Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

SAVAŞ VE UYANDIRDIĞI ACILAR - Ayla Kahraman Yazdı

Anlaşılan; dünya ortalamaları ile dans eden nevrozumuzun dışa vurulması için gereken, bir savaş ihtimali veya girişimiydi Bu da oldu işte. Ve bizler bir anda güven duygumuzun alaşağı edildiği bir sabaha uyanıverdik Bölgemizde savaş var. Çok uzaktan gelenler ile ev sahipleri kıyasıya savaşıyor. K

4 gün önce0 görüntülemehaberkibris.com
SAVAŞ VE UYANDIRDIĞI ACILAR - Ayla Kahraman Yazdı
Paylaş:

Anlaşılan; dünya ortalamaları ile dans eden nevrozumuzun dışa vurulması için gereken, bir savaş ihtimali veya girişimiydi Bu da oldu işte. Ve bizler bir anda güven duygumuzun alaşağı edildiği bir sabaha uyanıverdik Bölgemizde savaş var. Çok uzaktan gelenler ile ev sahipleri kıyasıya savaşıyor. Komşular komşuluk hatırını unutmuş gibi. Kimin kime savaş açtığını hayretlerle izliyoruz. Çocukların umarsızca yok edilişine ise ağlıyoruz Ve tedirginiz. Düşünenler, hissedenler tedirgin en azından Ortadoğu karışık… bu karışıklık uzaklardan gelen bir çomak dürtmesi gibi görünse de yerkürenin tamamının canını yakacak gibi Savaşın kazananı yoktur derler. Siyaset bilimci veya strateji uzmanı olmasak da bu bir savaş ve galiba birileri kâra geçerken birileri yok olacak. Belki haritalar değişecek. Nihayetinde, dünya insanlık tarihine birkaç kara sayfa daha eklenecek. En kötüsü çocuklar dahil pek çok insan yok olacak, geride kalanlar ise örselenmiş benlikleriyle yola devam etmeye gayret edecek Savaş dahil bütün tehlikelerin, varoluşsal bir anlamı var. Kendimizi güvende hissetmemizi engeller ve bu durum her şey yoluna girdiğinde bile, içerimize siner kalır. Kuşaklar boyunca, iyileşmeye çalışırız. Kendini yaratan insan, anlam ve amacı yaratan insan olarak; içimizdeki savaşlardan kurtulmaya çalışırız Nevroz adı verilen bu” kendimizle” savaşmalara yabancı değiliz: Korkular, örselenmeler, tedirginlikler, değersizlikler, güvensizlikler, aldatılmışlık hissi… Bütün bunlar, onlarca yıl boyunca, yerleşti içimize Onlarca yıl oynadı bizimle, yaramaz ve şımarık bir çocuk gibi Bugünün orta yaşlıları ve yaşlıları olarak ya savaşa doğduk ya da savaşla kurulmuş bir tarihsel sürecin içine düştük. Biz, savaşın, katliamların, yok olan bir kuşağın geride kalan çocukları olarak, atalarımızın yaşadığı ve bizde iz bırakan acıları iyileştirmeye çalıştık. Düşmanlığın yerine dostluğu koyarak; arsızlığın yerine paylaşmayı öğrenerek Duygusal bütünlüğümüzdeki yaraları tam iyileştiremesek de umut duymaya başlamıştık Şaka gibi değil mi? Ateş düştüğü yeri yakar derler ama yakınlarımızda başlayan savaşın; ruhsal acılarımızı bu kadar çabuk canlandırma gücü taşıdığını hiç düşünmüş müydünüz? Örselenmiş toplumsal ve bireysel bilincimizin geçmişin acılarına bu kadar dayanıksız olması şaşırtıcı mı sizce? Toplumsal ve bireysel bellek iş başında. Bir sabah uyandık ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan “güven” duygumuzun yaralandığını fark ettik. Şimdi, bir taraftan yaşamak diğer taraftan dünyaya, insana ve o korkunç silahlara rağmen, kendimizi güvende hissedecek yollar arama telaşındayız Savaşlara doğmuş bu toplumun çocukları olarak, başımıza bombaların yağmayacağına dair inanca gereksinimimiz var. Yoksa, karanlık dünyanın hortlakları olan geçmiş örselenmelerimizin canlanmasını durduramayız