Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Coğrafya Enstitüsü Müdürü: Azerbaycan'da hâlâ 4 bölüm var ama karakterleri değişiyor - RÖPORTAJ

Coğrafya Enstitüsü Müdürü Zaur Imrani'nin APA'ya verdiği röportaj Azerbaycan'ın resmi iklim sınıflandırmasında hala dört mevsim var İklim değişikliğinin Azerbaycan üzerindeki etkisine ilişkin gözlemlenen temel değişiklikler nelerdir? Sanki 4 mevsim kavramı yerini yaz ve kış olmak üzere 2 mevsime b

0 görüntülemeapa.az
Coğrafya Enstitüsü Müdürü: Azerbaycan'da hâlâ 4 bölüm var ama karakterleri değişiyor - RÖPORTAJ
Paylaş:

Coğrafya Enstitüsü Müdürü Zaur Imrani'nin APA'ya verdiği röportaj Azerbaycan'ın resmi iklim sınıflandırmasında hala dört mevsim var İklim değişikliğinin Azerbaycan üzerindeki etkisine ilişkin gözlemlenen temel değişiklikler nelerdir? Sanki 4 mevsim kavramı yerini yaz ve kış olmak üzere 2 mevsime bırakmış gibi Uzun zamandır dünyada iklim değişikliği üzerine araştırmalar yapılıyor. İklim değişiklikleri ortalama hava sıcaklığındaki artışla ilişkilidir. Yani bazı bilim insanları ortalama hava sıcaklığındaki artışın iklim değişikliklerine neden olduğuna inanıyor. Çünkü sıcaklık arttıkça hem yerel hem de küresel olarak belirli alan ve bölgelerde ısınma gözleniyor. Ancak iklim değişiklikleri atmosferdeki nemin artmasına ve hava akımlarının değişmesine neden olduğundan bazı sıcak veya kurak bölgelerde yıllar sonra nadir olarak kar olayları meydana gelir. Örneğin 2020 yılında Bağdat şehrine, 2021 yılında ise Afrika'nın kuzeyinde yer alan ve dünyanın en büyük tropik çölü olan Büyük Çöl'e kar yağdı. Bu tür olaylar, iklimin daha değişken ve aşırı hale gelmesinin örnekleri olarak kabul ediliyor. Klimatologlar, uzun vadeli ısınmanın arka planında, nadir kar yağışları da dahil olmak üzere kısa vadeli ve yerel soğuk hava olaylarının meydana gelebileceğini vurguluyor. Buradan iklim değişikliklerini sadece ısınmayla ilişkilendirmenin yanlış olduğu sonucuna varabiliriz. Dünyanın belirli bölgelerinde ısınma süreci yaşansa da, dünyanın belirli bir bölgesinde tam tersi bir süreç yaşanıyor. Ancak küresel ısınma eğilimi var. Böyle olduğu takdirde birçok ekonomik sorunla karşı karşıya kalırız. İlk yıllarda bu olaylar çoğunlukla çevre sorunlarıyla ilişkilendiriliyordu. Çünkü ısınma süreci ekosistemi etkilemekte ve birçok çevre sorununa yol açmaktadır. Örneğin Hazar Denizi'nin geri çekilmesini ısınma süreciyle ilişkilendiriyorlar. Ancak unutmamak gerekir ki, Hazar Denizi'nin geri çekilmesi ya da deniz seviyesinin belirli bir dönemde yükselmesi süreci her zaman yaşanmıştır. Doğası gereği periyodiktir. Şu anda Hazar Denizi'nde düşüş yaşanıyor. Genel olarak küresel iklim değişiklikleri mevsimsel ritmin değişmesine yol açmaktadır. Birçok bölgede ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinin süresi kısalmakta ve karakteristik özellikleri zayıflamaktadır. Sonuç olarak, yıl boyunca iki ana dönem daha belirgin bir şekilde gözlenmektedir: uzun, sıcak ve kurak bir yaz ve nispeten kısa, ılıman ve değişken bir kış. Azerbaycan bağlamında son yıllarda yaz mevsiminin daha uzun ve sıcak, ilkbahar ve sonbahar mevsiminin ise daha kısa ve daha istikrarsız geçtiğine dair gözlemler bulunmaktadır. Ancak Azerbaycan'ın resmi iklim sınıflandırmasında hâlâ dört mevsim bulunmaktadır. Mevsimler kaybolmadı, sadece süreleri ve karakterleri değişti. Ancak böyle bir eğilimin tarım, su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve insanların yaşam tarzları üzerinde önemli etkileri var Hazar Denizi seviyesindeki periyodik artış dönemi 2049'dan sonra gerçekleşebilir Hazar Denizi'nin kendi gerileme dönemini yaşadığını söylediniz. Hazar Denizi'nin seviyesinin düşeceği konusunda topluma verilen tahminler bazen çelişkili olabiliyor. Hazar Denizi'nin seviyesinin azalmasına etki eden faktörler nelerdir? Coğrafya Enstitüsü uzun yıllardan beri Hazar Denizi ile ilgili bilimsel-araştırma çalışmaları yürütmektedir. Şu anda araştırmalar daha yoğun. Bu çalışmaların sonuçlarını belirlemek amacıyla Hazar Denizi'nin Azerbaycan bölümünün kuzey, orta ve güney kesimlerinde her yıl belirli izleme çalışmaları yapılmaktadır. Hazar Denizi seviyesinin dalgalanmasına ilişkin çeşitli senaryolar mevcut olup, bu senaryolara göre Hazar Denizi seviyesinin mevcut periyodik dönemine ilişkin birbiriyle yakından ilişkili birçok sosyo-ekonomik ve ekolojik faktör bulunmaktadır. Hazar Denizi seviyesinin çizimi öncelikle Hazar Denizi'nin faunası ve florası gibi ekolojik faktörlerle ilişkilidir. Denizdeki bitki yaşamı bozuldu, denizdeki balıkların besin rasyonu azaldı. Bu ileride daha büyük ve ciddi sorunlara yol açabilir. Bunun sosyo-ekonomik boyutu ise Hazar Denizi'nin çekilmesinin denizcilik sektörüne ciddi zarar vermesidir. Liman sularının sığlaşması gemilerin yanaşmalarını etkilediği için kıyıdaki petrol terminalleri, boru hatları, iskeleler, turizm endüstrisi vb. faktörlerin işletilmesi büyük ekonomik kayıplara yol açabilecek faktörlere doğrudan etki etmektedir Hazar Denizi'nin en büyüğü Sorunu, su dengesinin yaklaşık yüzde 73'ünü Volga Nehri'nden almasıdır. Şu anda Volga Nehri boyunca çok sayıda üretim tesisi ve çiftlik kurmuşlar ve su kullanımları Hazar Denizi'ne akan suyun bir miktar azalmasına neden oluyor. İklim değişiklikleri Hazar Denizi seviyesinin azalmasına etki eden faktörlerden biridir. İklim değişikliklerinde hava sıcaklığının artması, buna bağlı olarak buharlaşma, rüzgar hızının artması ve yön değişmesi, buharlaşan hava kütlelerinin deniz üzerinde hızla taşınmasına neden olur. Bu doğrudan Hazar Denizi'nin seviyesini etkiler. Ancak düzenli olarak izleme yapıyoruz Son iki izlemenin sonuçlarını söylemek istiyorum. Lenkeran-Astara bölgesinde yaptığımız ilk izlemede deniz altındaki ağaç kütükleri ortaya çıktı. Birkaç ay sonra ikinci izleme sırasında yoğun yağışlar nedeniyle bu kütüklerin yeniden sular altında kaldığını fark ettik. Ancak bu Hazar Denizi'nin seviyesinin arttığı anlamına gelmiyor. Bu sadece periyodik bir dönemdi. Ön çalışmalara göre Hazar'da seviye artışının periyodik dönemi 2049'dan sonra gerçekleşebilir. O zamana kadar Hazar'ın seviyesi düşecek ve buna bağlı birçok coğrafi sorun ortaya çıkabilir. Bu nedenle daha ciddi sorunlarla karşılaşmamak için öncelikle uyum programları hazırlamalı ve ekonomimizi buna göre planlamalıyız. Ayrıca, zaman zaman Hazar'ın seviyesinin yükseltilmesi için bir takım çalışmalar yapmamız gerektiği yönünde görüşler dile getirildiğini de belirtmek isterim. Ancak bu oldukça zordur ve ciddi bir bilimsel çalışma gerektirir. 1930-1950 gibi erken bir tarihte Pechora Nehri-Kama Nehri'nin sularının kanallar aracılığıyla Volga Nehri havzasına getirildiği ve Volga Nehri'nin Hazar Denizi'ne aktığı dikkate alınarak Hazar Denizi'nin su dengesinin etkilenmesi bekleniyordu. Ancak bu projenin büyük miktarda fon gerektirmesi ve çevredeki ekosistemi etkileyebilecek olması nedeniyle proje onaylanmadı. Çünkü Hazar Denizi'nin seviyesinin yükseldiği dönemde suyun denize boşaltılmasının engellenmesi ve bu sürecin hangi yönde değişmesi gerektiği ciddi tartışmalara neden oldu. Pek çok teklif var ancak tekliflerin gelecekte ne ölçüde haklı çıkacağı şüpheli Hazar Denizi'nin seviyesinin kısa sürede yapay olarak yükseltilmesi çok zordur Sorunu çözmek için hangi adımlar atılmalıdır? Hazar Denizi'nin seviyesinin kısa sürede yapay olarak yükseltilmesi çok zordur. Ancak havza genelinde koordineli eylemler denizin su dengesinin korunmasına yardımcı olabilir. Öncelikle Hazar devletlerinin bir araya gelerek ciddi bilimsel araştırma çalışmaları yürütmesi gerekiyor. Bu bilimsel-araştırma çalışmaları sonucunda Hazar Denizi'nin suyunun arttırılması yönünde her türlü alternatif planı önerebilmektedirler. Urmiye Gölü'nün restorasyon deneyimi bu açıdan ilginç bir örnektir. Urmiye Gölü'ndeki su hacmindeki keskin düşüş, nehir sularının tarıma yönelmesi, kuraklık ve iklim değişikliklerinden kaynaklandı. Su seviyesinin arttırılması amacıyla göle akan akarsuların akışının yeniden sağlanması, sulamada su tasarrufu sağlayan teknolojilerin uygulanması, kaçak su çekiminin kısıtlanması, bazı barajlardan göle ekolojik su bırakılmasının sağlanması vb. sağlanmaktadır. Şu anda Urmiye Gölü eski durumuna dönmemiş olsa da su seviyesi yükselmeye devam ediyor. Ciddi araştırmalar yapılarak aynı trend Hazar Denizi'ne de uygulanabilir. Hazar Denizi'ne yönelik alınabilecek önlemler arasında Volga Nehri havzasındaki su kaynaklarının etkin yönetimi, Hazar Denizi'ne akan diğer nehirlerin ekolojik akışının sürdürülmesi, sulamada su kayıplarının azaltılması ve havza ülkeleri arasında ortak yönetim sisteminin kurulması yer alıyor Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde dahi yoğun yağışlarda su baskınlarını önlemek biraz zordur Azerbaycan'da zaman zaman yağışların kısa sürede normalin kat kat üzerinde olduğunu gözlemliyoruz. Mevsimsel olmayan rüzgarlı hava koşulları da gözlenmektedir. Çoğunlukla hafta sonları hava durumu önemli ölçüde değişir. Bu iklim değişikliğinin mi yoksa yerel bir hava olayının mı bir sonucu? Küresel ısınma nedeniyle bazı yıllar daha soğuk, bazı yıllar ise daha sıcak olabilir. Bu doğal değişkenlik uzun vadeli tahminlerde belirsizlik yaratır. Hava koşullarına bağlı iklim değişiklikleri yerel olmaktan ziyade küreseldir. Dünyadan farklı bu süreç bu ülkelerde yaşanıyor. Örneğin sağanak yağışlar sonucunda Avrupa'nın birçok şehrinde heyelanlar meydana geliyor. Bu, şiddetli hava koşulları yaşayan tek kişinin biz olduğumuz anlamına gelmiyor. Küresel iklim değişikliği farklı bölgeleri olduğu gibi bizi de etkiliyor. Ancak iklim konusunda herhangi bir tahminde bulunmak hâlâ mümkün değil. Dolayısıyla bilimde tahmin, geleceğin kesin bir açıklaması değil, belirli senaryolar altında en olası sonuçların hesaplanmasıdır Normalin üzerindeki yağışlar öncelikle kentlere ve kent ekonomisine ciddi zararlar veriyor. Bunun yaşanmaması için kent ekonomisinin öyle kurgulanması gerekiyor ki, su yönetim sistemi hiçbir alanda su baskını yaratmayacak şekilde yürütülmeli. Örneğin yağmur yağdığı anda otoyollar, tüneller, bazı konut ve tesisler sular altında kalıyor. Bu konuda Coğrafya Enstitüsü CBS teknolojisinin uygulanmasıyla kapsamlı araştırmalar yapmakta ve yerel alanlar belirlenmektedir Yoğun yağışlarda su baskınlarını önlemenin biraz zor olduğunu da belirtelim. Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde bile bu süreci takip edebiliyoruz. Avrupa'da şiddetli yağışlarda su basan bazı şehirler var. Hiçbir şehir bu doğal olaydan muaf değildir. Çünkü şehir planlama çalışmaları belli normlar çerçevesinde yürütülmektedir. Atık suyun deşarjı da belirli normlar çerçevesinde tesis edilmektedir. Yağışların normun birkaç katı olması bile sel süreçlerini yoğunlaştırıyor. Bunu görsel olarak görüyoruz. Şehirlerde bu sürecin daha hızlı gerçekleşmesinin birçok nedeni var. Bunun temel nedeni kentsel altyapıdır. Yeni binaların yapılması, yeni yollarda asfalt kaplamanın arttırılması ve kaldırımların asfaltlanmasıdır. O bölgedeki toprak tabakası yağmuru absorbe edemiyor. Kaçınılmaz olarak su eğimli, hafif çöküntülü alanlara akmaya başlar. O akışın sonucunda o bölgelerde çökme sürecini izliyoruz. Şehirde yerel olarak toplanan yağmur sularının yerleri coğrafi bilgi sistemleri ile belirlenmeli, yağışlı mevsimde oradan toplanması ve o bölgede birikmemesi için bir takım önlemler almalıyız. Bu durumda tamamen olmasa da hemen hemen her türlü çözümü elde edebiliriz Su basan evlerin çoğu bataklık ve alçak alanlarda inşa edildi. Şiddetli yağmur yağdığında yeraltı suları yüzeye çıkıyor ve çöküntü içinde inşa edildiği için evler sular altında kalıyor. Peyzajın aldattığı, imar mevzuatına uymayan yerlere ev yapılması sorun yaratmaktadır. İnşaat çalışmalarının genel olarak yasak olduğu eğilimli alanlar vardır. Yol yapımında da bazı sorunlar yaşanıyor. Yol yapımında, yamaç boyunca dik arazi şartlarında inşaat çalışmaları yapılıyor ve ardından ilave beton yapılıyor. Ancak beton yapılar daha dik ve hacimli eğimleri destekleyemez Şiddetli yağışların artması tarımı nasıl etkiliyor? Toprak erozyonu ve üretkenliğe yönelik riskler nelerdir? Şiddetli ve yoğun yağışların artmasının tarıma hem kısa hem de uzun vadede olumsuz etkileri bulunmaktadır. En ciddi sorunlar toprak erozyonu, azalan verim ve düşük verimlilikle ilgilidir. Bu nedenle toprak koruma önlemlerinin ve iklim dostu tarım uygulamalarının uygulanması özellikle önem taşımaktadır. Birçok bölgede yağışların yoğunlaşması ve dolu olaylarının arttığı gözleniyor. Tarıma ciddi zararlar veriyorlar. Bu olayların yoğunluğu arttıkça yağışların normalden fazla olması tarım ürünlerine doğrudan etki etmektedir. Bu doğa olaylarına karşı herhangi bir önlem almak mümkün değildir. Ancak sorunun çözümleri var. Mesela o yağmur sularını belli rezervuarlarda toplayıp tarımda ve yazın sıcak, yağmursuz günlerinde ekili alanların sulanmasında kullanabiliriz. Kentsel tarımda park ve çalılıkların sulanmasında kullanılabilir. Sadece biraz pahalı bir sistem, biraz daha fazla kaynak gerektiriyor. Ancak her durumda, sorunun en etkili çözümü budur Kuraklık ve çölleşme Azerbaycan'ın ciddi çevre sorunlarından biri haline geldi Son yıllarda hem kuraklık hem de aşırı yağışlar yaşandı. Bilim bu görünüşte çelişkili süreçleri nasıl açıklıyor? 2000'li yıllarda kuraklık olgusu ve çölleşme süreci en çok Azerbaycan'da çalışılmaya başlandı. Çağımızda da bu yönde araştırmalar yapılıyor. Azerbaycan'da kuraklık ve çölleşmeye son son yılların en önemli çevre sorunlarından biri haline geldi. Bu süreçlerin temel nedenleri arasında iklim değişikliklerinin yanı sıra su kaynaklarının azalması, toprağın verimsiz kullanımı ve antropojenik etkiler yer almaktadır. Azerbaycan coğrafi konumu gereği yarı çöl ve kuru subtropikal iklim kuşağında yer aldığından doğal olarak kuraklığa yatkındır. Ancak küresel iklim değişiklikleri bu süreci hızlandırıyor. Özellikle Kura-Araz ovası ve Abşeron yarımadası gibi kurak bölgelerde su kıtlığı, toprağın bozulması ve çölleşme riski artıyor. Bu süreci sadece yağışlara bağlamak doğru değil. Kuraklık, yıllık ortalama hava sıcaklığının artması, yaz mevsiminin uzaması ve sıcak hava dalgalarının yoğunlaşması, buharlaşmanın artması vb. faktörlere bağlı olarak ortaya çıkar Buzulların alanı son 30 yılda 3,5-4 kat azaldı Azerbaycan'ın iklim değişikliklerine duyarlı bölgeleri hangileridir? İklim değişikliklerine en duyarlı alanlar dağlık alanlardır. İklim değişikliğine bağlı olarak sıcaklıkların artması buzulları doğrudan etkiliyor. Buzulların alanı son 30 yılda 3,5-4 kat azaldı. Buzulların alanının azalması nedeniyle iklimin ısınma sürecini spesifik olarak belirleyebiliriz. Ancak en hassas noktalar derken, doğal süreçleri ve antropojenik müdahaleleri, yani herhangi bir çiftliğin ve üretim alanının insanlar tarafından yaratılmasını da hesaba katmamız gerekiyor. Çünkü doğal sürecin daha hızlı yoğunlaşmasını etkileyen faktör insandır. En savunmasız alanlar büyük şehirlerdir. Ancak eteklerde daha çok heyelan, çığ ve su baskını gözlemliyoruz. Bu olaylar birbirinden farklıdır. Dolayısıyla hangi bölgenin daha hassas olduğunu söyleyemeyiz Kurtarılmış bölgelerin coğrafi ve ekolojik açıdan incelenmesi yönünde ne gibi çalışmalar yapılıyor? Bu alanlardaki ekolojik durumu düzeltmek için hangi bilimsel yaklaşımlar öneriliyor? Coğrafya Enstitüsü 5 yıldır Karabağ ve Doğu Zengezur'da araştırmalar yürütüyor. İşgal sırasında iklim göstergelerine ilişkin veri elde edemediğimiz için havacılık ve uzay araştırmalarına yöneldik. Şu anda iklim göstergelerini belirli bir metodolojiye dayanarak eski haline getirebiliyoruz. Bu konuda kapsamlı araştırma çalışmalarımız var. Bu çalışmalar enstitünün tüm bölüm ve laboratuvarlarında gerçekleştirildi. Topraklarımız işgalden kurtarıldıktan sonra o bölgelere seferler düzenledik. Seferler sırasında toplanan verilere dayanarak raporlar yazılmıştır. Bu doğrultuda iki uluslararası konferans düzenlendi ve bir monografi yayınlandı Karabağ ve Doğu Zengezur'da yeni inşa edilen evlerde güneş panellerinin varlığı ve alternatif enerji kullanımı yaygınlaştı. Yeni üretim alanları oluşturuldu, ağırlıklı olarak tarım sektörünün ve turizm sektörünün geliştiğini görüyoruz. Hizmet altyapısı uluslararası gereksinimlere uygun olarak inşa edilmiştir. Modern dünyada sosyo-ekonomik ve ekolojik kalkınmanın en temel koşullarından biri olarak kabul edilen Karabağ ve Doğu Zengezur'da "yeşil ekonomi" uygulanıyor. Gelişmiş ülkelerde yeni bir ekonomik sistem oluşturulduğunda orada “yeşil ekonomi” uygulanıyor. Bunun örneğini Karabağ ve Doğu Zengezur'da görebiliriz Daha önce Lenkeran-Astara bölgesinde doğal büyüme daha fazlayken, son yıllarda Aran bölgelerinde doğal büyüme daha fazla Azerbaycan'da nüfus artışının dinamiklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğal büyüme sadece Azerbaycan'ın değil dünyanın en büyük sorunudur. Doğal büyümenin gelecekte neden olabileceği sonuçları şu anda görmüyoruz. 15-20 yıl sonra bunu görebiliriz. Azerbaycan'da nüfus artışının dinamikleri değerlendirilirken, nüfus artmaya devam etse de büyüme hızının önceki on yıllara göre zayıfladığı söylenebilir. Bu değişim doğum oranının azalması, nüfusun yaş yapısının değişmesi ve göç süreçleriyle ilişkilidir. Şu anda Azerbaycan ölçeğinde doğal büyümenin azaldığı bir gerçektir. Doğal büyümesi düşük olan birçok Avrupa ülkesi çoğunlukla göçmenlere yöneliyor ve doğal büyümeyi ve demografik dengeyi nispeten de olsa koruyabiliyor. Ancak bu durumun ne kadar süreceği bilinmiyor. Doğal büyüme bölgeler arasında her zaman farklı olmuştur. Bu süreç aynı hızda ilerleyemez. Örneğin Lenkeran-Astara bölgesindeki doğal artış daha fazlayken son yıllarda Aran bölgelerindeki doğal artış daha fazla oldu Coğrafi ve demografik açıdan Azerbaycan'ın karakteristik özelliği şu şekildedir: Nüfus artışı esas olarak doğal büyüme, göç nedeniyle oluşmaktadır. ve çoğunlukla nüfusun bölgedeki yeniden dağılımını etkiler. Son yıllarda doğum oranındaki düşüş doğal büyüme hızını zayıflatmış olsa da, yabancı göçün genel demografik dinamikleri belirleyen ana faktör olduğu henüz değerlendirilmiyor. Bu nedenle doğumun teşvik edilmesi, bölgelerde istihdamın artırılması ve iç göçün dengelenmesi demografik politikada önemli yönler olarak değerlendirilmektedir Fotoğraf - Rufat Mustafayev ©️ APA GROUP

Kaynak: apa.az

Diğer Haberler