Hafızanın ve gerçeğin yolu
Batı Azerbaycan'a dönüş, bugünkü Ermenistan topraklarından sürülen Azerbaycanlıların barış, onur ve güvenlik içinde tarihi-etnik topraklarına geri dönmelerini amaçlayan temel bir stratejidir. Bu süreç uluslararası hukuka, tarihi adalete ve insanlığın temel değerlerine dayanmaktadır. Çünkü Batı Azerb

Batı Azerbaycan'a dönüş, bugünkü Ermenistan topraklarından sürülen Azerbaycanlıların barış, onur ve güvenlik içinde tarihi-etnik topraklarına geri dönmelerini amaçlayan temel bir stratejidir. Bu süreç uluslararası hukuka, tarihi adalete ve insanlığın temel değerlerine dayanmaktadır. Çünkü Batı Azerbaycan, eski resmi belgelerde kalmış kuru bir coğrafi isim, arşiv raflarındaki tozlu haritalar ya da geçmişin hüzünlü bir anısı haline gelmiş, unutulmuş bir yer değildir. Her birimizin içinde yaşayan, kanımızda, ruhumuzda, kısacası milli varlığımızda işleyen, yaşayan ve unutulmayan bir bütün dünyadır Goyçe deyince içimizde ince bir tel kopuyor, sazın kadim, gizemli sesi, Deda Alasgar'ın bilge ve ustaca sözleri canlanıyor ruhumuzda. Zengezur'un çığlığını duyduğumuzda, oradaki dağların sahibini bekleyen gururlu, belki biraz da beklentili duruşunu hatırlıyoruz. Erivan adı anıldığında tarihimizin taş hatırası, kadim kalelerimizin silinmez izleri, yüksek minareli camilerimiz gözümüzün önünden geçiyor. Bu öyle bir kan hafızasıdır ki, öyle bir manevi köprüdür ki, masaların ardında alınan soğuk idari kararlarla, zorla çizilen yapay ve acımasız sınırlarla bunun yıkılması kesinlikle imkansızdır. İnsan doğduğu toprakların havasını solumasa da o toprağın rızkı, genetik kodu, insanın maneviyatını, kimliğini beslemeye, yaşatmaya devam ediyor 20. yüzyıl bizim için yalnızca takvim sayfalarının hızlı bir değişimi değildi. Bu yüzyıl aynı zamanda kanlı mektuplar, tehcirler, etnik temizlikler ve bitmek bilmeyen göç kervanlarıyla dedelerimizin, anneannelerimizin de kaderine kazındı. 1905, 1918 ve son olarak 1988'in o acı ve soğuk dönemlerinde insanlar yalnızca sıcak yuvalarından ve yerli evlerinden uzaklaştırılmadı. Orada, o yüksek, puslu dağların koynunda sadece taş evlerimiz, terk edilmiş bahçelerimiz ve evlerimiz yoktu. O topraklarda dedelerimizin uyuduğu kutsal mezarlar, koca bir halkın yüzyıllar boyunca yarattığı maddi ve kültürel inciler, nesillerin teri, gözlerinin ışığı kaldı. Sadece coğrafi anlamda vatanımızı değil, geçmişimizi, hafızamızı, geleceğimizi de bizden koparıp köksüz, dalsız bırakmak istediler. Ancak büyük ve değişmez bir gerçeği unuttular: Bir insan silahın gölgesinde evinden zorla çıkarılabilir ama onun vatan sevgisi, o topraklara ilahi iplerle bağlı olan ruhu kırılamaz. O kadim evlerin, kilitli kapıların anahtarları sandıklarda ve paslı demirlerde değil, kuşaktan kuşağa kutsal bir vasiyet olarak aktarılan hafızamızda, düşüncelerimizde, ruhlarımızda saklanıyordu. O toprakların kokusu, dağların havası her hikayede, dedelerimizin, anne babalarımızın torunlarına, çocuklarına fısıldadığı her ninnide, her anıda yaşardı Artık o memleketlere dönmek bizim için sadece uzak, kırılgan bir hayal ya da sadece şiirsel bir teselli değil. Aynı zamanda uluslararası hukukun en temel ilkeleri olan insan hakları beyannamelerinin gerektirdiği gerçek, tarihi ve hukuki bir haktır. Bugün biz kimsenin tarihi toprağına gözümüz gibi bakmıyoruz, hiçbir halkın hakkını çiğnemiyoruz. Bir zamanlar şiddet ve adaletsizlikle ihlal edilen tarihi adaletin, uluslararası toplumun sessiz gözleri önünde yeniden tesis edilmesiyle ilgili. Dünyadaki her insan, her birey doğduğu yere dönme, atalarının bıraktığı kültürel mirasa sahip olma, büyük dedesinin mezarını özgürce ziyaret etme hakkına sahiptir. Hiçbir siyasi konjonktür, herhangi bir geçici jeopolitik çıkar uğruna bu insani yön terk edilemez. Bu dönüş insanlığın, insanlığın ve adaletin sesinin dünyaya yeniden yükseltilmesidir Asırlık tarihimize altın harflerle yazılan Karabağ'da kazanılan şanlı Zafer'in ardından Batı Azerbaycan'a dönüş düşüncesi bugün ulaşılmaz bir hayal, hayali bir durum olmaktan çıkmıştır. Bu fikir, artık önümüzde gerçek, somut stratejilerle adım adım yaklaştığımız büyük bir devletin ve milletin hedefi haline gelmiştir. Karabağ'ın zaferi tüm dünyaya ve en önemlisi kendimize, kendi ulusal kimliğimize, hiçbir yapay engelin, hiçbir tahkimatın bir halkın demirden milli iradesine, sarsılmaz vatan sevgisine ve adalet duygusuna karşı koyamayacağını gösterdi. O topraklara sadece fiziki olarak, basit bir göç kervanı olarak dönmeyeceğiz, tüm ruhumuzla, ana dilimizin en tatlı, en yerli lehçeleriyle, ecdadımızın ruhumuza fısıldadığı dualarla, unutulmaz anılarla döneceğiz. Geleneklerimizle geri döneceğiz. Ağbaba, Göyçe vadilerinde, Zengezur'un sarp kayalıklarında, puslu zirvelerinde, yıllardır suskun ama hiç unutulmayan sevdalı havalarımız, yelelerimiz o dağları yeniden sarsacak, o vadilere yeniden hayat verecek. O yollar bir gün mutlaka açılacaktır, çünkü tarih her zaman doğal akışına döner ve er ya da geç bu topraklar gerçek sahibini mutlaka tanıyacaktır Biz Azerbaycan halkı olarak, yıllardır Ermeni vandalizmine maruz kalan, tarihi çehresi değiştirilmeye çalışılan kültürel, dini ve tarihi mirasımızın esaretten kurtulacağından kesinlikle eminiz. Yıkılan camilerimiz, yıkılan mezarlarımız onarılacak, sahte isimler verilerek hafızadan silinmeye çalışılan vatanlarımız, şehirlerimiz, köylerimiz gerçek Türkçe isimlerine, yerli ve tarihi isimlerine yeniden kavuşturulacaktır. Hakikat ve hafıza yolunun bizi mutlaka doğduğumuz yere getireceğinden eminiz Aynura Aliyeva, ADPU Bilimsel Araştırma Merkezi'nin bilimsel çalışanı, Filoloji Fakültesi öğretmenidir


