Prof. Liu Xu'dan küresel güvenliğe dair çarpıcı analiz: "NATO küresel sorundur!"
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansı, uluslararası güvenlik mimarisi ile enerji politikaları arasındaki derin ilişkiyi mercek altına aldı. Etkinliğe çevrimiçi olarak katılan Rusya Doğu Avrupa ve Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansı, uluslararası güvenlik mimarisi ile enerji politikaları arasındaki derin ilişkiyi mercek altına aldı. Etkinliğe çevrimiçi olarak katılan Rusya Doğu Avrupa ve Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Liu Xu, geleneksel askeri güvenlik ile enerji tedariki arasındaki çizgilerin nasıl silikleştiğini kapsamlı bir çerçevede değerlendirdi Güvenlik meselelerinin uluslararası ilişkiler çalışmalarının çıkış noktasını oluşturduğunu belirten Xu, araştırmacıların genel olarak askeri güvenliği bu alanın temel unsuru kabul ettiğini ifade etti. Günümüzde dünyanın en büyük askeri ve siyasi hükümetler arası örgütü olan NATO'nun küresel askeri güvenlik sorunlarının merkezinde yer aldığını anlatan Xu, ''Günümüzün küresel askeri güvenlik sorunları özünde NATO'nun kendisi ve NATO'nun dünyanın geri kalanı ile kurduğu ilişkiler etrafında şekillenmektedir. Askeri güvenliğin ötesinde uluslararası ilişkiler çalışmaları, geleneksel güvenlik ve geleneksel olmayan güvenlik olarak sınıflandırılan çok geniş bir güvenlik alanını kapsamaktadır. Askeri güvenlik geleneksel güvenlik kategorisine girmektedir. Geleneksel olmayan güvenlik ise askeri, siyasi ve diplomatik çatışmaların dışında kalan ekonomik, çevresel, bilişimsel ve diğer alanlardaki güvenlik sorunlarını ifade etmektedir." dedi Kendi uzmanlık alanının enerji güvenliği olduğunu hatırlatan Prof. Xu, enerjinin doğası gereği bir güvenlik tehdidi olmadığını, aksine uzun yıllar boyunca devletler arasındaki gerilimleri azaltan ekonomik bir faaliyet olduğunu savundu Çağdaş askeri güvenliğin enerji güvenliği üzerindeki etkilerine odaklanan Xu, enerjinin başlangıcından itibaren doğası gereği bir güvenlik meselesi olmadığını, aksine uzun yıllar boyunca güvenlik gerilimlerini azaltan önemli bir unsur işlevi gördüğünü dile getirdi. Enerji üretimi ve tüketiminin bütün insanlığa fayda sağlayan ekonomik faaliyetler olduğunu belirten Xu, küresel güvenliğin insanlığın ortak çıkarları perspektifinden ele alınması gerektiğini söyleyerek ''Enerjinin başlangıcından itibaren doğası gereği bir güvenlik meselesi olmadığını düşünüyorum. Tam tersine enerji, uzun yıllar boyunca güvenlik gerilimlerini azaltan önemli bir unsur olmuştur. Enerji üretimi ve tüketimi, bütün insanlığa fayda sağlayan ekonomik faaliyetlerdir. Bu da bütün ülkelerin enerji üretimi ve tüketiminden ortak kazanç elde edebileceği anlamına gelmektedir. Bugünkü tartışmaların bir diğer temel başlığının insanlığın ortak kader topluluğu, yani küresel güvenliğin insanlığın ortak çıkarları perspektifinden ele alınması olduğunu gördüm. Dolayısıyla ilk temel görüşümü şu şekilde ifade etmek isterim: Enerji doğası gereği bir güvenlik tehdidi değildir. Enerji, insanlığın ortak çıkarlarının gerçekleşmesini sağlayan ekonomik bir faaliyettir.'' ifadelerini kaydetti Uluslararası ilişkiler disiplinindeki İngiliz Okulu'nun önde gelen temsilcilerinden Susan Strange'in 1970'li yıllarda ortaya koyduğu teoriye atıfta bulunan Çinli uzman, enerjinin; toprak, emek, sermaye ve teknoloji ile birlikte insan üretiminin beşinci temel unsuru olduğunu hatırlattı. Xu, ''Toprak, emek, sermaye ve teknoloji insanlığın üretim faaliyetlerinin dört temel unsurunu oluştururken, Strange bunlara enerjiyi de eklemiştir. Bu sınıflandırma, enerjinin insanlığın varlığı ve gelişimi açısından ne kadar vazgeçilmez olduğunu kolayca ortaya koymaktadır. Enerjinin üretimi, taşınması, işlenmesi ve tüketimi etrafında şekillenen küresel sanayi zinciri, ekonomik küreselleşmenin en önemli göstergelerinden biri hem de başlıca itici güçlerinden biridir. Bu sanayi zincirinin her halkası, oranları farklı olsa da enerjinin sağladığı faydalardan pay almaktadır. İşte buna karşılıklı bağımlılık diyoruz. İnsanlık tarihinin en büyük bölümünde bu karşılıklı bağımlılık yalnızca küresel ekonomik refahı arttırmakla kalmamış, aynı zamanda devletler arasındaki sürtüşmeleri ve çatışmaları da hafifletmiştir.'' ifadelerini kullandı Enerjinin devletlerarası gerilimleri düşürücü etkisine 2022 yılı öncesindeki Rusya-Avrupa ilişkilerini örnek gösteren Xu, ''NATO'nun doğuya doğru genişlemesi, Rusya-Gürcistan Savaşı, Kırım krizi, enerji transit güzergahları, enerji fiyatlandırılması, insan hakları ve diğer birçok konuda Rusya ile Avrupa arasında süregelen görüş ayrılıklarına ve Avrupa'nın 2014 yılından itibaren Rusya'ya uyguladığı yaptırımlara rağmen iki taraf arasındaki enerji ticareti hiçbir zaman durmamıştır. Avrupa uzun yıllar boyunca Rusya'nın en büyük enerji ihracat pazarı olmayı sürdürmüş, Rus enerji ürünleri de Avrupa'nın enerji ithalatında merkezi bir yer tutmuştur.'' ifadelerini kaydetti Avrupa'nın uzun yıllar Rusya'nın en büyük enerji ihracat pazarı olmayı sürdürdüğünü belirten Xu, Rusya ile Ukrayna'nın fiilen savaş halinde bulunduğu yılları arasında bile Rus petrolü ve doğalgazının Ukrayna topraklarından geçen boru hatları aracılığıyla Avrupa pazarlarına ulaşmaya devam ettiğini anlattı. Devletler arasındaki düşmanlıkları hafifletici işlev gören bu olguyu bizzat "savaşın ortasında barış" olarak tanımladı Enerjinin barışçıl işlevinin ülkelerin varoluşsal tehdit algılamasıyla birlikte sona erdiğini kaydeden Prof. Xu, ekonomik mantığın yerini askeri güvenlik gerekçelerine bıraktığını belirterek şunları aktardı: "Bununla birlikte enerjinin barışı teşvik eden bu işlevinin yalnızca belirli bir eşik içinde geçerli olduğunu açıkça kabul etmeliyiz. Bu eşik aşıldığında enerji bizzat bir güvenlik meselesine dönüşmekte ve enerji güvenliği geleneksel güvenlikle derin biçimde bütünleşmektedir. Bu eşik, bir ülkenin kendi güvenliğine yönelik tehdit algısında yatmaktadır. Eğer bir devlet kendi varlığını tehlikeye sokacak ölçüde varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğuna inanıyorsa enerji derhal ulusal güvenlik meselesine dönüşmektedir. 2022 sonrası Avrupa ile bugün Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler bunun son derece çarpıcı örnekleridir. Avrupa Birliği üyesi devletlerin büyük çoğunluğunun kömür, ham petrol, boru hattı doğalgazı ve sıvılaştırılmış doğalgaz dahil olmak üzere Rus enerji ürünlerinin ithalatını tamamen keseceğini kimse öngörmemişti. Tıpkı çok az kişinin Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri bir operasyon başlatacağını tahmin etmiş olması gibi. Kanaatimce Rusya'nın siyasi liderliği de Avrupa'nın böylesine sert bir tepki vereceğini öngörmemişti. Çünkü görece ucuz Rus enerjisi uzun yıllar boyunca Avrupa'nın sanayi sisteminin temel dayanaklarından biri olmuştur. Ekonomik karşılıklı bağımlılık perspektifinden bakıldığında Avrupa'nın Rusya ile enerji bağlarını koparması için rasyonel bir gerekçesi varmış gibi görünmüyordu. Buna rağmen Avrupa, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri harekatını kıtanın varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirdi. Sonuç olarak ekonomik mantığın yerini güvenlik gerekçeleri aldı.'' Ekonomik mantığın çöktüğü bir diğer paralel örnek olarak Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeleri gösteren Xu, boğazın tamamen İran'ın yetki alanında olmadığını ve Tahran'ın burada münhasır denetim kurma yönünde meşru bir hakkı bulunmadığını hatırlattı. ABD'nin İran'a yönelik askeri saldırılarından önce Çinli enerji uzmanlarının boğazın kapatılma ihtimalini reddettiğini aktaran Xu, bu kararın İran'ı bütün dünyayla karşı karşıya getireceğini savunduklarını ancak bu değerlendirmelerinde yanıldıklarını söyledi. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen deniz taşımacılığına çeşitli kısıtlamalar getirdiğini, ABD'nin de buna karşılık su yolunu abluka altına aldığını belirten Xu, ''Her iki taraf açısından da askeri güvenlik, enerji güvenliğine mutlak öncelik kazandı. Askeri üstünlüğünü sürdürme hedefi doğrultusunda Amerika Birleşik Devletleri, belirli dönemlerde İran ve Rusya gibi yaptırım uyguladığı ülkelere yönelik enerji yaptırımlarını kısmen gevşetmiş; böylece hem kendi ekonomisini istikrara kavuşturmayı hem de askeri operasyonlara yönelik kamuoyu desteğini güçlendirmeyi amaçlamıştır. Bu tür politikalar ilk bakışta çelişkili ve sezgilere aykırı görünebilir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, İran ve Avrupa örnekleri açıkça göstermektedir ki bir ülke ciddi askeri tehditlerle karşı karşıya kaldığında enerji, askeri stratejiyle yakından bağlantılı bir güvenlik meselesine dönüşmekte ve devletlerin askeri güvenliklerini korumalarında kritik bir araç haline gelmektedir. Bu dönüşümün bedelini ise ilgili ülkeler ödemektedir. Enerji arzındaki kesintiler ve hızla yükselen fiyatlar nedeniyle büyük refah kayıpları yaşanmaktadır. Dolayısıyla şu sonuca varabiliriz: Günümüz devletlerarası askeri çatışmaları insanlığın ortak enerji çıkarları pahasına yürütülmektedir." dedi Askeri güvenlik ile enerji güvenliği arasındaki bütünleşme derinleşirken küresel enerji dönüşümünün de giderek belirginleştiğini vurgulayan Xu, silahlı çatışmaların fosil yakıt arzını artırdığı yönündeki iddiaların yalnızca kısa vadeli geçici çözümler olduğunu savundu. Xu, üçüncü temel görüşünü, "Askeri çatışmalar enerji dönüşümünü daha da hızlandırmıştır. Bu görüşe katılmayanlar, silahlı çatışmaların devletleri fosil yakıt arzını güvence altına almaya daha fazla yönelttiğini, bunun da petrol ve doğalgaz üretiminin artırılmasını, yeni enerji ulaştırma koridorlarının geliştirilmesini ve enerji depolama tesislerinin kurulmasını teşvik ettiğini savunmaktadır. Ancak bunlar yalnızca kısa vadeli geçici çözümlerdir. İstikrarsız kaynak bölgelerine bağımlılığı azaltmanın ve enerji arzına yönelik riskleri hafifletmenin temel yolu, geleneksel fosil yakıt tüketimini azaltmak ve kapsamlı bir enerji dönüşümünü hayata geçirmektir. '' sözleriyle açıkladı Modern savaş alanlarında insansız hava araçlarının ve yapay zekanın yaygınlaşmasının devletler arasındaki askeri güç dengesini köklü biçimde değiştirdiğini ifade eden Xu, ''Ukrayna ve İran önemli ölçüde dış destek almış olsalar da gelişmiş uydu sistemleri ve yapay zeka teknolojileriyle desteklenen, kendi imkanlarıyla geliştirdikleri ileri düzey insansız hava aracı sistemleri olmaksızın sırasıyla Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri karşısında denge kurmaları mümkün olmazdı. İnsansız hava araçları elektrik enerjisiyle çalışmaktadır ve enerji arzı, yapay zeka sistemlerinin çalışması açısından temel kısıtlayıcı unsurlardan birini oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ileri enerji teknolojileri ulusal askeri güvenlik bakımından hayati öneme sahiptir. İster askeri güvenlik ister enerji güvenliği perspektifinden değerlendirilsin; ileri enerji teknolojileri ve buna bağlı olarak enerji dönüşümü tartışması stratejik önceliklerdir. Bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim ki ülkeler ancak kapsamlı bir enerji dönüşümünü gerçekleştirerek gelecekte hem askeri güvenliklerini hem de enerji güvenliklerini uzun vadeli olarak güvence altına alabilirler." dedi Konuşmasının sonunda Türkiye ve Çin'in bu alandaki potansiyel işbirliğine değinen Prof. Liu Xu, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ortaya koyduğu bütüncül Ulusal Güvenlik yaklaşımının askeri ve enerji güvenliği arasındaki etkileşimi daha iyi anlamaya yardımcı olduğunu belirtti. Çin'in dünyanın en büyük yenilenebilir enerji üreticisi olduğunu ve bu alandaki ileri teknolojileriyle küresel dönüşüme katkı sunmaya hazır olduğunu aktaran Xu, ''Türkiye ise sahip olduğu benzersiz coğrafi avantajlar sayesinde Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan önemli bir enerji merkezi haline gelmiştir. Türkiye, alternatif enerji ulaştırma koridorları geliştirerek Hürmüz Boğazı krizine yeni çözümler sunma potansiyeline sahiptir. Bunun yanı sıra Türkiye, nükleer enerji ile diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydetmektedir. Türkiye'nin sorumlu bir enerji üreticisi ve enerji transit ülkesi olarak uluslararası alanda örnek bir konuma yükselebileceğine yürekten inanıyorum." ifadelerini kullandı


