Sırbistanlı siyasetçi Bojan Vulin'den Brüksel'i sarsacak NATO çıkışı! "Barış değil, zehir getirdi"
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansı, çevrimiçi bağlanan Sosyalistler Hareketi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Bojan Vulin’in açıklamalarına sahne oldu Bojan Vulin, NATO'nun 1990'larda Bosna-Hersek ve Kosova'da kullandığı

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansı, çevrimiçi bağlanan Sosyalistler Hareketi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Bojan Vulin’in açıklamalarına sahne oldu Bojan Vulin, NATO'nun 1990'larda Bosna-Hersek ve Kosova'da kullandığı seyreltilmiş uranyumun bölgede binlerce yıl sürecek kalıcı bir yıkım yarattığını vurguladı. Sırbistan'ın bağımsız politikalarının Batı tarafından engellenmeye çalışıldığını belirten Vulin, küçük devletlerin baskı altına alınmadığı adil ve yeni bir küresel güvenlik düzenine ihtiyaç duyulduğunu kaydetti Vulin, Sırbistan'ın bağımsızlık politikalarının jeopolitik hizalanmanın gerisine itildiğini ve ülkenin dış politika alanının her geçen gün daraltıldığını dile getirdi. Bosna-Hersek'i bu durumun en açık örneği olarak gösteren Vulin, NATO'nun Kosova'dakine benzer bir görevi burada da yürüttüğüne dikkat çekti. Bosna-Hersek'in egemen bir devlet olmadığını savunan Vulin, ''NATO burada da Kosova'dakine benzer bir görev yürütmektedir. Ancak Bosna-Hersek egemen bir devlet değildir. Ülke, Barış Uygulama Konseyi tarafından yönetilmekte; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilmeyen, yalnızca Batılı ülkeler tarafından atanan bir yüksek temsilci tarafından denetlenmektedir. Üstelik Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi'nin üyeleri arasında yabancı hâkimler de bulunmaktadır. İşte bu nedenle Bosnalı Sırplar, Bosna-Hersek'i yalnızca idari bir çerçeve olarak görmektedir. Bosna-Hersek'in bugün NATO üyesi olmamasının tek nedeni buna karşı çıkan Sırp Cumhuriyeti'dir. Ve tam da bu nedenle yalnızca Sırbistan değil, Sırp halkının kendisi de bir sorun olarak görülmektedir." ifadelerini kullandı Bölge ülkelerinin Balkanlar'a yönelik açıklamalarını eleştiren Vulin, Slovenya Savunma Bakanı Sajovic'in sözlerini gündeme taşıdı. Vulin, ''"Slovenya Savunma Bakanı Sajovic'in, Hırvatistan ve Slovenya'nın Kosova ile Bosna-Hersek'teki barış konusunda büyük sorumluluk taşıdığı yönündeki açıklaması da bunun bir göstergesidir. Oysa ne Hırvatistan'ın Kosova ile ne de Slovenya'nın Bosna-Hersek ile ortak sınırı bulunmaktadır. Buna rağmen Sırplara güvenlik tehdidi perspektifiyle yaklaşılmaktadır; yalnızca Sırp oldukları için.'' dedi NATO'nun Bosna-Hersek ve Kosova'daki varlığını birbirine bağlayan asıl unsurun seyreltilmiş uranyum olduğunu ifade eden Vulin, ittifakın 1995 yılında Bosna-Hersek'te ve 1999 yılında Kosova'da kullandığı seyreltilmiş uranyumlu mühimmatın kötü niyetli politikaların kalıcı bir kanıtı olduğunu söyledi. Vulin, ''Bu maddelerin yarı ömrü yaklaşık 4,5 milyar yıldır. Toprağa, suya ve havaya yayılmalarının sonuçları bugün de hissedilmektedir. On binlerce insan kanser nedeniyle hayatını kaymakta veya yaşam mücadelesi vermektedir. İşte paradoks tam da burada başlamaktadır: Pek çok kişi NATO'nun bölgeden çekilmesini istemektedir ancak geride bıraktığı sonuçlar binlerce yıl boyunca varlığını sürdürecektir. NATO bölgeye sözde barışı tesis etmek amacıyla gelmiştir, oysa geride bıraktığı zehir, koruması gereken insanları ve bölgede bulunan herkesi zehirlemektedir." ifadelerini kaydetti Seyreltilmiş uranyumun etkilerinin sadece bölge halkını değil, NATO askerlerini de vurduğunu belirten Vulin, İtalya'da açılan davaları hatırlattı. Küresel güvenlik mekanizmalarının yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulayan Vulin, "Kosova görevinde bulunan 500'den fazla İtalyan askeri de bunun mağduru olmuştur. Bu askerler adalet aramak amacıyla mahkemelere başvurmuş ve yarım milyon ile bir milyon arasında değişen tazminatları almaya hak kazanmıştır. İtalyan mahkemeleri NATO'nun neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluğu kabul etmişse, NATO ulusal ve uluslararası mahkemeler önünde nasıl dokunulmazlığa sahip olabilir? Sorunun özü tam da budur: Cezasızlık. Bu nedenle küresel güvenlik mekanizmalarının yeniden işler hale getirilmesi ve uluslararası anlaşmalar ile Birleşmiş Milletler kararlarına yeniden saygı gösterilmesi gerekmektedir. Günümüzde yaşanan bütün krizler, ihlal edilen anlaşmaların doğal sonucudur. Küçük devletlerin büyük devletler tarafından baskı altına alınmadığı yeni bir küresel güvenlik ve yönetişim düzenine ihtiyaç vardır." ifadelerini kullandı Batılı ülkelerin çifte standart uyguladığını savunan Vulin, Almanya'nın Rusya ve Çin ile ticari ilişkilerini sürdürürken Sırbistan'a baskı yaptığını söyledi. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Milošević'in sözlerine atıf yaparak, asıl hedefin sömürge olmayı reddeden halklar olduğunu dile getirdi ve konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: "Almanya, Sırbistan'dan Rusya ve Çin ile işbirliğini sona erdirmesini istemektedir; oysa kendisi Rus doğalgazını satın almaya devam etmekte ve Çin pazarı olmadan ekonomisini sürdürememektedir. Hukuktan korkmayanlar, adaletin kendi ellerinde olduğunu zannederler. Sırbistan ve Yugoslavya'nın eski cumhurbaşkanı Slobodan Milošević, küresel militanizmin ilk kurbanlarından biriydi ve şöyle demişti: 'Bana Milošević olduğum için saldırmıyorlar, Sırbistan olduğu için bana saldırıyorlar.' Bugün bize tehditler yöneltildiğinde ve bize ders verilmeye çalışıldığında bu sözleri hatırlamalıyız. Sırbistan'da veya özgürlüğünden vazgeçmeyen başka hiçbir ülkede sorun siyasetçiler nedeniyle değildir; sorun, sömürge olmayı reddeden halkların ve milletlerin varlığıdır ve böyle insanlar var olduğu sürece onlar hedef alınmaya devam edecektir. Bu nedenle küresel güvenlikten söz ederken dürüst olmak zorundayız. Adalet olmadan güvenlik olmaz. Bazılarının başkalarının kaderine karar verdiği, Birleşmiş Milletler kararlarının ihlal edildiği, milletlerin baskı altına alındığı ve kendilerine neye izin verilip neye izin verilmeyeceğinin dayatıldığı bir ortamda adaletten söz edilemez. Kuralların işlemediği, yalnızca güçlünün kazandığı bir dünya istikrarlı bir dünya değildir. Çünkü güçle elde edilen zaferler kalıcı değildir; istikrarsızlık yeniden, üstelik daha büyük tehlikelerle geri döner ve geride bıraktığı sonuçlar seyreltilmiş uranyum gibi binlerce yıl yaşamaya devam eder."


