Tenqri
Ana Sayfa
Dünya

Azerbaycan'da her 10 kişiden biri şeker hastası - RÖPORTAJ

Hidayet Memmedzade: "Azerbaycan'da diyabetli veya diyabet riski taşıyan kişi sayısı 1 milyonun üzerinde" "Hastalığının farkında olmayan binlerce insan var" "Kadınların yüzde 30-40'ında tiroid sorunu görülüyor" Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği'nin Azerbaycan Cumhuriyeti'nden ilk onur ü

yaklaşık 7 saat önce0 görüntülememodern.az
Azerbaycan'da her 10 kişiden biri şeker hastası - RÖPORTAJ
Paylaş:

Hidayet Memmedzade: "Azerbaycan'da diyabetli veya diyabet riski taşıyan kişi sayısı 1 milyonun üzerinde" "Hastalığının farkında olmayan binlerce insan var" "Kadınların yüzde 30-40'ında tiroid sorunu görülüyor" Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği'nin Azerbaycan Cumhuriyeti'nden ilk onur üyesi olan endokrinolog Hidayet Memmedzade, Modern.az sitesine kapsamlı bir röportaj verdi İşte kendisiyle yapılan bir röportaj: Azerbaycan'da en sık görülen endokrin hastalıkları nelerdir ve bunun ana nedenleri nelerdir? Azerbaycan'da endokrinolojik hastalıklar oldukça yaygındır. Ancak toplumun büyük bir kısmı bu sorunların farkında değil. Çoğu durumda, insanlar farklı doktorlara başvurur ve endokrinoloğa ancak hastalık kötüleştikten sonra gelirler. Endokrin hastalıkları arasında en yaygın olanı diyabettir. Artık hemen hemen her ailede bu hastalığa rastlamak mümkün. Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun verilerine göre Azerbaycan'da diyabet hastalarının sayısı yaklaşık 715,3 bin kişiye ulaştı. Ayrıca hastalığının farkında olmayan ve ancak komplikasyon geliştikten sonra doktora başvuran binlerce insan var. İstatistiklere göre dünyada yaklaşık her 10 yetişkinden biri diyabet hastasıdır. Bu bakımdan hastalığın ülkemizde yayılımı oldukça yüksektir. Diyabetten sonra en sık görülen hastalıklardan biri tiroid hastalığıdır. Özellikle üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 30-40'ının tiroid beziyle ilgili sorunları vardır. Otoimmün tiroidit, özellikle Hashimoto hastalığı ve halk arasında guatr olarak bilinen sorunlar ülkemizde oldukça yaygındır. Ayrıca osteoporoz dediğimiz ve halk arasında kemik erimesi olarak bilinen sorunlar da endokrin hastalıkları arasındadır. Bu sorun menopoza girmiş kadınlarda ve yaşlı erkeklerde daha sık görülse de bazı durumlarda gençlerde de ortaya çıkabilmektedir. Genel olarak endokrinoloji hormonal sistemle ilgili çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Buna diyabet, tiroid bezi, osteoporoz hastalıklarının yanı sıra hipofiz ve adrenal bez hastalıkları, metabolik ve elektrolit bozuklukları, obezite, bazı genetik sendromlar, kolesterol değişim hastalıkları, ayrıca gonadlarla ilgili seks-hormonal sorunlar vb. dahildir. Bu alan aynı zamanda erkek üreme sistemi, kadın hormonal hastalıkları, yumurtalık ve paratiroid bezi hastalıklarını da içerir. Biz esas olarak komplikasyonları ve komplikasyonları daha fazla olan hastalarla ilgileniyoruz. Her hastaya doğru tanı koymaya, etkili tedaviyi reçete etmeye ve gerekirse aile üyelerine yönelik tarama muayenesi yapmaya çalışıyoruz. Endokrinolojik hastalıklarda en önemli noktalardan biri takiptir. Yani hastanın teşhis ve tedavisiyle iş bitmiyor. Tedavinin etkisini, hormon seviyelerinin nasıl değiştiğini ve hastanın durumunu düzenli olarak izlemek zorunludur. Bu alanda tanı, tedavi ve takip birbiriyle yakından ilişkili süreçlerdir Sayın Hidayet, yakın zamanda Roma'da düzenlenen 40. Uluslararası Jinekolojik Endokrinoloji konferansında sözlü sunum yapan ilk Azerbaycanlı endokrinolog oldunuz. Bu tür uluslararası platformlara katılım, ülkemiz tıp biliminin uluslararası platformlarda tanıtılması ve geliştirilmesi açısından sizce neler vaat ediyor? İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenen o kongre dünyanın en prestijli etkinliklerinden biriydi. 4-6 Mart tarihleri ​​arasında gerçekleşen kongreye dünyanın farklı ülkelerinden kadın endokrinolojisi ve genel olarak cinsel endokrinolojiyle ilgilenen 3.000'den fazla doktor katıldı. Bu etkinlikte Azerbaycan heyeti de temsil edildi. Bu tür kongrelerin en büyük avantajı, en yeni protokolleri tanımamız, dünyanın önde gelen uzmanlarının konuşmalarını dinlememiz, onlarla iletişim kurmamız ve canlı tartışmalar yapabilmemizdir. Bu hem mesleki gelişimimiz açısından hem de Azerbaycanlı hastaların daha doğru ve modern bir yaklaşımla tedavi edilmesi açısından önemli. Doğru tanı koyarak başarıyla tedavi ettiğimiz 6 nadir klinik vakayı kongreye sundum. Hepsi gerçek Azerbaycanlı hastalardı ve çok ilginç, nadir ve aynı zamanda zor sendromlardan bahsediyorlardı. Bu klinik vakalardan biri organizasyon komitesinin dikkatini çekti ve benden bunu sözlü sunum formatında yapmamı istediler. Kabul ettim ve konuşmayı sundum. Sunum sırasında dünyanın farklı ülkelerinden Uzmanlarla fikir alışverişinde bulunduk. Dinleyiciler arasında farklı milletlerden (Rumlar, Ermeniler, İtalyanlar, Almanlar ve diğer ülkelerden) temsilciler de vardı. Siyasi faaliyetimiz yok ama yurt dışında konuşurken insan ister istemez kendi ülkesinin temsilcisi, diasporanın temsilcisi gibi hissediyor ve ülkemizi hakkıyla tanıtma sorumluluğunu taşıyor. Sunumum nadir görülen bir klinik vaka olan 46,XX erkek sendromu hakkındaydı. Yani cinsiyeti erkek olarak bilinen ancak genetik olarak kadın karyotipine sahip bir hastanın tanısı ve başarılı tedavisi konusundaki tecrübemizi meslektaşlarımızla paylaştık. Bu sunum kongrede geniş tartışmalara neden oldu ve büyük ilgiyle karşılandı. Benim için en büyük başarı, sunumun ardından yabancı meslektaşların ve katılımcıların, özellikle de etkinliğin moderatörlüğünü yapan Fransız profesörün, Azerbaycan'ın tıbbi potansiyeline farklı gözlerle bakmaya başlamasıydı. Düzenleme komitesi, bu kongrede bugüne kadar hiçbir Azerbaycanlı endokrinologun sözlü sunum yapmadığını özellikle belirtti. Bu da hem gurur verici bir an oldu hem de sorumluluğumu artırdı. Bugüne kadar dünyanın 30'dan fazla ülkesinde düzenlenen kongrelerde Azerbaycan'ı temsil ettim. Ancak Roma'da düzenlenen bu kongrede ilk Azerbaycanlı endokrinolog olarak konuşma yapmak benim için ayrı bir onurdu. Genel olarak bu tür platformlara katılım Azerbaycan tıp biliminin dünya bilimine entegrasyonu açısından çok önemlidir. Orada sunulan çalışmalar daha sonra uluslararası tıbbi arama sistemlerine giriliyor. Yani yarın Brezilya'da, Mısır'da, Fransa'da ya da başka bir ülkede çalışan bir doktor internette arama yaparken böyle bir klinik vakanın Azerbaycan'da araştırıldığını bulabilir Hormonal bozuklukların erken tanısı neden bu kadar önemlidir ve insanlar genellikle hangi belirtileri gözden kaçırır? Endokrinolojide hormonal belirtiler çok çeşitli ve renkli olduğundan hastalar bazen bu şikayetlerle ilk önce farklı uzman doktorlara başvururlar. Ancak endokrin bozukluklarla doğrudan ilişkili olabilecek çok sayıda semptom vardır. En sık görülen şikayetlerden biri açıklanamayan yorgunluk ve halsizliktir. Saç dökülmesi, cilt problemleri, kırılgan tırnaklar, kuru cilt gibi belirtiler de hormonal bozukluklarla ilişkili olabilir. Bu tür şikayetlerin uzun süre devam etmesi durumunda endokrinoloğa başvurmanız önerilir. Ayrıca kilo problemleri de önemli bir sinyaldir. Özellikle kısa süreli açıklanamayan kilo alımı veya tam tersi hızlı kilo kaybı hormonal bozuklukların göstergesi olabilir. Obezite sorunu ya da son aylarda hızlı kilo artışı da endokrinolojik muayene nedenidir. Ayrıca görme sorunları, ağız kuruluğu, aşırı idrara çıkma, gece sık idrara çıkma ve sürekli susama gibi belirtiler de şeker hastalığının göstergesi olabilir. Bu tür şikayetleri olan kişilerin mutlaka şeker hastalığı açısından kontrol edilmesi gerekmektedir. Boyun bölgesinde gerginlik, boğulma, rahatsızlık veya ağrı da tiroid hastalığının belirtisi olabilir ve bu gibi durumlarda bir endokrinoloğa başvurmak önemlidir. Adet bozuklukları, üreme sistemi sorunları ve kısırlık da hem kadınlarda hem de erkeklerde sıklıkla hormonal nedenlerle ilişkilidir. Bu nedenle bu tür sorunlarla karşılaşanların endokrinolojik muayeneden geçmesi önemlidir. Genel olarak endokrin hastalıkları oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Cilt sorunlarından kilo değişikliklerine, adet bozukluklarından açıklanamayan yüksek tansiyona kadar pek çok durum hormonal bozukluklarla ilişkilendirilebilir. Endokrinoloji, dahiliyenin bir alt dalıdır ve hemen hemen tüm tıbbi uzmanlıklarla yakından ilişkilidir. Bu nedenle şikayet yelpazesi oldukça geniştir. Önemli olan hastalığın zamanında tespitidir. İnsanlar zamanında doktora başvurduklarında erken aşamada teşhis koyabilir, hastalığın kötüleşmesini önleyebilir ve daha etkili tedavi edebiliriz Uluslararası Jinekoloji Konferansı'ndaki konuşmanızda bir takım nadir sendromlardan bahsettiniz. Genel olarak genetik ve hormonal hastalıkların geç teşhis edilmesinin temel nedenleri nelerdir? Sebepler çeşitlidir. Bazen hastalar doktora çok geç başvurabiliyor. Çünkü sorunun özünü veya belirtilerin ciddi bir hastalıkla ilgili olduğunu bilmiyorlar. Öte yandan bazı durumlarda doktorlar da hastalığın teşhisini koyarlar. zamanında tespit edilememesi mümkündür, bu da teşhisin gecikmesine neden olur. Örnek olarak sunduğum klinik vakalardan biri, 34 yaşında geç teşhis edilen Turner sendromuydu. Turner sendromu, genetik bir hastalık olmasının yanı sıra sıklıkla anne karnında veya erken yaşta teşhis ediliyor. Ancak tanıştığım hastada 34 yaşında bu sendromu keşfettik. Hasta şeker hastalığı nedeniyle bize geldi. Muayene sırasında dikkatimi çeken şeylerden biri de 1.34 cm gibi çok kısa olmasıydı. Yapılan araştırmada hastanın 19 yaşından sonra adet görmediği tespit edildi. Yani birkaç yıl adet gördü ve daha sonra tamamen kesildi. Genetik analiz sonucunda Turner sendromu tanısı doğrulandı. Aslında Turner sendromu gibi bir hastalığın 34 yaşında tespit edilmesi normal değildir. Bu sendroma sahip kadınlar sıklıkla erken menopoza girer ve üremeyle ilgili çeşitli riskler artar. Bu durum hastanın geç başvurmasının ve bazı durumlarda daha önce başvurduğu doktorların bu hastalıktan haberdar olmamasının geç tanıya yol açabileceğini bir kez daha göstermektedir. Bu nedenle hastanın kapsamlı bir şekilde muayene edilmesi ve doğru tanının konulması gerekir. Gerektiğinde diğer uzmanlık alanlarındaki doktorlara da danışılması, multidisipliner yaklaşımın uygulanması çok önemlidir. Asıl amaç hastaya zarar vermemektir. Hipokrat'tan günümüze kadar tıbbın temel ilkelerinden biri "önce zarar verme" ilkesidir. Zamanında teşhis gerçekten hayat kurtarabilir. Özellikle genetik sendromlarda erken teşhis büyük önem taşıyor. Çünkü genetik hastalıkların büyük bir kısmında endokrin ve hormonal bozukluklar da görülmektedir. Bu problemler toplumumuzda gerçekten çok yaygın ve bu nedenle hastalara daha geniş, kapsamlı bir yaklaşımla bakmak ve tedaviyi bu esasa göre yürütmek önemlidir Azerbaycan'da hormonal ve genetik hastalıkların tespitine yönelik teşhis olanaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda ne gibi yeniliklere ihtiyaç var? Bir yandan bu çok acı verici bir sorudur. Çünkü ülkemizde genetik hastalıkların sayısı oldukça fazladır. Bunun temel nedenlerinden biri toplumumuzda akraba evliliklerinin yaygınlaşmasıdır. Akraba evlilikleri genetik hastalık riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Açıkçası bu tür evlilikleri birçok ailede, atalarımızın, amcalarımızın, kuzenlerimizin ailelerinde bulmak mümkündür. Bu da genetik hastalıklara yakalanma olasılığını artıran faktörlerden biridir. Tıbbi açıdan akraba evlilikleri arzu edilen bir durum değildir. Çünkü bu tür evliliklerde kan hastalıkları, çeşitli genetik sendromların yanı sıra hormonal ve endokrin hastalıkların da ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir. Öte yandan erken teşhis konusunda da bazı sorunlar yaşanıyor. Bazen doktorlar bu hastalıkları hemen fark edemeyebilirler. Bu nedenle asıl amaç topluma bir fikir aşılamak olmalıdır. Kişi kendini sağlıklı hissetse bile yılda en az bir kez koruyucu muayeneden geçmelidir. Örneğin D vitamini eksikliği ve insülin direnci gibi sorunlar günümüzde toplum arasında, özellikle de çocuklarda oldukça yaygın. Çoğu zaman kişiler bu sorunların farkına varmazlar ve hastalık ileri aşamaya geldiğinde doktora başvururlar. Ancak bu gibi sorunları örneğin şeker hastalığını prediyabet aşamasında tespit edip önlemek mümkün. Bu nedenle erken teşhis çok önemlidir. Genetik risk grubunda olan kişilerin yani akraba evliliğinden doğan çocukların ve bu tür ailelerde büyüyen kişilerin muayenelere dikkat etmesi gerekmektedir. Önleyici kontrollere daha duyarlı olmaları ve sağlıklarını düzenli kontrol altında tutmaları gerekiyor Hormon bozuklukları ve tiroid sorunları neden son yıllarda daha sık görülüyor? Bunun birkaç önemli nedeni var. Öncelikle günümüzde insanların beslenme alışkanlıkları değişti. Hazır gıdalar, fast food, yapay katkı maddeleri içeren ürünler arttı. Doğal ve organik beslenmeye ilgi azaldı. Ancak özellikle diyabet ve metabolik hastalıklarda beslenme doğrudan rol oynuyor. İkinci önemli faktör ise hareketsizliktir. Masa başında yaşam, aşırı araba kullanımı, dış mekanlardan uzak durma ve fiziksel aktivitenin azalması hormonal hastalıkların artmasına neden oluyor. Üçüncü konu ise dijital yaşam tarzı ve uyku düzeninin bozulmasıyla yakından alakalı. Telefonlarda, tabletlerde, bilgisayarlarda, Wi-fi'de ve genellikle yüksek teknolojili indirmelerde insanlar Bu nedenle zaman zaman "dijital detoks" yapmak önemli Genç kadınlarda hormonal sorunların arttığı belirtiliyor. Yaşam tarzı, diyet ve stresle ilgisi var mı? Bir doktor olarak şunu söyleyebilirim ki, okul ve öğrenci kızlarda bile her hafta genç yaşta tiroid kanseri vakalarına rastlıyorum. Bu durum elbette doktorlar olarak bizi endişelendiriyor. Hazır gıdalar, fast food vb. yapay ambalajlı gıdalardan uzak durmak oldukça önemlidir. Özellikle tiroid hastalıklarıyla bağlantılı olarak hücresel radyasyonun olası olumsuz etkilerinin farkında olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Tiroid nodüllerinin ve hatta kanser vakalarının genç yaşta artması bizi ciddi anlamda düşündürmelidir. Ayrıca kronik stres, uyku bozuklukları, geç uyumak, güneş ışığından daha az yararlanmak ve çevre kirliliği de hormonal dengeyi olumsuz etkiliyor. İnsan biyolojik olarak doğayla uyum içinde yaşamalıdır. Ve biz ondan uzaklaşıyoruz. Gece 1, 2, 3'e kadar uyanık kalmak uykusuzluğa, strese, hormonal bozukluklara neden olur ve özellikle obezite riskini artırır. Tüm bu yaşam tarzı değişiklikleri, sonuç olarak çeşitli hastalıkların olasılığını artırır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, uygun uyku düzeni ve teknolojinin dengeli kullanımı insan sağlığı açısından oldukça önemlidir Kadınlarda kısırlıkta endokrin problemlerinin rolü nedir ve bu problemler nasıl tedavi edilebilir? Çocuk doğurmak, anne olmak her kadının hakkıdır. Aslında hamilelik fizyolojik bir süreçtir. Sadece doktor kontrolünde olmak bu sürecin daha güvenli ve kontrollü olmasına yardımcı olur. Elbette bunun için hormonal sağlık çok önemlidir. Örneğin şeker hastası bir kadın hamile kalmak istiyorsa önceden bir doktora danışmalı ve hamileliği planlamalıdır. Aynı kural tiroid sorunu olan kadınlar için de geçerlidir. Bu gibi durumlarda gebelik mutlaka doktor kontrolünde planlanmalı ve takip edilmelidir. Bu konu sadece kadın sağlığını ilgilendirmiyor, aynı zamanda erkek sağlığı açısından da oldukça önemli. Kısırlık sorunu yaşayan kişilerin endokrinoloğa muayene olmalarını öneriyoruz. Her iki tarafta da hormonal durum kontrol edilmelidir. Bir sorun tespit edilirse, onu tedavi etmenin yolları vardır. Modern tıpta yardımcı üreme teknolojileri yeterince gelişmiş olup çoğu durumda gebelik elde etmek mümkün olmaktadır. Önemli olan sorunu zamanında tespit etmek ve doğru tanı koymaktır. Kısırlığın nedenleri farklı olabilir. Tiroid bezi hastalıkları, cinsiyet bezlerine bağlı hormonal sorunlar, obezite, adrenal bez ve hipofiz bezi hastalıkları bunlar arasında yer almaktadır. Bazen Cushing sendromu gibi hastalıklar da kısırlığa neden olabilir. Mesela kendi tecrübelerimden hatırladığım bir hastam vardı. Yıllar boyunca kısırlık nedeniyle birkaç kez jinekoloğa başvurmuş ancak sorunun nedeni bulunamamıştı. Muayene sırasında kendisine Cushing sendromu tanısı konuldu. Hasta operasyondan sadece 1 ay sonra hamile kaldı. Ancak yıllardır kısırlık sorunu yaşıyordu. Bu da doğru teşhisin ve doğru tedavinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bazen sorun zamanında tespit edilemediği için kişiler uzun yıllar çocuk sahibi olamamaktadır. Ancak nedeni belirlenip tedavi edildikten sonra gebelik normal şekilde gerçekleşebilir. Bu nedenle çocuk sorunu veya kısırlığı olan hem kadın hem de erkeklerin en az bir kez endokrinolog muayenesinden geçmesi, hormonal tahliller yaptırması ve mutlaka uzman görüşü alması gerekir. Bunun gibi onlarca, yüzlerce örnek gösterebilirim size Doğum kontrol hapları başta olmak üzere uzun süreli hormonal ilaçların kullanımının riskleri nelerdir ve bu ilaçlar doktor kontrolü olmadan kullanılabilir mi? Aslında hiçbir ilaç, hatta sıradan vitaminler bile doktor kontrolü olmadan alınmamalıdır. İnsanlar bazen vitaminlerin zararsız olduğunu düşünüp keyfi olarak alıyorlar ama bu da doğru değil. Mineral ve vitaminler dahil tüm ilaçlar doktor tavsiyesi ile alınmalıdır. Örneğin oral kontraseptifler riskli ilaçlar grubuna girer ve bunların alımının mutlaka doktor kontrolünde olması gerekir. Bu arada, Roma'daki Kadın Endokrinoloji Kongresi'nde sunduğum klinik vakalardan birinin, 39 yaşında bir kadında oral kontraseptif aldıktan sonra felç geçirmesiyle ilgili olduğunu da belirtmeliyim. Bu klinik vaka kongre katılımcıları tarafından büyük ilgiyle karşılandı. O kadın 39 yaşındaydı ve sigara içiyordu Sigara içen kişilerin felç geçirme riski zaten yüksek. Yapılan araştırmada hastanın doğum kontrol ilacı kullandığı ortaya çıktı. Ancak bu yaşta ve özellikle sigara içen kadınlarda bu tür ilaçların alınması risklidir. Oral kontraseptifler felç riskini artırabilir. Ayrıca bazı durumlarda bu ilaç grubu meme kanseri riskinin artmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle doğum kontrol haplarının doktor kontrolünde alınması, belli bir yaştan sonra ise hiç verilmemesi ya da sıkı muayene ve gözetim altında kullanılması gerekmektedir. Öte yandan hormon replasman tedavisi sorunu da var. Halk arasında buna bazen guatr ilacı da denir. Örneğin tiroid hormonu veya adrenal hormon verilmesi durumları vardır. Bu sırada vücutta eksik olan fizyolojik hormonlar aslında yerine konulur. Ancak bu ilaçların mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekmektedir Tıpta bir prensip vardır: İlaçla zehir arasındaki temel fark, dozudur. İlaç doğru ve uygun dozda verilmelidir. Bunun için hastanın belirli muayene ve tahlillerden geçmesi gerekir. Bu testlerin sonuçlarına göre doktorlar ilacın dozunu belirler ve belirli aralıklarla takip eder. Örneğin tiroid hormonları reçete edildiğinde bunların dozu laboratuvar sonuçlarına göre belirlenip düzenli olarak kontrol edilir. Maalesef kontrolsüz ilaç tedavisinin ciddi komplikasyonlara yol açtığı vakalarla da karşılaşıyoruz. Yakın zamanda böyle bir olayla karşılaştım. Tiroid ameliyatından sonra hastaya kalsiyum preparatı reçete edildi. Ancak hasta bu ilacı uzun süre kontrolsüz bir şekilde kullanmış ve herhangi bir tetkike tabi tutulmamıştı. Bununla birlikte vücutta aşırı kalsiyum artışı meydana geldi ve bu da böbrek yetmezliğine yol açtı. Bu tür durumlar doktorlar olarak bizi çok endişelendiriyor. Bu nedenle hastalara her zaman doktor tavsiyesi ve denetimi olmadan ilaç kullanmamalarını tavsiye ediyoruz Bazı genetik sendromlar yalnızca yetişkinlikte tespit edilir. Bu durumların erken tespiti için hangi tıbbi testler önemlidir? Tıbbi check-up yani önleyici muayeneler çok önemlidir. Ancak bu muayenelerin plan ve kapsamının doktor tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Bu konu özellikle gençler arasında hassastır. Çocukların herhangi bir şikayeti varsa öncelikle çocuk doktoruna başvurabilirler. Çocuk doktoru herhangi bir endokrin sorundan şüpheleniyorsa hastayı bir endokrinoloğa sevk etmelidir. Genel olarak tıpta multidisipliner yaklaşım çok önemlidir. Yani her doktor kendi alanını daha iyi bilir. Herhangi bir hastada böbrek sorunu görürsem nefroloğa, kalp sorunu görürsem kardiyoloğa yönlendiriyorum. Çünkü asıl amaç hastaya zarar vermemek ve olası hastalıkları gözden kaçırmamaktır. Ben bir jinekologu onun kadar iyi tanımıyorum, bir jinekolog da endokrinolojiyi benim kadar bilmiyor. Bu nedenle gerekiyorsa mutlaka uzman bir hekime danışılmalı ve tavsiyelerde bulunulmalıdır Ergenlik çok hassas ve önemli bir dönemdir. Birçok genetik sendrom ve hormonal hastalıklar bu dönemde ortaya çıkar. Bu nedenle ebeveynlerin bu konuya özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir. Örneğin çocuklarda boy kısalığı varsa zamanında muayene olunması çok önemlidir. Kemik yaşı kapandıktan sonra tedavi seçenekleri çok kısıtlı olmakta ve değerli zaman kaybı yaşanmaktadır. Aynı zamanda doğuştan hipotiroidi gibi hastalıklar da vardır. Eğer bu hastalık zamanında tespit edilmezse, çocuk ileri yaşlarda doktora başvurduğunda zaten çok geç olmuştur. Çünkü bu dönemde beynin gelişimi zarar görür ve zeka geriliği ortaya çıkabilir. Bu aynı zamanda onkolojik hastalıkların erken teşhisi açısından da önemlidir. Ergenlik özellikle riskli ve savunmasız bir grup olarak kabul edilir. Çocuklarda şüpheli belirtiler varsa ebeveynlerin vakit kaybetmeden bunu bir uzmana göstermesi gerekir. Örneğin 14-15 yaşlarında bir kız çocuğu adet görmeye başlamamışsa, meme bezlerinin gelişimi normal değilse, cinsel gelişimde sorun varsa ya da tam tersi aşırı kıllanma gibi sorunlar varsa bu gibi durumlarda mutlaka bir endokrinoloğa başvurulmalıdır Deneyimlerime göre çok ilginç bir başka vaka da, genetik olarak kadın olduğunu 48 yaşında öğrenen bir erkek hastayla ilgiliydi. Hasta yıllarca kendini erkek olarak tanımladı. Yapılan incelemelerde rahmi olduğu ve genetik olarak kadın olduğu belirlendi. Tahlil ve muayenelerle bunu tıbbi olarak kanıtladım, teşhis koyduk, hastaya protokoller verildi. uygun kapsamlı talimatlar verildi. Bu tür vakaları kongrelerde sunuyoruz ve dünya endokrinologlarının büyük ilgisini çekiyoruz. Aslında bu vakalar gecikmiş tanının sonucudur. Zamanında tespit edilseydi hastanın hayatı bambaşka bir yönde şekillenebilirdi. Bu gibi durumlarda sadece tıbbi değil, sosyal ve psikolojik yaklaşım da önem kazanmaktadır. Hastanın genetiğine, sosyal hayatına ve kendi tanımladığı cinsiyete göre kararlar alınır ve destek sağlanır. Bu alan kapsamlı bir gözlem ve güçlü bir mantık gerektirir. Endokrinolog olabilmek için iç hastalıkları iyi bilmeniz gerekir. Tıbbın belli standartları ve protokolleri vardır. Dünyanın neresinde çalışırsa çalışsın, doktorların yazdıkları tedavi prensiplerinin birbirinden çok farklı olmaması gerekir. Ancak tıpta sadece bilimsel bir taraf değil, aynı zamanda tıp sanatı da vardır. Tıp bir sanattır ve her hastaya bireysel bir yaklaşım gerektirir. Her hastanın durumu farklıdır ve doktorun neye ihtiyacı olduğunu doğru bir şekilde değerlendirmesi gerekir. Ayrıca sunduğumuz klinik vaka ve sunumlarda hasta bilgilerinin tamamen korunduğunu, bu konuda herhangi bir bilgi verilmediğini, hepsinin gizli olduğunu da belirtmek isterim. Tıbbi gizlilik çok önemlidir ve biz yalnızca tıbbi bir durumu tartışıyoruz. Dünya tıp camiasına katkılarımızı yapıyor, Azerbaycan endokrinolojisi ve tıbbının hangi hastalıklarla uğraştığını gösteriyor, tecrübemizi paylaşıyor ve eğitiyoruz Uygulamanızda kaç tane ilginç ve nadir klinik vakayla karşılaştınız? Neredeyse 30 yıllık tıbbi tecrübem var. Yıllar boyunca binlerce hastayı tedavi ettim, birçok karmaşık ve nadir endokrinolojik vakaya teşhis koydum ve kritik hastaları tedavi ettim. Farklı sendromlarla, farklı hastalıklarla, farklı aile ve hayat hikayeleriyle karşılaştım. Bu gibi durumlarda hastaya hemen bilgi verilemez. Her şeyin çok hassas ve uygun bir dille anlatılması gerekiyor. Bazen hastaya tiroid kanseri tanısı konduğu ancak aile üyelerinin hastanın bunu bilmesini istemediği durumlar da olabiliyor. Bu gibi durumlarda hem hastayla hem de ailesiyle doğru iletişim kurmak, durumu adım adım ve uygun dille anlatmak gerekir. Unutmadığım hastalar arasında yeni yılın gelmesinden iki üç gün önce kliniğe başvurduğum, çok kontrolsüz bir şeker hastasını sayabilirim. Başvuru sonrasında hastanın birden fazla sorununun olduğu ve işlerin planlandığı gibi gitmediği öğrenildi. Bacağındaki yara nedeniyle bacağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan hastanın tedavi süreci uzadı. O dönemde ailemle planladığımız tatile yabancı bir ülkeye gitmemiştim. Çünkü bir insanın hayatı benim tatil ücretimden daha önemliydi. 15 gün hastayla yalnız kaldım. Şikayetleri biten anne hastamızı, kendi bacağıyla şeker hastalığı kontrol altına alınan hastamızı tamamen iyileşerek evine gönderdik. Ben kesinlikle ona ve sevdiklerine "Senin yüzünden ya da ailemin uçak bileti yüzünden tatile çıkmadım, tatil taksitleri düştü" hissini yaşatacak bir şey söylemedim. Hastanın kendini kötü hissedeceğini ve kontrole gelmekten utanacağını düşündüm. Kimse benden doktor olmamı istemedi. Bu çok sevdiğim bir meslek. Hastamın bana en içten şekilde söylediği "Çok teşekkür ederim Hidayet doktorum" sözünü değiştirmezdim. O kadın bugün hâlâ hayatta, üzerinden on yıldan fazla zaman geçti. Hastalık nedeniyle yanlış anlaşılmalar nedeniyle boşanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir çift vardı. Onları barıştırdım, hastalığı iyileştirdim ve bugün hâlâ birlikteler. Bazen teşekkür etmeye geliyorlar. Uygulamamda pek çok ilginç, nadir klinik vaka ve hastayla karşılaştım. Çoğu durumda tedavilerin başarılı olduğunu ve olumlu sonuçlar verdiğini söyleyebilirim. Hastalarıma her zaman özen ve dikkatle davrandım. Ben onları Allah'ın bir hediyesi olarak gördüm. Bazen hastalarımın çoğu, bana yönlendirdikleri diğer meslektaşlarımın, endokrinologların hastaları oluyor. Bunları araştırmak uzun zaman alıyor. Endokrinoloji çok ilginç ve zorlu bir uzmanlık alanıdır. Ayrıca birkaç yıl önce tiroid krizi nedeniyle çok ciddi bir durumla bize gelen 26 yaşında bir hastayı da hatırlıyorum. Tıp literatürüne göre bu hastaların en iyi tıp merkezlerinde bile %60 oranında ölüm riski bulunmaktadır. O hastamız bugün rahat yaşıyor ve biz dostuz 12 yaşında bir kız çocuğu toksik guatr şüphesiyle başvurduğunda hastada çok sayıda tahlil ve yanıt gördüm. Kızı iyice muayene ettim ve tecrübelerime dayanarak böyle bir hastalığının olmadığı sonucuna vardım. Soruşturmada annesinin Kullandığı guatr ilacı ile kızının dermatoloğunun yazdığı Biotin (bu bir H vitamini kompleksi) buzdolabında aynı kutuda saklanıyor ve çocuk annesinin kutusunun benzer olduğunu bilmeden onu alıyor. Araştırmacı olarak araştırma yaptım, eve ilaç getirdim. Çocuk bazen o kutudan bazen de bu kutudan ilaç içtiğini söyledi. Çocuk farkında olmadan ilaç zehirlenmesine maruz kalmıştı ve bunu araştıracak kimse yoktu. İlacı kestikten bir ay sonra şikayetleri tamamen ortadan kalktı. Böyle sayısız hastam oldu. Her hasta farklı bir yaşam ve hikayedir. Hastalarımı her zaman sevdim ve önemsedim Azerbaycan'da diyabet ve diğer metabolik hastalıkların yayılmasıyla ilgili durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tür hastalıkların sayısı giderek artıyor ve özellikle diyabet çok hızlı yayılıyor. Azerbaycan'da diyabet hastalarının sayısı oldukça fazla. Her ailede en az bir kişinin diyabet hastası olduğu söylenebilir. Yaklaşık 10 kişiden biri şeker hastası. Resmi olarak teşhis edilen diyabetin yanı sıra latent diyabet ve prediyabet de hesaba katılırsa Azerbaycan'da diyabetli veya diyabet riski taşıyan kişilerin sayısının 1 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu çok ciddi bir gösterge. Bir diğer büyük sorun ise obezite. Azerbaycan nüfusunun yaklaşık yüzde 25-30'u fazla kilolu veya obeziteden muzdariptir. Bu diyabet için ana risk faktörlerinden biridir. Hatta bazen sokakta gördüğümüz her iki kişiden birinin ya şeker hastası ya da şeker hastası olmaya aday olduğunu söylüyoruz. Ancak bu vakaların tamamı resmi istatistiklere yansımamaktadır. Çünkü pek çok kişi doktora başvurmadan hastalığını bilmeden yaşıyor. Bunun ana nedenleri yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler, fiziksel hareketsizlik, uyku bozuklukları, kronik stres ve teknoloji ve mobil radyasyonun etkileri de dahil olmak üzere modern yaşam tarzıyla ilgili diğer faktörlerdir Son yıllarda hormonal bozuklukların psikolojik durum üzerindeki etkisi hakkında çok fazla konuşma yapılıyor. Endokrin hastalıkları kişinin psikolojik sağlığını nasıl etkiler? Bu tür hastalıklar kişilerin psikolojik durumunu etkileyen temel faktörlerden biridir. İnsan vücudu esas olarak beyin tarafından kontrol edilir ve birçok hormon beyinde bulunan hipofiz bezi tarafından düzenlenir. Bu nedenle hormonal sistem ile psikolojik durum birbiriyle yakından ilişkilidir. İnsanların sosyal yaşamı, çeşitli hastalıklar ve genel sağlık sorunları sinir sistemini ciddi şekilde etkileyebilmektedir. Özellikle bazı endokrin hastalıkları psikolojik durumu doğrudan etkilemektedir. Örneğin, hipotiroidizm ve diğer tiroid hastalıkları olan kişiler sıklıkla depresyon, yorgunluk ve motivasyon azalması yaşarlar. Obezite endokrinolojik bir sorun olmasının yanı sıra kişinin psikolojik durumunu da etkileyen faktörlerden biridir. Çünkü fazla kilolar bazen estetik açıdan rahatsızlığa neden olmakta ve bu durum kişinin özgüvenini ve sosyal yaşamını etkileyebilmektedir. Endokrin hastalıkları ve psikolojik sorunlar birbiriyle yakından ilişkilidir ve sıklıkla paralel olarak gelişir. Bu nedenle biz hekimlerin sadece fizik tedavi ile yetinmememiz, hastanın psikolojik durumuna da dikkat etmemiz gerekiyor Genç doktorlar ve araştırmacılar için endokrinoloji alanında en umut verici yönler nelerdir? Tarihsel olarak endokrinologlar daha çok "diyabet doktorları" olarak biliniyordu ve öncelikle diyabet uzmanları olarak görülüyorlardı. Ancak son yıllarda durum değişiyor. Endokrinolojinin diğer alanlarıyla ilgilenen genç doktorların sayısı da artıyor. En önemli konulardan biri de bu alanı seçecek olanların uzmanlık alanlarını sevmeleridir. Benimle çalışan asistanların en az bir ortak noktası var: Endokrinolojiyi seviyorlar. İnsan bildiği, anladığı alanı da sever. Endokrinolojinin çok geniş ve ümit verici yönleri vardır. Özellikle hipofiz bezi hastalıkları, osteoporoz ve gonadlarla ilgili hormonal sorunlar, bu alanda gelecekte daha da gelişecek umut verici yönler olarak değerlendiriliyor Sizce tıp mesleğini seçen bir kişiyi motive eden temel faktör nedir? Maddi kazanç mı yoksa insanlara hizmet etme isteği mi? Maddi tarafın herkes için önemli olduğu doğrudur. Ancak hekimlik sadece para kazanmak için seçilen bir meslek değildir. Tıp, dünyada en çok çalışılan, en çok çalışılan ve yükseköğretim kurumlarına girişte en yüksek puanları alan mesleklerden biridir. Bu mesleği seçen kişilerin düşünme, sorumluluk ve hazırlık düzeyleri oldukça yüksektir. Eğer amaç sadece para kazanmak olsaydı, bu yeteneğe sahip insanlar başka alanlarda büyük işletmeler kurarak daha fazla kazanabilirlerdi. Diğer faaliyetlerimden biri de öğretmenliktir. Uzun yıllar boyunca Azerbaycan'da birçok sakini eğittim. 100'e yakın genç doktorun eğitimine katıldım. Hekimliği seçen kişinin insanları sevmesi gerekir. Hastayı ve kişiyi sevmeden bu sanatı sürdürmek mümkün değildir. Bu meslek insanlara yardım etmek ve onların sağlığı için çalışmak üzerine kuruludur. Toplantılar yapmak, konferanslar vermek, genç doktorlara eğitim vermek, kitap, makale yazmak, araştırma yapmak zaten rutin hayatım. Onlardan asla sıkılmam çünkü sevdiğim şey bu. 2017 yılında Novo Nordisk ve Haydar Aliyev Vakfı tarafından kurulan "Yılın Doktoru" ödülünü, 2018 yılında ise İtalya Parlamentosu ve Roma Senatosu'ndan "LANAVICELLA" madalyası ve sertifikasını aldım. Bugüne kadar onlarca etkinlikte moderatör, başkanlık, panelist ve konuşmacı olarak görev yaptım. Birçok yabancı ülkede yazılı e-posterler ve sözlü sunumlar yaptım. Londra (İngiltere-2023), Türkiye, BAE, Rusya, İtalya vb. ülkelerdeki dünya tiroid kanseri kongresinin moderatörlüğünü yaptım. Diğer ülkelerde canlı performanslar verdim, deneyimlerimizi paylaştım, ülkemizi temsil ettim. Ocak 2026'da AZERTUKDIAB programı çerçevesinde kongre bilimsel sekreteri olarak ortak yazarlığını yaptığım "Diyabet tanı ve tedavi rehberi 2026" kitabını Azerbaycanlı endokrinologlara sunduk. Bu hatırladığım faaliyetlerimizin küçük bir kısmı ve şunu söyleyebilirim ki, ne yaptıysam aşkla yaptım, insanımız için yaptım Toplumda hormonal hastalıklarla ilgili en yaygın yanlış inanışlar nelerdir? Bunun gibi birçok efsane var. Örneğin her diyabet hastasının altı ayda bir "sistem transferi" yaptırması gerektiğini söyleyenler var. Ya da guatrın sülükle, kurbağayla ya da çeşitli alternatif yöntemlerle tedavi edilebileceğini söyleyenler var. Hatta kehribar takılarak hastalığın tedavi edilebileceğini söyleyenler bile var. Ne yazık ki bu tür fikirler çoğu zaman insanları kandırmaya yöneliktir. Bazen kendilerini mucizevi yöntemler keşfetmiş gibi tanıtıp reklam konuşmaları yapan kişiler oluyor. Ben bu tür insanlara "umut tüccarları" diyorum. Bilim dışı yollarla insanlara umut vererek bundan çıkar sağlamaya çalışıyorlar. Eğer gerçekten böyle mucizevi keşifler olsaydı, tıp alanında bilimsel araştırmalarla kanıtlanır ve tüm dünyada uygulanırdı. Ne yazık ki, çoğu zaman bu tür yaklaşımlar tıbbi olmaktan çok ticaridir. Bu nedenle insanlara tavsiyem sadece profesyonel doktorlara başvurmaları ve sağlıklarıyla ilgili konularda onların denetimine güvenmeleridir Son yıllarda erkeklerde hormonal bozuklukların, özellikle de testosteron düzeyindeki azalmanın daha fazla tartışıldığını görüyoruz. Bunun temel nedenleri neler ve bu tür sorunlar hangi yaş gruplarından itibaren görülüyor? Bu doğru. Hormonal sorunlar kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de ortaya çıkabilir. Erkeklerde en sık görülen hormonal sorunlardan biri hipogonadizmdir. Bu sırada testosteron hormonu seviyesi azalır. Bir diğer yaygın sorun ise erkeklerde meme bezlerinin büyümesi anlamına gelen jinekomastidir. Bu tür sorunlar çeşitli faktörlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin son yıllarda spor yapan bazı gençler arasında suni spor besinleri, protein tozları ve özellikle testosteron içeren preparatların keyfi kullanımı yaygınlaşıyor. Vücudu hızlı bir şekilde şekillendirmek ve kas kütlesini arttırmak için kullanılan bu ilaçlar hormonal sistemi ciddi şekilde bozabilmektedir. Erkeklerde hormonal bozuklukların ana nedenlerinden biri yanlış beslenme ve obezitedir. Fazla kilolu olmak erkek cinsiyet hormonu sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiye sahip olabilir ve aynı zamanda testosteron düzeylerinde düşüşe neden olabilir. Ayrıca sigara ve nargile kullanımı, alkol, çeşitli uyarıcı içecekler ve enerji içecekleri de hormonal dengeyi bozan faktörlerdendir. Uyku düzeninin bozulması ve kronik uykusuzluk da erkeklerde hormonal sorunlara yol açmaktadır. Genel olarak yaşam tarzı, beslenme, zararlı alışkanlıklar ve kontrolsüz alınan ilaçlar erkeklerde hormonal sistemi ciddi şekilde etkileyen faktörlerin başında sayılıyor Erkeklerde kısırlık sorunlarında endokrin faktörlerin rolü nedir ve bu sorunlar ne ölçüdedir? Tedaviye uygun mu? Kısırlık sorunu, çocuk sahibi olamama sorunu aileler için oldukça hassas bir konudur. Evlendikten sonra yaklaşık 6 ay içerisinde çift normal bir aile hayatı yaşamasına rağmen çocuk sahibi olamıyorsa bu durumda konunun araştırılması gerekir. Bu gibi durumlarda öncelikle hormonal profilin kontrol edilmesi gerekir. Hormonal sorunlar kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de kısırlığa neden olabilir. Örneğin tiroid hormon bozuklukları, cinsiyet hormonu sistemindeki sorunlar ve özellikle düşük testosteron erkek kısırlığının sebeplerinden biri olabilir. Bu konuda özel incelemeler ve analizler var. Bu nedenle erkek kısırlığında temel konulardan biri hormonal sorunların araştırılmasıdır. Bu sorunların zamanında tespit edilmesi halinde uygun tedavi yöntemleriyle birçok durumda durumun düzeltilmesinin mümkün olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle çocuk sorunu yaşayan çiftlerin mutlaka uzmanlara danışması, gerekli tetkikleri yaptırması ve hormonal durumlarını kontrol etmesi gerekmektedir Bu muayenelerin hangi aralıklarla yapılmasını önerirsiniz? Muayene olmak isteyen kişilerin hasta olmaması ve kendilerini sağlıklı hissetmeleri halinde yılda bir kez muayene olmaları yeterlidir. Muayene sonrasında her şey yolundaysa doktor bir sonraki muayenenin zamanını belirler. Çoğu durumda 2-3 yıl sonra yeniden muayene yeterlidir Peki kaç yaşından sonra muayene olmalı? Herhangi bir şikayet ya da sorun yoksa yaklaşık 18-20 yaşlarından sonra koruyucu muayenelere başlanabilir. Yaş ilerledikçe bu muayenelerin önemi daha da artıyor. Koruyucu check-up muayenesi her zaman erken tanıya yönelik bir taramadır. Dünyada kabul görmüş standartlar var. Örneğin 40 yaş üstü kadınlara meme bezi muayenesi, 50 yaş üstü kişilere ise en az bir kez gastroskopi ve kolonoskopi muayenesi yapılması önerilmektedir. Bu yaklaşım halihazırda uluslararası tıbbi protokollerde yer almaktadır. Endokrinoloji için de bu tür standartlar mevcuttur. Belli bir yaştan itibaren yılda en az bir kez kan şekeri tespiti, lipit profili, tiroid hormon testi, D vitamini analizi vb Sizin de çocuklarınız var mı? Evet elbette. Çocuklar da bize yöneliyor. Ama şu anda asıl mesele şikayetlerin olup olmadığıdır. Çocuğun vücudunun farklı özellikleri vardır. Eğer çocukta herhangi bir sorun yoksa özel ilaç tedavisine gerek yoktur. İlaçların çoğu çocuklarda araştırılmamıştır. Sadece yaşam tarzı önerileri. Doğru beslenme, hareketlilik, uyku düzeni vb. gibi konulara dikkat edilmelidir. Obezite, jinekomasti, şeker hastalığı, erken başlangıçlı tansiyon, metabolik sorunlar, boy kısalığı, prolaktinoma, cinsel sorunlar vb. çocuklarda en sık görülen sorunlar arasındadır. bahsedebiliriz Peki kadın ve erkekler hormonal sağlıklarını korumak için hangi önleyici muayeneleri yaptırmalı ve günlük yaşamlarında nelere dikkat etmelidir? Bakü'de belki de en az ilaç yazan doktorlardan biriyim. Uyuşturucudan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Bir insan için en büyük "ilacın" doğru yaşam tarzı ve sağlıklı beslenme olduğuna inanıyorum. Yiyeceklerimiz mümkün olduğunca doğal ve organik olmalıdır. Yapay gıdalardan ve fast food ürünlerinden uzak durmalısınız. Şeker sandığımızdan daha sinsi bir düşmandır. Bu nedenle şekerli yiyeceklerden uzak durmak önemlidir. Ayrıca önleyici muayeneler de oldukça önemlidir. Herkesin yılda en az bir kez genel sağlık muayenesinden geçmesi gerekir. Bu incelemeler oldukça basit ve ulaşılabilir analizlerdir. Örneğin erkeklerde kalp muayenesi, kadınlarda meme muayenesi, kadınlık hormonlarının incelenmesi, ultrason muayeneleri gibi tetkikler önemlidir. Çünkü birçok hastalık gizlice gelişir. Örneğin bir kişi 10 yıl boyunca diyabetle yaşayabilir ve bunun farkında olmayabilir. Tiroid bezi hastalıklarında da aynı durum ortaya çıkar. Bu nedenle koruyucu muayene çok önemlidir ve herkesin en az bir kez endokrinolog muayenesinden geçmesi gerekir Memurlar, şarkıcılar ve milletvekilleri arasında hastalarınız oldu mu? Yetkililer, milletvekilleri ve çeşitli alanlardan tanınmış kişiler arasında çok sayıda hastam var. İsimlerini anmayı doğru bulmuyorum. Bu durum doktor-hasta ilişkisinde gizliliğin korunması açısından önemlidir. Kim olursa olsun her hastamız bizim için kıymetli ve değerlidir Peki hiç sağlıkla ilgili bir sorununuzu onlarla paylaştınız mı? Bu konu Milli Meclis'te gündeme getirildi mi, tartışıldı mı? Evet, böyle durumlar vardı. Zaman zaman bazı konular tartışıldı ve gündeme getirildi. Ben de elimden geldiğince bazı sorunlara dikkat çekmeye çalıştım. Özellikle diyabet hastalarına ilaç temini konusunda görüşlerimizi paylaştık. Bazı durumlarda hastalar bazı ilaçlara erişimde zorluk yaşamakta ve eski ilaçlar halen kullanılmaktadır. Ancak daha modern ve etkili ilaçlara geçiş önemli. Genel olarak, diyabet ve yüksek tansiyon gibi yaygın hastalıklar için ilaç tedariğinin daha erişilebilir olması gerekmektedir. Azerbaycan'ın bu alanda yeterli potansiyeli var ve bu fırsatların daha yaygın şekilde kullanılmasının mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu tür konuları gündeme getirmek bazen cesaret ister ama asıl amaç halkımızın daha iyi tıbbi bakım almasıdır. Mümkün olduğu kadar bu yönde fikrimi belirtmeye çalıştım Milli Meclis'te temsil edilmeyi, milletvekilliğine aday olmayı düşündünüz mü? Bu konuda defalarca arkadaşlarımdan, yakın arkadaşlarımdan öneriler aldım. Açıkçası işimden çok memnunum. Her gün onlarca ciddi hasta başvuruyor ve ben doktor olarak işime daha faydalı olduğumu düşünüyorum, sanatımı seviyorum. Şu anda fahri doktorum, dünyanın önde gelen 10'dan fazla tıp derneğinin asil üyesiyim ve Azerbaycan'daki iki büyük derneğin (EDTTA, ANDOP) yönetim kurullarında temsil ediliyorum. Aynı zamanda 5 protokol kitabının (2'si Türkiye Cumhuriyeti'nde) ortak yazarıyım. Ayrıca bu alanda başka faaliyetlerim de var. Doktorluğumun yanı sıra genç doktorların eğitimlerine de ders veriyorum ve katılıyorum. Dolayısıyla ben milletvekili olursam bu çalışmaları kim sürdürecek diye düşünüyorum. Henüz bunu düşünmüyorum Ama gelecekte bunu düşünüyor musun? Geleceği tahmin etmek zordur. Her şey olabilir, hayat devam ediyor. Ama bugün için öyle bir planım yok Milletvekili arkadaşlarınız veya tanıdıklarınız var mı? Elbette var. Mesela Cebrayil ilçemizin vekili Ceyhun Memmedov benim sınıf arkadaşımdır, aynı sınıfta okuduk, anısını çok severim, çocukluk arkadaşımdır. Aynı zamanda Sağlık Komisyonunda temsil edilen milletvekillerinin çoğunu tanıyorum. Birçok milletvekili, onların yakınları ve aile bireyleri hastam oldu. Onlarla dostane ilişkilerimiz var ve yeri geldiğinde tartışıyoruz. Yakın dostum, eski vekil, saygıdeğer profesör Rufat Guliyev'in, Meclis Sağlık Komisyonu Başkan Vekili Rashad Mahmudov'un adını da anabilirim Uzun yıllardır tıp alanında çalışan biri olarak en çok hangi lideri veya bakanı öne çıkarırsınız? Bu biraz sosyal ve hassas bir konu. Gerçek şu ki, birçok alanda zorlukların yanı sıra bazı eksiklikler de mevcut. İnsanların arzusu çok basittir: İyi yaşamak, kaliteli hizmet görmek ve sorunlarının çözüldüğünü görmek. Memnun olmadığımız anlar oluyor. Ama asıl önemli olan bu sorunların ortadan kalkması ve insanların daha iyi hizmet almasıdır. Fırsat buldukça görüş ve önerilerimi ilgili kişilerle paylaşıyorum. Faaliyetlerinden memnun kaldığım kurumlara gelince ASAN hizmetini örnek alırım. Bana göre bu kurum Azerbaycan'da insanlara uygun, esnek ve kaliteli hizmet sunan başarılı modellerden biridir. Gerçekten insanların işini kolaylaştırıyor ve birçok alana örnek sayılabilecek bir hizmet formatı oluşturmuş durumda. Başka alanlarda da olumlu örnekler var. Ancak genel tablo hala yapılması gereken çok şey olduğu yönünde. Halkımız çok zor günler geçirdi, şehitler verdi, büyük acılar yaşadı. Böyle bir millet ihmal edilmemelidir. Bana göre bir insanın ülkesini sevmesinin en iyi yolu işini dürüst ve profesyonelce yapmaktır. Hekim iyi davranmalı, öğretmen iyi ders vermeli, bakan da görevini layıkıyla yapmalıdır. Elbette sorunlar var, bunu herkes görüyor ve yapılan işler halk tarafından takdir ediliyor. İdeal bir toplum yoktur ve her şeyin ideal olmasını beklemek doğru olmaz. Halkımız dünyadaki en iyi yaşamı, en iyi sosyal güvenliği, her şeyin en iyisini hak ediyor. Çünkü çok çalışkan, yetenekli ve ülkesini seviyor

Kaynak: modern.az

Diğer Haberler

Azərbaycanda hər 10 nəfərdən biri diabetdən əziyyət çəkir - MÜSAHİBƏ | Tenqri