Savaş, siyaset ve dincilik - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri
Aşırı dinci rejimini öne sürerek İran’a Siyonist dinci sapkınlarla birlikte başlattığı orantısız saldırıları haklı göstermeye çalışan ABD Başkanı Donald Trump, aslında kendisinin de “haçlı ruhu” taşıyan bir dinci olduğunu, dünyaya parmak ısırtan o meşhur Oval Ofis manzarasıyla yeniden kanıtladı… “Ye
Aşırı dinci rejimini öne sürerek İran’a Siyonist dinci sapkınlarla birlikte başlattığı orantısız saldırıları haklı göstermeye çalışan ABD Başkanı Donald Trump, aslında kendisinin de “haçlı ruhu” taşıyan bir dinci olduğunu, dünyaya parmak ısırtan o meşhur Oval Ofis manzarasıyla yeniden kanıtladı… “Yeniden” diyorum… Çünkü Trump’ın laiklik dışı dinci eğilimlerini gösteren daha başka örnekler de vardır… Mesela bunların en önemlisi, son ABD başkanlık seçimleri sırasında sergilenmişti… Çin’de ucuz maliyetle basılan ve kapağında “aziz” görünümlü Donald Trump görseli bulunan on binlerce dinsel içerikli kitap Amerikalı seçmenlere dağıtılmıştı… İşte bu dinci seçim kitabının geniş alanda dağıtılmasında başrolü oynayan Evangelistler, şu son Oval Ofis ritüelinde Trump’ı kutsamak için bir kez daha etkin temsilcileriyle boy gösterdiler… Evangelizm, Amerika’da var olan dinsel tarikatların en aşırılarından biridir… Ellerinden gelse ABD’nin yönetimini kiliseye verirler!… *** “Dinci” ilan ettikleri İran’a yapılmakta olan orantısız saldırıları dinsel saplantıları uğruna Trump’ın çevresinde toplanarak teşvik ediyor ve kutsuyorlar… Amerika’da yükselmekte olan Trump karşıtı sloganlara da yeni bir boyut ve ton kazandırdılar böylece: “Değiştirilmesi gereken rejim, Amerika’daki rejimdir…” Örneğin ünlü sinema oyuncusu ve barış aktivisti Jane Fonda, bu sloganın yaygınlaştırılması için var gücüyle alanda uğraş verirken, diğer ünlü sanatçıların ve aydınların da savaş karşıtı eylemlerini Amerika genelinde yoğunlaştırdıkları izleniyor… *** Dünyaya bir dejavu yaşatılıyor… Şeriatçı İslami yönetim yerine tasarlanmış biatçı bir rejim getirme deneyiminin en yankılı ve kanlı biçimde yapıldığı ülke Afganistan olmuştu… O deneyim yakın tarihte olduğu için oradaki militer Amerikan girişimlerinin nasıl sonuçlandığı tüm güncelliği ile halen akıllardadır… Amerika orada İslamcı Taliban’a karşı yıllarca yürüttüğü savaşı kaybetmekle kalmadı… Son derece dramatik manzaralara neden olarak ve işbirlikçilerini kara kaderleriyle baş başa bırakarak oraları terk ederken, eskisinden daha radikal şeriatçı bir düzenin orada yerleşip kökleşmesine neden oldu… *** Füze yağmurları altında yok edilmeyeceği kesin olan köklü devlet İran’da da, Afganistan örneğinin bir günceli ve yenisi daha tekerrür edecektir… Kin, nefret ve intikam duygularında birleşen İranlılar, tıpkı Afganistanlılar gibi Amerikan ve Batı karşıtı çok daha fazla radikalleşmiş bir rejimle yollarına devam ederken, bugünün olayları da bir başka Amerikan fiyaskosu olarak yenilgiler zincirine eklenecektir… *** İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan Soğuk Savaş atmosferinde Amerika Komünizme ve Komünist bloğa karşı savaşıyordu… Bugünün kurgulanan ideolojik atmosferinde ise “Haçlılık ruhu” öne çıkarılarak İslamiyet’e karşı yürütülen bir savaş var… Kapitalist hırs, tüm bu savaşların tetikleyicisi… Soğuk Savaş döneminin en büyük saldırıları Vietnam’da ve Küba’da sergilenmişti… Ama her ikisi de Amerika’nın yenilgisi ile sonuçlanmıştı… Malûm… Bugün birleşmiş bir Vietnam ve Komünizmin yıkılmaz bir kalesi olarak Küba gerçekleri var dünyamızda… *** İran’a yönelik bu son saldırılar, küresel İslamofobinin durdurulamaz tehlikeli yükselişini belgeliyor aynı zamanda… Bu dinsel faşizme karşı milyar nüfuslu İslam dünyasının hâlâ toparlanamaması ve bunun tam tersine İslamofobi saldırganlarıyla işbirliğinde olan İslam ülkelerinin açıkça görülmesi, günümüzün de, tarihin de en dramatik paradoksudur… Haçlı ruhunun saldırganlığını püskürtecek bir Selahattin Eyyubi ruhundan eser kalmadı Ortadoğu’da… Gerçek İslamiyet bağnazlığı, din kardeşliğine ihaneti ve bilinçsizliği asla içermez… Ve affetmez de…