Savaş Kırım’da başladı, Kırım’ın geçici işgalden kurtarılmasıyla bitecek - Prof. Dr. Sezai Özçelik - QHA - Kırım Haber Ajansı
“Savaş Kırım’da başladı, Kırım’da bitecek” cümlesi sadece güzel kurulmuş bir siyasi slogan değildir. Bu cümle, Kırım Tatarlarının tarihsel hafızasının, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve Karadeniz güvenlik mimarisinin en kısa özetidir. Bugün hâlâ bazıları savaşı 24 Şubat 2022 sabahı başlamış gibi an

“Savaş Kırım’da başladı, Kırım’da bitecek” cümlesi sadece güzel kurulmuş bir siyasi slogan değildir. Bu cümle, Kırım Tatarlarının tarihsel hafızasının, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve Karadeniz güvenlik mimarisinin en kısa özetidir. Bugün hâlâ bazıları savaşı 24 Şubat 2022 sabahı başlamış gibi anlatıyor. Oysa biz Kırım Tatarları için takvim 2014’te, Kırım’ın işgaliyle başladı. Hatta biraz daha geriye gidersek Rus emperyal aklının Kırım üzerindeki hesabı 1783’te Kırım Hanlığı’nın ilhakıyla, 1944 Sürgünü ile, 1991 sonrası statü tartışmalarıyla ve nihayet 2014’teki fiilî işgalle devam eden uzun bir zincirin halkalarıdır. Bu nedenle bugün Ukrayna’da yaşanan savaş, sadece cephe hatlarında, insansız hava aracı (İHA) görüntülerinde veya diplomatik masa başlarında okunamaz. Bu savaşın kalbi Kırım’dadır Son günlerde savaşın Birinci Dünya Savaşı’nı geçtiği, modern tarihin en uzun ve en yıpratıcı savaşlarından birine dönüştüğü yönünde yorumlar yapılıyor. Bu tür karşılaştırmalar dikkat çekici olabilir; fakat çoğu zaman savaşın başlangıç noktasını unutturuyor. Eğer savaşın başlangıcını 2022 olarak alırsanız, Rusya’nın 2014’te Kırım’da başlattığı uluslararası hukuk ihlalini, Kırım Tatarlarına yönelik baskıları, Akmescit’te, Bahçesaray’da, Yalta’da, Kerç’te ve Sivastopol’da yaşanan sessiz direnişi tarihin kenar notuna itmiş olursunuz. Oysa 2014 sadece bir “Kırım krizi” değildi; Avrupa güvenlik düzeninin ilk büyük kırılmasıydı. 2022 ise bu kırılmanın geniş cepheye yayılmış hâlidir Kırım’ın dünya tarihinde böyle merkezî bir rol oynaması yeni değildir. Kırım Hanlığı döneminde Bahçesaray, yalnızca bir siyasi merkez değil, Karadeniz, bozkır ve Osmanlı dünyası arasında bir medeniyet kavşağıydı. 1783’te Çarlık Rusyası’nın Kırım’ı ilhakı, sadece bir toprak değişikliği değil, Karadeniz’de güç dengesinin Rusya lehine bozulması anlamına geldi. Kırım Savaşı ise Osmanlı Devleti, Britanya ve Fransa’nın Rus yayılmacılığına karşı verdiği büyük mücadele olarak Avrupa güçler dengesi tarihinde özel bir yere sahiptir. Yani Kırım, her dönemde Rusya’nın güneye inme hayalinin, Osmanlı-Türk dünyasının güvenlik kaygısının ve Avrupa diplomasisinin kesiştiği yer olmuştur Kırım denildiğinde unutulmaması gereken bir başka tarihsel dönemeç de 1945 Yalta Konferansı’dır. Roosevelt, Churchill ve Stalin, Yalta’da sadece İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu değil, savaş sonrası dünyanın siyasi mimarisini de konuştular. Birleşmiş Milletler’in kuruluş sürecinden Almanya’nın geleceğine, Doğu Avrupa’nın kaderinden Soğuk Savaş’ın ilk gölgelerine kadar birçok başlık Kırım’da, Yalta’da şekillendi. Kırım bir kez daha dünya düzeninin yeniden kurulduğu yer oldu. Fakat burada acı bir ironi vardır: Dünya düzeni Yalta’da konuşulurken, Kırım Tatarlarının 1944 Sürgünü’nün yaraları hâlâ kanıyordu. Kendi vatanından koparılmış bir halkın sesi, büyük güçlerin masasında yoktu Bugün de benzer bir tehlike ile karşı karşıyayız. Büyük devletler yine masa kurmak, harita çizmek, “ateşkes”, “dondurulmuş çatışma” veya “toprak karşılığı barış” gibi kavramlarla yeni bir Yalta düzeni üretmek isteyebilir. Ancak Kırım Tatarları olarak şunu açıkça söylemeliyiz: Kırım olmadan barış olmaz. Kırım’ın işgali sona ermeden Ukrayna’da gerçek barış olmaz. Kırım Tatarlarının hakları garanti altına alınmadan Karadeniz’de kalıcı güvenlik olmaz. İşgalcinin silah zoruyla değiştirdiği sınırlar tanınırsa, bu sadece Ukrayna’nın değil, bütün uluslararası sistemin yenilgisi olur Rusya’nın 2014’te Kırım’da yaptığı referandum tiyatrosu, silahların gölgesinde sahnelenmiş bir işgal senaryosuydu. Uluslararası toplum bu sözde referandumu tanımadı. Fakat tanımamak yetmedi; caydırıcılık üretilemedi. Putin’in satranç tahtasında yaptığı hamleler, Gürcistan’dan Kırım’a, Donbas’tan Kerç Boğazı’na, Suriye’den Afrika’ya kadar hep aynı mantığa dayanıyor: Önce küçük bir ihlal, sonra fiilî durum, sonra alışma süreci, ardından yeni saldırı. Bu nedenle 2022’de Kıyiv’e yönelen saldırı, 2014’te Kırım’da test edilen emperyal yöntemin devamıdır. Kırım’da yeterli cevap verilseydi, belki de Buça, Mariupol, Herson, Bahmut ve diğer şehirlerde bu kadar büyük yıkım yaşanmayacaktı Kırım Tatarları açısından mesele sadece jeopolitik değildir. Mesele vatan, hafıza ve kimlik meselesidir. 18 Mayıs 1944’te sürgün edilen bir halkın torunları olarak biz, vatanın ne demek olduğunu kitaplardan öğrenmedik. Sürgün trenlerinin, kaybolan mezarların, yasaklanan dilin, kapatılan camilerin, el konulan evlerin ve yıllarca süren dönüş mücadelesinin içinden öğrendik. 2014 işgali bu nedenle Kırım Tatarları için ikinci bir travma yarattı. Meclis’in baskı altına alınması, Kırım Tatar aktivistlerinin kaçırılması, ev baskınları, siyasi davalar, zorla askere alma uygulamaları ve demografik yapının değiştirilmesi, işgalin sadece askerî değil aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir mühendislik projesi olduğunu gösteriyor Türkiye’de yaşayan Kırım Tatar diasporası olarak bizim görevimiz, bu hafızayı diri tutmaktır. Türkiye kamuoyuna, karar alıcılara, akademiye ve medyaya sürekli aynı hakikati anlatmak zorundayız: Kırım Ukrayna’dır; Kırım Tatarlarının vatanıdır; Kırım’ın özgürlüğü Karadeniz’in güvenliğidir. Türkiye’nin dengeli diplomasi arayışı anlaşılabilir. Ancak denge, işgal ile mağdur arasında eşit mesafe koymak değildir. Denge, uluslararası hukuku, toprak bütünlüğünü, mazlumun hakkını ve tarihî sorumluluğu birlikte savunabilmektir. Montrö rejimi, Karadeniz güvenliği, tahıl koridoru, enerji hatları ve Türk dünyası perspektifi açısından Kırım meselesi Türkiye’nin de millî güvenlik dosyasıdır Bu savaşın sonunda yeni bir dünya düzeni kurulacaksa, bu düzen 1945 Yalta’sının hatalarını tekrarlamamalıdır. Yeni bir Yalta, büyük güçlerin küçük halkların kaderini konuştuğu bir masa olmamalıdır. Aksine yeni düzen, işgal edilen halkların, sürgüne uğrayan milletlerin, sesi bastırılan toplumların adalet talebini merkeze almalıdır. Kırım Tatarlarının olmadığı bir Kırım masası eksiktir. Kırım’ın yerli halkının haklarını güvence altına almayan hiçbir barış planı adil değildir. Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımayan hiçbir çözüm kalıcı değildir Bugün Kırım, yalnızca bir yarımada değildir; uluslararası hukukun sınav kâğıdıdır. Kırım, Birleşmiş Milletler (BM) düzeninin, Avrupa güvenlik mimarisinin, NATO’nun, Avrupa Birliği’nin (AB), Türk dünyasının ve Türkiye’nin vicdan testidir. Eğer Kırım işgal altında kalırsa, saldırganlık ödüllendirilmiş olur. Eğer Kırım özgürlüğüne kavuşursa, sadece Ukrayna değil, bütün bölge yeni bir nefes alır. O zaman 2014’te başlayan karanlık döngü kapanır ve Karadeniz’de gerçek barış ihtimali doğar Ben bir Kırım Tatarı akademisyen ve diaspora aktivisti olarak şuna inanıyorum: Kırım’ın özgürlüğü ertelenebilir ama unutulamaz; gecikebilir ama vazgeçilemez; ağır bedeller isteyebilir ama tarihin doğru tarafı bellidir. Savaş Kırım’da başladı. Bu cümleyi her söylediğimizde sadece geçmişi hatırlatmıyoruz; geleceğin de nerede kurulacağını söylüyoruz. Savaş, Kırım’ın işgalden kurtarılmasıyla bitecek. Çünkü Kırım özgür olmadan Ukrayna tam bağımsız olmayacak; Ukrayna tam bağımsız olmadan Karadeniz güvenli olmayacak; Karadeniz güvenli olmadan Türkiye’nin kuzeyi huzur bulmayacak. Kırım’da başlayan savaş, ancak Kırım’da adaletin, özgürlüğün ve vatan hakkının yeniden tesis edilmesiyle sona erecek


