Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

4 Haziran: Çatışma, sömürü ve ihmalin gölgesindeki çocuklar - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1982 yılında kabul edilen 4 Haziran “Uluslararası Çatışma Kurbanı Masum Çocuklar Günü”, tarihsel olarak Lübnan savaşı sırasında saldırılardan etkilenen Filistinli ve Lübnanlı çocukların yaşadığı ağır insani yıkımlara dayanmaktadır. BM’nin ifadesiyle 4 Hazi

0 görüntülemekibrisgazetesi.com
4 Haziran: Çatışma, sömürü ve ihmalin gölgesindeki çocuklar - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri
Paylaş:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1982 yılında kabul edilen 4 Haziran “Uluslararası Çatışma Kurbanı Masum Çocuklar Günü”, tarihsel olarak Lübnan savaşı sırasında saldırılardan etkilenen Filistinli ve Lübnanlı çocukların yaşadığı ağır insani yıkımlara dayanmaktadır. BM’nin ifadesiyle 4 Haziran tarihi, dünyanın farklı bölgelerinde fiziksel, zihinsel ve duygusal şiddete maruz kalan çocukların acısını görünür kılmayı amaçlamaktadır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, çocukların hayatını tehdit eden konunun yalnızca sıcak savaşlar olmadığını biliyoruz. Evet, savaş bölgelerinde çocuklar bombaların, açlığın, zorunlu göçün, hastane ve okul yıkımlarının, insani yardım engellerinin doğrudan mağduru olmaya devam etmektedir. Save the Children’ın 2025 raporuna göre 2024 yılı, çocuklara yönelik ağır ihlaller bakımından üst üste üçüncü kez kayıtlardaki en kötü yıl olarak öne çıkmış; 41.763 ağır ihlal doğrulanmış ve dünyada her beş çocuktan birinden fazlası çatışmalardan etkilenen koşullarda yaşamıştır. Fakat savaşmayan ülkelerde de çocuklar başka türden bir şiddetin içine terk edilmektedir: yoksulluk, ihmal, istismar, eğitimsizlik, güvencesizlik, çocuk emeği, organize suç ağları ve cezasızlık kültürü Sessiz savaş: Yoksulluk, ihmal ve uluslararası hukuk Bu nedenle 4 Haziran’ı yalnızca savaş coğrafyalarındaki çocuklar üzerinden okumak eksik olur. Bugün, aynı zamanda sosyal devletin çocuk karşısındaki sorumluluğunu ve BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin taraf devletlere yüklediği ağır ve ertelenemez yükümlülükleri hatırlatan bir gün olarak da görmek gerekir. Çünkü çocuk hakkı yalnızca yaşama hakkı değildir. Sözleşme’nin altını çizdiği üzere çocuk; güvenli barınma, eğitim, sağlık, beslenme, korunma, oyun, gelişim ve onurlu bir gelecek hakkına sahiptir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin merkezinde yer alan “çocuğun üstün yararı” ilkesi, tüm yasal ve idari kararlarda esas alınması gereken temel ölçüdür. Bir çocuk evinde açsa, okulda korunmuyorsa, sokakta çetelerin hedefindeyse, çalışıyor ise işyerinde ağır işlerin içine itiliyorsa, istismar karşısında susturuluyorsa, orada görünür bir sıcak savaş olmayabilir; fakat çocuk açısından çok ağır bir hak ihlali düzeni vardır. Çocuk emeğinin eğitim, meslek edinme veya aileye katkı gibi gerekçelerle normalleştirildiği her durumda da benzer bir hak ihlali zemini ortaya çıkmaktadır. Bir çocuğun okulda, oyunda ve güvenli sosyal çevrede bulunması gerekirken ağır çalışma koşullarına itilmesi, yalnızca ekonomik yoksulluğun değil, aynı zamanda çocuk koruma sistemindeki yapısal zayıflığın da göstergesidir Küresel çürüme ve hesap verebilirlik Dünya çapında büyük yankı uyandıran Jeffrey Epstein dosyaları ve Ghislaine Maxwell yargılaması da çocuk istismarının yalnızca bireysel sapkınlıklardan ibaret olmadığını; güç, para, statü ve ilişki ağlarının bazı durumlarda istismarı yıllarca görünmez kılabildiğini göstermiştir. Maxwell’in çocukların cinsel sömürüsü ve kaçakçılığı suçlarından mahkûm edilmesi, bu alanın küresel ölçekte bir hesap verebilirlik meselesi olduğunu ortaya koymuştur. Buradan çıkarılması gereken ders açıktır: Çocukları korumayan sistemler, çoğu zaman güçlüleri koruyan sistemlere dönüşür Kıbrıs Türk Toplumunun Tarihsel Hafızası: Bu küresel tabloya bakarken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak bugün oldukça şanslı bir noktada olduğumuzu ifade etmek gerekir. Bugün Kıbrıs Türk çocukları doğrudan savaşın yıkıcı etkilerinden uzak, güvenli bir ortamda büyümektedir. Ancak bu şans, tesadüfi bir durum değil; geçmişte ödenen ağır bedellerin sonucudur. Toplumsal hafızamız, çatışmanın çocuk ruhunda ve bedeninde bıraktığı izleri çok iyi bilmektedir. yılları arasındaki o karanlık dönemde Kıbrıs Türk çocukları; göç yollarında, çadırlarda ve abluka altındaki enklavlarda, bugün Gazze’de veya diğer savaş coğrafyalarındaki çocukların yaşadığı korkuları, yoksunluğu ve travmaları bizzat yaşamıştır. Geçmişte yaşanan bu acılar, çocukların güvenliğinin ne denli kırılgan bir zemine sahip olduğunu ve barışın ne kadar hayati olduğunu bize her daim hatırlatmalıdır Sonuç: Devlet, toplum ve hukuk nerede? Netice itibarı ile 4 Haziran bize yalnızca savaş çocuklarını değil, bütün korunamayan çocukları hatırlatmalıdır. Bombaların altında ölen çocuk da, sanayi sitesinde çalışırken hayatını kaybeden çocuk da, istismara uğrayıp susturulan çocuk da aynı soruyu sordurur: BM, uluslararası toplum ve hukuk nerede? Eğer çocukları yalnızca öldüklerinde, istismara uğradıklarında ya da suça sürüklendiklerinde konuşmaya devam edersek, hiçbir çözüm gerçek olmayacaktır. Acilen, sosyal koruma ve denetim mekanizmalarının “olay sonrası taziye” yaklaşımından çıkarılıp önleyici bir yapıya kavuşturulması şarttır. Bir toplumun gelişmişliği, en büyük binalarıyla, en hızlı teknolojisiyle ya da en yüksek büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Bir toplumun gerçek seviyesi, çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Çocuklarını koruyamayan bir ülke, yalnızca bugününü değil, yarınını da kaybeder. Çocuğun güvenliği, devletin merhametine bırakılacak bir lütuf değil; hukuk düzeninin, sosyal devletin ve insanlığın ertelenemez yükümlülüğüdür

Diğer Haberler