Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Büyük yıkım kapıda mı? İranlı uzman Pentagon'un tarihi hezimetini canlı yayında anlattı!

Allame Tabatabaai Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alireza Kouhkan, katıldığı Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansında küresel düzen, askeri meseleler, göç ve değişen güvenlik mekanizmalarına dair geniş kapsamlı değerle

0 görüntülemeulusal.com.tr
Büyük yıkım kapıda mı? İranlı uzman Pentagon'un tarihi hezimetini canlı yayında anlattı!
Paylaş:

Allame Tabatabaai Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alireza Kouhkan, katıldığı Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansında küresel düzen, askeri meseleler, göç ve değişen güvenlik mekanizmalarına dair geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulundu Konuşmasına öncelikli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail rejimi tarafından İran'a karşı başlatılan askeri hamlelerle başlayan Kouhkan; 28 Şubat 2026'da gerçekleşen bu dönemde İran halkının olağanüstü bir direniş sergilediğini, İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin saldırıya karşılık verdiğini belirterek bu savaşın bölge ve dünya üzerindeki sonuçlarını masaya yatırdı. Savaş öncesinde uluslararası güvenlik sisteminin durumunu ve NATO'nun bu sistemdeki rolünü sorgulayan Kouhkan; ''Savaş başlamadan önce uluslararası güvenlik sisteminin durumu neydi ve NATO bu sistem içinde hangi rolü oynadı? İkinci olarak karşı yürütülen askeri harekât nasıl gelişti, siyasi ve askeri hedeflerine ne ölçüde ulaşıldı? Üçüncü olarak savaşın NATO'nun güvenilirliği, birliği ve stratejik duruşu üzerindeki etkisi tam olarak ne oldu? Ve son olarak savaşın ardından hem uluslararası güvenlik düzeni hem de NATO'nun gelecekteki beklentileri neler? Bu durum belki kritik bir dönüm noktası. Özellikle uluslararası güvenlik sisteminin tartışılmasıyla alakalı; küresel düzen, askeri meseleler, göç ve değişen güvenlik mekanizmalarıyla ilgili çeşitli tartışmalar da var.'' diyerek yorumlarını paylaştı Uluslararası güvenlik sisteminin tarihsel arka planına dair hatırlatmalarda bulunan Prof. Dr. Kouhkan, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ABD'nin dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıktığını belirtti. Hem Batı'da hem de Doğu'da çeşitli sınırlamalar bulunmasına rağmen bu durumun 2001 yılıyla birlikte kademeli olarak değiştiğini ifade eden Kouhkan, 2003 senesindeki Irak Savaşı ile mevcut uluslararası düzenin değiştirilmesinin ilk işaretlerinin görüldüğünü dile getirdi. Bu süreçte yaşanan diğer stratejik aksiyonları da sıralayan Kouhkan, ''Bir sonraki adım da Rusya'nın Gürcistan'a askeri müdahalesiydi. 2008 yılında gerçekleşen bu müdahalenin de stratejik bir aksiyon olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda 2014 sonrasında Suriye çatışması ve yine iktidarda kalan bir yönetim olduğunu görüyoruz. Beşar Esad'ın iktidarda kalması ve Rusya ile işbirliği yapması nedeniyle Amerika o dönemlerde isteklerini gerçekleştiremedi.'' dedi Devlet aktörleri tarafından gerçekleştirilen doğrudan askeri müdahalelerin uluslararası sistemde farklı zorluklar yarattığını vurgulayan Kouhkan, İran'ın General Süleymani suikastına 2020'de verdiği yanıtı bu duruma örnek gösterdi. Ardından 2022'de Ukrayna Savaşı'nın gerçekleştiğini ve Rusya'ya bazı yaptırımlar uygulandığını belirten Kouhkan, ''Tüm NATO üyelerine karşı Rusya aslında kesin olarak yenilmemişti ve bu da öne çıkan gelişmelerden bir tanesiydi. Haziran 2025'te 12 günlük bir Ramazan savaşı oldu. Şubat-Mart 2026 arasında ABD, İsrail rejimiyle ortak bir şekilde hareket etti ancak sonunda başarısızlığa uğradı ve kendi askeri gücüyle o noktada başarı elde edemediğini gördü. Peki burada uluslararası güvenlik sistemindeki genel durum nedir? Bir de buna bakalım. Bugün uluslararası güvenlik sistemi önemli bir dönüşümden geçiyor. Soğuk Savaş sonrasında ABD aslında çeşitli zorluklarla karşılaştı; Çin, Rusya ve Hindistan gibi yükselen güçler ve bölgesel aktörler ortaya çıktı." ifadelerini kullandı Konferansta NATO'nun kuruluş felsefesini ve değişen stratejik odaklarını da değerlendiren Prof. Dr. Kouhkan, ittifakın özellikle 2010 sonrasında Asya'ya yöneldiğini, ancak Ukrayna Savaşı ile rotasını tekrar Avrupa'ya çevirmek zorunda kaldığını belirterek şunları kaydetti: ''NATO uluslararası güvenlikle alakalı olarak 1949 senesinde kuruldu. Sonrasında 1955 senesinde Varşova Paktı'nın kurulduğunu görüyoruz. Ardından en önemli üç olay meydana geldi: Varşova Paktı, Soğuk Savaş'ın bitmesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılması. Tüm bu olayların ardından, aradan yaklaşık 20 sene geçtikten sonra NATO yeni bir rolle görevlendirildi. Bu rol, küresel bir güvenlik yöneticisi olmak ve uluslararası güvenlik krizlerine cevap vermekti. Mesela Yugoslavya'da müdahale olduğunu görüyoruz. Afganistan'da ya da Libya'daki müdahaleleri de düşünecek olursak burada NATO'nun önemli aksiyonlar aldığını anlıyoruz. 2010 senesinin başında NATO'nun Çin'i çevrelemede bir rolü olduğunu görüyoruz. Asya'da bir strateji odağı oluştu, NATO'nun rolü yeniden konuşuldu ve bu bağlamda Çin'in de buna dahil edilip edilemeyeceği yönünde görüşmeler gerçekleşti. Bu süreçte NATO'nun Avrupa bağlamındaki önemi biraz azaldı.'' Bu evrede NATO'nun Avrupa bağlamındaki öneminin biraz azaldığını ve Avrupa ülkelerinin kendi güvenlikleriyle ilgili daha çok bireysel aksiyonlara geçtiklerini belirten Kouhkan, 2022 senesinden sonraki Ukrayna Savaşı'nın ise NATO'nun Avrupa bileşenini tekrar canlandırdığını ifade etti. Bu canlanmayla birlikte savunma masraflarında artış yaşandığını ve gayrisafi milli hasılada yüzde 5 oranında artışlar meydana geldiğini bildiren Kouhkan, Rusya'nın Ukrayna ile olan savaşında artan ekonomik zorluklar ve değişen stratejik önceliklerle birlikte NATO'nun uyumluluğuna dair birçok soru işaretinin ortaya çıktığını ancak bu durumla ilgili olarak yakın dönemde bir düzelme yaşandığını belirtti İran'a yönelik operasyonlarda ileri seviyede teknolojilerin kullanıldığını ve büyük bölgesel güçlerin çok açık stratejik hedefler ilan ettiğini ifade eden Prof. Dr. Kouhkan, bu hedeflerin rejim değişikliği, İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi, İran'ın siyasi haritasının yeniden çizilmesi ve ülkenin bölünmesi olduğunu aktardı. İstilacı güçlerin planları arasında İran'ın koşulsuz teslim olması, gelecekteki liderinin belirlenmesi, petrol kaynakları ile diğer maden zenginlikleri üzerinde kontrol sağlanması ve İran medeniyetinin yok edilmesinin de yer aldığını kaydeden Kouhkan, bu amaçların hiçbirine ulaşılamadığını vurguladı Süreci askeri takvim üzerinden değerlendiren Kouhkan, "Kırk günlük bir savaş ve ardından devam eden müzakereler neticesinde, ilan edilen bu baş hedefleri düşünürsek Ramazan Savaşı, orada aslında Amerika adına son derece utanç verici bir yenilgiyle sonuçlanmıştı." dedi Kouhkan, 2026 yılındaki askeri çatışmaların teknik ve jeopolitik bilançosunu da paylaştı. ABD ve İsrail'in operasyonel kapasiteleri ile İran'ın savunma direncini karşılaştıran Kouhkan, küresel güvenlik sistemindeki yeni kırılma hatlarına dikkat çekti Savaşın askeri ölçeği ve tarafların teknoloji kullanımına ilişkin teknik veriler paylaşan Prof. Dr. Kouhkan, ABD ordusunun müttefikleriyle birlikte yürüttüğü harekatta ciddi bir lojistik kayıp yaşadığını belirtti. Saldırgan blokun füzelerinin önemli bir kısmını harcadığını ifade eden akademisyen, askeri hareketliliğin boyutunu şu sözlerle aktardı: ''O dönemde Amerika ve İsrail en gelişmiş askeri teknolojileri ve silah sistemlerini kullandılar. Pentagon'un da söylediği üzere Amerika, yaklaşık 13.000 askeri ve sivil tesisi hedef aldı. Bu operasyonlerin içerisinde Amerika'nın hassas güdümlü mühimmat stoğunun neredeyse %50'si kullanıldı; birçok yapısal silahın, savaş gemilerinin ve savaş uçaklarının kullanıldığını görüyoruz. Amerika, neredeyse savunma füze envanterinin de %25'inden fazlasını kullandı. Bu bağlamda bölgede Amerika, kendi müttefiklerinin ülkelerinde bulunan sahaları da kullandı, onların sistemlerinden de faydalandı. Araştırmalar da gösteriyor ki şu aşamada ABD savunma füze envanterinin %25'i bu savaşta tükendi." Yoğun bombardıman faaliyetlerine karşın operasyonun planlanan neticeleri doğurmadığını kaydeden Kouhkan, uluslararası raporlara yansıyan verileri paylaştı. Saldırgan güçlerin sivil altyapıya zarar vermek dışında stratejik bir kazanım elde edemediğini vurgulayarak ''Savaş, ilk başta iddia edilen hedeflerle sonuçlanmadı. İran son güne kadar askeri operasyonlerine devam etti. Son raporlar gösteriyor ki İran'ın füze kapasitesinin yaklaşık %80'i sağlam kaldı ve bu da İran'ın silah stoğunun yaklaşık %70'inin kullanılmadığı anlamına geliyor. Bir diğer önemli şey de şu: Raporlar, 12 günlük Ramazan Savaşı neticesinde İran'ın en az 6 ai daha savaşa devam edebileceğini gösterdi. Ramazan Savaşı sonrasında Avrupalı raporlar da İran'ın en az 6 ay daha devam edebileceğinden bahsettiler. Ne İsrail ne de ABD iddia ettiği herhangi bir hedefe ulaşamadı. Ama eğer saldırganların bir başarısından bahsedecek olursak, bu ancak masum okul çocuklarının öldürülmesi ve binlerce sivilin hedef alınması olabilir. Köprüler, hastaneler, çelik fabrikaları, petrokimya tesisleri ve tuz arıtma tesisleri hedef alındı ve bunlara zarar verildi; işte bu konularda saldırganlar belki başarıya ulaştı." ifadelerini kaydetti Kriz sürecinde NATO bileşenlerinin tek bir blok olarak hareket edemediğini ve üye ülkeler arasında coğrafi sorumluluk sınırlarına dair fikir ayrılıkları yaşandığını söyleyen Kouhkan, Batı askeri stratejilerinin meşruiyetini kaybettiğini ifade etti: "NATO ve Ramazan Savaşı... Buradaki en önemli noktalardan bir tanesi aslında şu: NATO üyesi some ülkeler savaşa siyasi destek, istihbarat işbirliği, lojistik yardım veya diplomatik destek sağladılar. Bazı NATO üyeleri istihbarat işbirliği yaptıklarını, İran'a karşı kampanya yürüttüklerini söyleseler de NATO, resmi olarak birleşik bir ittifak halinde savaşa girdiğini hiçbir zaman ilan etmedi. Ve ittifak üyeleri, ittifakın temel coğrafi sorumluluklarının ötesindeki müdahalelerle ilgili konularda giderek daha fazla farklı görüşlere sahip oluyorlar. Klasik Avrupa-Atlantik bölgesinin ötesinde gerçekleşen bu durum karşısında bir oybirliği ya da fikir birliği olmadığını görüyoruz. NATO'nun Ramazan Savaşı sonrasında karşılaştığı zorluklara bakacak olursak; müttefikler arasında stratejik düşünce farklılıkları ve kaynak kısıtlamaları olduğunu, büyük güçlerle ilişkilerin yönetiminde sıkıntılar yaşandığını, meşruiyet ve uluslararası hukukla ilgili zorluklarla karşılaşıldığını görüyoruz. Çünkü burada teknolojik üstünlüğü de kullanarak yürütülen bir strateji vardı. Bu da şu soruyu akıllara getiriyor: Batı'nın askeri etkinliği ve askeri stratejileri acaba gerçekten de üstün mü? NATO üyeleri bağlamında bu durum, gelecekteki krizlerde müttefikler arasında da bir kriz yaşanabileceğine dair bir ön gösterim olmuş olabilir." 2026 askeri müdahalelerinin uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası teşkil ettiğini aktaran Prof. Dr. Kouhkan, krizin enerji güvenliği ve hibrit tehditler gibi unsurları açığa çıkardığını beyan etti. Devletlerin savunma gücünün toplumsal rızaya bağlı olduğunu belirterek konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: 2026 yılındaki ABD-İsrail saldırıları, uluslararası güvenlikte çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu savaş aslında jeopolitik rekabetin sürekliliğini, kritik altyapının kırılganlığını, enerji güvenliğinin önemini, siber ve hibrit tehditlerin artan ağırlığını ortaya koymuştur. NATO için bu krizde aslında şöyle bir ihtiyaç ortaya çıkıyor: Üyelerin etkinliği ancak birlikte olurlarsa ve direnç gösterirlerse gerçekleşebilir. Ama bu savaş, NATO'nun uluslararası güvenlik mimarisi içerisindeki etkisinin ve etkinliğinin azalmasını da hızlandırdı. Yine Ortadoğu ve komşu bölgelerde devletlerin dayanıklılığının ve direncinin; devlet otoritesini destekleyen toplumsal uyum ve halk desteğiyle belirlendiğini de gördük. Özellikle savaş sonrası dönemde Ramazan Savaşı, çağdaş uluslararası güvenlikle alakalı önemli bir gerçekliği, yani devletlerin direncinin komşu ülkelerin dayanıklılığıyla da belirlendiğini ortaya çıkardı. Sosyal uyum ve halk desteğinin önemiyle birlikte burada ciddi stratejik dersler var. Bölge aktörlerinden Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin önemli etkileri olduğunu görüyoruz. Bu da tabii kamu rızasının ve kamuoyunu ikna etmenin, aslında bir noktada askeri güçten daha da etkili olabileceğini gösteren örnekler arasındaydı."

Diğer Haberler

Büyük yıkım kapıda mı? İranlı uzman Pentagon'un tarihi hezimetini canlı yayında anlattı! | Tenqri