Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu'dan 'NATO' analizi! NATO'da kalmak ne kadar mantıklı?

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansında söz alan Hacettepe Üniversitesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu, NATO'nun varlık nedenini ve Türkiye'ye yönelik tarihsel tutumunu tartışmaya açtı. Klasik yaklaşımların dışına ç

0 görüntülemeulusal.com.tr
Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu'dan 'NATO' analizi! NATO'da kalmak ne kadar mantıklı?
Paylaş:

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansında söz alan Hacettepe Üniversitesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu, NATO'nun varlık nedenini ve Türkiye'ye yönelik tarihsel tutumunu tartışmaya açtı. Klasik yaklaşımların dışına çıkarak farklı bir perspektif sunan Doç. Dr. Mutlu, Soğuk Savaş yıllarından günümüze uzanan süreçte ittifakın ürettiği "söylemler" üzerinden bir analiz gerçekleştirdi Avrupa'da 1648 yılında Osnabrück ve Münster'de seküler bir barışın ve modern devletin embriyonik formunun kurulduğunu, bunun bir söylem olduğunun yıllar sonra siyaset bilimciler tarafından yazıldığını belirten Mutlu, 1945 sonrası dönemi de benzer bir söylem olarak tanımladı. Mutlu, Birleşmiş Milletler'in ve Güvenlik Konseyi'nin kuruluşu; o insan hakları, insan onuru üzerine kurulan ve bizim doğal hukukun rönesansı adını verdiğimiz süreç... Tabii komünizm tehlikesini önleme yönündeki söylem, bunun üzerine NATO'nun kuruluşu ve günümüze geldiği şekliyle de Rusya'nın, Çin'in birer tehdit oluşu. Bunların hepsi aslında birer söylem ve biz bu söylemin neresindeyiz? Çünkü söylemler şunun üzerine oluşur: Ya bir gerçekliği karşınızdaki kitleye anlatmak için yeni bir retorik oluşturursunuz, ya bir tehdidi alıp motivasyon oluşturmak için söylem haline getirirsiniz ya da söylem politikanın bir ifade ediliş biçimidir.'' dedi Mutlu, konferansın önceki oturumuna atıfta bulunarak, ''Sayın Emekli Tümgeneral Haldun Solmaztürk'ün başkanlığında bu Kore'deki savaş tartışıldı. Kore'deki savaşın söylemi o dönem öyle oluşturuldu ki, mesela Birleşmiş Milletler tarihi ve günümüzdeki 45 sonrası oluşturulan yapı için yegane, yeknesak bir özelliğe sahiptir. İlk kez Birleşmiş Milletler komutası altında 28 devletin askeri bir araya geldi ve Kore'ye sevk edildi. Güvenlik Konseyi'nin oy birliği kararıyla mı? Hayır, o söylem orada yarım bırakıldı. Gönderildikten sonra ki bu çok önemli bir şey, Birleşmiş Milletler bayrağı altında çatışmaya girmek gerçek anlamda bir prestij yayılımıdır. Bütün dünyada Birleşmiş Milletler'in kendini ifade etme, ispat etme şeklidir bu. Kunu-ri'de yaşananlar pek bunu söylemiyor. Askeri açıdan ayıracak olursak, uluslararası siyaset açısından şöyle bir sonucu oldu: Kunu-ri'ye gönderilen Türk tugayları, bütünüyle bu çizilmek üzere olan Birleşmiş Milletler karizmasını kurtardı. Amerikan 8. Ordusu yok edilmek üzereydi. Türk askeri o çıkış yolunu açmamış olsaydı, o çemberin dışına çıkılmamış olsaydı büyük bir felaketle sonuçlanacaktı." Kore Savaşı'nın 1953'te sona ermesinin ardından, 1957 yılında Sovyetlerin kıtalararası balistik füze (ICBM) yaptığı söylentisinin dünyaya yayıldığını ve füzelerin test edildiğinin görülmesiyle 1958 Paris Konferansı'nda NATO'nun toplanarak önlem alma kararı verdiğini aktaran Mutlu, Türkiye'nin ittifakla birinci türden tehlikeli ilişkisinin bu noktada başladığını söyledi. Mutlu, Bizden ve bütün üyelerden talep edilen şuydu: Sovyetlerin kıtalararası füzelerini dengelemek için kısa menzilli füze yerleştirmek. Bize yönelik bir tehdit var mıydı? Yoktu. Çünkü kısa menzilli füzeler zaten bizim için yeterliydi. Herhangi bir tehdit olsaydı Sovyetlerin bize kıtalararası füze göndermesine gerek yoktu. Peki neyi güvence altına almak için bu kısa menzilli füzelerin Türkiye'ye yerleştirilmesini kabul ettik?'' dedi Bu olayın üzerinden birkaç sene geçmeden Küba Füze Krizi'nin patlak verdiğini belirten Mutlu, dönemin ABD Başkanı Kennedy ve danışmanı McNamara'nın sağduyulu davranışıyla Küba'daki füzelere müdahale etmeme kararı alındığını hatırlattı. Bu karar sayesinde Türkiye'nin, topraklarındaki füzeler yüzünden büyük bir savaşın ve kaosun içine çekilmekten kurtulduğunu belirterek durumu ikinci türden uzaktan karşılaşma şekli olarak özetledi. Mutlu, ''Bunun devamında 1963 yılında Kıbrıs'ta katlanılmaz hale gelen, Türklere karşı yapılan etnik saldırıları engellemek için Birleşmiş Milletler Barış Gücü yerleştirildi ki maalesef hiçbir işe yaramadı. 64 yılına geldiğimizde, Türkiye bir müdahaleye niyetlendiğinde yine karşımıza uzaktan ikincil yoldan Johnson Mektubu çıktı. 'Lütfen siz müdahale etmeyin' dediler. Ama bu sefer bizim ihtiyacımız var, karşımızdaki bir NATO devleti de değil, Kıbrıs Cumhuriyeti. Soydaşlarımız orada ağır bir saldırı altındayken, 'Bunu yaparsanız biz size yaptırım uygularız' dediler. İnanamadık ve dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün basına sızdırmasıyla bu mektuptan haberdar olduk." ifadelerini kullandı Kıbrıs Barış Harekâtı, PKK terörüyle mücadele, 15 Temmuz darbe girişimi ve sınır ötesi operasyonlarda Türkiye'nin sürekli müttefiklerinin engellemeleriyle karşılaştığını belirten Mutlu, NATO ülkelerinin tutumuna isyan etti. Durumun katlanılmaz bir noktaya ulaşmasıyla 1974'te Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarıyla Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlattığını ifade eden Mutlu, Türkiye'nin NATO'dan yardım istemediğini, sadece "bize gölge etmeyin" dediğini ancak başta ABD olmak üzere müttefiklerin Türkiye'yi ambargoyla cezalandırdığını kaydetti. Mutlu, ''Ondan sonraki süreçte 1945 söylemini yaratan gruplar, Birleşmiş Milletler ve NATO müttefiklerimizin hepsi, adanın sadece güneyini temsil ettiğini söyleyen korsan grubu muhatap aldılar. Bizi işgalci ilan ettikleri tanımlamanın ardına sığındılar, bugün buna ayrılıkçı güç diyenler dahi var.'' dedi 1983 yılına gelindiğinde Kıbrıslı Türklerin, "Kendi geleceğimizi tayin hakkını kullanıyoruz, katliamla ve kibirle bize tepeden bakan bir toplumla birlikte yaşayamayız" diyerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) kurduğunu anlatan Mutlu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 541 sayılı kararıyla bu ilanın kesin bir dille geçersiz sayıldığını dile getirerek, ''Evlere şenlik bir kararla, kesin bir dille bunun geçersiz olduğunu söylediler. Hangi hukuk mülahazası yapıldığı belli değil. Ve ne oldu? Tekrar ambargolar. NATO'ya ihtiyacımız olan bir durumdaydık, bir baktık ki kimse yanımızda değil.'' ifadelerini kaydetti 1990'lı yıllarda Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde ve sınır ötesinde PKK ile ağır bir çatışma sürecine girdiğini hatırlatan Mutlu, bu dönemde de NATO'nun Türkiye'nin yanında durmadığını ifade etti. 2000'li yıllara gelindiğinde yaşanan 15 Temmuz saldırısına ve 2017'den itibaren gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlara değinen Mutlu, ''Özellikle kendi içimizdeki o kalkışmadan ve Hendek operasyonlarından sonra, Barış Pınarı Harekâtı'nın ardından Türkiye'ye ağır düşman ambargoları uygulanmaya başlandı. Zor durumları aşmakta hep ihtiyacımız olduğunu söylediğimiz organizasyonu aradık, bulamadık ve bu söylemin gerçekliği ifade edip etmediği konusunda şüpheye düştük." ifadelerini kullandı Mutlu, Türkiye'nin ulusal çıkarlarının ittifakın güncel tehdit tanımlamalarıyla uyuşmadığını vurgulayarak "Geriye dönüp baktığımızda karşımıza şu manzara çıkıyor: 1964'te Johnson Mektubu'yla Türkiye müdahale etmesin diyen NATO; 58'de bizden tek taraflı risk almamızı isteyen NATO; 74 Harekâtımızda bize katkıda bulunmayan ve karşı tarafı tanıyan NATO; 83'te KKTC devlet olmak istediğinde 'tanınmasın' diyen kararın altına imza atanlar NATO ülkeleri. (Burada dost ve kardeş Pakistan'ın bu tasarıya karşı çıkan tek devlet olduğunu belirtmek lazım.) 15 Temmuz'dan sonra suçluların iadesini yapmayan ve ülkelerine kaçmasına izin veren, Barış Pınarı'ndan sonra bize ambargo koyan ülkeler yine NATO.'' ifadeleriyle tarihsel süreci özetledi ve ittifakın varlığını sorguladı: "Şimdi kafam karıştı ve sormak istiyorum: Gerçekte var olan bir organizasyon mu bu? Yoksa bu söylemi bir retorik olarak kullanıp, bizim gibi jeopolitik olarak arada kalmış devletleri araç haline getirmek isteyen güçlerin kullandığı bir hayalet mi?" Sorunun yanıtının birinci seçenek olması durumunda endişelenecek bir şey olmadığını belirten Doç. Dr. Mutlu, Ankara'da düzenlenecek NATO toplantısından hiçbir sonuç çıkmayacağını öngördüğünü ifade ederek, ''Çünkü bir tehdit tanımlaması lazım ve son NATO zirvelerini incelediğinizde hiçbirinde tutarlılık yok. Tehdit tanımlamasında bizim jeopolitik konumlanmamızla uyuşan bir nokta yok. Açık söylemek gerekirse, tehdit tanımına koyabilecekleri devletlerden ziyade, NATO ülkelerinin asla vazgeçmeyeceği İsrail'le başımız problemli. O yüzden devlet aklı çizgisi üzerinde önümüzdeki süreçte net bir antlaşmanın çıkacağı kanısında değilim.'' dedi Mutlu, ''Bugün yorum programlarında herkesin birleştiği ortak nokta şu: Şu anda gerçek bir tehdit tanımlaması yok, Türkiye'yi harekete geçirecek bir husus yok. Karadeniz güvenliği çerçevesinde alınan kararlar bizim Montrö Sözleşmemizle hiçbir şekilde örtüşmüyor. Diğer yanda Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye verilecek rolün pratikte ne kadar uygulanabilir olduğu tartışmalı.'' ifadelerini kullandı. İttifakın meşhur 5. Maddesine yönelik daha önce yapılan değerlendirmelere katıldığını belirten Mutlu, bu maddenin bir zorunluluk değil de gönüllü katılım öngördüğünü, zorunluluk olsaydı Türkiye'nin bugün endişe yaşamayacağını ve geçmişte kemikleşmiş bir ittifak desteği alabileceğini ifade etti Konuşmasını 2003 yılında Türk askerinin başına çuval geçirildiği süreçten itibaren yaşanan sıkıntılara bağlayan Mutlu, bu itiş kakışların artık Türkiye'nin bir gerçekliği haline geldiğini belirterek, "NATO'nun gerçekliği konusunda oturup tekrar bir düşünmemiz ve süreci bunun üzerine yürütmemiz gerekiyor." sözleriyle değerlendirmesini tamamladı

Diğer Haberler

Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu'dan 'NATO' analizi! NATO'da kalmak ne kadar mantıklı? | Tenqri