Bir Parlamento binası nasıl olmalı ya da çöp kutularının tercihlerimiz üzerindeki etkisi
Yaklaşık 80 yıl önce Büyük Britanya Başbakanı Winston Churchill, parlamento binasının mimari tarzını, milletvekillerinin oturma şeklini, salondaki mesafeleri ve hatta salonun büyüklüğünü kamu yönetiminin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu; bu da siyasi karar almayı, tartışmaların kalitesini ve pa

Yaklaşık 80 yıl önce Büyük Britanya Başbakanı Winston Churchill, parlamento binasının mimari tarzını, milletvekillerinin oturma şeklini, salondaki mesafeleri ve hatta salonun büyüklüğünü kamu yönetiminin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu; bu da siyasi karar almayı, tartışmaların kalitesini ve parlamento kültürünü etkiliyordu 1941 yılında İngiliz parlamentosunun alt meclisi Avam Kamarası'nın Alman bombalamaları sonucu yıkılmasının ardından ülkede yeni bir parlamento binasının nasıl inşa edileceği konusunda yoğun tartışmalar başladı. Birçoğu, daha geniş ve yarım daire biçimli bir salonun inşası gibi modern mimari çözümler önerdi. Churchill bu yaklaşıma karşı çıktı. Ona göre mesele parlamenter demokrasinin nasıl işleyeceğiyle ilgiliydi Churchill, 28 Ekim 1943'te Parlamento'da yaptığı ünlü konuşmasında, mimarlığın siyasi kurumlar üzerindeki etkisine ilişkin günümüzde geçerliliğini koruyan bir tez ortaya koydu: "Önce biz binalarımızı şekillendiririz, sonra binalar bizi şekillendirir." Churchill bu sözüyle siyasi kurumların sadece kanunlar ve gelenekler üzerine değil aynı zamanda fiziksel mekan üzerine de inşa edildiğini anlatmaya çalışmıştır. Ona göre insanların birbirleriyle nasıl iletişim kurduğu, farklılıklarını nasıl ifade ettiği ve nasıl uzlaşmaya vardığı bir anlamda o mekanın mimarisine bağlıdır. Bu nedenle Churchill, Avam Kamarası'nın önceki yapısının korunmasını savundu. Britanya Parlamentosu'nun uzun, dikdörtgen salonunun tesadüfen seçilmediğine inanıyordu. İktidar ve muhalefetin karşı karşıya oturması parlamentoyu oy verme yerinden çıkarıp açık bir siyasi tartışma alanına dönüştürüyor. Onun görüşüne göre, yarım daire şeklindeki salonlar fikir birliği oluşturmak için yararlı görünebilir, ancak siyasi hesap verebilirliği ve görüş çatışmasını zayıflatabilir. Churchill ayrıca parlamento salonunun büyüklüğüne de özel önem verdi. Tüm milletvekillerinin aynı anda ağırlanabileceği büyük bir salon fikrine destek vermedi. İddiası ilginçti: Büyük salonların çoğu neredeyse her zaman yarı boş görünüyor ve bu da parlamentodaki tartışmaların enerjisini tüketiyor. Alanın küçük olması milletvekillerinin önemli tartışmalarda bir araya gelmelerine, daha canlı ve sorumlu bir ortamda konuşma yapmalarına olanak sağlıyor Churchill'in parlamenter mimariye ilişkin görüşleri uzun yıllar siyaset teorisinin ilginç bir örneği olarak değerlendirildi. Ancak son yıllarda mimari, psikoloji ve sinir bilimindeki araştırmalar insanların kararlarının, davranışlarının ve duygusal durumlarının gerçekten de yaşadıkları ve çalıştıkları mekanlardan etkilendiğini gösterdi Fransız filozof Gaston Bachilard, 1958 yılında yayınladığı "Mekânın Şiiri" adlı eserinde evi, yaşanılan bir yerden ziyade insanın iç dünyasını şekillendiren ilk mekan olarak tanımlamıştır. Ona göre insanın çocukluk anıları, güvenlik duygusu, korkuları ve hayal gücü yaşadığı evle yakından ilgilidir. Bashlyar, evin insanın "ilk evreni" olduğunu ve mekansal hafızanın insan psikolojisinin ayrılmaz bir parçası olduğunu yazdı. Filozof, evin farklı bölümlerinin insan zihninde farklı anlamlar yarattığını öne sürdü. Ona göre çatı katı ışığın, mantığın ve aklın simgesiyken, bodrum katı belirsizlik, korku ve bilinçaltı içgüdülerle ilişkilendirilir Bu yaklaşım daha sonra ünlü psikiyatrist Carl Gustav Jung'un bilinç ve bilinçaltı hakkındaki teorilerinde yankı buldu. Mekânın insan davranışı üzerindeki etkisi yalnızca felsefi bir değerlendirme değildir. Mimari psikoloji alanında yapılan araştırmalar gün ışığının, tavan yüksekliğinin, pencerelerin varlığının, renklerin ve oda düzenlerinin insanların karar verme, üretkenlik ve duygusal durumlarını etkilediğini göstermektedir. Bu yönde en çok alıntı yapılan çalışmalardan biri Amerikalı mimarlık araştırmacısı Roger Ulrich'e aittir. Hastane gözlemlerinde, pencereleri ağaçlara bakan hastaların, duvarlara bakanlara göre daha hızlı iyileştiklerini, daha az ağrı kesici aldıklarını ve sağlık personeli ile daha olumlu etkileşim kurduklarını buldu. Daha sonra bu çalışma hastane mimarisinde “şifa mekanı” kavramının ortaya çıkmasına etki etmiştir Mekanın insan davranışı üzerindeki etkisini en iyi gösteren örneklerden biri modern alışveriş merkezleri – AVM'lerdir. Birçok büyük alışveriş merkezi, insanların mağazada daha uzun süre kalmalarını sağlamak için özel olarak tasarlanmıştır. Pencere ve saatlerin olmayışı, kafa karıştırıcı geçitler, tekdüze hareket yolları ve ürünlerin yerleştirilmesi prensip rastgele bir seçim değildir. Mimarlıkta "Gruen etkisi" olarak bilinen bu yaklaşım, tüketici davranışlarına yön vermeyi amaçlamaktadır. Mekanın insan davranışı üzerindeki etkisinin farklı toplumlarda aynı şekilde kendini göstermemesi ilginçtir. Örneğin Özbekistan'da geleneksel ve muhafazakar yaşam tarzı nedeniyle bazı insanlar alışveriş merkezlerini sosyal alanlar olarak değil, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda kullanılan tesisler olarak algılıyor. Gündelik hayat daha çok mahalle mağazaları, marketler ve aile ortamlarında geçtiği için AVM kültürü Batılı ülkelerdeki kadar yaygın değil. Bu aynı zamanda mimarinin ve mekanın insan davranışları üzerindeki etkisinin, toplumun kültürel değerlerinin karşılıklı olarak şekillendiğini de göstermektedir. Fransız antropolog Marc Auger bu sürece farklı bir perspektiften yaklaşıyor. Havalimanları, büyük alışveriş merkezleri, uluslararası oteller gibi yerleri "mekansız yerler" olarak adlandırıyor. Oje'ye göre bu tür yerler insanlarda aidiyet duygusu yaratmıyor. Burada tarih, kimlik ve sosyal ilişkiler geri planda kalıyor ve kişi daha çok bilet numarası, pasaport veya banka kartıyla tanınan anonim bir figür haline geliyor Bütün bunlar Churchill'in seksen yıl önce söylediklerine yeni bir anlam kazandırıyor. Parlamento binasının mimarisinin siyasi davranışı etkilediğini söyledi. Modern araştırmalar bu etkinin parlamentoyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Okullar, hastaneler, ofisler, evler, müzeler ve hatta alışveriş merkezleri insanların düşüncelerini, kararlarını ve günlük davranışlarını etkileyen faktörler arasındadır. Başka bir deyişle mimari aynı zamanda insanın dünyada nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve davrandığını da etkiler. Belki de Churchill'in "Önce biz binalarımızı şekillendiririz, sonra binalar bizi şekillendirir" düşüncesinin bugün bile geçerliliğini kaybetmemesinin nedeni budur. Arifa Kerimzadeh


