"Tünel" trajedisi - İfadeler, gerçekler ve adaletin zaferi
1993 yılında Azerbaycan'ın Kelbecer bölgesinde yaşanan olaylar, bölgedeki en trajik ve ağır insani krizlerden biri olarak tarihe geçti. Ermeni silahlı kuvvetlerinin saldırısı sonucu bölge tamamen kuşatılmış, coğrafi olarak yüksek dağlık bir bölgede yer alan Kelbecer'in dış dünyayla bağlantısı fiilen

1993 yılında Azerbaycan'ın Kelbecer bölgesinde yaşanan olaylar, bölgedeki en trajik ve ağır insani krizlerden biri olarak tarihe geçti. Ermeni silahlı kuvvetlerinin saldırısı sonucu bölge tamamen kuşatılmış, coğrafi olarak yüksek dağlık bir bölgede yer alan Kelbecer'in dış dünyayla bağlantısı fiilen kesilmiştir. Bu durum binlerce sivilin hayatını tehdit ederken, onlar için tek çıkış yolu zorlu ve tehlikeli dağ yolları ve Kelbecer-Laçin tünelinin istikameti oldu O dönemde Kelbecer halkı, özellikle kadın, çocuk ve yaşlılar, şiddetli kış şartlarında karla kaplı geçilmez dağ geçitlerini geçerek hayatlarını kurtarmaya çalışıyordu. Binek araç yetersizliğinden dolayı insanlar bazen yürüyerek, bazen de kamyonlarla kilometrelerce yol kat etmek zorunda kaldı. Yiyecek, su ve tıbbi yardımın olmayışı durumlarını daha da kötüleştirdi. Bu kaçış sırasında yaşananlar, özellikle "Tünel" bölgesinde yaşananlar, sivil halkın sistematik olarak hedef alındığını gösteren çok sayıda gerçeği de beraberinde getiriyor. "Tünel" adı verilen bölge o dönemde Kelbecer'den ayrılmak isteyenlerin umuduydu. Ancak bu bölge aynı zamanda tarihte sivil katliamlarının yaşandığı, sivillerin vurularak rehin alındığı bir yer olarak kaldı. Tünele yaklaşan arabalar Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından önceden gözlemlendi ve ardından farklı yönlerden ateş açıldı. Sonuç olarak çok sayıda insan öldü, ağır yaralandı ve rehineler alındı Tarih, adaletin er ya da geç yerini bulacağını gösteriyor. Savaşlar ve trajediler sırasında yaşanan olayların yıllar sonra hukuki ve manevi değer kazanması da bunu bir kez daha doğrulamaktadır. Bunun açık bir örneği, Bakü Askeri Mahkemesi'nde Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşlarının suçlandığı ceza davasının görülmesidir. Bu süreç, Kelbecer-Laçin tüneli yönünde yaşanan trajedinin araştırılmasının yanı sıra, tarihi adaletin yeniden tesis edilmesi açısından da önem taşıyor. Uzun yıllar acı ve kayıpla yaşayan mağdurların sesleri mahkeme salonunda duyuldu ve verdikleri ifadeler, yaşananların hukuki açıdan değerlendirilmesine hizmet etti. Kurbanların ifadeleri, sunulan gerçekler ve itiraflar, trajedinin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Sivillerin vurulmasını, ailelerin parçalanmasını, masum insanların öldürülmesini, rehin alınmasını ve işkenceyi yürek acısıyla anlattılar. Bu açıklamalar bireysel bir hatıra olmayıp, tarihi gerçeklerin teyit edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması açısından da büyük önem taşımaktadır AZERTAC, duruşmada "Tünel" faciasının tanıklarının ifadelerine bakıyor Kelbecer'in Ağjakend köyü sakinlerinden mağdur Gültekin Jalilova, mahkemedeki ifadesinde, 31 Mart 1993'te köyü terk etmek zorunda kaldıklarını şöyle anlattı: "Babam, annem, iki erkek kardeşim ve ben, Niva marka bir otomobille köyden ayrıldık. Zülfügarlı köyüne vardığımızda orada çok sayıda asker vardı. 'Tünel' denilen bölgede çok sayıda kamyon durduruldu. Hepsi de yaşadıkları yerden taşınan silahlı Ermenilerdi. "Üstümizdeki mücevherleri çıkardılar. Tünelden çıktığımızda çevredeki kayalıklarda bir trajedinin yaşandığını gördük. I was 16 years old at the time, and our feet were frozen." Another victim, Elshad Alishov, said in his statement that they were forced to leave Bashlibel after the occupation of Kalbajar, and at that time they wanted to leave the region by car from the direction of the tunnel with his mother, sister, little brother, cousins and cousin's daughter-in-law. According to him, he had no weapon for defense, one of the bullets fired by the Armenian army during the incident hit his mother's leg: "They surrounded the entire tunnel. Biz oradan geçerken arabamıza ateş ettiler. Bunun sonucunda annem bacağından yaralandı, kurşun kız kardeşimin ağzından girip diğer taraftan çıktı. Annemi sırtıma alıp 300 metre taşıdım. Yusifgil'in (komşusu) arabası da vuruldu. Arabayı kontrol etmek için oraya gittiğimde annem ölmüştü. Onu yere koydum ve Yusifgil'in arabasına baktım. Ama şu ana kadar ne onu (annesini kastediyor) ne de diğerlerini bulamadım." Mağdur Nesiba Guliyeva'nın ifadesinde, Kelbecer'in işgali sırasında 13 yaşında olduğu ve 31 Mart 1993'te kardeşleriyle birlikte bölgeyi terk ettiği belirtildi. kamyonla ayrılırken "Tünel" denilen bölgede Ermenistan silahlı kuvvetleri askerleri tarafından kendisine ateş açıldığını söyledi. He said that at that time they were not accompanied by military personnel and most of the people in the car were minors: "They were shooting so much that it was like hail." Mağdur, olay sırasında yanında 3 yaşındaki kız kardeşi ve 3 erkek kardeşinin de bulunduğunu belirterek, "6 kurşun ve şarapnel isabet etti, şu anda vücudumda çok fazla şarapnel var." N. Guliyeva daha sonra Ermeni ordusu tarafından rehin alındığını söyledi. Kız kardeşinin esaret altında kaldığı ilk günlerde Aghdara ilçesine bağlı Veng köyüne tedavi adı altında götürüldüğünü, ertesi gün kendisine öldüğünün haber verildiğini söyledi. Kız kardeşi ve iki erkek kardeşinden (Aygun, Yaşar ve Mazahir Guliyev) halen haber alamadığını belirtti Bir diğer mağdur Bakhtiyar Guliyev ise yaptığı açıklamada, Kelbecer bölgesinin işgaliyle bağlantılı olarak aile bireyleri ve diğer sivillerle birlikte "Tünel" olarak adlandırılan bölgeden ayrılırken 31 Mart 1993 tarihinde Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından kendilerine ateş açıldığını söyledi. Bunun sonucunda kardeşi İslam Guliyev öldürüldü. Olay sırasında kamyonda bulunan 21 kişinin çoğu hayatını kaybetti. Kendisi de sol bacağının uyluğundan yaralandı. Ermeni askerleri onları rehin alarak önce Ağdara bölgesinin Heyvalı köyüne, oradan da Hankendi şehrine götürdü. Rehine oldukları süre boyunca işkenceye maruz kaldılar. "Rehin alınırken yaralandım. Kanamayı durdurmak için yaramın üzerine soğuk su döktüler. 7 ay rehin tutuldum. Bize insanlık dışı muamele yaptılar. Gözaltı koşullarımız son derece içler acısı ve sağlıksızdı." Bakhtiyar Guliyev, 22 Eylül 1993'te kefaletten serbest bırakılarak Azerbaycan'a teslim edildi Güneşli köyünde yaşayan Gülcemal Hacıyeva ise yaptığı açıklamada, Ermeni silahlı kuvvetlerinin Kelbecer'i işgal ederken bölgeyi bir kamyonla terk ettiğini söyledi. Araçta 24 kişi vardı. Kamyon "Tünelin" çıkışında ateş altına alındı. Araçta bulunanların çoğu yaralandı. Rehin alınan G. Hajiyeva o sırada hamileydi. Çocuğunu rehin olarak doğurdu. Bakımsızlık ve kötü koşullar nedeniyle hasta ve gelişmemiş olan çocuğu, rehineden kurtarıldıktan sonra hayatını kaybetti. O sırada diğer akrabalarıyla birlikte iki kardeşi de rehin alındı. Şuşa hapishanesinde dayak yiyen kardeşlerinden biri görme yetisini kaybetti Mağdur Azer Guliyev, ifadesinde, 1993 yılında Kelbecer'in işgali sırasında ailesiyle birlikte bölgeden ayrılırken "Tünel" olarak adlandırılan bölgede Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından kendilerine ateş açıldığına dikkat çekti. O sırada 7 kurşun yarası aldı ve rehin alındı. Olayda yaralanan kız kardeşinin hayatını kaybettiğini, 33 yıldır kendisinden haber alınamadığını söylediler Nitekim mahkeme salonunda duyulan bu şok edici itiraflar ve yürek burkan ifadeler, trajedinin yüzlerce tanığının deneyimlerinin yalnızca küçük bir kısmıdır. Her kelimenin arkasında tamamlanmamış bir çocukluk, parçalanmış aileler ve otuz yıllık dinmek bilmeyen acılar vardır. "Tünel" faciası gibi kanlı olaylar, Ermeni faşizminin sivil halka yönelik sistematik imha politikasının resmi kanıtıdır Bir zamanlar halkımıza karşı terör ve soykırım politikası izleyen insanlar, Azerbaycan adaleti önünde yapılan zulmü kabul etmek zorunda kaldılar. Sanık Arayik Harutyunyan'ın duruşmadaki son sözleri tarihi bir tabloyu ortaya koyuyor. Azerbaycanlı sivillere yapılan zulmün savaş suçu olduğunu açıkça itiraf ederek, "Burada savaş suçları anlatıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse çoğuyla burada tanıştım. Çok bilgili bir insanım. Ama 'Tünel' olayını Kelbecer'de öğrendim. Mesela Beylik Çanta olayını burada öğrendim. Elbette bunlar savaş suçu ve failleri var. Eğer failler bu dünyada cezalandırılmazsa yaptıklarının cezasını çekecekler." öbür dünyada." Onun "Günahkarlar bu dünyada cezalandırılmazsa, ahirette cezalandırılacaktır" açıklaması, suçluların aslında yaptıklarıyla karşı karşıya olduklarını açıkça göstermektedir. Azerbaycan devleti, adaletin sadece "öteki dünyada" kalmadığını, halkımıza zulmedenlerin bu dünyada da Azerbaycan kanunları önünde hesap vereceğini göstermiştir 30 yıllık işgal döneminde Azerbaycan halkına karşı işlenen bu kanlı insanlığa karşı suçlar, nihayet bağımsız Azerbaycan'ın adalet mahkemesinde yargı önüne çıkarıldı. hak ettiği yasal bedelini aldı. Bir zamanlar cezasızlık ortamını fırsat bilerek silahsız halka baskı yapanlar, şimdi kudretli Azerbaycan devletinin gücüyle karşı karşıya. Bu süreç sadece suçluların cezalandırılması değil, aynı zamanda tarihin kanlı sayfalarının temizlenmesi ve ahlaki adaletin yeniden tesisidir. Artık hiçbir suç cezasız kalmıyor, hiçbir ah cezasız kalmıyor; adalet geç de olsa yolunu buluyor Yargılama süreci ve verilen cezalar, "Tünel", "Beylik Bağı", Başlıbel, Karadağlı ve diğer kanlı katliamların yazar ve faillerinin hak ettikleri cezayı alacaklarını bir kez daha gösterdi. Şehitlerimizin ruhlarının şenlendiği, mağdurların ahlarının yerde kalmadığı adalet zaferidir bu! 2026 © AZERTAC. Telif hakkı saklıdır. Bilgilerin kullanımına hiper bağlantıyla atıfta bulunulmalıdır


