Alessandro Fanetti'den çok çarpıcı "NATO" analizi! ''Çok kutuplu yükseliş...''
Avrasya ve Akdeniz Araştırma Merkezi (CESEM) Uzmanı Alessandro Fanetti, Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından organize edilen “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansına katılarak uluslararası güvenlik politikaları, ittifakın tarihsel misyonu ve değişen dünya düzeni üzerine kapsamlı

Avrasya ve Akdeniz Araştırma Merkezi (CESEM) Uzmanı Alessandro Fanetti, Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi tarafından organize edilen “Dünyada Güvenlik ve NATO” konferansına katılarak uluslararası güvenlik politikaları, ittifakın tarihsel misyonu ve değişen dünya düzeni üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Etkinlikte söz alan Fanetti, yaklaşan NATO zirvesi öncesinde küresel sisteme eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşılması çağrısı yaparak medeniyetler arası işbirliğinin önemine dikkat çekti Yaklaşan NATO zirvesi öncesinde küresel topluma mevcut duruma dürüstçe bakma çağrısı yapan Fanetti, örgütün kuruluş amacını şu sözlerle sorguladı: "Savunma amaçlı bir ittifak mıdır? Benim cevabım hayır. Maalesef hayır." Destekçilerinin örgütü kolektif savunmaya adanmış bir yapı olarak tanımlamasına karşın tarihsel kayıtların çok daha karmaşık bir gerçekliği ortaya koyduğunu belirten İtalyan uzman, NATO'nun üye ülkelerin toprakları dışında yürüttüğü büyük askeri operasyonları hatırlattı. 1999 yılında Yugoslavya'da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin izni olmadan gerçekleştirilen bombalama harekâtını, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından başlayan ve örgüt tarihinin en uzun askeri müdahalesi olan Afganistan operasyonunu ile 2011'deki Libya müdahalesini örnek gösterdi. Başlangıçta bir insani yardım misyonu olarak duyurulan Libya operasyonunun, Kuzey Afrika'yı ve Akdeniz'i de etkileyen kalıcı bir istikrarsızlığa yol açtığına dikkat çeken Fanetti, ''Dünyanın büyük bir bölümünde NATO algısı bu yöndedir; aslında bir güç aracı, bir güç göstergesi olarak görülüyor." ifadelerini kaydetti Uluslararası alandaki bu askeri ve siyasi tartışmaların ülkelerin iç siyasetinde de yankı bulduğunu belirten Fanetti, kendi ülkesi İtalya'daki durumu örnek verdi. NATO'nun İtalya'da "Gladio'nun gölgesi" olarak adlandırıldığını ifade eden Fanetti, ''Gladio operasyonu, Soğuk Savaş sırasında kurulan ve resmi olarak gizli olan bir arka plan yapısıydı. Sovyet işgali durumunda acil bir durum ağı olarak oluşturulmuştu ve varlığı on yıllarca kamuoyundan gizlendikten sonra bilinir hale geldi. Ancak burada gerçekten benzeri bir şey mevcut muydu, değil miydi sorusu var.'' dedi Fanetti'ye göre, Gladio hakkındaki tartışmalar salt tarihsel bir vaka olmaktan çıkarak istihbarat yapıları, askeri ittifaklar, ekonomik çıkarlar ve demokratik kurumlar arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir boyuta evrildi. Güvenlik kuruluşlarının ve savunma sanayisinin artan etkisine işaret eden uzman, ''Uluslararası politikaların şekillendirilmesinde çeşitli endüstrilerin, lobi ağlarının, düşünce kuruluşlarının ve stratejik politika çevrelerinin rol oynadığı dile getiriliyor. Bu yorumları kabul etsek de etmesek de bunların hepsi önemli bir soruna işaret ediyor: Biz ülkelerde şeffaflığı, hesap verebilirliği ve sivil denetimi nasıl sağlayacağız? Uluslararası güvenlik ve müdahalelerle ilgili kararlar nasıl alınır? Bu soru, özellikle de askeri ittifakların gelecekteki rolü tartışılırken, hızla değişen bir dünyada önemini son derece korumaktadır." ifadelerini kullandı Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından küresel çapta yeni bir barış döneminin başladığına dair oluşan beklentilere de değinen Fanetti, siyaset bilimci Francis Fukuyama'nın "tarihin sonu" tezinin bu yanılgıyı yerinde bir şekilde özetlediğini savundu. İki kutuplu dünyanın ortadan kalktığını ancak yerine işbirlikçi bir uluslararası düzen kurulamadığını belirten Fanetti, sistemin Amerika Birleşik Devletleri'nin üstünlüğü ile karakterize edilen tek kutuplu bir yapıya dönüştüğünü anlattı Bu süreçte NATO'nun mevcut düzeni korumaya yönelik başlıca bir araca dönüştüğünü belirten Fanetti, ''Ne yazık ki bu düzen sıklıkla ABD tarafından, NATO ve diğer müttefiklerin desteğiyle sürdürülmektedir ve dünyanın dört bir yanında bununla karşılaşıyoruz. Birinci olarak, çeşitli alanlarda stratejik bir hakimiyet kurulması yoluyla bu gerçekleştiriliyor. İkinci olarak, stratejik hakimiyetin nesnel olarak mümkün olmadığı durumlarda ise 'böl ve yönet' yaklaşımı devreye sokuluyor. Tüm bunlar tabii ki askeri müdahaleler de dahil olmak üzere baskıcı önlemler yoluyla yapılıyor. Tabii bu süreç içinde birçok eleştirmen, Soğuk Savaş sonrası dönemin aynı zamanda artan bir şekilde geliştiğini ve varlığını sürdürdüğünü dile getiriyor. Bazıları bu yapıyı 'askeri, sanayi ve güvenlik yapılanması' olarak adlandırıyor; kurumların, savunma sanayisinin, stratejik araştırma merkezlerinin ve politika aktörlerinin oluşturduğu bir ağdan bahsediyor. Uzun vadeli güvenlik önceliklerinin belirlenmesinde bunların önemli olduğu vurgulanıyor. Tercih edilen terminoloji ne olursa olsun, bu yapıların niteliği birçok ülkede kamuoyu tartışmalarının önemli bir konusu haline gelmiş durumdadır." ifadelerini kaydetti Tarihin durağan olmadığını ve adım adım yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığını belirten Fanetti, Çin ve Rusya gibi ülkelerle birlikte küresel çapta çok kutuplu bir dünya vizyonunun şekillenmeye başladığını aktardı. Diğer devletlerin de küresel ilişkilerde daha fazla stratejik özerklik arayışına girdiğini ifade eden uzman; BRICS+, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Sahel Devletleri İttifakı gibi uluslararası kuruluşların son yıllarda kazandığı ivmeye dikkat çekti Bu direniş örneklerinin yanı sıra onlarca yıl süren yaptırımlara rağmen İran'ın siyasi gidişatını dikte etmeye çalışan dış müdahalelere direndiğini ve bölgesel dinamiklerde önemli bir aktör konumunu sağlamlaştırdığını anlattı. Benzer şekilde Küba'nın da coğrafi sınırlarını aştığını belirterek ''Aslında Latin Amerika'nın siyasi hayal gücünde Küba sadece bir ülke olarak kalmıyor, bir ülkenin ötesine geçiyor. Egemenliğin, kendi kaderini tayin etmenin ve dış baskılara karşı direncin sembolü haline geliyor. Dolayısıyla Küba'ya yönelik herhangi bir tehdit, kıta genelinde birçok kişi tarafından bir tehdit olarak algılanmakta ve bu durum sadece bir adayı ilgilendiren bir anlaşmazlık olmaktan öteye geçip bölgesel bir meydan okuma olarak da değerlendirilebilir. Halklar ve toplumlar, baskıdan uzak bir şekilde kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptir. 1959'dan beri hepimize başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyorlar. Bütün bunlar aslında dünyanın neresinde olursa olsun geçerlidir.'' ifadelerini kullandı Fanetti, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) ile ALBA-TCP gibi girişimlerin bölgesel entegrasyonu sağladığını ve bölgeyi yeni çok kutuplu dünyanın taraflarından biri haline getirdiğini vurguladı Çok kutuplu bir dünyaya geçişin karmaşık ancak nihai aşamasını durdurmayı amaçlayan küresel bir çatışma yaşanmadığı sürece geri döndürülemez bir süreç olduğunu belirten Fanetti, konferansa ev sahipliği yapan Türkiye'nin bu denklemdeki yerine özel bir parantez açtı. Türkiye'nin çağdaş jeopolitikte eşsiz bir konuma sahip olduğunu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz etkinliği bağlamında stratejik bir noktada durduğunu hatırlattı. Avrasya bağlamında ve yeni dünyaya geçişte öncü rol oynamak için gerekli birçok imkânın Türkiye'de mevcut olduğunu vurgulayan Fanetti, "Türkiye'nin kilit bir rol oynayabileceğini ve oynaması gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade edebilirim." sözleriyle değerlendirmesini paylaştı Türkiye'nin yeni dünya düzenine entegrasyonuna değinen Fanetti, Ankara'nın uluslararası arenada herhangi bir kısıtlama olmaksızın hareket edebilme kapasitesine dikkat çekti. Ülkenin hem kendi çıkarlarını koruduğunu hem de daha adil bir dünya için çalıştığını ifade ederek "Türkiye'nin bu çok kutuplu dinamik içine tam olarak dahil olmasıyla, yeni bağlar ve kısıtlamalar olmadan tüm kozlarını oynayabilecek bir yapıda olduğunu söyleyebilmemiz lazım. Gerçekten dünyada önde gelen bir taraf olma özelliğinde; jeopolitik bir referans noktası olarak küresel arenadaki rolü de bunu gösteriyor. Ankara da tabii ki bunun önemli bir noktasını temsil ediyor. Hem kendi faydasına hem de diğer herkes için, daha adil ve güvenli bir dünyaya hizmet edebilmek adına bunlar mümkündür." dedi Türkiye'nin NATO üyesi olmasına rağmen dış politikada bağımsız bir çizgi izlediğini belirten Fanetti, Ankara'nın kriz bölgelerindeki arabulucu rolüne vurgu yaptı. İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli'nin yakın dönemdeki bir açıklamasına atıfta bulunan uzman, şunları kaydetti: "Türkiye bugün bir NATO üyesi ancak defalarca uluslararası ilişkilere yaklaşımında belirli noktalarda bağımsızlık da sergilemiştir. Sıklıkla sorun yaşayan aktörlerle diyaloğu sürdürmüş, küresel anlaşmazlıklarda taraflarla bir araya gelmiş ve bir taraftan da ulusal çıkarlarını savunmaya çalışmıştır. Bu stratejik özerklik, önümüzdeki yıllarda çok daha önem kazanabilir. İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli'nin yakın zamanda yaptığı açıklamalarda da biliyorsunuz şu ifadeler yer alıyor: 'Suriye ve Türkiye, İsrail için İran'dan daha büyük bir tehdit oluşturuyor.'" Bölgedeki tansiyona ve halkların yaşadığı yıkıma işaret eden Fanetti, küresel güvenliğin askeri blokajlarla sağlanamayacağını belirterek yeni bir düzen çağrısı yaptı: "Ortadoğu'nun büyük gerilimlerle karşı karşıya olduğu bu dönemde bölgenin ihtiyacı olan şey yeni savaşlar değil; diyalog, diplomasi, karşılıklı saygı ve egemenliğe dayalı güvenlik düzenlemeleridir. Bölge halkı çatışmalardan yeterince acı çekti. Onun için şu anda gereken şey tahakkümden uzak, istikrarı garanti edebilecek bir çerçeve kurmak ve bunu zorlama olmaksızın, işbirliğiyle yapmaktır. Peki insanlar rekabet, askeri blokajlar, yaptırımlar ve benzeri unsurlar üzerine kurulu sistemlere güvenmeye devam edebilir mi? Yoksa egemen eşitliğe ve barışçıllığa dayalı, gerçekten çok kutuplu bir düzene doğru ilerlemenin zamanı geldi mi? Bence buradaki cevap çok açık. Dünya güvenliği hegemonya yoluyla veya kalıcı yönetim biçimleriyle inşa edilemez. Bu düzen tek bir ulusun, tek bir ittifakın ya da tek bir bloğun gücüyle var edilemez." Uluslararası sistemde çok taraflı diyalog ve çeşitliliğin kabulü yönünde adımlar atılması gerektiğini aktaran Fanetti, ünlü İtalyan düşünür Antonio Gramsci'nin sözleriyle değişen dünya dinamiklerine ilişkin bir uyarıda bulundu. Ortak bir gelecek inşa etme sorumluluğunun altını çizen uzman, konuşmasını şu şekilde noktaladı: "Diğer herkesin kendi geleceğini belirleme hakkı vardır. İstikrarlı bir uluslararası düzen; denge, saygı ve insanların çeşitliliğinin kabulünü gerektirir. Bu bir tehdit değil, bir güçtür. Sistem tek kutupluluğa değil, medeniyetin çoklu tarafları ve merkezleri arasında diyaloğa gitmelidir. Sonu gelmek bilmeyen çatışmalara değil, insanlık için ortak bir geleceğe yönelmelidir. Burada Antonio Gramsci'nin onlarca yıl önce belirttiği gibi: 'Eski dünya ölüyor, yenisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve ışık ile karanlık arasındaki bu zıtlıkta canavarlar doğuyor.' Canavarların gelip gelmemesini ve bunun yerine barış ve istikrar dolu bir geleceğin hüküm sürmesini sağlamak hepimizin sorumluluğudur


