Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Hakan Fidan’dan tarihi uyarı, TDT bildirisi ve Ercan’a inen F-16’lar - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri

Bölgemiz tam anlamıyla bir ateş çemberi. Orta Doğu’da başkentler vurulup sınırlar yeniden çizilmek istenirken; küresel bir aktör/oyun kurucu hâline gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin sergilediği o sarsılmaz “Devlet Aklı”, sadece kendi güvenliğinin değil, tüm coğrafyanın yegâne teminatı olmaya devam ederk

4 gün önce0 görüntülemekibrisgazetesi.com
Hakan Fidan’dan tarihi uyarı, TDT bildirisi ve Ercan’a inen F-16’lar - Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika ve Gündem Haberleri
Paylaş:

Bölgemiz tam anlamıyla bir ateş çemberi. Orta Doğu’da başkentler vurulup sınırlar yeniden çizilmek istenirken; küresel bir aktör/oyun kurucu hâline gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin sergilediği o sarsılmaz “Devlet Aklı”, sadece kendi güvenliğinin değil, tüm coğrafyanın yegâne teminatı olmaya devam ederken diğer bir yandan da bölgeyi dengeleyici bir unsur olarak takdirle ve dikkatle takip ediliyor. TC Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın, geçtiğimiz hafta sonu Türkiye’de gerçekleşen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Konseyi marjında yaptığı açıklamalar; hem küresel güçlerin bölgemizdeki karanlık senaryolarını deşifre eden bir manifesto hem de Türk dünyasının ortak duruşunu uluslararası kamuoyuna ilan eden tarihi bir belgeydi. Sayın Fidan’ın da çok net ifade ettiği üzere; İsrail’in tüm bölgede istikrarsızlık, çatışma ve iç savaş yaratmayı bir devlet stratejisi olarak benimsediği artık herkesin malumudur. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar, sadece iki ülke arasındaki bir hesaplaşma değil; Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi bölge ülkelerinin enerji ve sivil altyapılarını hedef alarak savaşı tüm Orta Doğu’ya yayma girişimidir. Türkiye ve Azerbaycan’ın da bu kargaşa ortamında hedef alınmak istenmesi, karşı karşıya kaldığımız riskin boyutunu gözler önüne sermektedir İran’a yönelik “vekâlet savaşı” tuzağı Bakan Fidan’ın açıklamalarındaki en can alıcı noktalardan biri, ABD ve İsrail’in İran içinde Kürt grupları silahlandırarak bir “iç savaş” çıkarma planıdır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) saniye saniye takip ettiği bu kurgu, sadece İran rejimini devirmeyi değil, etnik ve dinsel fay hatlarını tetikleyerek bölgeyi on yıllar sürecek bir kaosa ve devasa bir mülteci krizine sürüklemeyi hedeflemektedir. Ankara’nın, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya ve Erbil yönetimine (Neçirvan Barzani) verdiği “Bu tarihi vekâlet savaşı tuzağına düşmeyin” uyarısı, Türkiye’nin bölgesel bir oyun kurucu olarak ağırlığını masaya koyduğunun en somut kanıtıdır. Öte yandan, geçtiğimiz günlerde Türk hava sahasına girerken sınır ötesinde imha edilen füze hadisesi de Ankara’nın kararlılığını test etmeye kalkanlara verilmiş net bir cevaptır. Bakan Fidan’ın İran’a yönelik; “Bu füze eğer yolunu kaybetmişse başka bir konu; ancak devamı gelecekse aman diyeyim böyle bir maceraya hiç kimse atılmasın. Biz provokasyona gelmeyiz ama kendi güvenliğimizi savunmakta da bir saniye tereddüt etmeyiz” şeklindeki ikazı, o çok iyi bildiğimiz tavizsiz Türk diplomasisinin ta kendisidir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın “Saldırıya izin vermeyen ülkelere biz de saldırmayacağız, özür dileriz” minvalindeki açıklaması, Türkiye’nin masaya vurduğu yumruğun Tahran’da ne kadar ciddiye alındığını göstermektedir. Bölgedeki yangın büyürken, Dışişleri ve Ulaştırma Bakanlıklarımızın, THY ile eşgüdüm hâlinde, risk altındaki Türk vatandaşlarını kara yoluyla Suudi Arabistan ve Umman gibi güvenli bölgelere çekerek tahliye etmesi, devletimizin kendi vatandaşına dünyanın neresinde olursa olsun sahip çıktığının gurur verici bir tablosudur 7 Mart TDT Bildirisi: Türk dünyasının bütünlüğü ve KKTC’nin konumu Tüm bu jeopolitik sarsıntılar yaşanırken, Türk Devletleri Teşkilatı’nın sergilediği o muazzam dayanışma, geleceğe dair en büyük umudumuzdur. Nitekim 7 Mart’ta İstanbul’da toplanan TDT Dışişleri Bakanları Konseyi’nin(gözlemci üyeler Macaristan, Türkmenistan ve KKTC dışındaki üye devletler) yayımladığı ortak bildiri, bu dayanışmanın diplomatik bir muhtırasıdır. Bildiride; İran topraklarından gerçekleştirilen ve Türkiye ile Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni hedef alan, sivil tesisleri de içeren saldırılar en şiddetli şekilde kınanmıştır. TDT üyesi devletler, “güvenliğe yönelik her türlü tehdidin tüm teşkilatı ilgilendirdiğini” vurgulayarak, Türkiye ve Azerbaycan’ın egemenliği ile toprak bütünlüğüne tam dayanışma içinde olduklarını dünyaya ilan etmişlerdir. Krizin küresel enerji piyasaları, ticaret yolları ve göç üzerindeki yıkıcı risklerine dikkat çeken Bakanlar Konseyi, anlaşmazlıkların kaba kuvvetle değil, BM Şartı ilkeleri ve diplomasiyle çözülmesi çağrısı, Türk devletlerinin barışın yegâne adresi olduğunu kanıtlamaktadır. İşte tam bu noktada, TC Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın, geçtiğimiz hafta sonu Türkiye’de gerçekleşen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Konseyi marjında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) TDT içindeki konumuna dair muazzam vurguda bulunmuştur. Sayın Hakan Fidan’ın;2022 yılından bu yana TDT’nin gözlemci üyesi olan KKTC, sadece Doğu Akdeniz’deki stratejik uçbeyimiz değil; aynı zamanda Türk aile meclisinin birlik ve bütünlüğünün en somut mührüdür. Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin on yıllardır maruz kaldığı haksız ve insanlık dışı izolasyonun kaldırılması elzemdir. Bu yöndeki gayretlere destek verilmesi ortak ve tarihi sorumluluğumuzdur” şeklindeki açıklaması, Türk dünyasına verilmiş net bir devlet mesajdır Ateş hattındaki Kıbrıs ve Ercan’a inen F-16’lar Bölgedeki silahlanmanın ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığı, 2 Mart 2026 Pazartesi sabahı İngiltere Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamayla kanıtlanmıştır. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, Ağrotur’daki İngiliz Egemen Üssü şüpheli İnsansız Hava Araçları (İHA) ve füze saldırısıyla hedef alınmıştır. Bu durum, savaş alevlerinin Orta Doğu’yu aşıp Kıbrıs Adası’nı ateş hattının ortasına çektiğini teyit etmiştir. Bugüne kadar yazdığım yazılarda gün gele böyle bir tehlike ile yüz yüze kalınması riskinin her geçen gün artmakta olduğunu defalarca yazmaktaydım. Artık fiili saldırı gerçekleşmiştir. Allah beterinden saklasın, korusun… Saldırının ardından Yunanistan’ın; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yer alan İngiliz askerî üslerine yönelik İHA düşmesinin ardından adaya iki fırkateyn ve iki F-16 savaş uçağı gönderme kararı alması, Fransa’nın da anti-füze/anti-dron donanımlı bir fırkateyn göndermeyi planlaması, yangına körükle gitmekten farksızdır. Geçen yazımda sormuştum bu yazımda da sorayım; acaba Yunanistan ve Fransa sadece GKRY’yi olası bir saldırıdan koruma maksadı ile mi Adaya gemi/uçak göndermiştir? Söz konusu adım ülkemiz için ciddi bir güvenlik riski oluşturmaktadır ve siyasi bir fırsatçılık örneğidir. Bölgede artan askerî hareketlilik Ada’yı doğrudan etkilemektedir. İşte tam bu noktada o bahsettiğimiz “Devlet Aklı” devreye girmiştir. Millî Savunma Bakanlığı kaynakları, “Son gelişmeler kapsamında KKTC’nin güvenliğinin sağlanması için kademeli planlamalar yapılmaktadır” açıklamasını yapmış; hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı, KKTC’de Ercan Havalimanı’na 4 adet F-16 savaş uçağının konuşlandırılması kararını almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi adayı yabancı güçlerin askerî garnizonuna çevirirken, savaş uçakları ve füzeler Kıbrıs’ın dibindeki üsleri hedef alırken; KKTC’nin Türk dünyası ile entegrasyonu ve Türk F-16’larının Ercan’da gövde göstermesi artık sadece siyasi bir tercih değil, varoluşsal bir güvenlik kalkanıdır. Diplomasi masasında kılıçların çekildiği, füzelerin konuştuğu bu yeni dönemde; bizim güvencemiz bellidir: Güçlü Türkiye, birleşmiş bir Türk Dünyası ve tam bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti!