç aramamışım. Buna ilişkin olarak dosyada bu yönde hiçbir HTS kaydımın da olmadığı yapılan çalışmalarda açıkça ortadadır. Belirtmek isterim ki bu dosyada en çok önem verilen analizlerden birçok tutuklamaya gerekçe gösterilen HTS ve baz çalışmalarının benim lehime yorumlanması gerekirken hiç dikkate alınmamıştır. Dursun Keleş'in hakkımdaki ifadesi mesnetsiz söylemlerden ibarettir ve tamamen kurgudur. Bu yalan ifadesi sebebiyle beni, sanki Ekrem Bey adına baskı ve şantajla tahsilat yapan birisiymiş gibi göstererek, iddianamede 'yönetici' yazılmama sebebiyet veren tek ifadedir. Daha önce de belirttiğim gibi Dursun Keleş'in hakkımdaki asılsız beyanlarının sebebi benim bu arada Keleş ailesiyle olan husumetimden de kaynaklı olma ihtimali çok yüksektir Eylem 6. Westside. Öncelikle Eylem 6 üzerinde hakkımda verilen ifadeye değinerek benim bu ifadeleri geçersiz kılacak somut verilerle mahkemenizle paylaşmak istiyorum. Benim Westside projesinden iş almak amacıyla herhangi bir baskı yaptırdığım ve birilerini arattığım iddiası asılsız ve üzücü bir iftiradan ibarettir. Projenin kaba inşaatının yapımına ilişkin olarak Westside projesiyle ticari ilişkim 2013 yılında başlamıştır. Ben Westside’ın ilk taşeronluğuna 2013 yılında başladım. Bununla ilgili 2013 yılında yapılan hak ediş, kesilen fatura ve gelen ödemelerin olduğu dosyaya dava dosyasına tarafımızca sunulmuştur. Bu belgeler, taraflar arasındaki ticari ilişkilerin başlangıcını ve sürekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Şunu önemle vurgulamak isterim ki benim taşeronluk işi almak için birini aratmama gerek yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır. Çünkü şirketimin kaba yapı alanındaki makine yatırımları, ekip ekipman yatırımları da yatırımlarıyla Türkiye'nin önde gelen firmalarından olup, bu alanda faaliyet gösteren Türkiye'nin ilk üç firmasından birisidir. Bu durum bugüne kadar yapımını tamamladığımız yaklaşık 10 milyon metrekare inşaatla da sabittir. Ben yaptığım işleri tek tek anlatsam günlerce sürer Biz İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla şehirleri başta olmak üzere birçok şehirde kaba yapı ve anahtar teslim işleri layıkıyla yaptık. Biz adımız, itibarımız, yaptığımız işler sayesinde hiçbir zaman iş arayan konumunda olmadık. Her zaman aranan ve iş seçen konumunda olduk. Bu nedenle hakkımdaki bu asılsız ve onur kırıcı iddiayı kesin bir şekilde reddediyorum. Bir diğer iddia Westside'tan tarafıma devredilen gayrimenkullerin durumu. Westside projesinden aldığım gayrimenkullere gelince izahı şu şekildedir: tarihli savcılıktaki ifademde de açıkça belirttiğim gibi, belediyeyle aramızdaki cari hesaplara mahsuben bize bazı gayrimenkuller verilmiştir ve bu gayrimenkullerin satış bedelleri bizim o dönem yapımını üstlendiğimiz Cevat Güleç ve Ömer Halis Demir okullarının hak edişlerine karşılık verilmiştir. Belirtmek isterim ki bu bahsedilen gayrimenkullerin iki tanesi 2013 yılında, yani şu anda yargılanmakta olduğum suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’na bile gelmesinden önce. Ben bizzat ilk satış lansman döneminde satın aldım. Hatta peşinatlarını da kredi kartımla ödedim. Nitekim bunun belgesini dosyaya sundum. Nereden bilebilirdim ki burada bir sonraki seçimde belediye değişir, bunlar da daha bundan da yıllar sonra buna rüşvet derler. Bilseydim eğer Westside'ın sokağından bile geçmezdim Diğer üç dükkan ise tarihinde gıda şirketim olan Asoy Gıda adına satın aldım. Karşılığında ise kısmen kendi çekimizi, kısmen de müşteri çekine verdik. Sonrasında ise verdiğimiz müşteri çeklerinin karşılıksız çıkması dolayısıyla ek bir protokol daha yapıp yeni bir ödeme şeklinde kısmen nakit kısmen de Westside'ta devam eden taşeron hak edişlerinden kesilerek ödenmesi üzerine anlaştık. Nitekim protokol de dosyaya sunuldu. Burada şöyle bir gerçek var; kendi çeklerimizi ödüyoruz, müşteri çekleri verdiğimiz firma batıyor o dönem. O firmanın o güne kadar yazılan iki tane üç tane çeki yazılıyor, o yazılan çekleri iade ediyoruz yani alıyoruz Westside'tan geriye, onlara nakit ödüyoruz. Geriye kalan çekleri de iade alıp yazıldığı için onlara da devam eden kaba inşaat hakedişimizden kesilmesi şeklinde anlaşıyoruz. Bir diğer dükkan ise tarihinde Westside ile elektrik işlerini yapan Sevinç Elektrik firmasından kısmen nakit ve iki tane de araç takası karşılığı yani bedelini ödeyerek aldık. Bunun da belgelerini dosyaya sunduk. Tüm bu sunduklarım somut delil niteliğindedir ve benim beyanlarımı kanıtlamaktadır. Adına dükkan mı desem büfe mi desem bir tanesi 13 metrekare, bir tanesi de 23 metrekare olan iki dükkanı da Westside'taki taşeron işlerimin karşılığında aldım. 192 metrekarelik bir dükkan ve iki daire ise tarihinde yani okulların protokolünü yaptığımız tarihte tarafımıza verilmiştir. Dosyada sunulan tapu kayıtları, belgeleri, tapuların devir tarihleridir Ön ödemeli veya iş karşılığı alınan daire veya dükkanların sözleşmeleri anlaşma tarihinde yapılır. Tapular da iş bitince verilir. Yani bu eylemdeki tapu tarihleri baz alınmasına ilişkin olarak 2013, 2015 ve 2017 yıllarında aldığım gayrimenkullerin tapuları da 2019 yılında aldığım görülmektedir. Esası sözleşme tarihleridir. Bizim ülkemizde ön ödemeli veya iş karşılığı konut anlaşması sözleşme yapılır. Burada sormak istediğim şudur: Taşınmazları 2017 yılında rüşvet olarak verdik diyen bu müteahhitler, 2017 yılında 2014 yılındaki ruhsatın mı rüşvetini verdiler veya 2019'da daha almadıkları iskanın mı rüşvetini vermektedirler? Kaldı ki bu müteahhitler, bizzat kendi beyanlarında; işlerin görülebilmesi için rüşveti önceden verdiklerini ve işlemlerin sonradan yapıldığını söylemektedirler. Dolayısıyla tüm bu çelişkiler ve tarihsel uyumsuzluklar göz önünde bulundurulduğunda, rüşvet iddiası asılsız bir iftiradan başka hiçbir anlam ifade etmemektedir Ayrıca belirtmek isterim ki; 2017 yılında yaptığım 2 tane okul bulunmaktadır. Okulların yapımı ve gayrimenkul devri tarihlerine bakıldığında, gayrimenkulün satışı ile okulların protokol tarihinin tamamen uyumlu olduğu görülecektir. Dosyaya sunacağımız protokollerle bu savunmamın teyidi yapılabilir. Bu durum, söz konusu gayrimenkulleri okullardaki hak edişlerim karşılığında aldığımı doğrulamaktadır. Kemal Şahin’in, okulların zorla yaptırıldığına dair iddiası gibi bir diğer gerçekten uzak beyanı ise; Santur üzerinden hesabımıza gelen paranın hakediş ödemesi olduğudur. Özellikle belirtmek isterim ki; Cevat Güleç Okulu için gelen ödemeler, cari kapama amaçlı yapılmış işlemlerdir. Dikkatle bakıldığında; bu ödemelerin hakedişle hiçbir ilgisi ve uyumu olmadığı; hep aynı rakamların aynı gün içinde "yatır-çek" şeklinde döndüğü açıkça görülecektir. Ayrıca hiçbir ödemenin okulun yapım sürecinde gerçekleşmediği, aksine okulun açılışından 1 yıl sonraya kaldığı ortadadır Okullar konusunda gerek protokol, gerek yapım, gerekse kapama aşaması dahil tüm süreçleri Şahinler Genel Müdürü olarak bildiğim Ramazan Bey ile yürüttüm. Kendisinin tanık olarak dinlenmesi halinde bu anlattıklarımı teyit edebilecektir. Ayrıca belirtmek isterim ki; Kemal Şahin ile okullar döneminde hiç görüşmedim. Bize bu okulların zorla yaptırıldığı iddiası tamamen gerçek dışıdır. Dürüstçe ve tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki; Beyside projesi için kimseyle ruhsat dönemi veya iskânla ilgili hiçbir görüşme yapmadım. Böyle bir toplantıya katılmadım ya da görüşmeye aracılık etmedim. Dosya ekindeki HTS çalışmaları da beyanlarımı kanıtlamaktadır; bu konuda gerekirse bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ederim. Belirtmek isterim ki buradaki proje ortaklarının hepsi 'tekli ama oldu' tanınmış kişilerdir. HTS baz kayıtlarına bakıldığında bu durum açıkça görülecektir. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda; hakkımdaki ifadelerin kurgulanmış, planlı ve organize şekilde verildiği, hiçbir somut delile dayanmadığı ortadadır. Ben kimseye rüşvet vermedim, kimsenin rüşvetine aracılık etmedim ve hiçbir ruhsat ya da iskân sürecine müdahil olmadım Eylem 7 kapsamındaki Meydan Yakuplu projesi; Muzaffer Beyaz’ın beni araması ve bu proje için teklif istemesi üzerine gerçekleşti. Yaklaşık 10-15 gün içinde proje maliyetlerini hesaplayıp nakit-takas tablolarını hazırlattım. Muzaffer Beyaz’ı aradım, beni Engin Dülger’e yönlendirdi. Engin Dülger’in yanına gittiğimde Tuncay Yılmaz da oradaydı; Beyazlar’ın Avcılar ofisinde bir araya geldik. Orada, 'Daireler maliyeti karşılıyor ama satış olmazsa zorlanırım' dedim. Buna karşılık, 'Biz finansman konusunda seni destekleriz' dediler ve bu güvenceyle işe başladım. Burasının rant elde edilecek veya yüksek gelir sağlanacak bir proje olmadığını özellikle belirtmek isterim; bana kat karşılığı gelse yapmazdım İnşaat sürecinde, Beyazlar adına görevlendirilmiş bir inşaat mühendisi ve proje müdürü sabit ve tam zamanlı olarak şantiyede bulunmaktaydı. Söz konusu proje müdürü, yapılan imalatları ve hak edişleri kontrol ediyor, işi Beyazlar adına denetliyordu. Zaman zaman Tuncay Beyler de geliyordu ve ben bu durumu olağan karşılıyordum; çünkü aynı kişilerin daha önce ortak olduğu Teras Park projesinde de çalışmış ve o projeyi tamamlamıştım. Benim buradaki görevim yalnızca işimi yapmak, yani inşaatı gerçekleştirmekti. Ben bildiğim işi yaptım. Muzaffer Beyaz’ın bu noktada benim aracı olduğuma dair; 'Adem Soytekin bana geldi, 'Başkan bu projeyi istiyor' dedi, sonrasında da bir daire karşılığında payımı Adem Soytekin’e devrettim' şeklindeki beyanı doğru değildir. Kaldı ki Muzaffer Beyaz’ın oraya harcadığı para bir daireden çok daha fazladır; çünkü inşaat ruhsatı, ruhsat harcı, proje bedelleri, yapı denetim bedellerinin ilk kısmı ve arsanın çevrilmesi o dönem en az 3 daire bedeli ederdi. Ayrıca belirtmek isterim ki herhangi bir daire devri de yapılmamıştır Bu eylem kapsamındaki bir diğer iddia olan 'aklama' iddiası ise Mehmet Şahin’in şirketine sattığım dört tane daire ile ilgilidir. Belirteyim ki bu tamamen ticari bir işlemdir. Tarihsel süreci anlatmak, olayın açığa çıkmasını kolaylaştıracaktır: Bu dairelerin satışını tarihinde protokol yaparak, 55 parça çek alarak gerçekleştirdik. İlk çekin vadesi , son çekin vadesi ise 'tür. Son çek ödendikten sonra tapu devirleri yapılmıştır. Çekler şirket kayıtlarındadır. Protokol, mevcut soruşturmadan yaklaşık 11 ay önce yapılmış; ilk çek soruşturmadan sekiz ay önce, son çek ise 3,5 ay önce tahsil edilmiştir Bu zaman çizelgesi açıkça göstermektedir ki; bu işlem soruşturmadan kaçmak veya mal kaçırmak amacıyla yapılmamıştır. Satış açık, kayıtlı ve banka sistemi üzerinden yürütülmüştür. Bunların tamamı belgeli olup tarafımızca dosyaya sunulmuştur. Ayrıca 'mal kaçırma' gibi bir niyetim olsaydı, Yakuplu’daki dört daireyle uğraşmazdım; hesabımda bu dairelerin bedelinin en az 20 katı tutarındaki parayı kaçırmam çok daha kolay olurdu. Şirketimizin aktifinde yer alan birçok aracın değeri dahi bu 4 dairenin toplam bedelinden yüksektir. Böyle bir amaç olsaydı, şirketim adına kayıtlı çok daha yüksek bedelli araçlar ve taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunurdum. Bu tablo karşısında mal kaçırma iddiası hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır. Bu suçlamayı kesinlikle reddediyorum. Ben inşaat yapan bir müteahhidim ve bildiğim işi yaptım. Her işlemim sözleşmeye, resmi kayıtlara ve ticari taahhütlere uygundur. Örgütsel bir yapı içerisinde yer aldığım, aracı olduğum ya da mal kaçırdığım yönündeki iddiaları kabul etmiyorum Eylem 8. Köprülü Kavşak. Öncelikle eyleme konu köprülü kavşağın yapılmasını, Metin Gül ve Muzaffer Beyaz'ın istediğini belirterek açıklamama başlamak isterim. Çünkü bu kavşaklı köprü, Metin Gül'ün Kalekent projesiyle Muzaffer Beyaz'ın Teraspark projesinin ulaşım konusunda doğrudan fayda sağlamış ve rahatlatmıştır. Köprünün yapım aşamasında ilk hak edişimiz 2 milyon TL civarındaydı. Bunun yaklaşık 1 milyon 250 bin TL'sini Kalekent yani Metin Gül, 750 bin TL'sini ise Teraspark yani Muzaffer Beyaz çek olarak ödediler. Bu çekler sıralı ve uzun vadeli çeklerdi. Bu çeklerin tamamını dosyaya sunduk. Ayrıca bu süreçte Fatih Keleş'le birlikte Metin Gül'ün yanına hiçbir şekilde gitmedim. Hiçbir şekilde böyle bir görüşme de yapmadım Şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki verdiğim ifademde tüm bu hususları açıkça anlattım. Tarafımıza verilen çeklerin görsellerini dosyaya bizzat sundum. Gizlediğim hiçbir şey yoktur. Ayrıca bu eylemde hakkımdaki ifadelere değinmek istiyorum. Metin Gül, ifadesinde gerçek dışı beyanlarda bulunarak plan ve kurgu çerçevesinde tarafımın olayın içine dahil edilmesi yönünde çaba göstermektedir. Dahası kendisinin köprünün sonradan ihale ile yapıldığı dahi söyleyebilmiştir. Basit bir sorguyla açığa çıkabilecek bu konuda dahi ne yazık ki tarafıma suç isnadı için yalan söylenmektedir. İlgili belediyeden bahse konu yerin inşası için ihale yapılıp yapılmadığı sorgulanarak bu durum rahatlıkla öğrenilebilir. Sonrasında iddia edilenin aksine bir daha hiç biraraya gelmedim. Hatta köprü için verilen çekleri de almaya ben gitmedim. Kendileriyle 2017 yılında bir husumet yaşamış olmamızdan ötürü hakkındaki iddiaların somut delillerle desteklenmediği sürece dikkate alınmamasını talep ederim. Gerek ihalesiz olduğu açık olan bir işin sonradan ihale edildiğini söyleyerek gerekse uzun vadeli çeklerle ödenen bir meblağın nakit ödendiğini söyleyerek ayan beyan yalan söyleyen bu kişinin beyanlarına itibar edilmeyeceği de ortadadır Şunu önemle vurgulamak istiyorum ki Teraspark'ta Muzaffer Beyaz ve Ekrem İmamoğlu resmi ortaklardı. Dolayısıyla köprü için verilen 750 bin TL'nin bir kısmı zaten Ekrem İmamoğlu'nun payıdır. Hal böyleyken benim Ekrem Bey'in ortağına gidip beni ortağın gönderdi gibi bir şey söylemem akla ve mantığa, hayatın olağan akışına da aykırıdır. Bu eyleme konu olan köprüyü ben layığıyla olabilecek en iyi şekilde vaktinde ve akan trafik içinde yaptım. Hak edişlerimi de beni yönlendirdikleri firmadan tahsil ettim. Yönlendirildiğim firmalar ve hak edişlerime karşılık olarak aldığım çeklerin tamamını da tüm samimiyetimle dosyaya sunmuştum. Yani karşınıza açık yüreklilikle belirtmek istiyorum ki ben sadece işimi yaptım ve bunun karşılığında yalnızca hak edişimi aldım. Durum benim açımdan bundan ibarettir Eylem 10. Özellikle şunu belirtmek istiyorum bu eylem tamamen tarihli etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadeden sonra dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu hususun önemle dikkate alınmasını gerektiğini arz ederim. Konuya Hamit Demir'in birbiriyle çelişen ifadeleriyle başlamak istiyorum. Dosyaya belgeleri sunduğum tarihi öncesinde Hamit Demir'in 22.04 ve tarihlerinde iki defa savcılıkta ifade vermiş ve bu ifadelerinde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmuş ve maddi gerçeği gizlemiştir. Sonrasında ise benim gerçekleri tüm açıklığıyla anlatmam üzerine Hamit Demir ifadesini tamamen değiştirmiş Şöyle ki Demir İnşaat'ta verilen gayrimenkullerin olduğu, bu ifadede geçen Esenyurt Ayışığı Butik Projesi'nden 8 adet gayrimenkulün bu gayrimenkulleri belediyeyle aramızdaki cariye mahsuben aldığımızı fakat Hamit Demir'in bunları belediyeye neyin karşılığında verdiğini bilmediğini beyan edip beyanımı doğrular belgeleriyle dosyaya sunmam üzerine delilleri dosyada mevcuttur Hamit Demir'in verdiği ilk ifadesiyle hiçbir ilgisi olmayan bambaşka bir ifade vermiştir. Bu anlamda Hamit Demir son ifadesinde adaletin doğru şekilde tecelli etmesine yönelik de yanıltıcıdır. Şöyle ki Hamit Demir'in dosyaya sunduğu çekler kapama çeki olduğunu net bir şekilde bilmektedir. Nitekim çekleri bize verdiği gün de banka yoluyla Hamit Demir'in hesabına para gitmiştir. Bununla ilgili dekontları dosyaya sunduk. Fakat Hamit Demir ifadesinde nakit ve çek olarak verdim dediği bu paraların banka dekontunu bilinçli olarak sunmayarak bize vermiş olduğu kapama çeklerini rüşvetmiş gibi göstererek yine gerçeği gizlemeye çalışmıştır Bu noktada huzurunuzda sistemin işleyişini anlatabilmek adına bu eylemde yer alan mahsup diye bilinen yöntemin işleyişinden kısaca bahsetmek istiyorum. Belediye bize 2 milyon TL alacağımıza karşılık 2 milyon TL'yi bize gönderir. Biz de o parayı aynı gün içinde Demir İnşaat'a göndermişizdir. Demir İnşaat da bu parayı belediyeye göndermiştir. Biraz karışık anlattım sanırım. Böylece Demir İnşaat belediyeye borcunu ödemiş olur. Belediye de Demir İnşaat'tan alacağını almış olur. Keza belediye bize olan borcunu da ödemiş olur. İşlem sonucunda ise Demir İnşaat bize borçlanmış olur, bu borcunu da verdiği çeklerle kapatmış olur. İşte tarafıma rüşvet olarak verildiği suçlaması yapılan çekler tamamen mahsup ve kapama amaçlı çeklerdir. Bu işleyiş belediyeye iş yapan ve belediyelerden dönem dönem ödemesini uzun vadede alamayan firmaların kendi bulduğu belediyeye harç ödemesi olan firmalarla yaptığı kapama mahsup yöntemidir. Tekrar vurgulamak istiyorum ki bu eylemin ortaya çıkışında dosyaya yansıması ve tamamen benim sunduğum belgeler sayesinde olmuştur. Ben dosyaya belgeleri sunarak tüm gerçeklerden devletimin de haberdar olmasını isterim. Vicdanen de hukuken de rahatlıkla söylüyorum ki ben sadece bildiğim iş olan inşaat yaptım, aldığım bedeller yalnızca emeğimin ve hak edişlerimin karşılığıdır Eylem 11 ve 12. Bu eylemler bakımından şunu çok net söyleyebilirim ki benim şu an burada olmamın, yaklaşık bir yıldır özgürlüğümün elimden alınmasının, tek başıma 12 metrekarelik yüksek güvenlikli cezaevinde kalmamın ve bütün şirketlerime kayyum atanmasının sebebiyet veren durum bu eylemlerde adı geçen okullar, kreşler, cami, yurt binası, taziye evi, kent meydanı, kültür merkezi, gençlik merkezi, köprü, kavşak, geçici deprem konutları gibi kamu yararına kullanılan ve bugün dahi hala kamu tarafından kullanılmakta olan bu yapıları inşa etmemdir. Ben tarihindeki ifademde bu yapıları yaptığımı ve bedellerini de bize yönlendirilen firmalardan bazen daire veya dükkan karşılığında bazen de uzun vadeli çekler karşılığında bazen ise nakit olarak yapılan ödemeleri aldığımı ifade ettim. Bu noktada yaptığımız işlere ilişkin tüm hakediş kapaklarını, ödeme tablolarını, ticari kayıtları, mevcut belgeleri dosyaya sundum. Dosyada bugün eylem olarak yazılan birçok husus da bizzat benim sunduğum bu belgeler sayesinde oluşturulmuştur. Bu süreçte suç gizlemeye çalışan bir kişinin değil, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen ve sürece samimiyetle katkı sunan bir Türk vatandaşının tutumudur. Belirtmek isterim ki bu iki eylemin taraflarıyla benim hiçbir temasım bulunmamaktadır Bu eylemlerdeki müşteki şüpheli ve bize bu ödemeleri yapan kişilerin ifadelerinde de açıkça beyan ettikleri gibi aramızda hiçbir iletişim bulunmayıp tanışıklığımız dahi yoktur. Nitekim dosyadaki HTS kayıtları da bu durumu doğrulamaktadır. Bu kişilerden bize yapılan ödemelerin karşılığında belediyeyle aralarında nasıl bir anlaşmaya ilişkin ticaret vesaire olduğunu hiç bilmiyorum. Bunun bağış mı, sosyal donatı katkısı mı yoksa rüşvet mi olduğu konusunda bilgim olması mümkün değildir. Ben belediyeyle firma arasındaki ilişkiyi denetleyen bir makam değilim. Ben yaptığım işlerin bedelini alan bir müteahhidim. Ve tüm bu süreçte aldığım çekler ve yaptığım işler, tamamen cari hesap karşılığıdır. Hak ediş bedelleri de ticari faaliyetimin doğal bir sonucudur. Bu noktada; yapımını ihalesiz ve kamu kaynağı kullanmadan gerçekleştirdiğim, bu eylemde adı geçen yapıların dosyaya sunduğum hak ediş kapaklarındaki birim fiyatlarının ve toplam tutarlarının kontrolü ile bu yapılarda kamu kaynağı bulunup bulunmadığının tespiti, yapılacak bir bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkacaktır. Nitekim avukatlarım aracılığıyla tarihinde mahkemenize verdiğimiz dilekçede de bu talebimizi ayrıntılı biçimde ortaya koymuştuk. Bilhassa uzman bilirkişiler görevlendirilerek keşif yapılmasını talep etmiştik. Böyle bir bilirkişi incelemesi yapıldığında; burada ileri sürdüğüm savunma ve beyanlarımın birebir doğrulanacağına dair en ufak bir tereddüdüm yoktur. Şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki; ben rüşvete hiçbir suretle aracılık etmedim ve rüşvet almadım. Aldığım bütün ödemeler, alnımın teri kadar helal olan ve hak edilen ödemelerimdir Eylem 23. Bu eylemdeki olayı, tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki ifademde tüm açıklığıyla anlatmıştım. Tekrar değinmem gerekirse; 2022 yılında Metin Gül beni arayarak, konuya konu olan üst geçitlere ilişkin görüşmek istediğini söyledi. Avenue projesinin yönetim ofisinde bir araya geldik. Metin Gül görüşmede yapılacak olan 2 tane üst geçitten bahsetti, projelerin hazır olduğunu söyledi ve bunları yapmamızı istedi. Akabinde hazırladıkları projeyi Metin Gül’ün şantiye müdürü olan Ali Demirel, bizim şirket müdürümüz Bülent Yılmaz’a gönderdi. Sonrasında fiyatlandırma ve sözleşme aşamasını şirketimizin genel müdürü Bülent Yılmaz yürüttü. Belirtmek isterim ki Bülent Yılmaz, daha önce Metin Gül’ün de şirket müdürlüğünü yapmıştı; bu sebeple süreci beraber yürüttüler. Hatta dosyaya sunduğumuz 16 milyon 101 bin TL artı kâr payı tutarındaki sözleşmeyi de şirketim adına Bülent Yılmaz imzalamıştır. Projenin bütün iş takibi Bülent Yılmaz tarafından yapılmıştır; iş takibinin kendisi tarafından yapılması talebinin de Metin Gül’den geldiğini vurgulamak isterim Akabinde bize 16 milyon 101 bin TL’nin yüzde 50’si olan yaklaşık 8 milyon TL’nin nakit avans olarak verilmesi gerekirken, sözleşmede de görüleceği üzere nakit temin edilememiş; onun yerine tarafımıza 10 milyon TL bedelli, uzun vadeli ve sıralı çekler avans olarak verilmiştir. Bu çekler de tarafımızdan dosyaya sunulmuştur. Sonrasında bir gün Metin Gül beni arayıp buluşmak istediğini söyledi; bunun üzerine Avenue’nun girişindeki bir kafede buluştuk. Metin Gül bana, avans olarak gelen paranın 2 milyon TL’sini Fatih Keleş’e vermemi söyledi. Ben de kendisine açıkça böyle bir nakit gelmediğini, gelenlerin çek ve ileri vadeli olduğunu belirttim. 'Benim ticaretim seninle, ben kimseye senin adına ödeme yapamam' diyerek talebini reddettim. Bu nedenle aramızda bir gerginlik de oldu; o anda tartışmayı büyütmemek için 'tamam' diyerek konuyu kapattım. Zaten Fatih Keleş’e de böyle bir parayı hiçbir zaman vermedim Büyük köprünün izinleri yaklaşık bir yıl uzadı ve bu süreçte maliyetler çok hızlı arttı. Bize gelen projeler ile bizim hazırlattığımız projeler arasında büyük farklar oluştu. Bu sebeple biz küçük olan köprüyü bitirdik; büyük olan köprünün ise ayak imalatlarını yapıp hakedişini düzenledik ve faturasını kestik. Yani aldığımız 10 milyon TL'lik avans karşılığında faturayı kesip konuyu kapattık. Nitekim bu faturayı da dosyamıza sunduk. Sonrasında Fatih Keleş bana, Metin Gül’den 2 milyon TL alacağı olduğunu söyleyerek bu parayı sordu. Ben de öyle bir 2 milyon TL olmadığını, nakit paranın hiç gelmediğini, aldığım çeklerin vadesinin çok uzun olduğunu ve gelen çeklerin tamamının ancak yaptığım hakedişi karşıladığını belirttim. Alacağı varsa kendisinin Metin Gül’den alması gerektiğini, bunu vaktinde Metin Gül’e de söylediğimi ifade ederek konuyu kapattım Bu eylemde konu olan olaylar anlattığım gibi gelişmiş olup, sunduğum belgeler sayesinde iddiaların ötesine geçip somutlaşmıştır. Metin Gül ifadesinde; 'Köprüleri ben yaparsam izinleri alırım' dediğimi ve 17 milyon TL’ye anlaştığımızı, sonra izinler için farklı kişinin devreye gireceğini ve buna karşılık 2 milyon TL verileceğini iddia etmektedir. Oysa dosyada mevcut yazılı sözleşme bedeli 16 milyon 101 bin TL’dir. Ayrıca iddia edildiği gibi 'İzinleri ben alırım' diyerek bir anlaşma yapılmışsa sonradan 'İzinleri Fatih Keleş alacak' denildiğinde Metin Gül’ün buna hiç itiraz etmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. İlk anlaşmanın temel unsuru değişirken sessiz kalınması ticari hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz. Ayrıca yaptığımız köprünün İBB ile bir ilişkisi olmadığı gibi; izin süreci, Metin Gül’ün de yakinen tanıdığı Hasan Akgün’ün başkanı olduğu Büyükçekmece Belediyesi’nin sorumluluğundaydı Eylem 25. sayın başkanım, sayın heyet; savunmamda bu eylemin de soruşturma aşamasında sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıktığını belirterek başlamak istiyorum. Şöyle ki; tarihli ilk etkin pişmanlık ifademde olaylardan bahsettim. tarihinde ev hapsiyle tahliye olduktan sonra dosyaya tarihinde birçok belge sundum. Bu belgelerin bir kısmını da şu an konuştuğumuz Eylem 25 oluşturmaktadır. Şunu ifade etmek isterim ki; bu eylemde iki çeki dosyaya sunarken banka dekontunu sunamadık. Bunun sebebi benim ev hapsinde olmam ve şirketlerimin kayyım yönetiminde olmasıdır. Şirket evraklarına kayyımlar aracılığıyla ulaşabildiğimiz malumunuzdur. Amacım doğruların ortaya çıkmasıdır; gerçekleri gizlemek gibi bir niyetim hiç olmamıştır. Kaldı ki çekleri bizzat sunan taraf olarak dekontu gizlememin mantıklı bir açıklaması olamaz Bu süreçte aldığımız tüm ödemeler, Eylem 11'de bahsi geçen kamu adına yaptığımız yapılara istinaden tahakkuk eden hak edişlerimize ilişkindir. Kamu mülkiyetinde bulunan bu yapıların inşasında hiçbir şekilde kamu kaynağı kullanılmamış, ödemeler tarafımıza yönlendirilen firmalar üzerinden yapılmıştır. Yine belirttiğim gibi; bu ödemelerin hangi amaçla yapıldığını ve neyin karşılığı olduğunu bilmemekteyim. Müşteki beyanlarından da anlaşılacağı üzere, aramızda herhangi bir tanışıklık yoktur. Tanımadığım kişilerin belediye ile arasındaki anlaşma sürecini bilmem mümkün değildir. Ben kamu görevlisi değilim; sadece işini yapan ve hak edişini alan bir müteahhidim. Tüm durumum bundan ibarettir Eylem 27. bayın başkanım, sayın heyet; açıkçası ben bu eylemde ne ile suçlandığımı gerçekten anlayabilmiş değilim. İfadeler üzerinden savunma yapmam gerekirse; ben Bahattin Uçar'ı 2015 yılından, yan yana olan şantiyelerimizden bilirim. 2015 yılında ben Güneşli Basın Ekspres bölgesinde Asoy olarak tek başıma 500 konutluk bir proje yaparken; aynı tarihte Bahattin Uçar, diğer 3 ortağıyla birlikte 250 konutluk bir proje yapıyordu. Dolayısıyla birbirimizi ismen tanırdık. Bahattin Uçar ile ortak bir arkadaşımız aracılığıyla Florya'da bir balıkçıda bir araya geldik. Görüşme talebi ortak arkadaşımızın önerisiydi; amacı bizi şahsen tanıştırmaktı. Benim herhangi bir görüşme talebim olmamıştır Şunu net olarak belirtmek isterim ki ben, ihalesi 8 ay önce yapılmış, işe başlanmış ve üstelik Bahattin Uçar'ın tek başına yapmadığı, hatta tek başına söz hakkının bile olmadığı bir projeye ortak olunamayacağını bilecek kadar meslek erbabıyım. Kaldı ki benim bu projeye ortak olmak ya da projeyi almak gibi bir niyetim olsaydı; bir KİPTAŞ müteahhidi olarak davet edilmediğim bu iş için "gerekli rekabet sağlanmamıştır" diyerek ihalenin iptali amacıyla mahkemeye başvururdum. Böyle bir imkan varken aylarca bekleyip bir müteahhide tehdit ederek projeye ortak olmaya çalışmak mantık dışıdır; çünkü bir ortaklık tehdit ile başlamaz. Benim Bahattin Uçar'ı İBB üzerinden tehdit ettiğim iddiası tamamen hayal ürünüdür. KİPTAŞ şantiyelerinde İBB'nin kontrolü belirleyici değildir; İBB kontrol dahi yapmaz, buna yetkisi de yoktur. Bütün işlemler, ifadede geçtiği üzere satış onayı da dahil olmak üzere KİPTAŞ'ın kendisi tarafından yürütülür. Hal böyleyken ben Bahattin Uçar'ı kiminle tehdit edebilirim? Kendisinin arkadaşı olan ve İBB'nin bütün iştiraklerinin başında yer alan Ertan Yıldız'la mı? KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'la mı yoksa Ekrem İmamoğlu ile mi? Kaldı ki Ertan Yıldız, tarihindeki ifadesinde; kendisinin ve Ali Kurt'un bu işin Adem Soytekin gibi birisine verilemeyeceğini, benim yetersiz kalacağımı düşündüklerini açıkça beyan etmiştir. Elbette hangi firmanın büyük olduğunu bu kişilerin mesnetsiz beyanları veya karalama kampanyaları değil; yapılan işler, cirolar, teslim edilen daire sayısı, müşteri memnuniyeti ve ticari hacimler belirler. Kendi ifadelerine göre beni yetersiz bulan ve bu işi bana vermeyi uygun görmeyen bu kişilerin adını kullanarak benim bir müteahhidi tehdit etmem nasıl mümkün olabilir? Bu kişiler benim yetersiz olduğuma kanaat getirmişler ki beni ihaleye dahi davet etmemişler. Tekrar ifade ediyorum: Bu eylem kapsamında kimseyi tehdit etmedim. İddialar tamamen gerçek dışıdır ve yanımızda bulunan ortak arkadaşımız bu görüşmenin şahididir. Çağrılması durumunda gerçeği anlatacağı kanaatindeyim Eylem 28, KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri. Yine bu eylemde 16/06/2025 tarihinde savcılıkta vermiş olduğum etkin pişmanlık kapsamındaki ifadem sayesinde ortaya çıkmıştır. Etkin pişmanlıkta ifade vermemin sebebi gerçeklerin tam açıklığıyla ortaya çıkmasını sağlamaktır. 2022 yılının başlarında KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri Yerinde Dönüşüm Projesi'nde müteahhit payına düşen 352 dairenin 300 tanesinin satışları yapıldı ve peşinatlar KİPTAŞ'ın hesabında toplandı. Her ne kadar bu daireler müteahhit payı olsa da bütün satışlar KİPTAŞ üzerinden yapılırdı ve KİPTAŞ'ın onayına tabiydi. Bu süreçte bu satışlardan toplanan paranın müteahhitlere aktarılması noktasında dönemin KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, bizden 500 bin dolar para istemiştir. O süreçte benim kasamda bu miktarda hazır nakit bulunmaması sebebiyle şirket çalışanlarımdan Altan Gözcü'yü aynı projede ve birçok projede ortağım olan Erdal Tokmakçı'ya gönderdim. 400 bin dolar, 400 bin dolarını oradan aldırdım. Üstüne kendim tamamladım ve Murat Erenler aracılığıyla Ali Kurt'a ulaştırdım. İddiamın arkasındayım. Eğer istedikleri parayı vermeseydim hakkımız olan parayı vaktinde alamayacaktım. Çünkü istenilen o paranın verilmemesi halinde KİPTAŞ hesabında bulunan müteahhitlere aktarılması gereken paranın tarafımıza uzun süre aktarılmayacağı açıkça ifade edilmişti. Alacağımız miktar da oldukça yüksek olup ciddi bir finansal yük altındaydık. Bu sebeple işlerimizin aksamaması için Ali Kurt'un dediğini yapmaya mecbur kaldık Bu arada 500 bin dolar kim tarafından verildi meselesine de açıklık getirmek istiyorum. Çünkü Erdal Tokmakçı'nın beyanlarından hareketle bazı savunma yapan sanıkların benim bu konuda beyanlarımın gerçeği yansıtmadığı suçlamasıyla karşılaştım. Olayın olgusu 16/06/2025 tarihindeki etkin pişmanlık ifademde ve az önce beyanımda belirttiğim gibidir. O tarihte bizden istenen 500 bin dolar kasanın, dolardan kasamdan 100 bin dolar çıkarabildim ve kalanı olan 400 bin doları da o dönem o şantiyedeki ortağım olan Erdal Tokmakçı'dan aldım. Bu noktada Erdal Bey'in KİPTAŞ tarafından istenen bu 500 bin doların tamamını kendisinin verdiği ne maksatla verdiğini ne maksatla söylediğini açıkçası ben de merak etmekteyim. Kaldı ki bu eylemin beyanları ve sunduğumuz belgeler açığa çıkartan kişi benim. 500 bin doların tamamını Erdal Bey vermiş olsaydı bunu da belirtirdi. Niçin 100 binini ben verdim diyeyim? Zaten kendisiyle olan ortaklığım cari hesaplarında da bu kayıtlarda da bu mevcuttur. Ayrıca ben uydurma bir belge yapsaydım 'Kasamda bu para vardı, kasamdan ödedim' desem, bir tane de kendi şirketimin kasa makbuzunu koysam ne olurdu? Yalan olurdu. Yanlış denen beyan, doğru olandır. Beni tanımayanlar yalan söylemediğimi bilmezler Eylem 30. Pendik İGDAŞ Arkatlı Evleri. Bu eyleme konu 16 Haziran 2025 tarihinde verdiğim ifadede detaylıca bahsetmiştim, tekrardan değinmem gerekirse: Biz bu üç gün ve bu arada bir araya gelerek kurduğumuz ALK-ASOY-Kurumsal adi ortaklığı olarak Kiptaş'a ait olduğunu bildiğimiz arsayı; Kiptaş'tan garanti hasılat ve gelir paylaşımı şeklinde, kapalı zarf usulü katıldığımız ihaleden aldık. Hatırladığım kadarıyla bizden başka 5 veya 6 tane daha firma ihaleye katılmıştı. Bu noktada müştekinin 'ihalesiz aldılar' beyanının gerçek dışı bir beyan olduğu görülmektedir. Akabinde biz garanti ettiğimiz hasılatı yükleyip Kiptaş'a yatırdık. Teminatlarımızı tamamlayıp sözleşme imzaladık ve proje hazırlama sürecine geçtik. Hemen sonrasında yer teslimi alıp işe başladık. Bizim Kiptaş'a arsa tapusunun nasıl edinildiğini sormak gibi bir hakkımız söz konusu dahi değildir. Kaldı ki biz resmi ihaleyle alıyoruz. Dolayısıyla tapunun Kiptaş'a ait olmadığını bilsek bile bu durumu sorgulamaya hakkımız bulunmamaktadır Özellikle şunu vurgulamak istiyorum ki; ben bu işi yapmak amacıyla oluşturulan adi ortaklığın 3 ortağından birisiyim. Benim tek başıma hiçbir söz hakkım bulunmamaktadır, temsil yetkim de yoktur. Her işlem 3 imzayla yapılabilmektedir. Biz, Malazlar ve Kiptaş arasında bir sorun olduğunu, açılmış bir dava nedeniyle şantiyemize keşfe gelinmesiyle öğrendik. Bu konuyu öğrendiğimiz gibi hemen ortaklarla toplantı yaparak konuyu değerlendirdik ve akabinde randevu alıp aynı günün içinde Kiptaş'a gidip Ali Kurt'la görüştük. Bize söylenen şu oldu: Arsa karşılığı verilen bazı dairelerin geciktiği için teslim alınıyorlar, karşılığında para isteniyor. Belirtmek isterim ki ben Şükrü Malaz'ı hiç tanımadım, kendisiyle bir husumetim de bulunmamaktadır. Fakat ifadelerinden anladığım kadarıyla kendisi şantiyeyi çok sıkı takip etmektedir. Şantiyenin bu denli sıkı takipçisi olan biri, benim şantiyeyi tek başıma yapmadığımı da çok iyi bilecek durumdadır. Buna rağmen hem apaçık şekilde işin ihalesiz alındığını söyleyebilmekte hem de sadece benim şirketimin adını geçirerek, hatta daireleri benim şirketimin teslim ettiği iftirasını atmaktadır Şunu da özellikle belirtmek isterim ki satışlarda yasak olduğunu söylemektedir. Satışlarda yasak olduğuna dair bize gelen herhangi bir bildirim veya tebliğ yoktur. Hatta satışlarda banka kredisi kullanan müşterilerimiz de mevcuttur. Ayrıca satış sürecine değinmek istiyorum. Satışa ilişkin hazırlıklarımızı tamamladığımızda Kiptaş'tan satış onayı bekliyorduk. Ali Kurt ortakları çağırıp bize, satış onayı beklediğimiz 350 daireden 100 tanesinin ayrılmış olduğunu gösteren bir liste sundu. Bunların fiyatlarının metrekaresi 10 bin TL olacağını ve ödeme şekillerinin de 2 alternatif şeklinde bulunduğunu söyledi. Ödeme şekillerinden birisi %50 peşin kalanı teslimde vade farksız olarak, diğeri ise yüzde 25 peşin kalanı 24 taksit vade farksız olarak belirlenmişti. Bu dairelerin Kiptaş, İBB personeli ve bazı CHP yöneticilerine verileceğini bize Ali Kurt söyledi. Biz hem fiyat hem de ödeme şekillerine ısrarla itiraz ettik, ancak ne kadar dirensek de sonuç alamadık. Bu şekilde bize ait olan bu 100 dairenin bu şekilde satılması bize açıkça zarar ettiriyordu; çünkü bu iş özelinde Kiptaş'ın payı garantiydi. Bunun üzerine biz de "Bari aynı ödeme şartlarıyla ve metrekare fiyatıyla bir daire alalım" diye teklif yaptık. Kiptaş bu 100 dairenin 70'inin kime satılacağını belirledi, kalan 30 daireyi ise biz 3 ortak olarak paylaştık Ben, bu 12 daireyi şirket çalışanlarının üzerine aldım. Bu durumu da önceki ifadelerimde detaylı olarak anlatmıştım. Personelin hiçbirinin daire alımını menfaat karşılığı yapmadığı açıkça ortadadır; buna rağmen bir süre tutuklu kalmışlardır. Bu noktada esas önemli husus da bu dairelerin hiçbirinin o dönemdeki rayicin altında tarafımızca Kiptaş'tan satın alınmadığı hususudur. Çünkü bize ait olan daireyi zaten satın almamız da mümkün değildir; biz sadece Kiptaş'ın belirlediği ödeme şekliyle satış izni aldık. Kaldı ki bu satış bedeli de dediğim gibi rayicin altında değildi. Basit bir bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkabilecek bu durum, zaten tarafımıza atılan kamu kurumunu zarara uğratma suçlamasını da tamamen çökertmektedir Bu eylem kapsamında kamuyu zarara uğrattığımız iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Az önce söylediğim gibi dairelerin hiçbiri rayicin altında alınmamıştır. Daha önemlisi ise; ben ve ortaklarımın bu işin yapımı ve satışı sürecinde aldığımız ve uyguladığımız kararlar sayesinde garanti ettiğimiz paranın yaklaşık 10 katına yakın para Kiptaş'ın, yani kamunun kasasına girmiştir. Kiptaş'ın bu kadar kar kazandıran başka bir ihalesi olduğunu hiç zannetmiyorum. Şöyle ki; bilindiği gibi kamu kurumu olması sebebiyle gerek teslim ettiği konut sayısı bakımından gerek ise geçmişten gelen marka değerinden ötürü konut satış potansiyeli çok yüksek bir kurumdur Kiptaş. Bugüne kadarki satışlarına bakıldığında, satışa çıktığı projeleri 1 ay içinde satıp bitirdiği görülecektir Biz bu projede satışa çıktığımızda 1 haftada 350 daireyi sattık. Eğer ki satışa devam etseydik bir ay içinde bu projenin de tamamını satardık. Hatta 10 binden değil 15 binden, hatta 18 binden bile satsaydık Kiptaş'ın kasasına bizim taahhüt ettiğimiz paranın maksimum iki katına yakın bir para girerdi. Biz de bu hazır parayla projenin müteahhitleri olarak şantiyeyi satışlardan gelen parayla çevirir ve ilerletirdik. Sözleşmemizin tamamı ve ihale şartnamesi buna uygundur ama bu kolay olan yoldur. Fakat biz kolay yolu seçmedik. Biz 350 dairenin satışı sonrası satışları durdurduk. Müteahhitler olarak işi kendimiz finanse etmeye karar verdik. Ortaklar olarak hem şantiyeyi hem de Kiptaş'a garanti ettiğimiz taksitleri bir yılı aşkın süre boyunca kendimiz finanse ettik ve ödedik. Genelde ortaklarım da ben de dönem dönem kredi kullanarak ödedik, finanse ettik. Buna ilişkin somut belgeler de şirket kayıtlarımızda ve banka kayıtlarımızda mevcuttur Yaklaşık 1 yılı aşkın süre sonrasında satışa çıktığımızda ise projenin hepsi teslim aşamasına gelmişti. Ayrıca maliyetlerden kaynaklı fiyat artışı da yaşanmıştı. Metrekaresi 15 bin TL'den kapattığımız satışları bu kez metrekaresi 50 bin TL'den satışa açtık. Sırasıyla metrekaresi 50 bin, 60 bin, 65 bin TL olacak şekilde satışlar gerçekleştirilmiştir. Böylece bizim müteahhitler olarak uyguladığımız bu kararların satış toplam gelirini artırdığı çok net ve açıktır. Uyguladığımız bu karar sayesinde Kiptaş'ın kasasına, ihalede taahhüt ettiğimiz paranın yaklaşık 10 katına yakın kadar para girmiştir. Dolayısıyla ortada bir kamu zararı değil, olsa olsa kamu kârı mevcuttur Burada bitirmeden şu hususa değinmek isterim ki; tek başıma bir ortaklık yoluyla üstlenilen ve KİPTAŞ'ta tek başıma bir proje, ortaklık yoluyla da iki proje üstlenildi, iki projemiz bulunmaktadır. Bu projelerin hiçbiri lüks semtlerde, lüks segmentte ya da tarafımıza yüksek kazanç sağlayabilecek ihtimali olan projeler değildir. Yani Maslak, Bakırköy, Beşiktaş gibi yüksek gelir potansiyeline sahip projelerde de yer almış değiliz. Sayın Başkanım, Eylem 31, Eylem 33, Eylem 38 ve Eylem 43. Yani bunlardaki her şey aynı olduğu ve kimseyi tanımadığım için bunlara tek savunma yapmak istiyorum. Bu eylemlere ilişkin ortak savunma olarak şunları söyleyebilirim. Eylem 31, Eylem 33, Eylem 38 ve Eylem 43 kapsamında dosyada yer alan bu hususlar tarihli Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğum etkin pişmanlık kapsamındaki ifadem sonrası dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Özellikle vurgulamak isterim ki bu eylemlere ilişkin belgeleri, ilişkin bilgileri herhangi bir gizli araştırma veya başkaca bir bildiri sonucu değil bizzat benim kendi hür irademle gerçekleri ortaya çıkarmak amacıyla verdiğim ifademde sunduğum evraklar sayesinde dosyaya girmiştir. Bu durum tek başına dahi benim saklanmak saklamak ya da gizlemek istediğim bir husus olmadığını açıkça göstermektedir Şunu özellikle belirtmek isterim ki bizim yaptığımız bu işlerde kamu kaynağı kullanılmamıştır. Yapılan işlerde kamuya yönelik hizmet niteliğinde olmakla birlikte bu işlerin finansmanı doğrudan kamu bütçesinden karşılanmış, buna rağmen söz konusu işler tarafımızca gerçekleştirilmiştir. Bu işler karşılığında doğan alacaklarımızın tahsili ise belediyenin yönlendirdiği üçüncü kişiler tarafından karşılanmıştır. Ancak bu üçüncü kişilerin belediyeyle olan ilişkilerin niteliğini ve yapılan ödemelerin bağış mı, sosyal donatı katkısı mı yoksa başkaca bir ilişkiden mi kaynaklandığı kaynaklandığı hususları benim bilgim dışında kalan konulardır. Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere bu ödemeler doğrudan kamu kurumundan değil bize yönlendirilen firmalar aracılığıyla yapılmıştır. Bu durum yalnızca bu eyleme özgü değildir. Bu ödemeler o dönemde yapılan bazı işlerde benzer uygulamalarla karşılaşıldığı karşılaşıldığı görülmektedir. Ancak burada tekrar ifade etmek isterim ki ben bu firma sahiplerini tanımamaktayım. Bu firmanın belediyeyle nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmem mümkün değildir. Bu firmanın hangi sebeple yönlendirildiği, belediye ile arasında nasıl bir ilişki bulunduğu veya bu ödemelerin hangi idari süreç kapsamınca gerçekleştirildiği hususları benim bilgim ve kontrolüm dışında olan konulardır Ben kamu görevlisi değilim, belediyeyle herhangi bir görevim, yetkim ya da idari bir sorumluluğum yoktur. Belirtmek isterim ki Saraçhane'ye iki defa gitmişimdir yedi yıl boyunca. İdari sorumluluğum hiçbir zaman da olmamıştır. Bu nedenle belediye içerisinde yürütülen idari süreçlerin hangi şekilde ilerlediğini veya firmalar arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu bilmem de mümkün değildir. Benim bu süreçteki konumum son derece açıktı. Ben bir müteahhit olarak en iyi bildiğim işi yaptım, yıllardır olduğu gibi inşaat yaptım, projeler gerçekleştirdim ve yaptığım işler karşılığında doğan hakediş alacaklarımı tahsil sürecinde yer aldım. Dosyada yer alan ödemelerin tamamı da gerçekleştirdiğimiz işler karşılığı doğan alacaklarımızın tahsiline ilişkindir. Bunun dışında herhangi bir menfaat temini, aracılık ya da suç teşkil edecek bir faaliyetin içinde bulunmadım. Kaldı ki dosyada tartışılan bu hususlar benim gizlediğim ya da sakladığım konularda değildir. Tam aksine benim etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadede ve dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Eğer gizlemek gibi bir niyetim olsaydı bu bilgileri bizzat kendim dosyaya sunmam hayatın olağan akışına da aykırı olurdu. Sonuç olarak bu eylemlerde yer almamın sebebi herhangi bir menfaat ilişkisi değil yıllardır yaptığım iş olan inşaat faaliyetleri ve bu faaliyetlerden doğan hakediş alacaklarımın tahsil edilmesi sürecidir Eylem 46 Hatay Geçici Yaşam Alanı. tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki ifademde bu eyleme ilişkin olarak tarafıma ihalesiz ve bağışçı yöntemiyle işler yaptırıldığını beyan etmiştim. Hatay Geçici Yaşam Merkezi Eylem 11'de isimleri geçen işlerden sadece bir tanesidir. Bu proje ülkemizde 6 Şubat 2023'te yaşanan deprem felaketi sonrasında ortaya çıkan barınma sorununa bir nebze de olsa çözüm sağlamak amacıyla yapılmıştır. Söz konusu işin öncülüğünü, proje hazırlığını ve imalat kontrolünü KİPTAŞ yürütmüştür. Yaklaşık 60 dönüm büyüklüğünde ve HATSU'ya ait olan bu arazi üzerinde 111 adet 2+1, 90 adet 1+1 olmak üzere toplam 201 konut yapılmıştır. Bu konutların altyapıları dahil olmak üzere tüm elektrik, mekanik işleri ve bütün ana yolları ve ara yolları, ayrıca basketbol ve voleybol sahaları, çocuk oyun alanları, bunlara ilaveten 1 adet kreş, bir adet sağlık ocağı, bir adet kütüphane, bir adet kitap kafe ve 15 adet ticari dükkan, ayrıca yaşlı bakım merkezi ve idari ofislerden oluşan kompleks bir yaşam alanıdır. O dönemin tüm zorluklarına rağmen dört ay gibi kısa bir sürede tamamlayarak HATSU'ya teslim edilmiştir Bu eylem ile hakkımızdaki diğer eylemler arasındaki benzerlik şudur. Biz önce işe başlıyoruz, ardından işi kendi finansmanımızla tamamlıyoruz ve sonrasında teslim ediyoruz. İşi teslim ettikten aylar sonra bağışçı bulunuyor ve bu firmalar tarafından tarafımıza ödeme yapılarak hakedişimiz ödeniyor. Buna ilişkin tarihlere bakıldığında tarihlerin anlattıklarımı birebir doğruladığı açıkça görülmektedir. Nitekim biz işe nisan ayında başlıyor, ağustos ayında ise teslim ediyoruz. Bu durumu kanıtlar nitelikte teslim tutanakları dosyaya sunuldu. Ayrıca bu noktada belirtmek isterim ki bağışçı hemen bulunmamaktadır. Bu projede bağışçı ödemesini aralık ayı sonunda, ikinci ödemesini ise şubat ayında yapmıştır. Dolayısıyla biz paramızı işe başladıktan yaklaşık 8-10 ay sonra alabilmiş durumdayız." Duruşmaya ara verildi. Adem Soytekin “Bilmeyen bilsin” diyerek “bozkurt” işareti yaparak salondan ayrıldı. İmamoğlu da ardından cumhurbaşkanı sloganlarıyla alt kata indi Aranın ardından savunmasına devam eden Soytekin, şunları söyledi: "Benim bu işin içerisinde yer almamın sebebi, sadece ve sadece işimi yapmamdır. Ben, iddia edilen rüşvete aracılık etmedim. Tarafıma yapılan ödemeler bizim hak ediş alacaklarımızdı. Ben yaptığım işin karşılığı olan hak ediş paralarımı aldım Sayın Başkanım, Eylem 85 v e Eylem 89. Bu eylemlere dair kısa bir savunma yapacağım. Ne olduğunu anlatacağım. İddianamede Sulkan İnşaat isimli firmanın, sözde bir suç örgütü kapsamında faaliyet gösterdiği ve kamu kurum kuruluşlarını zarara uğrattığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Özellikle, açıkça ifade etmek isterim ki Sulkan İnşaat, pazarlama ve ticaret yapan ticari faaliyetlerini tamamen yasal çerçevede yürüten bir firmadır. Bu firmanın herhangi bir örgütsel bağlılığı, bağlantısı olduğu yönündeki iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede yer alan alt ihalelerin Sulkan İnşaat üzerine verilerek kamu zararına sebep olduğu şeklindeki değerlendirmeler ise tamamen soyut varsayımlara dayanmaktadır. Hangi işin, hangi kurumun, ne şekilde zarara uğradığına ilişkin somut bir tespit ortaya konulmuş değildir Herhangi bir bilirkişi raporu, teknik inceleme veya mali tespit bulunmadan bu şekilde sırf ihale alınmış olmasına bağlanan sonuç da kabul edilebilir değildir. Kaldı ki Sulkan İnşaat tarafından burada kamu zararına uğratıldığı denilen yapılan tüm işler fiilen gerçekleştirilmiş işlerdir. Söz konusu eylemlerdeki reklam araçları belediyeye kiraya verilmiş ve karşılığında da bedelleri alınmıştır. Gerçi alınamamıştır, onlara da kayyum atandı da. Yapılan iş ve verilen hizmetler ortadadır. Yapılmamış bir iş, verilmemiş bir hizmet, hayali bir kazanç söz konusu değildir. Dahası, yapılan işin karşılığının da kamu zararına uğrattığı sürette fahiş olduğuna dair herhangi bir değerlendirme veya iddia da yoktur. Yani araba piyasada 10 liradır, ben 15 liraya vermişsem 5 lira kamu zararı olur dersiniz. Böyle bir şey de yoktur Sayın Başkanım. Böylece bu da son eylemdi Evet Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, Ali Kurt'un iddiasına ilişkin cevaplarımız. Şimdi Ali Kurt, burada savunmasında, Ali Bey bunu çok kez tekrarladı. Onun meselesine gelince defalarca ben Adem Soytekin’in tutuklandığını öğrendik… Ama doğru değil. Dosyada gerçekten okuyan biri böyle bir şey söylemez. Bu iddianame açıklandıktan sonra dosyayı baştan sona inceledik ve Eylem 28'in eklerinde benim çalışanlarım hakkında tarih Savcılık Sevk Yazısı, ekranda da görüldüğü gibi, yazısında açıkça ne yazıyor? Kiptaş'a verilen rüşvete aracılık etme. Tarih 26 Mayıs. O tarihte ben ifade vermiş miyim? Ne ben ifade vermişim ne de çalışanlarım ifade vermiş. Herkes gözaltında. Ali Kurt da gözaltında. Yani ortada benim beyanım yokken savcılık zaten durumdan haberdar ve suçlamayı kurmuş. Bu yüzden de Murat Erenler'i Kiptaş'a verilen rüşvete aracılık etme suçundan suç şüphesiyle tutuklamış Ben de tarihli ve bu tutuklamadan 20-21 gün sonra etkin pişmanlık ifadesi veriyorum, kapsamlı bir ifade veriyoruz. Orada bana bu iddia soruluyor, ben de açıkça bildiğim ne varsa şeffaflıkla anlatıyorum. Şimdi ben ifade verdiğim gün Ali Kurt 20 günlük tutuklu. Buradan da anlaşılıyor. Yani Ali Bey tutuklandıktan sonra örgüt dosyasından nasıl oluyordu tahliye? Buradaki pek çok kişilerin söylediklerinden biliyorum ben de, hani etkin pişmanlık. Ali Kurt Bey etkin pişmanlığa gitmiş de Savcı Bey kendisine, "Ya senin hakkında Adem'in iddiaları var, dolayısıyla seni bırakamayız mı" demiş? Ya da hani ben hiç yerimde cezaevi, Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'ndeyken Ali Kurt benim yüzümden nasıl tutuklanmış? Yani ben de şöyle mi demeliyim? Eğer bir isnat veya iddia ortaya koyacaksak, ben de başkasının yüzünden tutuklandım. Ya benim ikinci kez tutuklanmamda mesela Veysel Erçelik, Mustafa Keleş, Dursun Keleş'in ortak birbirlerini doğrulayan ifadeleri ve bazı şeyler... Ben bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Herkes gelecek burada anlatacak, biz de iki kelam etmemiz gerekiyorsa iki kelam ederiz Bir de değinmek istiyorum Ali Bey'le alakalı. Ali Bey iddianamede şunlar olmasına rağmen, bir araba mevzusunu o kadar çok konuştuk ki. Ben Ali Kurt'la hiçbir dönemde satın alma sürecinde araç konuşmadım. Ben ilk alımını Erdal söyledi. Yanımızda başka şahitler de vardı. Gerekli duyulursa Erdal Bey gelip doğrusunu anlatır ya da anlatmazsa yanımızda olan diğer kişiler de gerekirse gelip beyan verirler diye düşünüyorum ya da doğrusunu anlatırlar. Ben o süreçte Ali Kurt'la asla görüşmedim. Ali Kurt bana bir araba alıp falan demedi. Tamamen ifademde açık net belirttiğim gibi ortağım Erdal Tokmakçı demiştir. Yani bana Erdal Tokmakçı dedi. Deseniz ki bana, sen Ali'nin Erdal'a söylediğini duydun mu? Hayır duymadım, görmedim. Ama bu duymadım görmedim diye manşet olmasın akşam bazı havuz şey medya tarafında da. Yani Ali Kurt'un ifademde belirttiğim neyse noktası virgülüne aynıdır Mehmet Pehlivan hakkındaki iddialarıyla alakalı bir bakalım ne demiş. Ek 1. Mehmet Pehlivan çıkmış diyor ki benim söylediklerimin tamamen yalan, hatta işi ileriye götürüp hayal ürünü toplantı diyor. Ama gerçek öyle değil. O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış. Burada yapılmış. Bunu da ben değil, kendi taraflarından söylüyor. Dahası var, en son tutukluluğu incelenmesinde kendi vekilleri çıkıp evet bu toplantı yapıldı diyor, üstüne bir de organizasyonu benim yaptığımı söylüyorlar. Beni yönetici yazdılar ya muhtemelen o yüzündendir. Şimdi soruyorum, hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de kendi avukatların toplantı yapıldı diyecek. Bu nasıl iş? Gerçek ortada. İstediğiniz kadar inkar edin Mehmet Bey. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsunuz İkinci iddia, Ali Nuhoğlu'nun ifadesidir. Ben tarihli ifademde ne söylediysem açıkça arkasındayım: Mehmet Pehlivan'ın yanımda telefonla konuştuğunu, sonrasında gelip Ali Nuhoğlu ile görüştüğünü ve ona tedbir geldiğini söylediğini anlattım. Üstelik konuşmanın detayını dinlediğini de özellikle belirttim. Şimdi Ali Nuhoğlu'nun tarihli ifadesine bakıyoruz; diyor ki: "Mehmet Pehlivan'la 4-5 kez görüştüm. Bana mal varlığına tedbir konulup konulmadığını sordu. Bu görüşme operasyondan kısa bir süre önce oldu." Ne tesadüf! Burada çelişki nerede? Tam tersine benim söylediğim şey birebir doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp "yalan" diyorsunuz. Kusura bakmayın, ortada yalan yok; sizin görmezden geldiğiniz bir gerçek var. Eğer ortada bir yalan olacaksa, bu benim sözümde değil; bizzat Ali Nuhoğlu'nun kendi beyanıyla anlamlandırılır. Bu dosyada tartışılması gereken asıl mesele şudur: Toplantı yapıldı mı, yapılmadı mı? Mehmet Pehlivan orada var mıydı, yok muydu? Gerçek, net anlatımlarla ortadadır. İftira falan yok; doğrulanmış bir gerçek var ve ne kadar inkar edilirse edilsin bu değişmez Bir diğer iddia; İBB soruşturmasını Mehmet Şahin'den öğrendiğimdir. Mehmet Şahin'in tarihli ifadesi bu konuyu açıkça ortaya koyuyor. Ne diyor? tarihli kayıtlı görüşme, iddia edildiği gibi bu dosyayla ilgili değil; Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütülen tamamen ayrı bir soruşturmaya aittir. Mehmet Şahin de bunu açıkça söylüyor: Ruskan İnşaat ile yaşadığı şahsi bir mesele nedeniyle ismimin geçtiğini duyduğunu, bu yüzden beni arayıp sadece bilgi verdiğini anlatıyor. Bunun dışında aramızda bir konuşma olmadığını da net bir şekilde ifade ediyor. Ruskan İnşaat kimdir? Eylem 11'in müştekilerinden olan Uğur Güngör'dür. Yani Mehmet Şahin'in Uğur Güngör ile bir problemi var. O tarihte ne oluyor? Yargıtay'daki Eylem 11 dosyası Büyükçekmece Adliyesi'ne iade ediliyor ve orada benim adım geçiyor. Bu kadar açık bir beyan varken bu görüşmeyi alıp mevcut dosyayla ilişkilendirmek gerçekle bağdaşmaz; bu açıkça konuyu saptırmaktır Ben tarihindeki görüşmeden hemen sonra, Mehmet Pehlivan'ın yönlendirmesi üzerine tarihinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu'na vekalet veriyorum. Bu da sürecin hangi dosyaya ilişkin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şunu en başta net söyleyeyim: Onur Büyükhatipoğlu'na ilk vekaletimi tarihinde verdim; öncesinde kendisine verilmiş tek bir vekaletim yoktur. Bu konuyu etkin pişmanlık ifademde de anlattım. Buna rağmen aksi konuşuluyorsa, bu ya dosyayı okumamaktır ya da gerçeği bilerek çarpıtmaktır. 2014 yılında verdiğim vekalet; YTT Hukuk Ofisi'ndeki Avukat Yenal Küçükşengün, Avukat Turan Taşkın Özer, Avukat Ceren Güven ve Avukat Tuğba Kurt… Şirket isim değişikliği nedeniyle 2018'de verdiğim vekalet de yine aynı ofisteki bazı avukatlara aittir; içinde yine Onur Büyükhatipoğlu yoktur. Bu durum belgeli ve çok nettir. Şimdi kalkıp bu avukatların kendi aralarında yaptıkları "tevkil" -adını da bilmiyordum, yeni öğrendim- işlemini bana mal etmeye çalışmak en hafif tabiriyle zorlamadır Benim birçok şirketim ve farklı şehirlerde onlarca davam var. Vekaletli avukatlarım, bu davalara temsil yoluyla başka avukatları sokabilir. Bu mantıkla hareket edersek, o duruşmaya giren herkes benim doğrudan vekalet verdiğim avukat mı oluyor? Bir avukatın başka bir avukata yetki vermesi, benim o kişiye doğrudan vekalet verdiğim anlamına gelmez. Onur Büyükhatipoğlu’nun benim bilgim dışında bir duruşmaya katılmış olması üzerinden "önceden vekalet vardı" demek laf kalabalığıdır. Ayrıca şirketlerime ait bir duruşma tutanağının Mehmet Pehlivan tarafından dosyaya nasıl sokulduğu da ayrı bir sorundur. Bu tutanağa nasıl erişilmiştir? Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi meselesini gündeme getirir; bu konuda şikayet hakkımı saklı tutuyorum. Sonuç olarak; vekalet ilişkimiz tarihinde başlamıştır. Aksini söylemek ciddiyetle bağdaşmaz. Onur Büyükateşoğlu ifadesinde, onu şirkete almak istediğimi ancak kabul etmediğini beyan etmiştir. Şirketlerimin bugüne kadar 1.000'in üzerinde davası olmuştur ama bir tanesi dahi ceza davası değildir. Kendisi 'cezacı' olduğunu söylüyor; bu da durumu yeterince açıklamaktadır. Bu kadar, Sayın Başkanım." Duruşma savcısı, Adem Soytekin'in "Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince başlayan öncelik hedef olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısını ve faaliyetleri hakkında bildiğim, gördüğüm ve dahil olduğum tüm olayları anlatarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum" beyanını hatırlatarak bunu ayrıntılandırmasını istedi Soytekin, “Ben sorulan bir şablon soru üzerine bunu söyledim yoksa ben nereden bileyim 2014’te Beylikdüzü’nde bir örgüt kurulmuş sonra Türkiye’yi ele geçirecekmiş… Bu çok hayalperest olurdu zaten” diye konuştu Heyet ve savcının sorgusunun ardından İmamoğlu Soytekin'e sorularını yöneltti. Soytekin ve İmamoğlu arasındaki diyalog şöyle: İmamoğlu: Demiştim ki ben ifademi verdikten sonra, o savcı bana, “Ya Sayın Başkanım, sizi biz şimdi yargılıyoruz. Yarın siz cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz. Biz de o tarafına geçeriz. Ondan sonra siz bizi yargılarsınız” diye ifadede bulunmuştu. Şu anda Adalet Bakanlığı Personel İşleri Genel Müdürü yapılmış olan, ödüllendirilmiş olan savcı. Bu savcı, bu sinkaflı küfürleri ve hakaretleri yaptıktan sonra ben şaşırarak… Avukatım orada, Mehmet Bey. İki avukatım daha var. Döndüm, “Kime söylüyor” dedim. “Bizden önce ifade veren Adem Bey'e söylüyor” dedi. “Bunları bana niye söylüyorsunuz” dedim. “Ya” dedi, “Ses kaydı var” dedi “Milyon dolarlar vermiş, ben tamammışım, ben ayarlanmışım” şeklinde ifade etti. Hani dendi ya baskı altında kararlar alınmadı vesaire vesaire şu bu… Ben sadece ismi geçen savcı, bu şekilde size de sinkaflı konuştu mu? Ya da sizin yanınızda konuşmayıp bize mi duyurdu? “Duyurdu” derken bunu sormuyorum. Ben yaşadığımı anlattım zaten. Size de sinkaflı konuştu mu? Ve size bu bant kaydından bahsetti mi? Adem Soytekin: Ben, hiçbir bant kaydı duymadım bu arada. Yani sinkaflı derken, ben her gittiğimde sadece yemek ısmarladı. Hiç öyle bir şey yaşamadım sinkaflı. İlk başta Savcı Bey’i, benim için arayan bir siyasi varmış Ankara'da. Yani ben de biliyorum kim olduğunu. Açıklamak isteyeceğim bir isim değil. Onunla kavga etmesinden dolayı böyle bir gerilimi onunla yaşadığını bana anlatmıştı Dün İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan savunmasını tamamlamıştı. Mahkeme başkanı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan ancak tutukluluk hali devam eden ve savunmaların alınması için hazırlanan listede 105. sırada bulunan Adem Soytekin'in, "savunmasının öne alınması" talebini kabul ettiklerini açıklamıştı. Savunma yapacak son kişi olan Soytekin'in savunması, Pehlivan'dan sonraya alınmıştı Soytekin şu ana kadar 8 kez "etkin pişmanlık"tan yararlanmak üzere ifade vermişti. Bir kere tahliye edilen Soytekin, verdiği ifadeler tutarsız bulunduğu için yeniden tutuklanmıştı. Soytekin'in verdiği ifadeyle Pehlivan tutuklanmıştı. Pehlivan’ın avukat yönlendirmesi yapmasıyla "Soytekin'i 'etkin pişmanlık'tan vazgeçirmeye çalıştığı" iddia edilerek Pehlivan'a "örgüt üyeliği" iddiası yöneltilmişti TIKLAYIN - İBB davasında tutukluluk değerlendirmesi yapıldı, yalnızca Adem Soytekin beyan verdi: Emrah Bağdatlı kasa görevi görmektedir, beni tahliye ederseniz dağıtılan 70 dairenin kimlere ait olduğunu söylerim TIKLAYIN - ‘Etkin pişmanlık’ ifadesiyle tahliye edilmişti: İfadeleri “tutarsız” bulunan iş insanı Adem Soytekin yeniden tutuklandı Önceki gün İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, haklarında "örgüt üyeliği" ve "örgüte yardım" suçlaması yöneltilmeyen tutuklular yönünden mevcut tedbir uygulamalarını yeniden değerlenirdi. Mahkeme heyetince, aralarında CHP eski milletvekili Aykut Erdoğdu, Ekrem İmamoğlu’nun korumalarından Çağlar Türkmen ve İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar’ın da bulunduğu toplam 27 kişi hakkında uygulanan "iletişim kısıtlaması"nın kaldırılması için ilgili ceza infaz kurumlarına müzekkere yazıldı Müzekkerede, "isimleri yazılı tutuklu sanıkların haklarında örgüt üyeliği veya örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme suçu kapsamında sevk bulunmadığından kurumunuzca uygulanan tedbirlerin bu husus gözetilerek değerlendirilmesi hususlarında gereği rica olunur" denildi. Böylelikle, bu kapsamdaki 27 tutuklunun telefon görüşmelerinde uygulanan süre sınırlamasında değişikliğe gidilecek Mahkeme heyeti, sanıklardan İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun’un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu’nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli’nin tahliyesine karar verdi Beyoğlu Belediyesi'ne yönelik suçlamalara ilişkin olarak aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıkmıştı İBB davasında 27. gün | Mehmet Pehlivan: Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz ama hangi delilleri karartacağımı yazmıyorsunuz; avukatlık yaptığım için kapatıldım! İBB davasında 26. gün | Mahkeme başkanı, Mehmet Pehlivan'ın savunmasını böldü, İmamoğlu tepki gösterdi: Hakikat asla kaybolmaz, biz de hakikate sığınıyoruz! İBB davasında 25. gün | İmamoğlu'ndan Ali Rıza Akyüz'e: Tenzili rütbe olmuşsunuz İBB davasında 24. gün | İmamoğlu: 'Her işi Ekrem’e bağlayın’ meselesi üzerine oturtulmuş bir süreç yaşatıldı, İnan Güney de bu yüzden burada! İBB davası 23. gününde | İmamoğlu'ndan Erdoğan'a Kahramanmaraş'taki okul saldırısı yanıtı: "Bu siyasi değildir" falan olmaz! İBB davasında 22. gün | İmamoğlu ile jandarma arasında gerginlik yaşandı; 90 yaşındaki amcası da duruşmaya katıldı: Senin layık olduğun yer burası değil! İBB davasında 21. gün | KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kurt: "50 daireyi İBB personeline satın" demek suç değildir; SPK'nın ifadesi adamı ipe götürür! İBB davasında 20. gün | İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan: İddianamede bizlere "iki kere iki eşittir mor" deniyor, birinci sınıf hukuk öğrencisine versek daha iyi yazar İBB davasında 19. gün | İmamoğlu'nun tutuklu danışmanı Necati Özkan: Demokrasilerde muhalefet partilerinin adaylarına profesyonel hizmet vermek suç değildir İBB davasında 18. gün | Necati Özkan ve Ulaş Yılmaz'dan Hüseyin Gün savunması: Sunum için geldi; projesi tırttı, sepetledik İBB davasında 17. gün | Duruşma savcısından İmamoğlu'na: Haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz! İBB davasında 16. gün | İmamoğlu: İddia makamı bu dosyadaki tek suç örgütüdür! İBB davasının 15. gününde ilk ara karar: 18 sanık için tahliye, İmamoğlu dahil belediye başkanları için tutukluluğa devam kararı İBB davasında 14. gün | Ara karar öncesi son duruşma tamamlandı: Etkin pişmanlık ifadesi veren bir sanığın avukatı "baskıyla verildi" diyerek müvekkilinin ifadesini geri çekti İBB davasında 13. gün | Savcılık 7 ismin tahliyesini talep etti İBB davasında 11. gün | İmamoğlu'ndan mahkeme başkanına: Ağır bir yükün altındasınız, bu iş ders notu satmaya benzemez İBB davasında 10. gün | Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık: Uğur Güngör'ün sabıka kaydında 200'den aşağı kayıt varsa bütün suçlamaları kabul edeceğim! İBB davasında dokuzuncu gün | Resul Emrah Şahan: İdari olarak gerekenleri yaptığım için tutukluyum, resmî işlemler bile suç gösteriliyor! İBB davasında sekizinci gün: İmamoğlu "İddia makamını kınıyorum" dedi; tartışmalı Ağaç A.Ş. tablosu için MASAK'tan yeni rapor alındı İBB davasında yedinci gün | İmamoğlu salona giriş kısıtlamasına tepki gösterdi, mahkeme başkanı siyasilere kısıtlama getirilmediğini söyledi; işte yaşananlar İBB davasında altıncı gün | Kısıtlama kararı nedeniyle bazı CHP'liler salona alınmadı, İmamoğlu gazetecilere seslendi; işte dakika dakika yaşananlar İBB davasında beşinci gün: Mahkeme başkanı ile hukukçu vekiller arasında kriz çıktı, duruşma başlamadan bitti! İBB davasında dördüncü gün | Savcı "İftira makamı!" diyen İmamoğlu'nun salondan çıkarılmasını istedi; mahkeme başkanıyla basın arasında yer krizi çıktı, duruşma ertelendi! İBB davasında üçüncü gün | İmamoğlu, TRT’ye "ahlâksızlar" diye yüklendi: Bir yıldır bize hakaret eden ama üç gündür bir kelime edemeyen basın utansın! İBB davasında ilk duruşma gergin geçti, İmamoğlu'nun avukatlarının reddi hâkim talebi reddedildi: İşte dakika dakika yaşananlar Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin olarak aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıktı İddianamede; İmamoğlu hakkında "örgütün kurucusu ve lideri" ifadeleri kullanılarak 142 ayrı suçtan cezalandırılması talep edildi. İmamoğlu hakkında 142 ayrı eylemden, 828 ila 2 bin 352 yıla kadar hapsi istendi Duruşmada salonda yer alacak basın mensubu sayısı ile sanıklara müdafi sınırı getirilmişti. Duruşmalar nisan ayı sonuna kadar haftanın 4 günü olacak şekilde yapılacak ve ay sonuna kadar tutuklu sanıkların savunması alınacak. Mahkemenin nisan ayının sonuna kadar tutukluluklar yönünde de bir değerlendirmeler yapması bekleniyor İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında yer aldığı 105 kişinin tutuklu bulunduğu, İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturmasını tamamladı 3 bin 700 sayfayı aşan, 402 kişinin sanık olarak yer aldığı iddianamede, İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'ndan itibaren "sistem" kurarak, bu sistem sayesinde, önce İstanbul Belediye Başkanı seçildiği, ardından CHP'yi ele geçirdiği, ardından da CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak fon oluşturduğu belirtildi ve 142 ayrı eylemden, 828 ila 2 bin 352 yıla kadar hapsi istendi "Ekrem İmamoğlu suç örgütü" adı verilen yapıda yer aldığı öne sürülen örgüt yöneticileri, örgüt üyeleri ve örgüte yardım eden isimlerin, "suç örgütü kurma", "suç örgütü yönetme", "rüşvet alma", "rüşvet verme" suçlarını işledikleri öne sürüldü İddianamede, iş insanlarından para toplanmasına dayalı olduğu iddia edilen "sistem" için, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da sıkça kullandığı "ahtapotun kolları gibi" ifadesi dört kez kullanıldı Özgür Özel'i CHP Genel Başkanı olarak seçen ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu partiden uzaklaştıran ismin İmamoğlu olduğunun öne sürüldüğü iddianamede, CHP yönetiminin de suç yoluyla elde edilen gelirleri kullandığı ve bütün eylemlerden haberdar olduğu iddia edildi İki CHP'li vekil de İmamoğlu'nun örgütünde olmakla suçlandı ve dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle fezleke hazırlandı. Başsavcılık, anayasadaki parti kapatma maddelerine atıf yaparak, söz konusu eylemleri "ihbar" yazısıyla Yargıtay Başsavcılığı'na da bildirdi İddianamede, oluşan kamu zararının 160 milyar TL ve 24 milyon dolar olduğu öne sürülerek, İmamoğlu ve oğlu ile çok sayıda kişinin şirketlerine, CHP İl Başkanlığı binasına el konulması talep edildi İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede 15 gizli tanığın ifadeleri de yer alıyor. İddianamede "etkin pişmanlık"tan yararlananların sayısı 76 kişi olarak açıklandı 7 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümünde "suç örgütünün genel yapısı ve özellikleri" ikinci bölümde, "soruşturmanın genel özeti", üçüncü bölümde "örgüt lideri" olarak nitelendirilen İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde ilçedeki eylemleri yer aldı Dördüncü bölümde İmamoğlu'nun İBB Başkanı olduğu dönemde "örgütün tıpkı bir ahtapotun kolları gibi İstanbul geneline yayılan eylemlerinden" bahsedildiği belirtildi Beşinci bölümde İBB iştirakleriyle ilgili suçlamalar yer alırken, son bölümde de hakkında kamu davası açılan şüphelilerin üzerine atılı eylemlerle ilgili suç tasnifleri ve sevk maddelerine yer verildi İstanbul il binasının alınması sırasındaki para görüntüleri, "örgüt faaliyeti ile ilgili sızan ilk görüntüler" diye nitelendirildi CHP’nin "sistem"le mücadelesi: Henüz açılmamış İBB davasının açıklanması, Yargıtay’a ihbar ve CHP’yi bekleyen mücadele İBB iddianamesinde "örgüt" çabası: Sadece İmamoğlu değil CHP de yargılanıyor! İBB'ye yönelik "yolsuzluk" iddianamesinde İmamoğlu'na 2 bin 352 yıla kadar hapis istemi: İşte tüm detaylar, suçlamalar, istenen cezalar İBB iddianamesinde dört gazeteci hakkında "örgüte yardım" ve "halkı yanıltıcı bilgiyi yayma"dan hapis cezası istemi: Haberler, soruşturmayı itibarsızlaştırma amacıyla yapıldı Kurultaydaki görüntüler "etkin pişmanlık" kanıtı sayıldı, İmamoğlu'nun A takımı tek tek işaretlendi, fotoğraf kanıt sayıldı: İtirafçının ifadesini doğrular nitelikte AKP milletvekilinin eşi, İBB iddianamesinde "mağdur" olarak yer aldı: Kreş karşılığı bağış istendi, uygun görmesem de kabul ettim İBB ‘yolsuzluk’ iddianamesi: İmamoğlu, Özgür Özel’i Kılıçdaroğlu karşısında aday olarak belirledi, Rıza Akpolat ile belediye başkan adaylarını seçti İBB’ye "yurt dışından para alındı" iddiası: Raylı sistem dahil farklı projeler için kredi çekildi, örgütü beslemek için kullanıldı İBB iddianamesi: Soruşturma, 'para sayma görüntüleri' ile başladı: İmamoğlu CHP'yi ele geçirip cumhurbaşkanı olarak yolsuzluk çarkını büyütecekti Çerezler, bir web sitesinden gönderilen ve kullanıcının web tarayıcısı tarafından kullanıcının bilgisayarında, kullanıcı gezinirken saklanan küçük veri parçalarıdır. Tarayıcınız her mesajı çerez adı verilen küçük bir dosyada saklar. Sunucudan başka bir sayfa talep ettiğinizde, tarayıcınız çerezi sunucuya geri gönderir. Çerezler, web sitelerinin bilgileri hatırlaması veya kullanıcının tarama etkinliğini kaydetmesi için güvenilir bir mekanizma olacak şekilde tasarlanmıştır Bu tanımlama bilgileri, web sitesinin çalışması için gereklidir ve sistemlerimizde kapatılamaz. Bunlar genellikle yalnızca sizin işlemlerinizi gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Bu işlemler, gizlilik tercihlerinizi belirlemek, oturum açmak veya form doldurmak gibi hizmet taleplerinizi içerir. Tarayıcınızı, bu tanımlama bilgilerini engelleyecek veya bunlar hakkında sizi uyaracak şekilde ayarlayabilirsiniz ancak bu durumda sitenin bazı bölümleri çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizin performansını ölçebilmemiz ve iyileştirebilmemiz için sitenin ziyaret edilme sayısını ve trafik kaynaklarını sayabilmemizi sağlar. Hangi sayfaların en fazla ve en az ziyaret edildiğini ve ziyaretçilerin sitede nasıl gezindiklerini öğrenmemize yardımcı olurlar. Bu tanımlama bilgilerinin topladığı tüm bilgiler derlenir ve bu nedenle anonimdir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz sitemizi ne zaman ziyaret ettiğinizi bilemeyiz Bu tanımlama bilgileri, videolar ile canlı sohbet gibi gelişmiş işlevler ve kişiselleştirme olanağı sunabilmemizi sağlar. Bunlar, bizim tarafımızdan veya sayfalarımızda hizmetlerinden faydalandığımız üçüncü taraf sağlayıcılarca ayarlanabilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu işlevlerden tümü veya bazıları doğru şekilde çalışmayabilir Bu tanımlama bilgileri, sitemizde reklam ortaklarımız tarafından ayarlanır. Bunlar, ilgili şirketler tarafından ilgi alanları profilinizi oluşturmak ve diğer sitelerde alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Benzersiz olarak tarayıcınızı ve cihazınızı belirleyerek çalışırlar. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz farklı sitelerde size özel reklam deneyimi sunamayız Not: Reklamlar çerez politikasından bağımsız olarak gösterilir Bu tanımlama bilgileri, içeriğimizi arkadaşlarınız ve ağınızla paylaşabilmenizi sağlamak için sitemize eklenen çeşitli sosyal medya hizmetleri tarafından ayarlanır. Diğer siteleri kullanırken de tarayıcınızı izleyip ilgi alanı profilinizi oluşturabilirler. Bu durum, ziyaret ettiğiniz diğer sitelerde gördüğünüz içerikleri ve mesajları etkileyebilir. Bu tanımlama bilgilerine izin vermezseniz bu paylaşım araçlarını kullanamayabilir veya göremeyebilirsiniz
Diğer Haberler

AYM Başkanı Özkaya: Adil olmazsan Cenabıallah'ın yanında sinek kadar bile olamazsın, güç politikasıyla barış sağlanamaz | T24

Cumhurbaşkanlığı YİK Üyesi Çiçek: Çok yanlış bir eğitim politikasıyla çocuklarımızı düz liseye gönderiyoruz | T24
