Elşad Mirbeşiroğlu: NATO barış değil, kriz üretiyor
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYAMER) tarafından 26-27 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı”, uluslararası sistemin geleceğine dair çarpıcı tespitlere sahne oldu. Bir yanda kuruluş felsefesini yitiren ve kendi içinde derin bir yapı

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYAMER) tarafından 26-27 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı”, uluslararası sistemin geleceğine dair çarpıcı tespitlere sahne oldu. Bir yanda kuruluş felsefesini yitiren ve kendi içinde derin bir yapısal kriz yaşayan NATO, diğer yanda Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi alternatif güç merkezleriyle yükselen Küresel Güney gerçeği duruyor Konferansın 27 Haziran günü gerçekleştirilen 4. oturumuna konuşmacı olarak katılan 6. dönem Azerbaycan Milletvekili ve Siyaset Bilimci Elşad Mirbeşiroğlu, uluslararası arenadaki bu radikal dönüşümü değerlendirdi. ABD'de Donald Trump'ın yeniden dümene geçmesiyle Batı ittifakı içinde yaşanacak muhtemel depremleri, emperyalist müdahalelerin Orta Doğu ve Balkanlar'da bıraktığı enkazı ve insanlığın neden acilen çok kutuplu bir düzene geçmesi gerektiğini analiz eden Mirbeşiroğlu, konuşmasında dikkat çeken açıklamalarda bulundu Küresel güvenliğin giderek kırılganlaştığı ve çatışmaların derinleştiği bir dönemde NATO'nun barışı sağlamak bir yana krizlerin bizzat merkezinde yer aldığını vurgulayan Mirbeşiroğlu, ittifakın 77 yıllık bilançosunu ve dünya barışına kestiği faturayı şu sözlerle aktardı:"Dünyamız bugün çok ciddi tehditler karşısındadır ve maalesef bu tehditleri ortadan kaldırma yönünde ciddi adımlar atabilecek aktörlerin sayısı oldukça azdır. Dünyada güvenliğin sağlanması konusunda sorumluluk üstlenmesi gereken NATO, ne yazık ki bu yönde bir adım atmıyor ve atmak niyetinde de görünmüyor. 1949 yılında kurulan NATO'nun 77 yıllık tarihine baktığımızda, ortada gurur duyulacak hiçbir tablonun olmadığını açıkça görüyoruz. İttifak, barışı tesis etmek yerine yalnızca çatışmalarda taraf olmuş ve ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahale etmiştir Bugün Libya, Yugoslavya, Afganistan ve Irak gibi örneklere dikkatle bakarsak; bu ülkelerin kurumsal yapılarını, devlet aygıtlarını ve kamu yönetimi sistemlerini tamamen kaybettiklerini görürüz. Bu devletler sürekli bir iç savaş ve askeri çatışma sarmalına sürüklenmiştir. 1949'da sosyalizmin ve Sovyet yayılmacılığının önünü kesmek amacıyla kurulan NATO'nun, Varşova Paktı'nın dağılmasıyla birlikte aslında varlık nedeni ortadan kalkmıştır. Karşısında bir blok kalmadığı halde mevcudiyetini sürdüren ittifak, 1990'lı yıllardan itibaren dünyada daha çok kan akmasına neden olan müdahalelerin baş mimarı olmuştur." Polonya Başbakanı Donald Tusk'ın 'NATO çöküşe doğru gidiyor' çıkışı ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin ABD ziyaretine atıfta bulunarak Batı cephesinde yaşanan sarsıntıları değerlendiren Mirbeşiroğlu, Donald Trump'ın inisiyatif almasıyla ittifakın nihai bir dağılma sürecine girdiğini söyledi. Mirbeşiroğlu, bu belirsizlik tablosuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:"Kesinlikle öyle; NATO halihazırda kendi içinde çok derin bir kriz yaşamaktadır ve bu gerçeği bizzat üye ülkelerin liderleri dile getirmektedir. Polonya Başbakanı Tusk'ın çöküş uyarısı ve Rutte'nin 25'inde apar topar ABD'ye giderek Trump'ı ikna etmeye çalışması, ittifakın içinde bulunduğu bu ağır buhranı kanıtlamaktadır. Artık NATO'nun bir numaralı gücü olan ABD, ittifaka tamamen farklı bir vizyonla yaklaşıyor ve bu durum NATO'nun geleceğini çok ciddi bir belirsizliğe sürüklüyor Trump, göreve başladığı ilk günden itibaren Avrupa'nın kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiğini ve ABD'nin bu yükü tek başına taşımak zorunda olmadığını net bir şekilde ifade etmiştir. NATO'nun askeri ve savunma harcamalarının %60'ını ABD karşılamaktadır ve Trump yönetimi bu asimetrik tabloya şiddetle karşı çıkmaktadır. ABD'nin bu yeni bakış açısıyla birlikte, NATO'yu bugüne kadar bildiğimiz 'askeri-siyasi bir teşkilat' olmaktan ziyade, artık 'askeri-ekonomik bir konsey' gibi konumlandıracaklarını öngörüyorum. Rutte, 2025 yılı itibarıyla Avrupa ülkelerinin 574 milyar dolarlık NATO harcamasını üstlendiğini ve bu bütçeyi %5 daha artırma taahhüdünde bulunduklarını söyleyerek Trump'ı ikna etmeye çalışsa da, bu çabaların ittifakın çöküşünü durdurabileceğini sanmıyorum. Dahası, NATO bir sistem krizi yaşıyor; üye ülkeler arasında çok yüksek bir çatışma potansiyeli ve her an sıcak çatışmaya dönüşebilecek derin sorunlar mevcuttur." 'Tek kutuplu' Amerikan hegemonyasının sürdürülemez olduğunu ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların işlevsizleştiği bu tabloda küresel güvenliğin yeni mimarisinin nasıl şekillenmesi gerektiğini değerlendiren Mirbeşiroğlu, BRICS ve ŞİÖ gibi Küresel Güney aktörlerinin yeni denklemin merkezinde durduğunu söyledi. Mirbeşiroğlu, sözlerini şöyle aktardı:"Tek kutuplu dünya düzeninin tamamen niteliksiz ve işlevsiz bir sistem olduğu artık tüm çıplaklığıyla kanıtlanmıştır. Bir ülkenin veya belirli bir ülkeler grubunun, diğer egemen devletlerin iç işlerine müdahale etmesi ve onları yönlendirmeye çalışması, küresel güvenlik için en büyük tehlikedir. Bugün dünyada sadece ekonomik krizler veya terörizm değil; devletlerin bağımsızlıklarını kaybetme ve iç işlerine müdahale edilme tehlikesi de küresel güvenlik açısından son derece yıkıcı tehditler yaratmaktadır Bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi görevini layıkıyla yerine getiremezken, hızla çok kutuplu bir dünya şekillenmekte ve dünyanın farklı ülkeleri kendi seslerini daha gür bir şekilde yükseltmektedir. Bu noktada küresel güvenliğin yegâne garantisi, çok kutuplu dünyadır. BRICS, Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Küresel Güney ülkelerinin oluşturduğu yeni platformlar, işbirliği için çok daha gerçekçi şanslar yaratmaktadır. Çin, Brezilya, Rusya ve Küresel Güney gibi yeni güç merkezlerinin küresel, siyasal ve jeoekonomik süreçlere olan etkisi arttıkça, dünya barışını ve küresel güvenliği daha nitelikli bir şekilde sağlama şansımız da o oranda yükselecektir. Altını çizerek tekrar belirtmek isterim ki; NATO'nun bundan sonra yaşama şansı çok azdır ve sağlam bir mantığa sahip olan her bağımsız ülke, çok kutuplu dünya sisteminin bir an önce, sağlıklı bir şekilde oturmasını desteklemelidir."


