ABD hegemonyası intihar ediyor: Yeni küresel fetret devri ve kâğıttan kaplan NATO
Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYAMER) tarafından İstanbul’da düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı”nda küresel sistemdeki kırılmalar masaya yatırıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Pax Americana'nın çöküşüyle birlikte dünyanın sancılı bir küresel fetret devrine

Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYAMER) tarafından İstanbul’da düzenlenen “Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı”nda küresel sistemdeki kırılmalar masaya yatırıldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Pax Americana'nın çöküşüyle birlikte dünyanın sancılı bir küresel fetret devrine adım attığını belirten Güvenlik Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erenel; ABD'nin artan hakimiyet maliyetlerini karşılayamayarak hegemonyasını intihara sürüklediğini, NATO'nun ise derin bir varoluşsal krizin içine hapsolduğunu aktardı Küresel sistemin taşları yerinden oynarken, dünyanın gözü değişen güç dengelerine, sarsılan ittifaklara ve artan jeopolitik gerilimlere çevrilmiş durumda. 26-27 Haziran 2026 tarihinde İstanbul'da düzenlenen konferansın 2. oturumunda konuşan Prof. Dr. Fahri Erenel; Amerikan hegemonyasının çöküşünü, NATO'nun yapısal krizlerini, Doğu Akdeniz'deki enerji savaşlarını ve Ortadoğu'da kurulan yeni jeopolitik denklemleri detaylarıyla değerlendirdi. "Savaş pandemisinin" hızla yayıldığı bu yeni dönemde, uluslararası hukukun yerini güç odaklı bölgesel inisiyatiflerin aldığını belirten Erenel, dikkat çeken açıklamalarda bulundu Dünyanın içinden geçtiği tarihi kırılmaya dikkat çeken Prof. Dr. Fahri Erenel, eski düzenin fiilen bittiğini vurgulayarak şunları aktardı: "Dünya ülkelerinin ABD ile olan ilişkilerini analiz ettiğimizde, ABD'nin doğrudan müdahalesini, CIA operasyonlarını veya yönetimlere yönelik güvenlik politikası baskılarını net bir şekilde görüyoruz. Özellikle Güney Amerika'da ABD'nin ilgilenmediği, müdahil olmadığı tek bir ülke bile yok. Geriye kalan ülkelerin büyük bir kısmında ise Amerikan askeri üsleri, silah sistemleri ve radar tesisleri konuşlanmış durumda. Geçmişte ABD'nin belirleyici olmadığı bir güvenlik mimarisinden söz etmek mümkün değildi. Ancak şu aşamada ABD'nin yavaş yavaş bu merkezî konumunu kaybettiğini ve NATO'nun da varoluşsal bir krizin içine sürüklendiğini net bir şekilde söyleyebiliriz." Uluslararası hukukun işlevini yitirdiğini ifade eden Erenel, sözlerine şöyle devam etti: "Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un 'NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti' ve ABD eski Başkanı Trump'ın 'NATO kağıttan bir kaplandır' şeklindeki ifadeleri, durumun vahametini ortaya koyuyor. İki önemli lider bu tespitleri yapıyorsa, artık 'NATO yaşayacak mı, çökecek mi?' tartışmasının ötesine geçmemiz gerekiyor. ABD'nin öncülük ettiği eski düzen ölmüştür; şu an tam anlamıyla küresel bir fetret devri yaşıyoruz. Pandemi şokları, Avrupa'da patlak veren savaş, enerji güvenliği krizi, korumacılık eğilimleri ve kurumsal aşınmalar, hep bu yeni düzenin doğum sancılarıdır. Gramsci'nin de ifade ettiği gibi, eski ölüyor ve yeni olan doğmaya çalışırken bu tür krizler yaşanıyor. Küresel bir 'metastaz' halindeyiz ve uluslararası hukuk artık işlemiyor, tamamen belirli güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir aparata dönüşmüş durumda." Küresel silahlanma harcamalarındaki rekor artışa ve Almanya gibi aktörlerin dış politikalarındaki köklü değişikliklere değinen Erenel, "savaş pandemisi" kavramını şu sözlerle değerlendirdi: "Dünya çok ciddi bir kaynak krizinin ortasında. Çip meselelerinden enerjiye, suya, gıdaya ve kritik minerallere kadar uzanan derin bir kriz var. Bu durum, elit manipülasyonları ve etik sınırları aşan politikalarla birleştiğinde şeffaflıktan uzak krizler doğuruyor. Ben bu duruma 'savaş pandemisi' adını veriyorum. Tıpkı biyolojik bir salgın gibi, savaş ve çatışma kültürü de ülkeler arasında hızla yayılıyor. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre, dünya silahlanma harcamaları 3 trilyon dolarla son on yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Almanya'nın on yıllar sonra ilk kez Rusya'yı açık bir tehdit olarak ilan etmesi ve devasa bir silahlanma bütçesi ayırması, bu pandeminin Avrupa'nın merkezine ulaştığının kanıtıdır." ABD'nin, kurucusu olduğu sistemin yıkıcısına dönüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Erenel, hegemonyanın intihar sürecini şöyle özetledi:"Diğer yandan ABD, kurucusu olduğu sistemin yıkıcısına dönüşmüştür. İstikrar ve liyakatin yerini ideolojik bölünmeler ve siyasi tasfiyeler aldı. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu Pax Americana çöktü. Charles Kindleberger'in 'Hegemonik İstikrar Teorisi'ne göre dünyanın istikrarı için bir lidere ihtiyaç vardır ancak bu liderliğin ciddi bir maliyeti bulunur. ABD artık bu 'hakimiyetin maliyetini' kaldıramıyor. Körfez'de baş edemeyince Avrupalılara 'gelin bana destek olun' demeye başladı. Ortadoğu'dan gücünü çekeceğini söylerken aynı anda küresel operasyonlarını sürdürmeye çalışıyor ama başaramıyor. Kısacası Amerikan hegemonyası kendi kendini tüketiyor, intihar ediyor. Karşımızda yorgun bir hegemon ve onun boşalttığı alanları adım adım dolduran Çin, Rusya, İran ve Türkiye gibi yükselen çok kutuplu güçler var." Washington yönetiminin Avrupa'dan kısmen çekilerek Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da yeni bir cephe açtığını aktaran Erenel, bu jeopolitik mimarinin yaratacağı tehditleri şu sözlerle dile getirdi:"ABD, son dönemde 'Fulcrum Doktrini' dediğimiz yeni bir jeopolitik dayanak noktası arayışına girdi. Avrupa'dan kısmen çekildiğini iddia etse de Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'ya tam anlamıyla çöreklenmiş durumda. Geçmişte vekil güç olarak devlet dışı grupları ve terör örgütlerini kullanıyordu, ancak bunun maliyetinin yüksek olduğunu fark etti. Artık yeni dönemde doğrudan merkezi devlet kurumlarını muhatap alıyor. Irak, Suriye ve Lübnan'ı birbirine bağlayan tek bir enerji ve ticaret koridoru olan 'Dört Deniz Projesi' gibi inisiyatifleri hayata geçirmeye çalışıyor. Telekomünikasyon sistemleri ve uydu ağlarıyla (Starlink vb.) bu ülkeleri teknolojik olarak kendisine bağlayarak Ortadoğu'yu sadece askeri güçle değil, enerji ve iletişim altyapılarıyla kontrol altında tutmayı hedefliyor." Türkiye'yi çevreleme stratejilerine de işaret eden Erenel, kurulan enerji koridorlarıyla ilgili şunları söyledi:"Doğu Akdeniz'de ise Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden (GKRY) oluşan '3+1 Mimarisini' devreye soktular. ABD'de çıkarılan 'Doğu Akdeniz Geçit Yasası', bu bölgedeki enerji sistemlerinin hukuki ve altyapı zeminini hazırladı. Bu hamlelerin tamamı Türkiye'ye ve bölgedeki Çin etkisine karşı kurgulanmıştır. Türkiye'nin Irak ile yürüttüğü Kalkınma Yolu Projesi'ne karşı, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nu (IMEC) İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlamak istediler. Dedeağaç'taki Amerikan üssü, Yunanistan ve Fransa'nın askerî anlaşmaları, İsrail'in GKRY üzerindeki artan etkisi; tüm bunlar Türkiye'yi çevreleme stratejisinin temel parçalarıdır." Yeni denklemlerde klasik diplomasinin yerini asimetrik diplomasiye bıraktığını belirten Prof. Dr. Erenel, İran'ın ABD ve İsrail karşısında uyguladığı stratejiyi şu ifadelerle değerlendirdi: "Tarihte 14. yüzyılda İngiltere ve Fransa arasında başlayan asimetrik diplomasi kavramı, bugün yeniden uluslararası ilişkilerin merkezine oturdu. Klasik diplomasi dönemi kapandı; artık asimetrik savaşın diplomasiye yansıdığı bir süreçteyiz ve İran bunu çok başarılı bir şekilde uyguluyor. ABD'nin Pentagon içindeki stratejik tutarsızlıkları, askeri liyakat eksikliği ve sistemik felç hali, yüksek teknolojili konvansiyonel gücünü düşük maliyetli asimetrik tehditler karşısında çaresiz bırakıyor." İsrail'in içinde bulunduğu çıkmaza dikkat çeken Erenel, değerlendirmelerine şöyle devam etti:"İran, kendi belirlediği stratejik aklıyla direniş güçlerini yok ettirmedi; aksine Tahran ve Hizbullah şemsiyesi altında koruyarak İsrail'in yalnızlaşmasını ve krizin İsrail'in aleyhine devam etmesini sağladı. Asimetrik diplomasi bağlamında bu son derece kritik bir hamledir. Bu süreçten en zararlı çıkan isim Netanyahu oldu. İsrail medyasında yayınlanan anketler, Netanyahu'nun bölgedeki bu çatışma sürecinden büyük bir mağlubiyetle ayrıldığını ve siyasi desteğinin ciddi şekilde eridiğini açıkça ortaya koyuyor." Son olarak konferansın ana gündemlerinden biri olan NATO'nun yapısal durumunu masaya yatıran Erenel, ittifakın bir "kâğıttan kaplan" olup olmadığı yönündeki soruya net bir yanıt vererek şunları aktardı: "Kesinlikle öyledir. NATO'nun söylemlerinde demokrasi, hürriyet ve kolektif savunma gibi illüzyonlar yaratılır. Ancak NATO'nun ilk Genel Sekreteri Lord Ismay'ın çok dürüst bir itirafı vardır: 'NATO; Amerikalıları içeride, Rusları dışarıda, Almanları ise aşağıda tutmak için kurulmuştur.' Bu felsefe hiç değişmedi. Küresel gerçekliğe baktığımızda NATO; küresel finans kapitalizminin muhafızlığını yapan, siyonist genişlemeciliğe kalkan olan ve post-kolonyal jandarmalık görevini üstlenen bir aparattır. Birleşmiş Milletler bu sistemin sivil örtüsü ve insani yardım maskesiyken, sivil maskenin yetersiz kaldığı durumlarda NATO askeri bir sopa olarak devreye girer. Kosova ve Libya'da bunun nasıl kanlı operasyonlara dönüştüğünü hepimiz gördük." Bugün NATO'nun operasyonel bir çıkmazda olduğunun altını çizen Prof. Dr. Fahri Erenel, sözlerini şöyle tamamladı:"Bugün NATO operasyonel bir çıkmazdadır. İsveç ve Finlandiya'nın katılımıyla Rusya sınırı 400 kilometreden 1400 kilometreye çıktı. NATO'nun eksi 60 derecede, bu kadar geniş bir cephede savaş yapabilme ve o devasa orduyu lojistik olarak idare edebilme kapasitesi yoktur. ABD ordusu tek bir tank modeli (Abrams) kullanırken, Avrupa'daki NATO ülkelerinin ordularında 17 farklı tank modeli bulunuyor. Ortada ne bir standart var ne de ortak bir vizyon. Daha çarpıcı bir örnek vereyim: Tatbikatlarda 40 tonluk modern tanklar Doğu Avrupa'daki köprülerden geçemedi; çünkü o altyapı İkinci Dünya Savaşı öncesinin 24 tonluk tanklarına göre inşa edilmişti. Sahada böylesine ciddi altyapı ve lojistik felaketleri yaşayan, yönetilemezlik kriziyle boğuşan bir ittifakın stratejik özerklikten bahsetmesi mümkün değildir. Fişi çekilme noktasına gelmiş, fiilen kağıttan bir kaplana dönüşmüş bir yapıdan söz ediyoruz."


